Son dakika haberi! 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Beştepe'de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Zeytin Dalı Harekatı'nın Türkiye'nin milli çıkarları ve güvenlik öncelikleri çerçevesinde başarılı bir şekilde yürütüldüğünü belirtti. Harekat kapsamında sabah itibarıyla 2 bin 940 teröristin etkisiz hale getirildiğini ifade eden Kalın, hedeflenen bölgelerin önemli bir kısmının yaklaşık yüzde 40 civarında kontrol altına alındığını, 100'ün üzerinde yerleşim biriminin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolü altında güvenli bir şekilde yönetildiğini söyledi.

Afrin'de terörle mücadelenin bütün güvenlik ve istihbarat birimlerinin başarılı çalışmalarıyla yürütüldüğünü vurgulayan Kalın, kahraman askerlere başarılar, şehitlere Allah'tan rahmet, gazilere acil şifa diledi. Kalın, özellikle MİT'in sahada ÖSO ve ona bağlı birimlerin koordinasyonu konusunda yoğun bir çalışmasının olduğunu dile getirdi.

Son dönemde Afrin operasyonunun DAEŞ ile mücadeleyi geciktirdiği yönünde birtakım beyanların geldiğini anımsatan Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Afrin'de yürütülen mücadele DEAŞ ile mücadeleye hiçbir şekilde engel değildir. Afrin operasyonu batılı ülkeler için de bir samimiyet testidir. Çünkü terörle mücadelede gerçekten samimiysek teröre karşı olan bütün çevrelerin Zeytin Dalı Harekatı'nı kayıtsız şartsız desteklemesi gerekir. Amaç Suriye topraklarının bütün terör örgütlerinden temizlenmesidir. PYD/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin Suriye topraklarında tamamen temizlenmesi konusunda tam bir uyum içinde hareket edilmesi gerekir. Müttefiklerimizden beklentimiz bu yöndedir.

Yine burada özelikle son günlerde gündeme gelen sivillerin Afrin'den çıkarılması konusunda YPG'nin ortaya çıkarttığı birtakım engeller var. Dün BM Sözcüsü de bunu kayda geçirdi. YPG/PYD bir müddettir Afrin'i bir ikinci Kandil yapmaya çalışmaktadır. İstihbarat bilgileri çerçevesinde bu çabanın yoğun bir şekilde devam ettiğini görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın sevk ve idaresi, TSK'nin yoğun çalışması ile Afrin'in ikinci bir Kandil olması engellenmiştir. Bundan sonra da buna müsaade edilmeyecektir."

Kalın, PYD/YPG'nin Afrin'deki sivillerin çıkmasını engellemeye çalışmasının amacının sivilleri canlı kalkan olarak kullanmak olduğuna dikkati çekti.

Bunun bir savaş suçu olduğunun bilindiğine işaret eden Kalın, "Türkiye'ye ve Afrin harekatına dönük eleştiriler getirmek yerine, müttefiklerimizin YPG/PYD terör örgütünün sahada yaptığı savaş suçu ihlallerini dikkate alması gerekir" ifadelerini kullandı.

"SAHADA GEREKLİ TEDBİRLERİ ALMIŞ BULUNUYORUZ"

YPG'lilerin Menbiç'ten Afrin'e kaydırıldığı haberlerine ilişkin Kalın, şunları söyledi:

"Bununla ilgili de gerekli resmi kanallardan girişimlerimizi yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Özellikle ABD'nin, kontrolünde hareket eden YPG/PYD güçlerinin Münbiç'ten Afrin'e kaydırılması konusunda mutlaka devreye girmesi ve bunu engellemesi beklenir. Bu bizim en doğal hakkımızdır. Bunu yaparlar yapmazlar ayrı bir şey ama biz sahada gerekli tedbirleri almış bulunuyoruz. İstedikleri kadar takviye güç kaydırmaya çalışsınlar Münbiç veya başka yerden Afrin'e. Bu konuda bizim kararlılığımız tamdır. İki hafta önce Halep civarından rejimde iltisaklı olduğu söylenen bazı gruplarında Afrin'e sızma girişimi oldu. Bunlar da akamete uğratıldı. Buradan YPG/PYD terör örgütünün dersler çıkarması gerektiğini düşünüyorum."

