NTV

Cumhuriyet gazetesi davasında ikinci gün

ntv.com.tr, Anadolu Ajansı, DHA

Türkiye

Cumhuriyet gazetesi yönetici, yazarlar ve çalışanlarının yargılandığı davanın ikinci duruşması bugün görüldü. Duruşmada 5 sanığın savunmaları tamamlandı.

İlişkili Haberler

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakim karşısında...

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nce büyük salonda yapılan duruşmaya, tutuklu sanıklar Akın Atalay, Ahmet Şık, Bülent Utku, Kadri Gürsel, Mehmet Murat Sabuncu, Önder Çelik, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Güray Tekin Öz, Turhan Günay ve "jeansbiri'' hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu ile bazı tutuksuz sanıklar katıldı. Firari sanıklar Can Dündar ve İlhan Tanır gelmedi.

Çok sayıda avukat da duruşmada hazır bulundu.

CHP'li milletvekili Mahmut Tanal ve Can Dündar'ın eşi Dilek Dündar ile birlikte sanık yakınları ve çok sayıda yabancı basından temsilcileri de duruşmayı izledi.

Bu arada, izleyici sayısının çokluğu nedeniyle duruşma salonuna gelen bazı kişiler salon dışında kaldı.

SABUNCU: BÜTÜN GAZETECİLERE GÖZDAĞI DAVASI

Kadri Gürsel, Akın Atalay ve Musa Kart'ın ardından savunma sırası Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu'ya geldi.

Bu arada, Sabuncu'nun savunması sırasında yanında jandarma görevlilerinin bulunmasına avukatlar itiraz etti.

Bunun üzerine Murat Sabuncu, yanında jandarma olmadan savunmasına başladı.

Davanın 24 Temmuz günü, sansürün kaldırılışının günü başladığını belirten Sabuncu, "Cumhuriyet davası tüm gazetecilere bir gözdağı davasıdır. Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak ve cezaevine konmak. İddianamenizi 5 ay boyunca cezaevinde beklemek ve ilk kez savunma için 9 ay mahkemenin başlamasını beklemek. Biz bunların hepsini yaşadık" dedi.

"ESKİ EŞLER BİLE SORGUYA ALINDI"

Murat Sabuncu, "Bu davanın savcısı, bizi tutuklatan kişi FETÖ üyesi olmaktan ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Bize terör örgütüne yardım iftirası atılıyor. Biz tutukluyuz, bu savcı ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor tutuksuz ve işinin başında bulunuyor. Bizim işimiz gazetecilik, bize kalem bile verilmedi. Biz 31 Ekim günü tutuklandık. O günden bu yana 20 Cumhuriyet yazarı emekçisi gözaltına alındı, bunlardan 14'ü değişik zamanlarda cezaevine konuldu. Biz 200 kişiyiz, gazetede gazetenin yüzde 10'u gözaltına alındı, sorgulandı. Onunla yetinmedi iddianame, adı geçenlerin anneleri, babaları, eski eşleri bile hesaplarıyla beraber sorguya dahil edildi" diye konuştu.

"VAKIFTAKİLERLE ÇAY İÇMİŞLİĞİM YOK"

İddianamede Cumhuriyet Vakfı'nın ele geçirilmesi ile ilgili suçlandığını ifade eden Sabuncu, şöyle konuştu: "Hiçbir zaman vakfın üyesi olmadım. 'Vakfın ele geçirildiği tarih' olarak anılan 18 Şubat 2014 tarihinde ben Cumhuriyet'te çalışmıyordum. 6 ay sonra gazeteye geldim. O vakıftakilerin hiçbiriyle çay içmişliğim yok. Yani iddianame diyor ki 'Murat Sabuncu sen bu vakfı hiç tanımadığın kişilerle ele geçirdin."

