Demirtaş'tan 'kalın kitap' göndermesi

HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, Başbakan Davutoğlu'yu eleştirdi: Ortadoğu kalın kitap yazmakla öğrenilmiyor.

14.10.2014 - 15:45

Demirtaş'tan 'kalın kitap' göndermesi

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Ortadoğu kalın kitap yazmakla öğrenilmiyor, sokak, mahalle başka bir şey. Bütün bunları anla. Bütün bu diyalog çağrılarını, çözüm arayışlarını, egemen, üsttenci dille yaklaşarak reddetmeyin. Yine bir araya gelelim. Bu halkların yüzü suyu hürmetine; ortak barışımız, bir arada yaşama isteğimizin yüzü suyu hürmetine, yapılan yanlışları masaya yatıralım. Kim karşılıklı ne yanlış yapmışsa objektif olarak tartışalım, doğrusunu birlikte bulalım" dedi.

Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kobani'nin 30 günlük bir mevzu olmadığını söyledi.

"Geçmiş hatalarınızın sonuçları şimdi çıkıyor" ifadesini kullanan Demirtaş, "Başbakan, görüşmemizde 'siz bizi IŞİD yanlısı gibi gösterdiniz' dedi. Bütün dünya sizi IŞİD'i desteklemekle suçladı. Bu algıyı biz mi oluşturduk? Devekuşu gibi başınızı kuma gömmüşsünüz" diye konuştu.

Hükümetin, 30 gün öncesine kadar "Rojava ayrı barış süreci ayrı" demediğini, bütün bunların masada olduğunu belirten Demirtaş, "İlk defa Kobani'de savaş olmuyor ki, iki yıldır Nusra çeteleriyle savaşılıyor orada. Bunu biz 30 gündür değil iki yıldır anlatıyoruz, ikna etmeye çalışıyoruz. Kalın kalın kitaplar yazmışlar ya zannediyorlar ki her şeyi onlar biliyor. Hayat sizin yazdığınız kitaplardaki gibi değil" değerlendirmesinde bulundu.

Demirtaş, şunları kaydetti:

"Burnunuzdan kıl aldırmayan, egemen, otoriter, üsttenci, ağa baba tavırlarıyla siyaset yapılamayacağını görmediniz mi hala? Suriye'deki, bölgedeki hatalarınız, süreçteki hatalarınız hala bunları ispatlayamamışsa, yazdığınız kalın kitapların demek hiçbir anlamı yok. Ya yanlış yazmışsınız ya yanlış okumuşsunuz. Kendi yazdığınız derinlikte boğulmak üzeresiniz. Biz bunları iki yıldır bütün görüşmelerimizde anlatıyoruz. Saatlerce İmralı'da, Ankara'da konuştuğumuz çocuk oyuncağı mı?

Her fırsatta 'Suriye bizim iç meselemizdir, Bosna, Gazze, Somali bizim iç işimizdir' dediniz. Eski Başbakanınız, eskimiş başbakanınız, bağıra çağıra bunları bu kürsülerde anlattı. Ne zamana kadar? Kobani'ye kadar. 'Kobani nereden iç işimiz oluyor, o ayrı Türkiye ayrı, Kobani ile Diyarbakır'ın ne alakası var?' dediler. Sen Diyarbakır ile Bosna'nın Somali'nin alakasını kurdun, Kobani'nin kini nasıl kuramıyorsun? Somali'de, Gazze'de, Bosna'da yaşayan da bizim kardeşimiz, canımız ciğerimizdir fakat Kobani'de yaşayan öz kardeşimizdir; amca çocuğumuz, dayımız, kuzenimizdir, annemizdir. Aynı soyadı taşıyoruz. Nasıl alakası yok? Kobani, Türkiye'nin iç işi değilse o zaman biz Türkiye'de yaşamıyoruz demektir. Bizim hükümetiniz, devletimiz, benim öz kardeşim orada (Kobani) barbar, tecavüzcü ordusunun tehdidi altındayken 'orası bizi ilgilendirmez' diyebiliyorsa, sen de bizim hükümetimiz değilsin. Kürdün öfkesi budur işte.