İbrahim Kalın, Birleşmiş Milletler'in 2401 sayılı karar çerçevesinde 30 gün boyunca Doğu Guta'nın merkezinde ateşkes ilan ettiğini anımsattı.

Son 10-12 gündür yaşanan hadiselerin ateşkesin tam manasıyla uygulanmadığını gösterdiğini, rejimin ihlallerinin devam ettiğini vurgulayan Kalın, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu gidişata dur demek için Sayın Cumhurbaşkanı'mız yoğun bir diplomasi girişimi başlattılar. Evvelsi gün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Cumhurbaşkanımız bugün öğleden sonra İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile görüşecek. Belki bunu başka telefon görüşmeleri takip edecek. Amacımız bu ateşkesin kapsamlı ve tutarlı bir şekilde uygulanması. Öncelikle rejimin bu saldırıları durdurması gerekiyor. İnsani yardımların oluşturulması için güvenlik koridorlarının oluşturulması ve insani yardımların ulaştırılması gerekiyor. Şu ana kadar bir konvoy ulaşabildi 50 araçlık. Ayrıca ateşkes süresinin 4-5 saatten 24 saate çıkarılması için girişimlerimiz devam ediyor. Doğu Guta bağlamında şunun altını çizmek isterim, bu konudaki hem bizim daha önce insani yardımlar konusunda yaptığımız çalışmalar hem de şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü diplomasi çalışmaları çerçevesinde netice almak için bütün imkanları seferber etmiş durumdayız."

Kalın, insanlığın vicdanının Türkiye'de attığını, Türkiye'nin dünyanın ilgisiz kaldığı Doğu Guta, İdlib ve Suriye'nin başka yerlerinde yaşanan insani drama dur demek için bütün imkanlarıyla harekete geçtiğini söyledi.

VİCDAN KONVOYU

Bir sivil toplum girişimi olarak ortaya çıkan, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde 50'ye yakın ülkeden katılımcının iştirakiyle gerçekleşen Vicdan Konvoyu'nun yarın Hatay'a ulaşacağına dikkati çeken Kalın, konvoyun orada özellikle Suriye'deki kadınların maruz kaldığı haksızlık ve kötü muameleleri protesto edeceğini aktardı.

Kalın, Vicdan Konvoyu'ndan bir heyeti de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul edeceğini bildirdi.

Yarın kutlanacak Kadınlar Günü dolayısıyla bu çalışmanın son derece anlamlı olduğunun altını çizen İbrahim Kalın, "Dünyanın hiçbir yerinde kadınların şiddete maruz kalmaması için bir seferberlik içinde olmamız gerekiyor. Suriye'de yaşanan dramı düşündüğünüz zaman bunun en büyük muhataplarının kadınlar ve çocuklar olduğunu dikkate aldığımız zaman bu yönde yapılan çalışmaları destekleyeceğimizi ifade etmek isterim" diye konuştu.

Kalın, Doğu Guta'ya ilişkin girişimlerinin devam edeceğini, Doğu Guta'ya insani yardımların ulaştırma konusunda Türkiye'nin ilgili kurumlarıyla bütün hazırlıkları yaptığını belirtti.

Doğu Guta'dan çıkarılacak sivillerin tedavi amacıyla Türkiye getirilmesi konusunda girişimlerinin olduğunu anımsatan Kalın, bunun gerçekleşmediğini ancak tekliflerinin hala açık olduğunu, bu konuda da hazırlıklarının bulunduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta dört ülkeyi kapsayan Batı Afrika ziyaretinde 20'nin üzerinde anlaşmanın imzalandığını anımsatan Kalın, özellikle Afrika ülkeleriyle Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda geliştirilmesi için sonuç veren bir ziyaret gerçekleştirildiğini vurguladı.

Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Afrika'da 26 ülkeyi ziyaret ettiğini, Afrika ziyaretlerinin bundan sonra da devam edeceğini belirtti.

Erdoğan'ın, "Afrika'yı en çok ziyaret eden dünya lideri" olduğunu ifade eden Kalın, Afrika vizyonu çerçevesinde bu yıl içerisinde belki ikinci bir Afrika seyahatinin olabileceğini de bildirdi.

