Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Türkiye Diyanet Vakfı tarafından düzenlenen "Uluslararası 4. İyilik Ödülleri" programında Türkiye'nin 81 ilinden gelen il müftülerine hitap etti.

Konuşmasına "Dünyanın farklı ülkelerinden, kıtalarından Türkiye'ye teşrif eden bütün misafirlerimize 'hoş geldiniz' diyorum. Sizleri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, milletin evinde, bu gazi mekanda ağırlamaktan şahsım, milletim adına büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu yıl dördüncüsünü tevdi ettiğimiz iyilik ödüllerinin ve İyilik Haftası'nın ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum" diyerek başlayan Erdoğan, ödül töreni için Diyanet teşkilatına da teşekkürlerini iletti.

Erdoğan, dört sene önce "Dünyayı iyilik değiştirecek" sloganıyla bu çalışmaya öncülük eden eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'e de gayretleri için şükranlarını sundu.

Uluslararası İyilik Ödülleri'nin, ihdasından bu yana geçen sürede insanlar arasında bir iyilik halkasının oluşmasına vesile olduğuna inandığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bunun yanında ödülümüz Diyanet İşleri Başkanlığımızın ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın da en prestijli projelerinden biri haline geldi. Bu ödüller hem ülkemizde hem de dünyanın farklı köşelerinde gayret gösteren iyilik neferlerine umut, cesaret ve güç verdi. Bu ödüller vesilesiyle bizler de birbirinden değerli hayır faaliyetlerinden haberdar olduk, gerçekten göz yaşartıcı hikayelere şahitlik ettik.

Etrafımızda yaşanan onca savaşa, şiddete ve insanı insanlığından utandıran vahşet görüntülerine rağmen, dünyanın dört bir ucundan gelen iyilik hikayeleriyle sevindik, gururlandık, ümitlerimizi tekrar yeşerttik. Gerek bu projenin serpilip büyümesine, gerekse şu muhteşem kardeşlik atmosferinin tesisine katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum."

"GÖRDÜKLERİMİZ BİZE İSTİKBALİMİZ ADINA UMUT AŞILIYOR"

Ödül alan hayat hikayelerine işaret eden Erdoğan, "İnsan olarak bizi diğer varlıklardan ayıran temel hasletlerin halen diri olduğunu gösteriyor. Buradan gördüklerimiz bize istikbalimiz adına umut aşılıyor, güven veriyor. Her biri diğerinden kıymetli bu hikayelerde halen iyilik pınarlarının çorak gönülleri sulamaya devam ettiğine şahit oluyoruz" dedi.

Erdoğan, bin 500 hikaye arasından seçilen, bu seneki ödüllere layık görülen, çevresinde "hayat tamircisi" olarak bilinen, engelli hayvanlara kendi imkanlarıyla bugüne kadar 200 protez yapan 22 yaşındaki Mardin Derikli Hasan Kızıl'ı tebrik etti.

Eğitim, tarım ve çevre alanındaki özgün çalışmalarıyla Türk milletinin hayırseverliğini, Afrika'nın çorak topraklarına taşıyan Sevde Sevan Usak'ı tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

"Kütüphaneye çevirdiği dükkanıyla mahallesindeki çocuklara kitap okuma aşkını aşılayan Üsküdarlı Kanber Bozan kardeşime, Kanada'nın Montreal şehrindeki küçük lokantalarını ihtiyaç sahipleri için Halil İbrahim sofrasına dönüştüren Yahya Hashemi ile Ala Abdelrazaq Jabur kardeşlerimi, 'komşusu açken tok yatan bizden değildir' hadisini rehber edinerek, kardeşlik seferberliğine öncülük eden Suriyeli muhacirlere ensar olan Doktor Mahmut Karaman beyfendiyi, yetim bir peygamberin ümmeti olarak yetim ve öksüzlere sahip çıkan, hayatını sürdürdüğü Amerika'da soğuk odalarda ölümü bekleyen onlarca çocuğa sıcak bir yuva sunan 'yetimlerin babası' Libyalı Muhammed Bzeek kardeşimi, vazife yaptığı tarihi Hasan Paşa Camisi'ni, sokak çocuklarının ve sokakta kalanların rehabilitasyon merkezine çeviren Levent Uçkan hocamızı... Velhasıl bu yıl iyilik ödüllerini tevcih ettiğimiz tüm kardeşlerimizi şahsım ve milletim adına gönülden tebrik ediyorum."