"GAZETECİYE BUNU SÖYLEMEK ABESLE İŞTİGAL"

"28 yıllık gazeteciyim. 1 Eylül 2016'da Cumhuriyet'in Genel Yayın Yönetmeni oldum" diyen Murat Sabuncu, "Bizim gazetenin 'temas ve mesafe' felsefesi vardır. Bir gazeteci herkesle temas eder ama mesafesini korur. Bir gazeteciye 'Bunlarla görüştün.' demek saçmadır. Tamı tamına 215 bin 92 ByLock kullanıcısı var. Ben 13 ByLock kullanıcısıyla görüşmüşüm. Bu '18 binde 1' orana tekabül eder" diye konuştu.

"DOKUNANIN YANDIĞI ZAMANLARDI"

İddianamede, FETÖ üyeliğinden tutuklanan Odatv davasının eski hakimi Mehmet Ekinci ile konuştuğu yönündeki iddialara da değinen Sabuncu, şunları söyledi: "Ben Mehmet Ekinci ile konuşmadım en az 7 kere aynı mekanda buluştum. O sizin orada oturuyordu, ben de arkada seyircilerin ortasında oturuyordum. Kumpasçı Zekeriya Öz'ün gazetecilere açtığı davanın ne kadar haksız olduğunu düşündüğümüz için sokak sokak dolaştık. Hayatımda ilk defa Oda TV davasında karşılaştım. Benim bütün işim gücüm davada yargılanan arkadaşlarımdır. Ekinci o dönemde haber kaynağımdır, asla başka türlü bir ilişkimiz yoktur. Ahmet Şık, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu bu insanlar yargılanıyordu. O dönem bu insanların yanında durmak zordu. Ahmet Şık'ın deyimiyle 'dokunanın yandığı' zamanlardı."

İDDİANAMEDE YER ALMAYAN MANŞETİ GÖSTERDİ

Bu süreçte kendisine en zor gelen durumun "Cumhuriyet gibi laikliğin, demokrasinin savunulduğu gazetedeki insanlara terör suçlamasının yöneltilmesi" olduğunu kaydeden Sabuncu, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi darbecilerin gazeteleri bastığı esnada gazetelerinde beklediklerini anlattı.

Sabuncu, "Ne yapacağımız belliydi. 'Çözüm demokrasi' manşetimizdi. Darbeye karşı çıktığımız gün attığımız manşet, iddianame ve eklerinde yok" dedi.

Sabuncu, o tarihe ait gazeteyi mahkeme heyetine gösterdi.

Murat Sabuncu, başyazının da darbe karşıtı olduğunu ancak buna da iddianamede yer verilmediğini, attığı sosyal medyada da demokrasi yanlısı paylaşımlarda bulunduğunu ifade etti.

Sabuncu'nun ifadesini tamamlamasının ardından duruşmaya ara verildi.

Aradan sonra tutuklu sanıklardan Bülent Utku, savunmasını yaptı.

UTKU: CUMHURİYET GAZETESİ CESUR OLMA HAKKINI KULLANIYOR

Utku, insanların “cesaret hakkı"nın bulunduğunu belirterek, kendisinin de bu hakkı sonuna kadar kullanacağını anlattı.

Herkesten bu hakkı kullanmasının beklenemeyeceğini ifade eden Utku, "Ama bazı kişiler için bu hak, bir görevdir. Bu görevleri yerine getireceklerin başında da hukukçular ve gazeteciler gelir. Cumhuriyet gazetesi, bu 'cesur olma hakkını' kullanan gazetelerden biridir. Çekinmeden sözünü söyler. Objektif ve bağımsızdır. Aydınlanmadan yanadır. Aydınlanma ve söz söyleme uğruna çok bedeller ödemiştir. Bu uğurda mücadele eden Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok bu nedenle hedef alınmış ve katledilmiştir" diye konuştu.