Amaçlarının Afrika ülkeleriyle Türkiye arasındaki bu ilişkileri daha da derinleştirmek, yapabilecekleri çalışmaların kapsamını genişletmek olduğunu dile getiren Kalın, "Bu noktada Türkiye örnek olarak öne çıkıyor. Gittiğimiz hiçbir yere biz kolonyal sömürgeci bir geçmişle ve yükle gitmiyoruz. Bunu da gittiğimiz ülkelerde o ülkelerin hem resmi makamlarında hem de sıradan vatandaşlarında çok açık bir şekilde de görüyoruz. Bundan sonra da Afrika ile olan yoğun iş birliğimiz ve temasımız devam edecek" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iştiraklarıyla, 26 Mart Pazartesi günü "Türkiye-AB Zirvesi"nin gerçekleştirileceğine değinen Kalın, "Orada özellikle Türkiye'nin, AB üyelik süreci, Türkiye-AB ilişkilerinin diğer boyutları, vize liberalizasyonu, mültecilere yapılan yardımlar, yeni fasılların açılması ve Avrupa'da gündeme gelen diğer konular. Mesela yükselişe geçen ırkçılık, İslamofobi, nefret suçları gibi konular da etraflı bir şekilde ele alınacak" diye konuştu.

Kalın, AB üyeliğinin stratejik bir öncelik olarak görüldüğünün altını çizerek, şöyle devam etti:

"Fakat bunun hayata geçirilmesi için Avrupa Birliği'nin de üzerine düşen birtakım yükümlülükler var. Özellikle 2015 tarihli Türkiye-AB Mülteci Anlaşması'nın maddelerinin hayata geçirilmesi konusunda AB'den kaynaklanan çok ciddi gecikmelerin olduğunu biliyoruz.

Özellikle Suriyeli mülteciler için ayrılan fonların aktarımı konusunda bir süreç ilerliyor ama arzu edilen hızda ve etkinlikte değil. En azından ikinci 3 milyarın daha hızlı bir şekilde aktarılması, mültecilere ulaştırılması konusunda biz Türkiye olarak kendi aramızdaki çalışmalarımızı, koordinasyonumuzu aslında tamamladık. Şu anda AB'den gelecek bu fonlarla, bunun Suriyeli mültecilere ulaştırılması için gerekli çalışmaları AB makamlarıyla da yapmaya devam edeceğiz. Varna'da gerçekleşecek Türkiye-AB Zirvesi'nde bu konuyu da etraflı bir şekilde ele alacağız."

"IRKÇILIK VE NEFRET SUÇLARINDAN ENDİŞE DUYUYORUZ"

Avrupa'da yükselişe geçen nefret suçları, ırkçılık, İslamofobi ve ayrımcılığın endişe verici bir gelişme olmaya devam ettiğine işaret eden Kalın, birkaç gün önce Alman resmi makamlarının yaptığı açıklamada, sadece Almanya'da Müslümanlara ve iş yerleri, cami, ibadethane gibi yerlere yapılan saldırıların 2017'de 950 civarında olduğunun tespit edildiğini aktardı.

Kalın, bunun çok endişe verici bir sayı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Türkiye'de bir başka azınlığa karşı bu yoğunlukta saldırılar olsaydı, muhtemelen Batı dünyası bütün dünyayı ayağa kaldırırdı. Bunlarla ilgili onlarca, yüzlerce haberler, açıklamalar yapılırdı. Biz, Avrupa'da yükselişe geçen ırkçılık ve nefret suçlarından endişe duyuyoruz.

Özellikle kendisini demokrasinin, çoğulculuğun, toleransın merkezi, kalbi ve vatanı olarak gören Avrupa ülkelerinin bu konuya hakikaten ciddiyetle eğilmesi gerekiyor. Çünkü bu hareketler, Avrupa ana akım siyasetini de şu anda esir almaya başlamış durumdalar. Önümüzdeki 5, 10, 20 yıl içerisinde bu trendler böyle devam ederse, Avrupa belki de tanınmaz bir yer haline gelecektir." 

Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olduğunu hatırlatan Kalın, bu günü herkesin sahiplenmesi gerektiğini söyledi.

