Darbe girişiminin İstanbul'daki ilk davasında ikinci duruşma

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili 29 polisin yargılandığı İstanbul'daki ilk davanın ikinci duruşması başladı.

Haberler - Anadolu Ajansı 28.12.2016 - 16:33 | Son Güncelleme : 28.12.2016 - 16:39

Darbe girişiminin İstanbul'daki ilk davasında ikinci duruşma

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminde bulunduğu 15 Temmuz'da görev yerine gitmedikleri ve halkın direncini kırdıkları iddia edilen 29 polisin yargıladığı davanın görülmesine devam ediliyor.

İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısında bulunan mahkeme salonunda görülmesine dün başlanan davanın ikinci günündeki duruşmaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı korumak üzere Tarabya'daki Huber Köşkü'ne gitmeleri yönündeki talimata uymayan polislerin de aralarında olduğu 24'ü tutuklu, 26 sanık ile avukatları katıldı.

Tutuklu sanıklardan, suçlamaları kabul etmeyen Adil Tiftik savunmasında, Sarıyer Koruma Büro Amirliğinde görev yaptığını, 15 Temmuz günü sabah çalıştığını, mesaisinin ardından eve gittiğini belirterek akşam saat 21.00 civarında televizyonda bir hareketlilik olduğunu gördüğünü anlattı.

Sanık Tiftik, televizyonda gördüklerine önce anlam veremediğini ifade ederek, savunmasına şöyle devam etti:

''Saat 22.00 civarında WhatsApp amirler grubumuzdan müdür yardımcımız 'Amirler beni arasın' diye mesaj attı. Aradım, 15 saniye görüştük. 'Galiba darbe oluyor, personeline sahip çık' dedi. Şok olduk, anlam veremedik. Televizyonlardan takibe başladık. Çocuğum engellidir benim, daha önce ateşi 40'a çıktığı için yoğun bakımda kaldı. Rahatsızlığı da devam ediyordu. Arayan büro amirlerine 'Duyarlı olun, çelik yeleklerinizi giyin' şeklinde talimatlar verdim. Gece boyunca tarafıma herhangi bir talimat verilmedi. Çocuğumun hastalığını bildikleri için. Sabah saat 05.00-06.00 gibi çocuğumun rahatsızlığı hafifledi. İlçe Emniyet Müdürlüğüne gittim. Arkadaşlarla 2 saat durumu değerlendirdik, o gün izinli olmama rağmen kendim gittim. Sabah 08.00'de Huber Köşkü'ne görevlendirildim. Gittim, gece geç saatlere kadar kaldım. Hiçbir yere ayrılmadım, görevimi yaptım."

''Askerler gelirse, direnmeyin, silahlarınızı teslim edin'' şeklinde bir cümle kullandığı yönündeki iddialar için ise sanık Tiftik, "İfade sahipleri bunu benden duymadı. Herkes birbirinden duymuş" diyerek, iddiaları reddetti. Duruşmada sanıklar savunmalarını yapıyor.

Davanın görüldüğü duruşma salonun çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.
Davanın görüldüğü duruşma salonun çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.

Bu arada davanın görüldüğü duruşma salonun çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındığı görüldü.

İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısında bulunan salonda görülen davanın duruşmasında, Mahkeme Başkanı Fikret Demir, sanıklara sorular yöneltti.

Demir, sanık Adil Tiftik'e, evinde Türkçe Olimpiyatlarıyla ilgili CD bulunduğunu hatırlattı. Sanık Tiftik de bu CD'nin çocuğunun oyun CD'leri arasında kapalı olarak bulunduğunu öğrendiğini ancak CD'nin eve nereden geldiğini bilmediğini savundu.

BANK ASYA VE BYLOCK SORGUSU

Tutuklu sanık Şahin Uluöz savunmasında, hakkındaki iddiaları reddettiğini söyledi.

Mahkeme Başkanı Fikret Demir, ''Bank Asya'da hesabın var mıydı?'' diye sorması üzerine sanık Uluöz, ''2008'de Erzurum'da açtığım hesabım vardı. KGS ve sabit ücreti olmayan kredi kartı için açmıştım. 2015'e kadar kullandım. Hakkari'de görev yaptığım için hesabımı 2015'te kapatabildim'' dedi.