Sezai Karakoç'un "Kalbinde merhamet adlı bir çınar olan" ifadesini hatırlatan Erdoğan, tüm iyilik neferlerine ve hayır öncülerine şükranlarını sundu.

Erdoğan, hayırseverlere "Dünyanın dört bir yanında diktiğiniz bu iyilik fidanlarının uzun yıllar meyve vermeye devam edeceğine inanıyorum" diyerek seslendi.

"AFRİN'E GİRDİK, GİRİYORUZ ÇOK FAZLA BİR ŞEY KALMADI"

Bu yılki vefa ödülünün de çok anlamlı bir yere gittiğini gördüğünü vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Vefa ödülünün milletimizin göz bebeği, istiklalimizin ve istikbalimizin teminatı, bölgemizdeki mazlumların muhafızı kahraman Mehmetçiklerimize takdim edilmesinden de büyük bir memnuniyet duydum. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla hem vatanımızın güvenliğini temin ediyor hem de terör örgütlerinin zulmüne maruz kalan kardeşlerimizin yardımına koşuyor.

İşte son birkaç gündür Afrin'den yansıyan insanlık dışı manzaraları sizler de görüyorsunuz. Sivilleri canlı kalkan olarak kullanan, kurduğu tuzaklarla çocukları katleden terör örgütünün makyajı tel tel dökülüyor. Şu an itibarıyla 3400 teröristi etkisiz hale getirdik. Ne yaptık? Afrin'e girdik, giriyoruz çok fazla bir şey kalmadı. Ama biz işgal için girmiyoruz. Biz, Afrin'i oraların gerçek sahiplerine teslim etmek için giriyoruz."

Erdoğan, Batı medyasında moda ikonu edasıyla pazarlanan teröristlerin vahşi, gaddar ve katil yüzlerinin Afrin'de ifşa olduğunu söyledi.

Mehmetçiğin, Özgür Suriye Ordusu'yla birlikte teröristlerden temizlediği her toprak parçasıyla aynı zamanda bölge halkının geleceğini de kurtardığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"DEAŞ bahanesiyle coğrafyamıza biçilmeye çalışılan kefeni Allah'ın izni, milletimizin duası ve kahraman askerlerimizin mücadelesiyle paramparça ettik, ediyoruz. Bir asır önce nasıl emperyalist hevesleri kursaklarda bıraktıysak, bugün de aynısını tüm güney sınırımız boyunca yapacağız. Suriye sınırımız 911 kilometre. İnsanlıktan, adalet ve merhametten taviz vermeden, hakkımızda yürütülen kara propagandaya aldanmadan Afrin'i, Münbiç'i ve Suriye'nin kuzeyini bu katil sürülerinden tamamen temizleyeceğiz. Tüm bu toprakları Suriyeli kardeşlerimizin emniyet ve huzur içerisinde yurtlarına dönebilecekleri bölgeler haline getireceğiz. Böylece hem bölgedeki Kürt, Arap ve Türkmen kardeşlerimizi terör örgütlerinin zulmünden kurtaracak hem de Suriye'nin yeniden inşasına yönelik anlamlı bir adım atacağız."

"VAKFIMIZ, BİRBİRİNDEN KALICI ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Diyanet Vakfı'nın ülkenin en köklü ve yaygın müesseselerinden biri olduğunu vurgulayarak, Vakfın 43. kuruluş yıl dönümünü kutladığını belirtti.