"Sadece o gün değil, her gün kadına yönelik şiddetin önlenmesi gerekir. Kadına yönelik kötü muamelenin önüne mutlaka geçilmesi gerekir." diyen Kalın, kadının bir insan olarak muamele görmesi için hem hukuki adımların atılması hem de toplumsal ve kültürel anlamda hassasiyetlerin sürekli canlı tutulması gerektiğini vurguladı.

Kalın, Türkiye'de özellikle bu konuda son 10 yılda çok önemli adımların atıldığına dikkati çekerek, kadınların haklarını teminat altına alacak önemli değişikliklerin yapıldığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde de yüzde yüz okur yazarlık seviyesine ulaşmak için okuma seferberliğinin başlatıldığını belirten Kalın, "Bu da çok başarılı bir şekilde devam ediyor. Geçtiğimiz birkaç hafta içerisinde bu kampanya çerçevesinde eğitim almak, okuma yazma kabiliyetlerini geliştirmek isteyenlerin başvuru sayısı 300 bine yaklaştı. Bu kampanyanın özellikle kadınların güçlenmesi ve bilinçlenmesi konusunda daha ciddi katkılar vereceğini, bu farkındalığı daha da toplumun farklı kesimlerine yayacağını ümit ediyoruz" dedi.

"BEKLENTİMİZ, FAİLLERİN BULUNUP, HUKUK ÖNÜNE ÇIKARTILMASIDIR"

Kalın, bir gazetecinin "Yunanistan'da Türkiye aleyhindeki gösterilerde Türk bayrağının yakılmasını, terör örgütünün böyle bir eylemi gerçekleştirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine şunları kaydetti:

"Atina'da 5 Mart'ta yapılan bir gösteride, ırkçı parti tarafından Türkiye Cumhuriyeti bayrağının yakılmasını nefretle kınıyoruz. Bu konuda girişimler de yaptık. Yunan makamlarından derhal bunların faillerinin bulunması ve hukuk önüne çıkartılması için beklentimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ülkeler arasında görüş ayrılıkları olabilir, farklı yorumlar olabilir ama bir ülkenin bayrağını yakmak bir nefret suçudur. Bununla ilgili de Atina Büyükelçimiz başta olmak üzere, Dışişleri Bakanlığımız, ilgili bütün birimlerimiz Yunan makamları nezdinde girişimlerde bulundular. Beklentimiz bu hadisenin faillerinin bir an önce bulunup, hukuk önüne çıkartılmasıdır."

Bir gazetecinin, "ABD Pentagon Sözcüsü'nün Türkiye'nin arananlar listesindeki PKK'nın sözde üst düzey yöneticilerinden birini General Mazlum olarak tanımlaması nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine, Pentagon'dan zaman zaman orta ve alt düzey sözcülerin, bölge koordinatörlerinin bu tür açıklamalarının geldiğini söyledi. 

Amerikalı yetkililerin, üzerinde mutabık kaldıkları konulara muhalif açıklamalar yaptıklarını sıkça gördüklerini belirten Kalın, burada bir yönetim zafiyetinin ortada olduğuna dikkati çekti. 

PYD/YPG'nin mensubuna yönelik bu tür bir adlandırmanın, terör örgütünü meşrulaştırma çabası olduğuna işaret eden Kalın, bu konuda gerek Pentagon gerek Amerikan dış ilişkileri yetkililerine ve ilgili bütün birimlere bugüne kadar gerekli bütün bilgilendirmeleri yaptıklarını hatırlattı. 

Kalın, ortada bilgi eksikliği sorunu değil bir zihniyet ve bakış açısı sorunu bulunduğunu vurgulayarak, "Özellikle de bu tür açıklamaların kurmuş olduğumuz üçlü mekanizma toplantısının ilkinin hemen öncesinde yapılması da üzerinde mutabık kaldığımız konuların ciddiyetine gölge düşürmektedir. Bizim çağrımız, Pentagon'un sözcüsü kimin söylediği çok önemli değil, terör örgütünü meşrulaştırmaya dönük bu tür çabalarından artık vazgeçsinler, tavırlarını net bir şekilde ortaya koysunlar" ifadesini kullandı. 