AYDIN ENGİN'İN YAZISI

Utku, operasyonun başladığı tarihe kadar Aydın Engin'in "Cihanda Sulh Peki Yurtta Ne” başlıklı yazısı dışında Cumhuriyet gazetesine karşı FETÖ ve PKK ile ilgili olarak operasyon başlatmaya elverişli hiçbir yazı ve haberin olmadığını savunarak, şöyle konuştu: "Operasyona başlamak için Aydın Engin’in yazısı ile 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar arasında ilişki kurabilmek, ancak yasa, hukuk ve de mantık ile bir irtibatın kalmamasıyla olanaklıdır. Aydın Engin’in yazısı AKP’nin dış ve iç politikasını eleştiren bir yazıdır. AKP hükümeti, barışa yönelmeyen politikaları nedeniyle eleştiriliyor." 

BAŞSAVCIVEKİLİ: 45 DAKİKADIR İDDİANAMEYLE ALAKASIZ KONUŞULUYOR

Utku'nun savunmasını sürdürdüğü sırada araya giren duruşma savcısı İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Hacı Hasan Bölükbaşı, "45 dakikadır iddianameyle alakasız konuşuluyor" dedi.

Sanık avukatı da söz alarak 9 aydır tutuklu bulunan müvekkilinin ilk kez hakim karşısına çıktığını belirterek, savunmaya müdahale edilmemesini talep etti.x

SAVCIYA YANIT

Mahkeme Heyeti Başkanı Abdurahman Orkun Dağ'ın, "Savcı bey, esasa ilişkin şeyler duymak istediğini belirtiyor" demesi üzerine sanık Bülent Utku, "Savcı bey savunmamda 'Allah'ın sopası' başlıklı bölüm var. Sizinle ilgili. Biz nasıl FETÖ'nün ipliğini pazara çıkardıysak, siz de Fethullah Gülen'i nasıl koruyorsunuz onu anlatacağım. Sabredin" diye cevap verdi.

Savunmasına devam eden Utku, Cumhuriyet gazetesinin FETÖ ile ilişkilendirilmesine kimsenin inanmadığını öne sürerek, daha inandırıcı olmak için FETÖ suçlamasının yanına PKK ve DHKP/C ile ilişkili suçlamaların da eklendiğini iddia etti.

"İMZA YETKİM NEDENİYLE HEDEF ALINDIM"

Sanık Bülent Utku, Cumhuriyet Vakfı'nın yönetim kurulu üyesi ve Yenigün Haber Ajansı AŞ'de 2. derece imza yetkilisi olmasının yanında 1992 yılından bu yana gazetede aralıksız avukatlığını yaptığını belirterek, operasyonun başlangıcında, Yenigün AŞ’nin 2. derece imza yetkilisi olması nedeniyle hedef alındığını savundu.

"BALBAY İLE GÖRÜŞMEDİM"

İddianamede, CHP Milletvekili Mustafa Balbay'ın “Cumhuriyette FETÖ’cülükten Kürtçülüğe kadar her şey serbest, CHP milletvekilinin yazı yazması yasak" tweetinin de delil olarak sunulduğunu anlatan Utku, 2 Haziran 2017'de Silivri'de kendisini ziyaret eden Balbay'la görüşmediğini öne sürdü.

Utku, ByLock kullanıcıları ve haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünden dolayı soruşturma bulunan 6 kişiyle iletişim kaydının bulunmasından dolayı da suçlandığını anlatarak, "Telefonla aranmak, bir kişinin iradesine bağlı değildir. Kişi iradesinden bağımsız olarak herkes tarafından aranabilir. Arayan kişinin statüsünün önceden bilinmesine imkan yoktur. Telefonla aranan kişi, arayan kişinin FETÖ şüphelisi olduğunu veya ByLock kullanıcısı olduğunu bilemez. Bu durum aradığımız kişi için de geçerlidir. Bu tür iletişimlerin delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

"İDDİANAME" DİYALOĞU

Savunması sırasında FETÖ elebaşı Gülen ile aralarındaki davaya değinen Utku, haklarında açılan bir davanın iddianamesinin şu an duruşma savcısı olan Başsavcıvekili Hasan Bölükbaşı tarafından hazırlandığını anlattı.