Vakfın yarım asra yaklaşan mazisiyle gerek yurt içi gerek yurt dışındaki başarıları ve hayır hasenat faaliyetleriyle göğüslerini kabartan hizmetlere imza attığını dile getiren Erdoğan, "Dualarla, sadece Hakka ve halka dayanarak kurulan bu müessesemiz hamdolsun bugün dünyanın 140 ülkesinde vakıf geleneğimizin sancaktarlığını yapan bir abideye dönüştü. Bir avuç dert sahibi insanın yıllar önce attığı küçük adım; şimdi binlerce öğrenciye sahip çıkan, yüz binlerce mazlumun dertleriyle dertlenen, her yıl milyonlarca insana dokunan devasa bir hayır harekatının ve hareketinin adı oldu" dedi.

Türkiye Diyanet Vakfı'nın insanlığın ve İslam ümmetinin çok ciddi sıkıntılarla yüzleştiği bugünlerde dünyanın her yerinde dil, din, ırk, mezhep, meşrep farkı gözetmeden tüm ihtiyaç sahiplerinin yardımına koştuğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

"Vakfımız, sosyal yardımlardan eğitime, cami inşasından gönüllerin ihyasına kadar birçok alanda birbirinden değerli, birbirinden kalıcı çalışmalar yürütüyor. İslam Ansiklopedisi gibi muhteşem bir eseri ülkemize ve insanlığa kazandıran Vakfımız, medeniyetimizin yeniden inkişafı yolunda yaptığı hizmetlerle her türlü takdiri hak ediyor. 30 yıllık bir emeğin ürünü olan 44 ciltlik İslam Ansiklopedisi, cumhuriyet döneminin en muhteşem kültür hazinesi olarak şu anda değerlendirdiğimiz bir eserdir. Tabii birçok dilde tercümesi yapılmak suretiyle bu ansiklopedimiz insanlığın hizmetine sunulacak."

"BİLEREK KONUŞUN, BİLMEDEN KONUŞMAYIN"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mali'den Somali'ye, Kazakistan'dan Belarus'a, Moskova'dan Suriye'ye, Arakan'dan Amerika'ya kadar gittikleri her yerde, Türkiye Diyanet Vakfının çalışmalarına şahit olduklarını belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:

"Birileri Suriye'ye binlerce kamyon dolusu silah ve mühimmat gönderirken Türkiye Diyanet Vakfımız oraya binlerce kamyon insani yardım malzemesi gönderdi, gönderiyor. Kızılayımız aynı şekilde gönderdi, gönderiyor. AFAD'ımız aynı şekilde gönderdi, gönderiyor. Şimdi ben dünyaya sesleniyorum, peki siz ne yapıyorsunuz? Siz varil bombalarıyla bombalarla Doğu Guta'da binlerce çocuk, yaşlı, kadın bu insanları öldürürken, siz Suriye'nin genelinde 1 milyona ulaşan insan öldürürken ve öldüren insana sahip çıkarken, biz sadece mazlum ve mağdur olanlara yardım elini uzatıyoruz. Aramızdaki fark bu. Bize kalkıp akıl veriyorlar, diyorlar ki 'Sivil insanlar ölüyor'. Bilerek konuşun, bilmeden konuşmayın. Biz sivil insanları hiçbir zaman hedef almadık. Eğer sivilleri de hedef alsaydık Afrin çoktan düşmüştü beyler. O kadar hassas gidiyoruz ki aman siviller vurulmasın. Buna dikkat ediyoruz ama bunlarda böyle bir şey var mı, yok. Bunlar sivildi, sivil değildi, hiç fark etmez bombaları yağdırıyorlar. İşte bizi onlardan ayıran bu. Biz bu hassasiyetimizi yine aynen gözeterek yolumuza devam edeceğiz."

Erdoğan, birilerinin Suriye'de terör örgütlerine yardıma giderken, Diyanet Vakfı gibi kurumların ve Türk askerinin orada insanların yaralarını sardığını, oralarda adeta bir sivil savunma görevi icra ettiğini söyledi.