Terör örgütünün bir mensubuna askeri sıfatla atıfta bulunmanın, bir terör örgütünü meşru bir devletle eşit tutmak anlamına geldiğine dikkati çeken Kalın, "Bu devletler hukuku açısından da ortada büyük bir skandalın olduğunu göstermektedir. Bu konuda onların şu sıfatla, bu sıfatla ifade etmeleri bizim için çok bir anlam ifade etmiyor. Biz sahada kendi ulusal güvenliğimiz çerçevesinde bu mücadelemize bundan sonra da devam edeceğiz" dedi. 

''DOĞU AKDENİZ'İ UZLAŞI BÖLGESİ HALİNE GETİRELİM"

İbrahim Kalın, Doğu Akdeniz'deki petrol aramaları konusunda ABD'nin yola çıkardığı gemiye Türkiye'nin de eşlik ettiği iddialarının hatırlatılması üzerine, Doğu Akdeniz'de petrol aramalarıyla ilgili kurulan bir rejim ve düzenin olduğuna işaret etti. 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, hem de Güney Kıbrıs'ın ortak bir çalışmayla, petrol arama faaliyetleri yapması yönünde baştan beri ortaya konulan bir prensip olduğunu hatırlatan Kalın, Rum tarafının bu ilkeyi sıkça ihlal ettiğini belirtti. 

Onlara ait bölgelerle ilgili bir sorunun olmadığını dile getiren Kalın, şöyle devam etti:

"Bizim tespit ettiğimiz kendi münhasır bölgelerimize çakıştığımız yerler var. Buralarda bir hukuksuzluk, ihlal olduğu zaman her zaman her yönden devreye girdik. Bundan sonra da bu ilkemiz değişmeyecek. Arama gemisinin oraya gelmesi meselesiyle ilgili bir sürecin ilerlediğini biliyoruz ama 6. filo henüz oraya gelmiş değil. Bunun henüz intikali gerçekleşmiş değil. Bu çerçevede bizim girişimlerimiz devam ediyor. 

Bir çağrı yapmak isterim; gelin Doğu Akdeniz'i bir çatışma ve ihtilaf bölgesi değil, bir uzlaşı ve ortak fayda bölgesi haline getirelim. Bunun için Kıbrıs'ta Türk tarafı ile Rum tarafı bu çizdiğimiz çerçevede ortak bir çalışma yapsınlar, biz de Türkiye olarak buna destek verelim. Bunun içerisinde Yunanistan olabilir, başka ülkeler olabilir, bununla ilgili bizim bir sorunumuz yok ama egemenlik haklarını ihlal edecek şekilde birtakım gayri kanuni yollardan oralarda arama çalışmalarına girerseniz bunun tabii ki sonuçları olur ve Türkiye de gerekli adımları atmaktan hiçbir zaman çekinmez."

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Salih Müslüm'e kırmızı bülten çıkarılması konusundaki başvuruya yanıt verilip verilmediği sorusuna karşılık, Salih Müslüm ve diğer kişilerle ilgili uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'nin talep hakkının olduğunu ve bu konuda Türkiye'nin gerekli hukuki gerekçelere de sahip olduğunu aktardı. 

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kaçan FETÖ'cülerle ilgili de Türkiye'nin girişimleri olduğunu belirten Kalın, "Türkiye'nin hakkında kırmızı bülten çıkardığı kişileri iade etmek için bu ülkelerin elinde yeterli hukuki gerekçe ve zemin bulunmaktadır. Bunun dışında yapılacak yorumlar, oyalamalar, geciktirmeler hukuki içtihat çabaları kararın daha ziyade siyasi olduğunu gösterir. Kırmızı bülten gayri ciddi bir mesele değil. Ciddi olarak çalışılan dosyaya ilgili bütün bilgilerin ve belgelerin konularak hazırlandığı bir taleptir. Interpole ve başka bir ülkeye gönderdiğimizde bu işleme konmasını beklemek en büyük hakkımız" dedi. 

