Başbakan Ahmet Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Davutoğlu, "Amerika'nın ne istediği ne kadar belli ise bizim niçin imza atmadığımız da o kadar açık ve bellidir. Irak, Suriye, Lübnan ortak gerilim hattına dönüştü. Sınırlı dönüşüm yaparsanız öbür tarafta büyük deprem olur" dedi.

"ABD'nin stratejisi gerekli, ama düzen kurmak, siyasal istikrarı tesis etmek için yeterli değil" diyen Davutoğlu, "Suriye gözardı edilirse sorun çözülemez. Radikalleşmeyi önlemenin yolu içselleştirici siyaseti egemen kılmak" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin uyguladığı politikaları yanlış görmediğini ve analiz değil uluslararası güven hatası olduğunu belirten Davutoğlu şunları ifade etti:

"Irak'ta güvenlik tedbirleri gerekli ama düzen kurmak için yeterli değil. Stratejinin ne kadar kuşatıcı ve sadece güvenlik parametreleri değil siyasal parametrelerin desteklenip desteklenmediğine bağlı. Sünni veya Şii olmak önemli değil. Önemli olan siyaset yöntemi.

Halkla barışık olmayan rejimlerine başına gelecek olan budur. Bu strateji bu boyutu da kapsarsa olur. Ama üç sene önce Amerikalılar'ın Irak'tan çekildiği gibi çekilelim denirse başka yapılar çıkar yine.

"CUMHURBAŞKANIMIZLA BİRBİRİMİZİ ÖZLÜYORUZ"
Cumhurbaşkanımızla o haftalık olağan görüşme dışında bir görüşsek 'Acaba ne konuşuyorlar ' diye merak uyanıyor. Ben dışişleri bakanı olduğum zaman başbakanımızı her gün görsem kimse bir şey sormuyordu ama şimdi eğer gözlerinden Irak olmazsa 'Acaba olağanüstü bir durum mu var ' diye görülüyor.

İlk sözümüz karşılıklı olarak; 'Bu gerçekten böyle olmuyor' oldu. Özlüyoruz. Çok sık beraber çalıştık, baş danışman olarak daha da yakındık. Sürekli beraberdik. Dışişleri Bakanlığında birlikte çalışma yine yoğundu. Şimdi haftalık olağan görüşme gibi bir takvimi sürdürecek gibi değiliz. Her halde felaket senaryosu yazanların aynaya bakıp utanmaları lazım. Türkiye'de seçilmiş cumhurbaşkanıyla seçilmiş başbakanın sanki rekabet eden iki makam gibi bir çatışma içine girecekleri varsayımına dayalı olarak üretilen faraziyelerin hepsi boş çıktı, boş çıkmaya devam edecek.

Neden biliyor musunuz? Bizim ilişkimizi tanımlayan şey makamlar değil. Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlıkla sınırlı olsa şu yapı kriz üretme olasılığı yüksek bir yapıdır. Türkiye'nin anayasası dengeli bir anayasa değil, tanımları doğru ortaya konmamış. Eğer kötü niyet olursa her an yetki çatışması çıkabilir.

"MİLLETİN İRADESİNE SAYGISIZLIK YAILIYOR"
Seçimde bir gölge var mı ' Hayır. Millet iradesine saygısızlık. Bu millet iradesiyle konuşmamak demektir. Onun için onlar hala bu hattı karıştırıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımız kendi tecrübesinden de nihayette sorumluluğun ve hesap verme konumunun başbakanda olduğunu bildiği için bize destek oluyor. Erdoğan'ın, tecrübesi bizim için büyük bir güç kaynağıdır. Bunu şahsi dostluğumuzun ötesinde öylesine ve çetin.

Ben sadece dışişleri bakanlığı yaptım, o başbakan olarak ülkenin genel siyasetini yönetti. Birçok alanda onun tecrübe aktarımına benim ihtiyacım var. Buna mukabil bizim hükümetimizin güçlü olmasına cumhurbaşkanımızın ve Türkiye'nin ihtiyacı var. Türkiye'de bir hükümet zaaf gösterdiğinde, başbakan zayıf düştüğünde bundan bütün ülke gibi cumhurbaşkanlığı makamı da... Bu bilinç, karşılıklı saygı ve etik olduğu zaman kimse kriz beklemesin.

"MUSTAFA KEMAL'İN MİRASI TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR"
Bizim için mekanlar önemlidir ama medeniyet anlamında. Şahsi olarak yaşadığımız yerlerin o anlamda bir değeri yok. Devlet itibarını temsil kabiliyetini gösteren her yer bizim için yeterlidir. O anlamda da cumhurbaşkanımızla istişarede böyle olmasının daha doğru olacağı konusunda karar verdik. Ben de 'Siz nasıl uygun görürseniz' dedim. Bunun da bir problem olduğunu düşünmüyorum. Bazıları bunun bir sembolik anlamı içinde değerlendirmek istiyorlar.

Mustafa Kemal'in mirası gibi genel sembolizm içinde değerlendiriyorlar. Mustafa Kemal'in en büyük mirası Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti onurlu bir şekilde başı dik bir ülke haline getirilmişse bugün, 14 sene evvel IMF'den küçük rakamlarla borç isteyen bir ülkede Çankaya'da kim oturursa otursun o mirasa sahip çıkmamış olur."