Utku'nun savunmasının tamamlamasının ardından söz alan Bölükbaşı, yargılama konusu iddialarını bir kenara bırakıp savcıların tartışma konusu olarak gündeme getirildiğine dikkati çekerek, esasa ilişkin savunmanın yapılmadığını söyledi.

Bölükbaşı, 2015'in başına kadar basın suçları savcılığı yaptığını dile getirerek, "Gerek resen gerekse şikayet üzerine birçok soruşturma yaptım. Resen de açtığım soruşturmalarda birçok takipsizlik kararı verdiğim soruşturma oldu" dedi.

Bunun üzerine Utku'nun avukatı Ayhan Erdoğan, "Bülent sizi suçlamıyor, şahsınızla ilgisi yok, siz bizzat müvekkilim tanığısınız" diye konuştu.

Başsavcıvekili Bölükbaşı da sanık Bülent Utku'ya hitaben, verdiği binlerce kararın içinde bir kararı çıkarıp mahkemede delil olarak sunduğunu vurgulayarak, "Biz de yasal mevzuat çerçevesinde karar verdi��imizi düşünüyoruz. Diğer görev alan savcıların da ellerinden geldiğince yasal mevzuat çerçevesinde görevlerini yaptığını düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Sanık Bülent Utku da "Hasan Bölükbaşı'nın makamına çok gittim, centilmen bir savcıyla karşılaştım. Söylediklerim savcının kişiliğiyle ilgili değil. Ancak savcının iddianamedeki suçlamalara cevap vermediğimiz yönündeki görüşüne katılmam mümkün değil" dedi.

Utku'nun savunmasını tamamlamasının ardından mahkemeye heyeti duruşmaya yarım saat ara verdi.

ÖZ: HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMADIM

Aranın ardından savunma yapan Güray Tekin Öz, laik, demokratik bir Cumhuriyet için çaba gösteren gazetecilik ilkelerine ömrü boyunca sadık kalmış bir gazeteci olduğunu ifade etti.

Şeriatçı, darbeci terör yöntemlerini benimseyen örgütleri desteklediği, “üye olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım ettiği” iddiasını şiddetle reddettiğini kaydeden Öz, "Soruşturmayı açan yürüten savcının FETÖ ile ilişkili bir davadan yargılanıyor olmasını da iddianın mesnetsizliğinin önemli bir kanıtı sayıyorum. Hiçbir zaman bir terör örgütüne üye olmadım, herhangi bir terör örgütüne yardım olarak sayılabilecek bir eylem içine girmedim. İddianamede terör örgütleri ile ilişkili olduğuma dair tek bir somut kanıt bulunmamaktadır" şeklinde savunma yaptı.

"BYLOCK KULLANICISINA TELEFON ETMEDİM"

İddianamede, kendisinin ByLock kullanıcısı ile iletişim kurduğuna dair bir iddianın bulunduğuna da değinen Güray Öz, "Kısa ve öz söylemek istiyorum. Bir ByLock kullanıcısına telefon etmedim. Sözü edilen kayıt, telefon numarasının benden önceki kullanıcısına aittir. 2015 yılından sonra abone olduğum numaranın eski sahibinin iletişimidir. Benimle hiçbir ilgisi yoktur" ifadelerini kullanarak, abonelikle ilgili belgeyi sunduğunu söyledi.

Savcının kendi hakkındaki iddiaları tek tek ele almaya gayret ettiğini ifade eden Öz, tahliyesini ve beraatini talep etti.