Salih Müslüm'ün serbest bırakılmasına da ilişkin Kalın, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Salih Müslüm'ün Prag'da tutulması, bırakılması, Almanya'da ortaya çıkması vesaire... Aslında burada Avrupalıların da oturup düşünmesi lazım. Türkiye gibi bir müttefiklerinin terör örgütünün mensubu olarak gördüğü, ilan ettiği bir kişiye Avrupa sokaklarında, başkentlerinde böyle elini kolunu sallayarak imkan ve fırsat vermeleri ne anlama geliyor? Bunu kendilerine sormaları gerekiyor. Türkiye buna tepki gösterdiği zaman, 'Niye Türkiye bu konularda böyle sert tepki gösteriyor' diye bir tavır içinde olmamaları gerekiyor. Bu kişiler nereye giderse gitsin bu süreçleri izlemeye devam edeceğiz." 

"PUTİN'İN VERECEĞİ TALİMATLARIN SAKİNLEŞTİRECEĞİNİ BEKLİYORUZ" 

Doğu Guta konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede saldırıların sonlandırılması konusunda Rusya tarafından bir güvence verilip verilmediğinin sorulması üzerine Kalın, Doğu Guta'da Nusra gibi belli terör unsurlarının olduğunu belirterek, bunların Doğu Guta'dan çıkarılması halinde çatışmasızlık bölgesi olarak tayin edilmesinin mümkün hale gelebileceğini dile getirdi. 

Terör gruplarının ayrıştırılıp Doğu Guta'dan çıkarılmasıyla ilgili bir müddettir devam eden bir çalışma olduğunu belirten Kalın, bunun tam manasıyla hayata geçirilemediğini ifade etti. 

Kalın, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konuları Rusya Devlet Başkanı Putin ile detaylı bir şekilde görüştüğüne dikkati çekerek, şöyle dedi:

"Bu grupların buradan çıkarılması, insani yardımların ulaştırılması bir insani yardım koridorunun açılması ve ateşkes süresinin uzatılması konusuyla ilgili epey detaylı bir konuşma yaptı. Sayın Putin de bu konuda gerekli talimatları vereceğini söyledi. Önümüzdeki günlerde bunun somut neticelerini göreceğimizi umut ediyoruz. Yaklaşık 400 bin kişinin yaşadığı bölgede farklı grupların iç içe geçtiği meskun mahallerde bugün şu saatte şu iş çözülür demek zor. Özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımız Hakan Bey, bu konuyu Ruslar, İranlılar ve muhalefet kanadıyla yakın takip ediyor. Bütün unsurların bir araya getirilip bunun yapılması gerekiyor ki bu ateşkes sağlansın.

Sayın Putin'in verdiği talimatlar çerçevesinde önümüzdeki birkaç gün içinde ciddi bir sakinleşmenin gerçekleşmesini bekliyoruz. Cumhurbaşkanımızın bugün Ruhani ile yapacağı telefon görüşmesinde de temel konumuz bu olacak."

"BİZİM İÇİN STRATEJİK BEKA KONUSU"

Üçlü mekanizma toplantısı için Washington'a gidildiğini belirten Kalın, bu konuda Türkiye'nin beklentisinin belli olduğunu söyledi.

Kalın, zaman zaman Türkiye'nin Batı ekseninden uzaklaştığı Amerika ile ilişkilerini bozduğu yorumların yapıldığına değinerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu iki konu Amerika Birleşik Devletleri için taktik konular olabilir. Suriye'de YPG ve PYD'ye verilen destek onlar açısından taktik bir nitelik arz ediyor olabilir. Bizim için artık bunlar stratejik beka konusu haline gelmiştir. Türkiye'ye 30 yıldır savaşan bir terör örgütünün Suriye koluyla iş tutmak, onlara orada bir hayat alanı açmak stratejik maliyeti olan bir konudur. Türkiye bu konuda çok net bir tavır almıştır. Bundan asla vazgeçmeyecektir. Bizim yaptığımız görüşmeler konusunda bizim onlara sunduğumuz alternatif YPG/PYD dışında diğer aktörlerle stabilizasyon yerel bölgelerde, şehirlerde kasabalarda güvenliğin sağlanması hayatın normale dönmesi bunların YPG/PYD dışındaki gruplarla yapabilirsiniz. PKK'lı olmayan Kürtlerle, Türkmenlerle, Araplarla ve diğer gruplarla yapabilirsiniz biz bunun örneğini de gösterdik." 

