AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında toplandı.

Parti genel merkezinde yapılan toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Davutoğlu, şunları ifade etti:

"7 Haziran, son derece çarpıcı ve kritik bir siyasi tablo ortaya çıkardı. Ülkemizin etrafında bir ateş çemberi varken, 7 Haziran seçimlerini istikrarlı, başarılı şekilde gerçekleştirmek, kendisi başlı başına önemliydi ancak siyasi tablonun ortaya çıkardığı gerçekliklerden kaçınarak, ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunlarla baş etmek mümkün değildi. Onun için 8 Haziran'dan bu yana herkesin ve milletimizin şahit olduğu gibi tam bir sorumluluk duygusuyla 7 Haziran sonrasında ortaya çıkan tabloyu doğru anlamak ve gereğini yapmak için büyük çaba sarf ettik. Her vesileyle vurguluyorum ama milletimiz bu anlamda, gerçek manada son hükmü verecek olandır. Şahitlik makamında ve hüküm makamındadır.

7 Haziran'dan sonra ülkemizin yönetme sorumluluğunu üstlenmiş AK Parti hükümeti ve kadrosu olarak bu yönetme sorumluluğunu yerine getirirken, hiçbir boşluk oluşmaması için çok büyük çaba gösterdik. Terör saldırıları başladı, yılmadık, geri adım atmadık. O saldırıların, ülkemizin her bir köşesinde vatandaşlarımızın hayatını karartmaması ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin caydırıcılığını sarsmaması için son derece kararlı adımlar attık ve aynı anda üç terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadeleyi de kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz

"GEREKLİ ADIMLARI ATTIK"

Her ne surette olursa olsun, bu görevi yürüttüğümüz sürece, ülkemizin her köşesinde üzerimize gelen terör saldırıları karşısında, kararlığımızı hiçbir tereddüt göstermeden devam ettireceğiz. Yine bu dönemde devlet geleneğimizde önemli bir takım süreçleri, Meclis Başkanı seçimleri gibi, Yüksek Askeri Şura süreçleri gibi, devlet geleneğimizi ve demokratik kültürümüze uygun şekilde, suhuletle ve sükunetle gerçekleştirdik. Devlet yönetiminde hiçbir zaafa mahal vermedik.

Dünya ekonomisindeki kritik süreçler yaşanırken, ülkemizin ekonomik istikrarı yönünde de gerekli adımları attık, atmaya devam edeceğiz. Bunları şunun için zikrediyorum; bazı partiler sorumluluktan kaçarken, bazı liderler sadece polemik yaparak gelecek seçimlere dönük şimdiden polemik yığınağı yaparken, biz hem hükümet kurma sorumluluğunu yerine getirdik, hükümet kurmak amacıyla yürütülen koalisyon görüşmelerini hem de ülke yönetimi için gece gündüz çaba sarf ettik. Çünkü siyaset nihai kertede karşılıklı cebelleşme, polemik yapma sanatı değil, toplumun karşı karşıya kaldığı sorunları çözme sanatıdır. 

"İLKELİ TUTUMDAN VAZGEÇMEDİK"

Şu ana kadar da bu ilkeli tutumumuzdan hiç vazgeçmedik. 7 Haziran'dan bu yana ne söylediysek, hangi ilkenin altını çizdiysek, hangi üslubu benimsediysek onu sürdürdük. Buna da milletimiz şahittir. Ağzımızdan, zihnimizden başka partilerin veya genel başkanların siyasi kariyerlerini, onurlarını rencide edecek hiçbir söz çıkmadı, çıkmayacak da. Çünkü siyaset aynı zamanda belli bir seviye ile bu ülke sorunlarını çözerken ahlaki bir erdem gösterme sanatıdır. O anlamda da siyasi hükümet kurma sorumluluğunu aldıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi ile HDP ile geniş ilk tur görüşmeler sonrasında hepinizin, kamuoyunun takip etiği gibi CHP ile çok derinlikli, çok kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdik.

Şimdi koalisyon konusunda bize teklif gelmedi diye bir iddiayı kimse ileri süremez. Görüşmelerimizin amacı bir koalisyonun hangi şartlarda ve ne zeminde olacağı ve keşfedilmesi üzerine yapıldı 

"BİRLİKTE BİR KOALİSYON ARAYIŞIYDI"

Sayın Kılıçdaroğlu ile son derece seviyeli gerçekleştirdiğimiz iki toplantıda o zemini yokladık, hep beraber nerelerde zorluklarla karşılaşabileceğimizi görerek yol almaya gayret ettik. Dolayısıyla sürecin kendisi, yürütülen istikşafi görüşmeler, birlikte bir koalisyon arayışıydı. Bunun neticesinde ortaya çıkan derin görüş ayrılıklarının bulunduğu hususlar da göz önüne alınarak bir reform hükümetinde süreli seçime dönük bir reform hükümeti konusunda da çok spesifik somut teklifte bulunduk. Sayın Kılıçdaroğlu, kurullarıyla görüşerek, bunu kurulların uygun görmediğini ifade etti. Bunu da saygıyla karşıladık. Hiçbir şekilde bunun yanlış adım olduğu kanaatini serdetmedik