Mahkeme Başkanı Demir, ''2014'te Fetullah Gülen 'bankanıza sahip çıkın' şeklinde talimat verdi. Medyada banka kuyruklarında teyzeler altınlarını, gümüşlerini bankaya yatırdı. Bazıları kredi çekip bankada hesap açtı, şahit olduk. Sizde böyle bir şey oldu mu?'' şeklinde sordu.

Sanık Uluöz, ''Böyle bir talimat almadım. Hakkari'de olduğum için de böyle bir şey görmedim'' demesi üzerine başkan Demir, ''Medyada 'biz bankayı kurtarmaya geldik' şeklinde televizyonda söylemler oldu'' dedi.

Buna karşılık Uluöz, ''Böyle bir şeyi görmemem mümkün değil. Bu olaydan dolayı para yatırmadım" diye konuştu.

Mahkeme başkanı Demir ise "Örgüt üyeliğiyle suçlandığın için doğru mu, değil mi diye sorabilirim. Edindiğim tecrübeyle sana soru sorabilirim. İstemiyorsan cevap vermeyebilirsin" dedi.

Sanık Uluöz de "Böyle bir hesabım vardı. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre faaliyette olan, kanunlarla kurulmuş bir bankaydı. Daha sonrasında el konulmuş bir bankayla suçlanmam söz konusu olmamalıdır diye düşünüyorum. Yasal bir bankaydı, bu çerçevede hareket ettim. En yakın şube Van'daydı. İstanbul'a gelince kapattım. Konuşma çerçevesinde hareket etmedim. Böyle bir şey olsa para çeker, yatırırdım." diye cevap verdi.

Mahkeme Başkanının ''ByLock kullanıcısı mısınız?'' sorusuna sanık Uluöz, "Değilim. Kesinlikle kullanmadım. Nasıl program bilmiyorum. Terör örgütü üyesi değilim" dedi.

TUTUKLU SANIK APA

Tutuklu sanık Ferhat Apa savunmasında, iddialara göre sosyal paylaşım sitesi Facebook'tan yaptığı bir paylaşım üzerine hakkında şikayetçi olunduğunu, bunun bir çıktısı alındığını ancak bu durumun hiçbir gerçekçiliği olmadığını, basit bir programda bile bunun hazırlanabileceğini söyledi.

Sanık Apa, kendisinin bunu görmek istediğinde gösterilmediğini, bunların dışında başka bir iddia olup olmadığını bilmediğini belirterek, ''Eagle ya da Bylock kullanmadım. Zaten mesleğe başladığımda kullandığım telefon bu programları kaldıracak bir telefon değildi. Özel time geçtiğimde teknolojik bir telefon almam söylendi. O yüzden aldım. Programı kullanmadım, görmedim. Telefonumda da görmedim, eminim. Polisliğe 2013'te geçtim. Akademiden geçtim. Ben dershaneye gitmedim. Sorularını alıp, testlerini çalışırdık. Fen lisesine gittim" şeklinde konuştu.

Mahkeme Başkanı Demir, "FETÖ örgütüyle bağlantın oldu mu?" sorusuna sanık Apa, "Hayır" diye cevap verdi.

TUTUKLU SANIK PEKYILMAZ

Tutuklu sanık Hakan Pekyılmaz da savunmasında, Sarıyer'in büyük bir yer olduğunu için pek çok noktasının bulunduğunu, personel eksikliğinden dolayı "12-12" çalıştıklarını ayrıca içine kapanık biri olduğunu ve çok kimseyle konuşmadığını dile getirdi.

Pekyılmaz, lojman kapılarını kapatıp engellediği iddialarına yönelik ise şunları söyledi:

"Ben kesinlikle kapıları kapatmadım. Açma kapama düğmesi bizde yoktur. Biz sadece güvenlik tedbiri alırız. Giriş-çıkışla ilgimiz yoktur. İnsülin hastasıyım, ilaç kullanmaktayım. Şekerim çok yükselmesine rağmen ben görevimi yaptım. Gece yarısı İsmail Tuna, benim kulübeme geldi, benim uyuduğumu iddia ederek, beni tehdit ederek emir ve talimat verdi. Ben kendisini iteklediğim için çıktı, gitti ve aramızda husumet oldu. Büro amirimi aradı, bu personeli görmek istemiyoruz diyerek, ilçedeki noktaya görevlendirdi. 23 gündür ilçe emniyet müdürlüğü polis noktasında görevliydim. FETÖ üyesi değilim. Dershanelerine gitmedim, çocuklarımı göndermedim. Lojmanda görev yaptığım sırada 200-250 kişi vardı. Benim emir ve talimat verme yetkim yoktur zaten. Benim hakkımda soruşturma yapanlar açığa alındı. Evime gidip üstümü değiştirdiğim iddiaları var bunları kesinlikle kabul etmiyorum."