Kalın Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde 2 bin 200 kilometrekarelik alanın temizlendiğini vurgulayarak, "Orada şu an PYD, YPG, DEAŞ ne de rejim var. Orayı yerel halk kendisi yönetiyor ve hayat normale dönmeye başladı. 150 binden fazla Suriyeli geri döndüler. Demek ki bu olabiliyor" ifadesini kullandı.

Beklentilerinin YPG'nin Fırat'ın doğusuna çekilmesi, Menbiç'ten ayrılması olduğunu aktaran Kalın, şunları kaydetti:

"FETÖ konusundaki beklentimiz de iade talebi dahil olmak üzere FETÖ'nün hem Türkiye'de işlediği suçlar hem de Amerika'da işlediği suçlarla ilgili, vize sahtekarlığı, para aklama okullar üzerinden yürütülen diğer operasyonlar bunlarla ilgili, artık Amerika Birleşik Devletleri'nin adım atması. Bu konuyu da arkadaşlarımız detaylı bir şekilde konuşacaklar umarım beklediğimiz yönde netice alırız. Bu ikinci oyalama taktiği olarak tecelli edecek olursa ilişkiler üzerinde olumsuz bir havanın esmesine de sebep olacaktır."

Bir basın mensubunun, "Erken yerel seçim veya genel seçim söz konusu mu?" sorusu üzerine Kalın, gündemlerinde erken seçim olmadığını belirtti. Kalın, "Seçim 2019'da hem yerel seçimler martta hem de genel seçimler kasım ayında gerçekleşecek. Şu anda bununla ilgili farklı bir durum söz konusu değil" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım'ın yaptığı açıklamaların açık ve net olduğunu dile getiren Kalın, "Bir erken seçim olur, olacak beklentileri ya da söylentileri üzerinden özellikle Zeytin Dalı Harekatı devam ederken, ekonomimiz belli bir istikrar yakalamışken böyle zihin bulandırıcı spekülasyonlara itibar etmemek gerekir" diye konuştu.

Kalın, devlet büyüklerinin yaptığı açıklamaların net olduğunu, bu konuyu her gün kurcalayıp erken seçim yaptırmaya çalışmanın mantıklı ve makul olmadığını söyledi.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin soruya karşılık Kalın, Başbakan Yıldırım'ın dün yaptığı açıklamanın kapsamlı ve net olduğunu söyledi.

Bu fabrikaların iyi işletilmediği ve zarar ettiği için özelleştirildiğini ifade eden Kalın, daha önce de benzer kurumların başarılı bir şekilde özelleştirildiğini aktardı. Kalın, bu kurumların kara geçtiğini, çalışan işçiler açısından da herhangi bir mağduriyetin söz konusu olmadığını hatırlattı.

Gıda güvenliğine ilişkin konuların da gündeme getirildiğini anımsatan Kalın, şöyle devam etti:

"Geçmişte de bununla ilgili Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının katı kuralları uyguladığını biliyoruz. Vatandaşın gıda güvenliğini şeker üzerinden tehlikeye sokacak herhangi bir uygulamaya, üretime müsamaha göstermesi, kabul etmesi, söz konusu değildir hiçbir zaman. Bunu kim hangi gerekçeyle söylüyorsa delilleriyle ortaya koyması gerekir. Dolayısıyla bu fabrikaların özelleştirilmesinin temel amacı verimlilik, üretkenlik açısından daha iyi bir noktaya taşınmasıdır. Bunların özelleştirilmesi gıda üretimiyle güvenliğiyle ilgili mevzuatın dışına çıkacakları anlamına asla gelmez. Tam tersine özel şirketler, kurumlar da bu kurallara, kanunlara tabidirler. Bu süreç bu çerçevede ilerleyecek. İnşallah güzel neticelerini de verimlilik, üretkenlik açısından hep birlikte görürüz."

"ÖNCELİĞİMİZ GÜVENLİĞİN SAĞLANMASI"

Astana süreci kapsamında İstanbul'da yapılması planlanan üçlü zirvenin tarihinin sorulması üzerine Kalın, Astana zirvelerinin devamı olan üçlü zirvenin İstanbul'da nisan ayı başında yapılacağını, tarih kesinleştiğinde kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti. Kalın, Suriye'deki genel gidişat, Doğu Guta meselesi ve diğer konularla ilgili önemli neticelerin alınacağı bir zirve olacağını vurguladı.