BAHÇELİ'YE SERT YANIT

Demokrasilerde seçimlerde oluşan Meclis nihai çözüm makamıdır ve siyasi sorunların tartışılacağı, konuşulacağı yerdir ve bu anlamda sorunları çözecek olan Meclis'te temsil edilen gurupların genel başkanları başta olmak üzere kadrolarıdır. Bunları yapmakla sorumlu olanların daha bu konuda gerekli adımları atmadan sıkıyönetim çağrısında bulunmasını, demokrasimiz adına da siyasi partilerimizin dayanması gereken demokratik ilkeler adına bir şansızlık olarak değerlendiriyorum. Sıkı yönetim yılları, Türkiye'de geride kalmıştır. Olağanüstü hal de geride kalmıştır.

Birileri özgürlüklerin sınırlandırıldığı ve Türkiye'nin olağanüstü hal görüntüsü verilerek uluslararası itibarının sarsıldığı günleri hayal edebilir ama biz buna asla izin vermeyeceğiz. Terörle mücadele sadece Türkiye'ye has bir özellik değil. Bütün dünyada terörle mücadele yürütülür ve terörle mücadelede büyük fedakarlıklar da yapılır ama hiçbir demokratik ülke terörle mücadeleyi yürütürken, demokrasiden taviz verecek yöntemleri, sıkı yöntemi tavsiye etmez. Olağanüstü durumlar olur. Amerika'da da geçtiğimiz günlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi, bazı şehirlerde. Kimse de Amerika'da sıkı yönetim ilan edilsin, diye bir çağrıda bulunmadı. Türkiye'de de bazı güvenlik sorunları olduğunda gerekli tedbirler alınır ama milletimizin demokrasiye olan güvenini sarsmak siyasi sorumsuzluktur.”

"EGOLARIMIZI BİR KENARA BIRAKIRIZ"

Milletimiz söz konusuysa biz egolarımızı bir kenara bırakırız. 'Vesayetten kurtulsun da gelsin' dedikleri halde ben hiçbir şekilde bunu tartışma konusu yapmadan gittim, çünkü milletimin geleceği benim şahsi egomdan daha önemlidir. Ama şimdi herkese soruyorum ne çözüm ürettiler, ne teklif ettiler Her teklife hayır dedikten sonra çıkıp sıkıyönetim talebinde bulunmak, 'TBMM içinde çözüm üretelim' dedikten sonra çıkıp Milli Güvenlik Kurulu zeminine olayları çekmeye çalışmak, 28 Şubat mantığı gibi bir mantıktır.

"GÖREVDEN KAÇTI DEMESİNLER"

Ben bütün siyasi partilere bir çağrıda bulunmak istiyorum. 24 Ağustos günü gelmeden önce, TBMM içinden bir hükümet çıkamadığı için Sayın Cumhurbaşkanımızın, hükümet çıkmaması dolayısıyla erken seçim kararı almasına mahal bırakmaksızın gelin biz görevimizi yapalım ve TBMM içinden bir hükümeti, erken seçim kararını da TBMM içinde alarak biz vazifemizi yapalım.

Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli'ye buradan çağrıda bulunuyorum, en kısa zamanda nerede ve hangi şartlarda isterlerse bir araya gelmeye hazırım. İstedikleri mekanda, istedikleri süreyle, istedikleri gündemle oturmaya hazırım. Eğer Cumhurbaşkanı karar alırsa, bütün partilerin bu hükümette yer alması çağrısında bulunuyorum. 

"BİR AN DAHİ FERAGAT ETMEYİZ"

Cumhurbaşkanımızın karar alması durumunda, Anayasa'nın 114 ve 116'ncı maddelerinin ruhuna ve mantığına uygun olarak, bütün partilerin bu hükümette yer alması çağrısında bulunuyorum. Hiçbir bahane göstermeden, hiçbir gerekçeyle birinin diğerini dışlamasına izin vermeden, madem ki bu kadar büyük sınamalarla karşı karşıyayız, madem ki böyle bir karar alınmak zorunda kaldı, bütün Meclis'i temsil eden bir tabloyla hükümet kuralım diyorum. 

Kimse gelmezse gelmesin, biz ne denirse denilsin bu ağır sorumluluğu üstleniriz, bedeli ne olursa olsun teröre karşı milletimizin bekası için verdiğimiz mücadeleyi yürütürüz. Seçimde kaybetsek dahi alınması gereken karardan bir an dahi feragat etmeyiz. 

"HDP'NİN BUNU BEKLEMEYE HAKKI YOK"

Davutoğlu, seçim hükümetine alınacak isimleri belirlenmesi konusunun değerlendirmesinin istenmesi üzerine "Anayasal ve yasal çizginin dışında çıkmadık, çıkmayız. HDP'nin son açıklaması olmasaydı belki bir istişare yapardım. Ama bana hakaret ettikten sonra bunu beklemeye hakları yok. HDP'nin gelecek isimleri kendilerinin belirlemesini istemesi tutarsızlıktır. Nezaket görmek isteyen nezaket gösterecek" dedi.