"BOŞBOĞAZLIĞININ CEZASINI ÇEKİYORSUN HERHALDE"

Bir başka sanık Ali Bozan savunmasında, hakkındaki iddialarla ilgili WhatsApp'taki yazışmalarda espri yaptığını, emoji koyduğunu, konuşmalarda da espri yaptığını söylediğini, sosyal medyada gördüğü iletileri grupta sırf muhabbet amaçlı yazdığı şeyler olduğunu anlattı.

Grubun düşüncesini muhabbet amaçlı öğrenmek için paylaşımlar da yaptığını dile getiren Bozan, "Emniyette pasif olarak görev yaptım. Koruma büroda bu yüzden paylaştığım yazıların arkadaşlarımı rahatsız etmek amacıyla değildi. Grupta 65 kişiyiz. Hepsini de tanımıyorum. Grupta Genelkurmay'ın yazısını da paylaştım. Diyarbakır'a kaçmayı düşünsem bunu söyler miyim Kaçmayı düşünen insan, kaçtığını söyler mi Ayrıca darbeyi yapan kim FETÖ'cüler. Darbeyi yapanlardan kaçıyorum " ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı Demir, "Boşboğazlığının cezasını çektiğini düşünüyorsun herhalde'' sözüne sanık Bozan, "Evet efendim. Hepsi espri mahiyetindeydi" diye cevap verdi.

Bunun üzerine başkan Demir, "Konuşmalarda dolara girmişsin, stoklara, beyaz eşyaya girmişsin. Bilemiyorum az önce söylediğim şey hafif kaldı herhalde" demesi üzerine sanık Bozan da "O anda dolar 3 lirayı geçti, ben de bilgi amaçlı paylaştım, saçma tabii doğrudur" dedi.

Sanık Bozan, arkadaşının kendisini yurda çağırdığını bildirerek, ''Gidip yurda baktım, bir baktım 10 numara yer. Yerler halı, gerçekten güzel yerdi. Çalışanlar bayram iznine gidecek diye bizi çıkardılar. Sonra bizi yurda götürmediler. Yurtta rahattım, 3 öğün etli yemek vardı. evde yemeği, çayı ben yapacağım, açık söyleyeyim. Ben parasına bakarım açık söyleyeyim. Nerede ucuz orada yerim. Sonra sınıf arkadaşlarımızla ev tuttuk. Kendi çıkarım için kaldım. Bylock'u bana sordular ben blog sayfası sandım'' şeklinde konuştu.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcısı Evliya Çalışkan'ın hazırladığı 59 sayfalık iddianamede, çeşitli rütbelerde ve birimlerde görevli 29 sanı polis yer alırken, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi anlatılıyor.

Darbe teşebbüsünü durdurmak için başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere üst düzey devlet yetkililerinin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne direnilmesi ve karşı konulması şeklindeki çağrı yaptığı belirtilen iddianamede, bu çağrılara ve tüm ilgili amirlerin talimatlarına rağmen, sanık polislerin ya göreve gelmedikleri ya da darbe girişimine direnen arkadaşlarını ve vatandaşları vazgeçirmeye çalıştıkları ifade ediliyor.