ÇELİK: BASKI DÖNEMLERİNDE CUMHURİYET HEP HEDEF ALINMIŞTIR

Güray Öz'ün savunmasını tamamlamasının ardından Önder Çelik de, "Rejimler ne zaman temel değerlerinden uzaklaşsa, her baskı döneminde Cumhuriyet hep hedef alınmış ve hırpalanmıştır. Cumhuriyete 12 Mart'ta, 12 Eylül'de de baskılar uygulanmış, kapatılmış ve toplatılmıştır. Birçok yazarı öldürülmüştür. Çok yakın geçmişte 'Ergenekonculukla' suçlanmıştır. Şimdi ise FETÖ’cülükle suçlanmaktadır" ifadelerini kullanarak savunma yaptı.

Cumhuriyet gazetesinin önceden olduğu gibi bugün de laik, çağdaş, demokratik hukuk devleti ve Atatürkçü ilkeleri korumanın bilinci içerisinde yayınını sürdürdüğünü savunan Çelik, "Cumhuriyet gazetesi yayın hayatına başlamasından itibaren çok cesur bir gazete olmuştur, cesaretini her zaman için sürdürmüştür, sürdürecektir" dedi.

ŞIK: AİLELERİMİZLE GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ

Çelik'in savunmasını tamamlamasının ardından söz alan tutuklu sanık Ahmet Şık ise şunları kaydetti:

"Cezaevinde hak kısıtlaması var. Bizim bu hafta ailelerimizle açık görüş hakkımız vardı. Ancak buradayız. Mevzuat diyor ki; 'haklı gerekçelerle bunu telafi edemiyorsa cezaevi bu sorunu çözer.' Bunun için dilekçe yazdık. Olumlu yanıt alamıyoruz. Diyorlar ki; 'duruşmaya gitmeyin, burada kalın, o zaman görüş hakkınızı kullanırsınız'. Yani diyor ki 'ya benimsin, ya 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nin'. Bu sorunu sizin çözebileceğinizi düşünüyoruz. Önümüzdeki hafta ailelerimizle görüşme hakkını kullanmak istiyoruz."

İZLEYİCİLERDEN "TAHLİYE" TEPKİSİ

Ahmet Şık'ın beyanın ardından salonda bulunan izleyiciler, "tahliye, tahliye" diyerek, tepki gösterdi. 

GÜNGÖR:GÜLEN'İ HİKMET ÇETİNKAYA'DAN ÖĞRENDİM

Savunma yapan tutuklu sanık avukat Mustafa Kemal Güngör de, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu’nun usulsüz yöntemlerle ele geçirilmesi suçlamasını reddettiğini belirterek, "En başından beri savcılıkta, Sulh Ceza Hakimliğinde Vakıf Yönetim Kurulu seçimlerinin bu ceza davasıyla hiçbir ilgisi olmadığını, bunun hukuki bir ihtilaf olduğunu, ihtilafla ilgili hukuk davasının devam etmekte olduğunu anlattım" dedi.

Kendisinin 43 yıllık Cumhuriyet okuru olduğunu söyleyen Güngör, savunmasına şöyle devam etti:

"Fethullah Gülen’i 35-40 sene önce Hikmet Çetinkaya’nın yazılarından öğrendim. Öğrenmekle kalmayıp, Fethullah Gülen’in, hakkındaki yazılarla ilgili olarak Cumhuriyet gazetesi aleyhine açtığı onlarca davada gazetenin ve Hikmet Çetinkaya’nın avukatlığını yaptım. İroniye bakınız ki, şimdi Cumhuriyet Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyeleri olarak Hikmet Ağabey ile, yani kelimenin tam anlamıyla FETÖ’nün kitabını yazan Hikmet Çetinkaya ile birlikte FETÖ’ye yardım etmekle suçlanıyoruz. Türkiye’yi tanıyan, gazete okuyan, güncel olayları takip eden, objektif ve iyi niyetli davranan hiç kimse bu absürt iddiaya inanmaz."

Mahkeme heyeti, Güngör'ün savunmasını tamamlamasının ardından duruşmayı yarına erteledi.

Duruşmada 5 sanığın savunmasını tamamlamasıyla, toplamda 8 tutuklu sanık savunması yapmış oldu.