"Suriye'nin kuzeyinde sivillerle ilgili 170 bin kişilik bir kamp hazırlığı içinde olan AFAD ve Kızılay'ın hazırlıkları ne durumda?" sorusu üzerine Kalın, İdlib tarafında kamp kurulmasıyla ilgili çalışmaların devam ettiğini ifade etti. İdlib'de nüfusun yoğun olduğunu, orada yaşama tutunmaya çalışan insanların bulunduğunu anlatan Kalın, şartların iyileştirilmesi amacıyla kamp kurulması çalışmasının yapıldığını söyledi.

Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Orada önceliğimiz güvenliğin sağlanması. Güvenlik sağlandığı andan itibaren Atme'de olur başka yerlerde olur, bu kampların kurulmasıyla ilgili çalışmalarımız hemen hayata geçecek. Biz hazırlıklarımızı yaptık. Çünkü İdlib, çatışmasızlık bölgesi olarak, Türkiye'nin sorumluluğunda olan bölge. Şu ana kadar da 6 gözlem noktasını Türk Silahlı Kuvvetlerimiz orada tesis etmiş durumda, altı tane daha kaldı. Onlarla birlikte 12'ye çıkacak. Ama bu mültecilerin, sivillerin daha iyi şartlara kavuşturulması için kamp çalışmamız da orada devam ediyor. Beklentimiz, İdlib'de, Afrin'de, diğer bölgelerde güvenliğin sağlanıp orada hayatın normale dönmesiyle mültecilerin ülkelerine geri dönmesidir."

İbrahim Kalın, güvenliğin sağlanması halinde mültecilerin ülkelerine dönmeleri için de gerekli yardımın yapılacağını kaydetti.

"KESİNLİKLE BİR KÜRESEL TEPKİ GELECEKTİR"

"ABD Başkanı Donald Trump'ın, mayıs ayı ortasında İsrail'deki büyükelçiliği Kudüs'e taşıyacağına yönelik beyanatı var. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM bünyesinde atılımlarda bulundu. Bu kararın geçersizliği konusunda yeni atılımlar olacak mı?" sorusunu yanıtlarken Kalın, ABD'nin, büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması kararına ilişkin sürecin yaşandığını hatırlattı.

Kalın, Amerika'nın bu konuda yalnız kaldığını, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 128 ülkenin bu karar aleyhine karar aldığını söyledi. Kalın, ortaya çok ciddi bir küresel mutabakat çıktığını vurguladı.Bu konuda küresel vicdan ve hassasiyetin oluştuğuna dikkati çeken Kalın, şunları söyledi:

"Mayıs ayında ABD'nin bu uygulamasıyla birlikte kesinlikle bir küresel tepki gelecektir. Ülkelerden, STK'lardan, kamuoyundan gelecektir. Bu adım Filistin barış sürecini daha da çıkmaz hale getirecektir. Şu anda maalesef yürüyen bir Ortadoğu barış süreci de yok. İki devlette çözüm, lafzen dile getiriliyor. Ama bunun hayata geçirilmesiyle ilgili atılan tek bir adım bile yok. Tam tersi İsrail devleti, yeni yerleşim politikalarıyla iki devletli çözümü imkansız hale getirmek için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla bu sürece hiçbir şekilde katkı vermeyecek. Daha da içinden çıkmaz hale getirecek. Ama ABD'ye yönelik tepkileri de daha da artıracaktır. Bizim buradan çağrımız, bu anlamsız, lüzumsuz işten feragat etmeleri, uzak durmalarıdır. Bunu yapmaları halinde elbette Türkiye olarak bizim, İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın, diğer İslam ülkelerinin birtakım adımları olacaktır. Bununla ilgili çalışmalar da devam ediyor. Nasıl o süreçte konu BM'ye kadar götürüldü ve netice alındıysa bununla ilgili de bizim hem ülkeler olarak hem İslam İşbirliği Teşkilatı olarak atacağımız birtakım adımlar olacaktır. Amerikan yönetimine tekrar sağduyu çağrısı yapmak isteriz."