İddianamede, bazı emniyet mensuplarının örgüte yardım etmenin ötesinde, ülkenin geleceğine ve yaptığı göreve ihanet ettiğine vurgu yapılarak, "Doğru zamanda doğru yerde bulunan tek bir kişinin, dik bir duruşun, yerinde söylenen cesur bir sözün ve hepsinden önemlisi doğru ve yerinde kullanılan tek bir kurşunun ülkenin kaderini çizdiği, kadınların kucaklarında çocuklarıyla kendilerini tanklara, bombalara siper ettiği, erkeklerin kendini tankların önüne attığı, yaşlısı genci, kadını erkeği velhasıl toplumun her kesiminden vatandaşın yoksunluklar içinde adeta yalın el çıplak ayak terör örgütüne kahramanlık ve direniş dersi verdiği bir ortamda, TSK dışında devletin elindeki tek meşru silahlı güç olan emniyet teşkilatına mensup bir kısım personelin, çeşitli bahanelerle görev yerine gelmemek, terör örgütüne direnmemek, terör örgütüne direnen vatandaş ve kolluk görevlilerinin şevk ve cesaretini kırmak için mesaj, söz ve davranışlarıyla bozgunculuk yapmak türü eylemlerde bulunmuşlardır." ifadesine yer veriliyor.

Sanıkların, vatandaşların darbeci askerlere müdahale etmek için yardım isteklerine karşılık vermedikleri gibi, polis memurlarına içeride kalıp direnmeden teslim olmaları konusunda uyarıda bulundukları ifade edilen iddianamede, sanıkların bu şekilde terör örgütü lehine bozgunculuk yaptıkları belirtiliyor.

İddianamede, darbe girişimi gecesi Özel Harekat Müdürünün saat 22.30 sıralarında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı korumak üzere Huber Köşkü'ne tim sevk edilmesini istediği kaydedilerek, Havacılık Şube Müdürü Mehmet Kurt'un, sanık polis Ender Küçükağ ile pilot Mehmet Barış Aktaş'ı helikopterle Özel Harekat timini Huber Köşkü'ne götürmek üzere görevlendirdiği ancak sanıkların, "Özel Harekatçıları oraya götürürsek bu darbeciler bizi asar." diyerek talimata karşı çıktığı anlatılıyor.

İddianamede, sanıkların talimata uymamaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı korumak üzere çıkan ekiplerin, helikopter yerine neredeyse tamamı kapalı olan karayoluyla Huber Köşkü'ne gitmek zorunda kaldığı aktarılıyor.

POLİSLERİN MESAJLARI

İddianamede, sanık polis Muhammet Işık'ın evinde yapılan aramalarda, kullandığı cep telefonunda "Eagle" isimli haberleşme programı bulunduğu ve burada "ABD'den haber; Erdoğan'a darbe yapılacak." altında da 15 Temmuz 2016 gününe ait takvim yaprağının kayıtlı olduğu belirtiliyor.

Yine sanık polis memurlarından İshak Erol'un, WhatsApp grubundan asker fotoğrafı paylaşarak "Bunların anlamını biliyor musunuz, yarın kamuflajları hazırlayın, yarın asker oluyoruz." şeklinde mesaj attığı kaydedilen iddianamede, sanık Eyüp Şahin'in telefonunda FETÖ yöneticileri tarafından gönderildiği anlaşılan şu mesaj yer alıyor:

"Herkes arkadaşlarını yönlendirsin ve askerlerin müdahalesine yardımcı olunmasını temin etsin. Direnmesinler, direnen emniyet güçlerine engel olsunlar. Özellikle Özel Harekat ve Çeviktekiler askere teslimiyet gösterin. Emniyetten gelen emirleri de yerine getirmeyin. Ankara'da kim varsa silahını alıp direnen herkesi indirsin.''

İddianamede, darbe girişimi başarısız olunca darbeye destek veren polislere gönderilen mesajın ise bir başka sanık Ersan Gönül'ün telefonundan ele geçirildiği belirtiliyor. İddianamede, yer verilen ''16 Temmuz 2016 günü 05.20'de 'bölge imamları' kaydıyla gönderilen mesajda, 'Çok acil duyuru… Durum kötü. Tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın. Meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada paylaşılsın, seçilmiş irade falan desinler ama asla hoca efendinin adı geçmesin.'" ifadelerinin yer aldığı belirtiliyor.

Söz konusu mesajda, hükümete ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı asla olumsuz bir paylaşım yapılmaması uyarısında da bulunulduğu kaydediliyor.

CEZA İSTEMİ

İddianamede, bir kısmı "ByLock" kullanıcısı olduğu tespit edilen 21 sanık polisin, ''cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek'', ''cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' ile ''cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından üçer kez ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılması talep ediliyor.

İddianamede, diğer 8 polis hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan 7,5 yıldan onbeşer yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Sayfa Yükleniyor...