MAVİOĞLU: DÜNYANIN GÖZÜ BU DAVADA

Duruşmanın ikinci gününde de bir grup davaya destek olmak amacıyla İstanbul Adalet Sarayı'nın önünde toplandı.

"Cumhuriyet Davası Koordinasyonu" adına Ertuğrul Mavioğlu, açıklama yaptı.

Mavioğlu, bütün dünyanın gözünün bu dava üzerinde olduğunu dile getirerek, "Çünkü bu dava sadece Cumhuriyet gazetesinin 17 yazar, muhabir ve yöneticisinin yargılandığı bir dava değil. Bu dava, Türkiye'de demokrasinin varlığı ya da yokluğunun test edildiği, başta basın ve ifade özgürlüğü olmak üzere tüm dünyada kabul görmüş evrensel düzlemdeki hak ve özgürlüklerin kullanılıp kullanılmadığının sınandığı bir dava. Sadece bu da değil. Bu davanın sonucu Türkiye'de halkın haber alma hakkının önündeki engellerin ya da daha da perçinlenmesine ya da yıkılıp geçilmesine yol açacağı içinde önemli" diye konuştu.

Türkiye'de 150'nin üzerinde gazetecinin tutuklu olduğunu savunan Mavioğlu, OHAL döneminde KHK ile yüzlerce gazete, televizyon, radyo ve internet sitesinin kapatılarak, binlerce kişinin işsiz kaldığını ifade etti.

Mavioğlu, davanın sansürün kaldırılışının 109. yıl dönümünde başladığını hatırlatarak, "Tüm bu cenderenin orta yerinde, mesnetsiz, yalan ve düzmece iddialarla sürdürülürken, ilk iki günde yapılan savunmalar bile davayı boşa çıkarmaya yetti" dedi.

BAŞSAVCILIK’TAN SAVCIYLA İLGİLİ AÇIKLAMA

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, Cumhuriyet davası iddianamesinin FETÖ üyeliği ile suçlanan savcı tarafından düzenlendiği iddialarıyla ilgili "Bugün tarihi itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında düzenlenen bir siyasi partinin grup toplantısında, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde FETÖ / PKK / DHKP-C terör örgütlerine yardım suçundan yargılaması devam eden bir kısım Cumhuriyet gazeteci yöneticileri hakkındaki iddianamenin FETÖ üyeliğinden yargılanmakta olan bir cumhuriyet savcısı tarafından düzenlendiğine yönelik beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır" ifadelerini kullanıldı.

Söz konusu iddianamenin İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Mehmet Akif Ekinci ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından düzenlendiği vurgulanan açıklamada, "Adı geçenler hakkında ne Cumhuriyet Başsavcılığımızca ne de HSK Teftiş Kurulu Başkanlığınca yürütülmekte olan hiçbir soruşturma ve inceleme bulunmamaktadır" bilgisine yer verildi.

Öte yandan, eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Cumhuriyet davası soruştumasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Murat İnam’ın Selam Tevhid soruşturmasında yargılandığını ifade etmişti.

Bozdağ, "Tabii, bir davada yargılanan kişiye bu tür bir soruşturmanın verilmesini ben de bir talihsizlik olarak görüyorum. Olmaması daha doğrudur” diye konuşmuştu.

İSTENEN CEZALAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca hazırlanan 274 sayfalık iddianamede, sanıklar Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" suçundan ayrı ayrı 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik'in "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, sanıklar Bülent Utku, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya'nın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını öngörülüyor.