Şimdi öyle bir noktaya geldin ki görüşme yaptığın, aynı masa olduğunu kişiler için 'benim için IŞİD ile aynıdır' dedin. Aynıysa iki yıldır niye görüşüyorsun? İki yıldır bu kadar zahmeti bu heyetler niye çekiyor? İmralı'ya niye iki yıldır heyet üstüne heyet gönderiyorsun? Niye PKK'ya bu kadar çağrı yapıyorsun IŞİD ile aynıysa. Bir tecavüzcü, barbar ordusuyla, yüz yıllık Kürt sorununun yarattığı bir örgütü aynı tutuyorsan, niye çözüm arıyorsun? Niye bu halkı kandırıyorsun? Çünkü IŞİD müzakere yapılacak bir örgüt değil. PKK gerçekten öyle olsa konuşmaman lazım. Sen devlet olarak 6 defa ortak ateşkes anlaşması yapıyorsun 1993'ten beri ve şimdi müzakere aşamasına gelmişsin ve şimdi 'IŞİD ile benim için aynı' diyorsun. Peki nasıl dağdan indireceksin bu insanları? Çağrı yapmak üzeresin 'dağdan gelin' diye. Halk bunları dinliyor. Halkı aptal yerine koya koya öfkeyi büyüttünüz."

Kobani'nin IŞİD'in eline geçmesi durumunda "hem katliamların yaşanacağını hem de Türkiye'nin koridor açmadığı için hükümetin bu katliamdan sorumlu tutulacağını, bunun da Türkiye'deki Kürtlere büyük bir kırılma yaşatacağını ve sürecin tümden biteceğini" belirten Demirtaş, "Bütün bu kaygılarla biz 'Kobani'nin düşmemesi lazım, hepimizin felaketi olacak' dedik. Halen anlamamışlar, biraz önce bu kürsüde konuşan milliyetçi muhalefet lideri, 'Gücünüz yetiyorsa gidin IŞİD'e karşı savaşın, niye bizden savaşmamızı istiyorsunuz?' diyor. Halen anlamamış. Senin anlayabileceğin sadelikte anlatayım bunu söyleyen zat; 'Türk ordusu orada gitsin IŞİD'e karşı savaşsın' demedik. 'IŞİD'e karşı savaşmak için on binlerce genç var, kapıyı açın, onları orada tükürüğümüzle boğarız' dedik, buna izin vermiyorlar" diye konuştu.

"Size yalvaran alçak olsun, sizin gibi olsun. IŞİD'in karşısında bugüne kadar asla boyun eğmedik. Bizim bütün kaygımız, korkumuz, IŞİD'in Kobani'yi düşürmesi karşılığında ortaya çıkacak reaksiyondur. Biz halklarımızın göreceği zarardan koktuk" ifadesini kullanan Demirtaş, Kobani'den "Mürşitpınar kapısı düşmek üzere" şeklinde acil yardım çağrısı aldıklarını, bundan sonra halktan yardım istediklerini ve hükümetle temasa geçtiklerini kaydetti.

Demirtaş, "Onurlu bir partinin yapacağı en onurlu tutumu gösterdik ve halkımızla birlikte sokağa çıktık, yaptığımız budur ve halen o çağrının arkasındayız" dedi.

Bu çağrıyla birlikte koalisyon uçaklarının Kobani'nin etrafını vurmaya başladığını vurgulayan Demirtaş, "Bu süre zarfında şiddete çağrımız olmadı. Yapmamız gereken bütün fedakarlıkları yaptık. Biz bütün bunların yaptık diye 'katil ve ikiyüzlü' olduk, iki yıldır bu katliamları, ikiyüzlülüğü yapanlar bu ülkenin sahibi oldular. Biz öteki, düşman olduk, bunlar vatansever oldu" diye konuştu.

Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her halkın sabrı, tahammülü bir yere kadardır. Siz emirle, talimatla kadrolarınıza iş yaptırabilirsiniz. 'Bedel ödeteceğiz' deyip şakşakçılarınızı sindirebilirsiniz. Biz onlardan değiliz bunu anlamadınız mı hala? Ölümden öte köy var mı? Ölümlerin en acısını yaşattınız. Merak ediyorum neyle tehdit ediyorsunuz bizi? Dersim, Çorum, Maraş, köy yakmalar, faili meçhuller, işkenceler, KCK operasyonlarına varıncaya kadar... Ne kaldı? Boyun eğdik mi? Çözüm, barış olsun dedik. Bunlara rağmen masaya oturalım dedim. Ne kaldı elinizde? Neyle tehdit ediyorsunuz bizi. Kime, nasıl bedel ödeteceksiniz? Ölümden öte köy yoktur. Her birimizin canı, Allah'ın emriyle halkımızın uğruna bin defa kurban olur.