"Birileri mazlumların kanı ve gözyaşı üzerinden semirmeye çalışırken bizim kuruluşlarımız Suriye'den Irak'a kadar tüm insanlığın yüzünü ağarttı" diyen Erdoğan, kurulduğu günden beri "Hayrun Nas Men Yenfeun Nas (İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanıdır)" düsturuyla vakıf bünyesinde emek vermiş herkesi tebrik etti.

Vakıf mensupları, hayırseverler ve gönüllülerden ahirete irtihal edenlere Allah'tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı ve hayırlı ömürler dileyen Erdoğan, ödüle layık görülen örneklerin İslam'ın özünü, ruhunu da anlattığını söyledi.

İslam'ın ihsan, ahlak ve merhamet dini; cahiliye toplumundan asrısaadete geçiş yolculuğunun serdarı Hazreti Muhammed'in güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş bir merhamet elçisi olduğunu vurgulayan Erdoğan, kız çocuklarını katleden, kadınlara zulmeden bireylerin İslam ile müşerref olduktan sonra Hz. Ömer gibi adalet timsallerine dönüştüğüne dikkati çekti.

İslam'ın içkiyi su gibi tüketen, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan cahiliye toplumundan insanlığın kutup yıldızları sahabeler çıkardığını dile getiren Erdoğan, kibir, haset, cehalet, ve şirkle kararan kalplerin Kur'an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye'nin nuruyla aydınlığa ve felaha kavuştuğunu söyledi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

"Birilerinin son zamanlarda söyledikleri birçok şeyler var. Detaya, teferruata girmeyeceğim. Onların hepsi Diyanet camiasının inşallah ilgi alanındadır ve bu konularda zaten gereğini yapacaklar. Ama bir şey Akif'in dilinde kendini gayet güzel buluyor, bizim derdimiz, Müslüman olarak bizim hedefimiz; doğrudan doğruya Kur'an'dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı. Bizim için başka kapı yok. Tek kapı orası. Diğerleri boş, diğerleri lafügüzaf."

NEBEVİ DAVET VE İRŞAD METODU

Erdoğan, İslam'ın 23 yıl gibi kısa bir sürede yüz binlerce insana, geniş bir coğrafyaya ulaşmasını, nebevi davet ve irşad metodunun sağladığına işaret ederek, İslam dininin kısa sürede yayılmasının, en önemli sebeplerinden birinin Hazreti Muhammed'in tebliği yani insanlara dini anlatma yöntemi olduğunu söyledi.

Ali İmran Suresi'ndeki "Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi" ayetine dikkati çeken Erdoğan, "İşte bu Peygamberi metottur. Tebliğ metodudur. Aynı şekilde Nahl Suresi'nde Yüce Mevla'mız şöyle buyuruyor, 'Sen Rab'inin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.' Allahuteala bizlere müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdiği Peygamberimizin risalet vazifesindeki başarısını, onun yufka bir yüreğe, müşfik bir kalbe ve tatlı bir dile sahip olmasına bağlıyor."

Hazreti Muhammed'in "Ey Ayşe, Allah refiktir, yumuşak davranmayı sever. Sert davranış karşılığında vermediğini, yumuşaklık karşılığında verir. Allah bütün işlerde yumuşak davrananları sever" ve "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." hadislerini hatırlatan Erdoğan, bu hadisi şeriflerin, nebevi davet ve irşad metodunun nasıl olması gerektiğini açıkça gösterdiğini belirtti.

Bu ilahi prensiplerin, İslam'ı anlatırken nasıl hareket edilmesi gerektiğinin çerçevesini de çizdiğini vurgulayan Erdoğan, "Bu ilkelerin özellikle peygamberlerin varisleri olma şerefini üzerlerinde taşıyan alimlerimiz, ariflerimiz, hocalarımız için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Hem dinimize yönelik saldırıların hem de İslam'a ve Müslümanlara olan ilginin arttığı bir dönemde hocalarımızın irşad vazifelerini ifa ederken ve İslam'ı anlatırken çok daha dikkatli olmaları gerekiyor" diye konuştu.