İddianamede, sanıklar Güray Tekinöz ve Turhan Günay'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 8,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Twitter'daki "jeansbiri" hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu'nun "silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla, firari sanık İlhan Tanır'ın "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, Ahmet Şık'ın "PKK ve DHKP/C'' silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

İddianamede, sanıkların FETÖ mensubu olduğu ve ByLock kullandığı gerekçesiyle tutuklanan veya firari durumda olanlarla yoğun irtibatları bulunduğu belirtilerek, Ahmet Kadri Gürsel'in 92 ByLock kullanıcısıyla, Aydın Engin'in FETÖ/PDY İştişare Heyeti Üyesi ve "İsrail İmamı" Harun Tokak, Mehmet Orhan Erinç'in FETÖ/PDY İştişare Heyeti Üyesi Halit Esendir, Can Dündar'ın Önder Aytaç, Ekrem Dumanlı, meslekten ihraç edilen eski savcı Muammer Akkaş ve 10 ByLcok kullanıcısıyla iletişim kaydının bulunduğu kaydediliyor.

Twitter'daki "Fuatavni" hesabının paylaşımlarının gazetede haberleştirildiği anlatılan iddianamede, şu değerlendirmede bulunuluyor:

"15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün yaşanmasından sonraki dönemde, sosyal medya üzerinden aynı yöntemi izlemeye devam eden silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin darbe girişimini bastıran kahraman Türk halkının birlik ve beraberliğini bozarak, toplumsal fay hatlarını harekete geçirmek amacıyla Ahmet Kemal Aydoğdu'ya ait 'jeansbiri' isimli profilden başlatılan 'Ak Silahlanma' etiketini gazete ve internet sitesinde haberleştirmiştir. Aydın Engin tarafından bu paylaşımın müstakil bir yazı konusu edilerek, kamuoyu nezdinde doğru ve inandırıcı olduğu yönünde kanaat oluşturmaya çalıştığı, böylece FETÖ/PDY'nin amaçlarına hizmet ettiği görülmüştür. Ahmet Kemal Aydoğdu'nun yaptığı sosyal medya paylaşımlarının başladığı andan itibaren Cumhuriyet gazetesi ve internet sitesinde yer bulduğu, bu nedenle Aydoğdu ve Cumhuriyet gazetesi yöneticisi bazı şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri anlaşıldığından dosyası birleştirilmiştir. Ayrıca bu şahsın Bylock kullanıcısı olduğu tespit edilmiştir."

Cumhuriyet gazetesinin manipülasyon yaparak gerçeği perdeleyip terör örgütlerinin amacına uygun hareket ettiği belirtilen iddianamede, 2013 sonrasında Türkiye'ye yapılan uluslararası açık ve örtülü operasyonlarda aktif rol alan gazetenin, terör örgütleri FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C'nin eylemlerini perdeleyerek, basın özgürlüğü ve evrensel hukukun sağladığı ağır eleştiri içeren haber ve yorum yapma hakkının çok ötesinde geçmiş, kayıt dışı illegal siyasete zemin hazırlayarak Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı asimetrik savaş yöntemleriyle hedef tahtası haline getirmek üzere yoğun algı operasyonu başlattığı kaydediliyor.
"Atatürk tarafından ismi verilen ve Atatürk ilkelerinin savunuculuğunu yapmış bir gazetenin, son birkaç yıldır Türkiye Cumhuriyeti'ni yok etmeyi amaçlayan silahlı terör örgütlerinin amaçlarına aracı olmasının basit bir yayın politikası değişikliğiyle açıklanması mümkün değildir." denilen iddianamede, gazetenin manipülasyon yoluna gitmeyi tercih ettiği kaydedilerek, psikolojik harekatın en önemli gizli aracı olarak kullanılan manipülasyonla devletleri zayıflatmanın, terörle mücadeleyi etkisizleştirmenin, meşru olarak seçilmiş siyaseti ve siyasetçileri tartışılır hale getirerek kaos ortamı yaratmanın amaçlandığı aktarılıyor.

Cumhuriyet gazetesinde çıkan bazı haberlere yer verilen iddianamede, gazetenin 2013'ten sonra terör örgütleri FETÖ/PDY, PKK/KCK ve DHKP/C ile ittifak halinde olduğu vurgulanıyor.

ETİKETLER