Biz kimseye 'vurun, kırın, yakın, öldürün' çağrısını ne yaptık ne örgütledik ne de teşvik ettik. Bu gösteriler demokratik zeminde gerçekleşsin diye arkadaşlarımız sahalara dağıldılar. Nereden başladı provokasyon, kim tetikledi? Senin 4 tane maaşlı istihbarat örgütün var. Senin haberin yoksa benim haberim nasıl olacak? Bu istihbarat sizi aldatıp kandırdıysa bilelim. Bingöl'de olduğu gibi yanlış bilgi yönlendirmeyle sizi tuzağa düşürdülerse bilelim.

Biz 'vurun, yakın, öldürün' emri vermişiz gibi kürsülerden bizi katil ilan edemezsin. Hele hele Cumhurbaşkanı olarak sen hiç edemezsin. Roboski'nin katliam emrini veren, Gezi'de katliam emrini veren, Mart 2006'da Diyarbakır'da katliam emrini veren 'çocuk da kadın da olsa gereğini yapın' diyen, 140 çocuğu sadece gösterilerde öldürme emrini veren biri olarak sen bize Türkiye'de en son 'katil' diyecek adamsın. Sen bunların hesabını ver önce."

Demirtaş, olaylardan başlamasının ardından Öcalan'ın gönderdiği mesajı okudu.

Bütün Ortadoğu'da olup bitenden HDP'nin sorumlu tutulduğunu belirten Demirtaş, "Hani sizden habersiz Ortadoğu'da kuş uçmazdı. Bak üç günde koltuğunuzun üç ayağı sallandı bir ayak üzerinde kaldınız gidiyordunuz, yine bizim çabamızla bu süreci toparladık. Bu mudur karşılığı? Halen tehditlerini sürdürüyorlar. Bedel ödeteceğiniz kişilerle süreci nasıl yürüteceksiniz merak ediyorum" dedi.

Bütün bu kızılca kıyamet içinde yine de birlikte yaşama konusunda parti olarak sorumluluk sahibi olduklarını dile getiren Demirtaş, "Ne olursa olsun bu çizgimizden vazgeçmeyeceğiz. Bu barbarlar, tecavüz ordusuna karşı biz gerekir tek başımıza direneceğiz ve elbette onları o topraklardan def edeceğiz. IŞİD uzakta bir tehdit değil. Kobani tam yüreğimizdeki direniştir. Bunu iyi anlarsak, o direnişin Türkün, Alevinin direnişi, Arap'ın feryadı, kadının direnişi olduğunu anlarız" diye konuştu.

Demirtaş, bazı gazetecilere yönelik eleştirilerini de dile getirerek, "Gazetedeki köşelerini kanalizasyon gibi kullanan, bu kadar ucuz insanlara gazeteci demiyorum. Bu kadar ucuzluk, pespayelik olamaz" dedi.

Demirtaş, şunları kaydetti:

"Ortadoğu kalın kitap yazmakla öğrenilmiyor, sokak, mahalle başka bir şey. Bütün bunları anla. Bütün bu diyalog çağrılarını, çözüm arayışlarını, egemen, üsttenci dille yaklaşarak reddetmeyin. Yine bir araya gelelim. Bu halkların yüzü suyu hürmetine; ortak barışımız, bir arada yaşama isteğimizin yüzü suyu hürmetine, yapılan yanlışları masaya yatıralım. Kim karşılıklı ne yanlış yapmışsa objektif olarak tartışalım, doğrusunu birlikte bulalım. Bunu yapalım ki siyasete güven olsun. Başaramazsak halk çaresiz değil, bunu gördünüz. Öyle bir fırtına gelir ki ne sen ne ben kalırız. Siyaseti dümdüz eder geçer de neye uğradığımızı şaşırırız. Biz her halukarda çözümden, diyalogla yürütülen müzakere sürecinden, bu temelde, bu anlayışla vazgeçmeyeceğimiz belirtiyoruz. Yoksa teslimiyetçi dayatmayla süreci yürüteceklerse onlara mübarek olsun, 'inşallah başarılı olurlar' deriz, biz kendi işimizi yaparız."

Demirtaş, grup toplantısının ardından, Mesut Barzani'nin "Türkiye'nin kendilerine silah yardımı yaptığına" ilişkin açıklamasının sorulması üzerine, "Türkiye silah yardımı yaparken Meclis'e bilgi de vermiyor, nasıl yaptığını muhalefetin bilme şansı yok, açıklamalardan izliyoruz biz de" dedi.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...