"İLAHİYAT HOCALARIMIZ ALANI HİÇBİR ZAMAN BOŞ BIRAKMAYACAKLAR"

"Doğru, yerinden kalkıncaya kadar, yalan dünyayı dolanır gelir" atasözünü hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Öyleyse alanı boş bırakmayacağız. Az önce müftülerimizle bir sohbetimiz oldu, o sohbette de söyledim, burada da söylüyorum, tüm Diyanet camiamız, başta Din İşleri Yüksek Kurulumuz olmak üzere, Türkiye'nin dört bir yanındaki mensuplarıyla alanı hiçbir zaman boş bırakmayacaklar. Tüm ilahiyat fakültelerimiz, ilahiyat hocalarımız da alanı hiçbir zaman boş bırakmayacaklar. Ondan sonra 'Biz vazifemizi yaptık, ne oldu' diyemezler. Bunun çözüme uğraması için kesinlikle bu vazifenin yapılması lazım ki gelip birileri oraları işgal etmesin."

İletişim araçlarının bu derece geliştiği, internet, sosyal medya ve cep telefonunun hayatın her anına girdiği bir dönemde menfi haber, yorum ve ifadelerin çok daha hızlı yayıldığına işaret eden Erdoğan, soran ile sorulan arasında kalması gereken beyanların bir anda milyonlarca insana mal olabildiğine dikkati çekti.

İlgili ilgisiz birçok kişinin, bunları maksadı aşacak şekilde Müslümanları ve İslam dinini karalamak için kullanabildiğini vurgulayan Erdoğan, "Ben bu salonda bulunan müftü ve hocalarımız başta olmak üzere tüm alimlerimizin, tüm ilahiyatçılarımızın bu noktada azami hassasiyet göstermesini bekliyorum" çağrısını yaptı.

"DİBİNİ GÖRMEDİĞİMİZ KUYUYA ASLA DALMAYACAĞIZ"

"Cihan bağında ey aşık budur maksudu insü cin. Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin" dizelerini okuyan Erdoğan, irşad ve tebliğ vazifesinin kimseyi incitmeden, kimseden incinmeden, daima güler yüzle yerine getirilmesini istedi.

Erdoğan, "Bu süreçte İslam'ı anlatırken ne kınayıcının kınamasından korkacağız ne de din ve millet düşmanlarına istismar malzemesi vereceğiz. Bilhassa sosyal medyanın ve internetin parıltısına aldanmayacak, bu tür platformlara gönlümüzü kaptırmayacak, dibini görmediğimiz kuyuya asla dalmayacağız. Sözümüzün ağırlığını bir kuyumcu titizliliğiyle tartarak, güzel sözle güler yüzle birliğimiz ve sevgimizle insanları İslam'a çağırmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

İslam dünyasının ağır bir imtihandan geçtiğini vurgulayan Erdoğan, "Müslümanlar olarak birbirimize kenetlenmemiz, safları sıklaştırmamız, kardeşlik ve dayanışmayı yüceltmemiz gereken bir dönemdeyiz. Buradaki tüm kardeşlerimin şu gerçeği gördüğüne inanıyorum; birileri bizi ısrarla FETÖ, DEAŞ ve Boko Haram'ın temsil ettiği bu sapık din anlayışlarına mahkum etmeye çalışıyor. Sahih ve sahici İslam düşüncesi yerine ehlileştirdikleri, özünden ve ruhundan kopardıkları, işlerine gelince de rahatça kullanabildikleri bu yapıları bize adeta dayatıyorlar" diye konuştu.

"HUKUK İÇERİSİNDE BEDELİNİ ÖDEYECEKLER"

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminde Türkiye genelinde 251 şehit, 2 bin 193 gazi olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bunlar bizde yara, biz bunları unutmadık, unutmuyoruz ve unutmayacağız. Hukuk içerisinde de bunun bedelini ödeyecekler. FETÖ'nün 15 Temmuz gecesi döktüğü onca kana rağmen halen Batılı ülkelerde rağbet görmesinin, bu örgüte kol kanat gerilmesinin sebebi budur. Aynı şekilde DEAŞ'ın uzun süre bitirilmemesinin, DEAŞ'a katılımların önüne bilinçli bir şekilde geçilmemesinin nedeni de aynıdır. Batılıların jargonuyla söyleyecek olursak DEAŞ ve FETÖ, eski Roma'nın sembollerinden Janus'un biri doğuya diğeri batıya bakan iki yüzü gibidir, olay bu. Bir başka ifadeyle bu iki örgüt Müslümanların arasına sokulmuş içine de fitne gizlenmiş Truva atıdır. Her ikisinin de amacı bizi ifsat etmek, iman ve itikadımızı zehirlemektir."

FETÖ ve DEAŞ'ın, yegane kuruluş gayesinin Müslümanlara yönelik operasyonu kolaylaştırmak olduğunu söyleyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İslam ümmeti olarak artık şunu görmemiz gerekiyor; birileri bizi kendi dinimizin kavramlarıyla kendi dinimize mensup gözüken kadrolarla vurmaya çalışıyor. 'Yanlışın en tehlikelisi doğruya en yakın olandır' derler. Fark edilmesi en zor düşman bizim gibi giyinen, konuşan, görünendir. Mesele beyaz pirincin içindeki beyaz taşı bulup çıkarmaktır. Müslüman basiret ve feraset sahibi olarak bir kez ısırıldığı delikten bir daha asla ısırılmamalıdır. Hayır, eğitim cihat gibi dinimizce mukaddes olan kavramların birilerinin sinsi emellerine kolayca maske yapılmasına rıza göstermemeliyiz. Özellikle gençlerimizin elimizden kopartılıp alınmasına, üç beş şarlatanın elinde mankurtlaşmasına asla müsaade etmemeliyiz. Unutmayın modern Hasan Sabbah'ların sapık ve sapkın din anlayışlarıyla evlatlarımızı efsunlamasına, neo haşhaşilere çevirmesine izin vermemeliyiz.

Cihat gibi gerçekten çok önemli ve kapsamlı bir kavramın, gözünü kan ve vahşet bürümüş katil sürüleri tarafından coğrafyamızın yakılıp yıkılması amacıyla kullanılmasına seyirci kalamayız. Bunun için de din eğitimine çok büyük önem vermeliyiz. Din eğitim ve öğretimi çalışmalarının muteber kurumlar, vakıflar ve şahıslar tarafından yürütülmesini sağlamak zorundayız. Yüzyıllardır İslam coğrafyasını aşk ve ilimle ilmek ilmek dokuyan gönül erlerinin bu süreçte daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor."

"UNUTMAYALIM Kİ KAİNAT BOŞLUK KABUL ETMEZ"

Dini ilimler ve irşad faaliyetleri açısından gerçekten zengin ve mümbit bir kaynağa sahip olunduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Anadolu'yu vatan kılan sadece akıncılarımızın kılıç sesleri değil aynı zamanda dervişlerimizin de o 'hu, hu' nidalarıdır. Bu yurt bize Sultan Alparslan'ın, Fatih'in, Yavuz'un olduğu kadar Yunus Emre'nin, Molla Gürani'nin, Hacı Bayram Veli'nin, Akşemseddin'in de emanetidir. Bin yıldır onca saldırıya ve ihanete rağmen bu coğrafyada tutunmamızı sağlayan Kur'an ve sünnet ile kurduğumuz o muhkem bağdır. Bu noktada herkese önemli görevler düştüğüne inanıyorum. Hocalarımızın vaizlerimizin Kur'an kursu öğreticilerimizin evvela kendilerini çok iyi yetiştirmeleri sonra bu birikimlerini de her cinsiyetten, her yaştan insanlarımıza aktarmaları gerekiyor. Unutmayalım ki kainat boşluk kabul etmez. Siz milletimizi irşad etmezseniz, siz mahallenize, şehrinize, caminize sahip çıkmazsanız oralara bir başkası gelir çöreklenir."

Türkiye Diyanet Vakfı ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na çalışmalarında başarılar dileyen Erdoğan, bu yılın İyilik Ödülleri'ne layık görülenleri tebrik etti.

Dün uçak kazasında, bugün sabah da Çorum'daki trafik kazasında hayatlarını kaybeden 22 vatandaşa Allah'tan rahmet, ailelerine sabır dileyen Erdoğan, "Yurt dışından programımızı teşrif eden misafirlerimize vakıf ve dernek temsilcilerimize en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Milletimizi Türkiye Diyanet Vakfı gibi dünyanın dört bir tarafında hayır ve hasenatın sancaktarlığını yapan kurumlarımıza daha fazla sahip çıkmaya davet ediyorum. Rabb'im iyileri aramızdan eksik etmesin" diyerek sözlerini tamamladı.

TÖRENDEN NOTLAR

Ödül törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Binali Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ile 81 il müftüsü katıldı.

Törende ayrıca Avustralya, Bulgaristan, İran, Ukrayna, Afganistan, Cibuti, Filistin, Güney Afrika, Sudan, Tacikistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Arap Devletleri Temsilciliği Birliği, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ile çeşitli uluslararası kuruluşların temsilcileri yer aldı.

Hacı Bayram Camisi Başimamı Ahmet Karalı'nın okuduğu Kur'an tilaveti ile başlayan programda, hazırlanan "İyilik" filmi de davetlilere izletildi.

7 İYİLİK ÖNCÜSÜNE ÖDÜL

Yapılan değerlendirmeler neticesinde Türkiye'den ve yurt dışından bin 500 yaşanmış iyilik hikayesi içerisinden belirlenen 7 iyilik öncüsü hakkında hazırlanan videolar izlendi.

Daha sonra "İyilik Ödülü" almaya hak kazanan 7 iyilik öncüsüne ödülleri takdim edildi.

Bu kapsamda, Tanzanya'da çocukların ve kadınların eğitimine destek olan Sevde Sevan Usak, Mardin Derik'te yaşayan ve engelli hayvanlara kendi imkanlarıyla yürüteçle protez yapan Hasan Kızıl, bakkal dükkanının bir kısmını kütüphaneye çevirerek mahallenin çocuklarına kitap dağıtan, okudukları kitap karşılığında onlara istedikleri bir şeyi bedava veren Kanber Bozan ödüllerini aldı.

Kanada'nın Montreal kentinde Müslüman lokantasında "parası olmadığını" söyleyen herkese ücretsiz yemek veren lokanta sahibi Yahya Hashemi ile Ala Abdelrazaq Jabur, gündüzleri üniversitede hocalık yapan, geceleri ise evsizlere, kimsesizlere el uzatan bir yardımsever Mahmut Karaman'a ödülü takdim edildi.

Aslen Libyalı olan 1978 yılında ABD'ye göç etmiş ve o zamandan beri kimsesiz çocukları evlat edinen Muhammed Bzeek, Kadıköy Tarihi Hasanpaşa Camisi'nin din görevlisi, sokak çocuklarına ve sokakta kalanlara rehabilite çalışmalarında bulunan Levent Uçkan da ödülünü aldı.

Ödül için Diyanet İşleri Başkanlığı il ve ilçe teşkilatları, yurt dışı temsilcilikleri, Türkiye Diyanet Vakfının 140 ülkede iş birliği yaptığı kurumlar, internet ve medya taramalarıyla farklı dillerde bin 500 civarında hikaye, oluşturulan komisyonlar tarafından titizlikle incelendi.

TSK'YA VEFA ÖDÜLÜ

Diyanet İşleri Başkanlığı'nca, Türk Silahlı Kuvvetleri'yle (TSK) ilgili hazırlanan video salondakilere izletildi.

Ardından bu yılki "Vefa Ödülü", milletin birlik ve beraberliği, selameti için canını hiçe sayan kahraman Türk ordusu adına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar'a takdim edildi. Genelkurmay Başkanı Akar'a ödülü, Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi.