Deniz Feneri'nde delil kaldı mı?

Soruşturmada adı geçen bazı şirketlerin boşaltıldığı ve delillerin de karartıldığı öne sürüldü.

24.02.2009 - 09:25

Vatan gazetesinde yer alan haberde, 169 sonra Türkiye'ye gelen Deniz Feneri e.V davasının dosyasında ismi geçen şirketlerin içinin boşaltıldığı, bağış parasıyla alınan geminin satılmasının da delillerin karartıldığı endişesini doğurdu iddia edildi.

Gazetede bugün yer alan haberde şu ifadeler yer aldı:

Almanya, Deniz Feneri e.V.’nin üç yöneticisini geçen Eylül ‘de ‘dolandırıcılık’tan mahkum ederken, “asıl faillerin Türkiye’de olduğunu” ilan etti.

17 milyon Euro’nun gönderildiği isimler tek tek belirtildi. Türkiye gelişmeleri sadece izledi, Ankara savcılığı ancak bir suç duyurusu üzerine soruşturma açtı.

Bir ay sonra Almanya'dan dosya istendi. Günler haftalar geçti dosya gelmedi. Davanın Türkiye'deki uzantıları bu arada boş durmadı. Cezaevindeki Mehmet Gürhan sahte vekaletname ile şirketlerin içini boşalttı. Kanal 7'de, şirket hisseleri el değiştirdi. Bağışlarla alınan gemi hemen satıldı.

MASAK, aralarında Kanal 7'nin sahibi Zekeriye Karaman ile RTÜK başkanı Zahit Akman'ında bulunduğu 6 kişinin banka hesaplarını henüz incelemeye aldı. Almanya'da ise Türkiye bağlantılı 15 kişiyle ilgili 'Deniz Feneri nin 2. dalgası' olarak yorumlanan soruşturma tüm hızıyla sürdürülüyor.

Frankfurt Main Savcılığı tarafından Deniz Feneri e.V hakkında açılan davada, Almanya’da yardım adı altında toplanan paranın, amaç dışı kullanıldığı, Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği ile Kanal 7’nin de bulunduğu çeşitli firma ve kişilere aktarıldığı iddia ediliyordu. Savcılık toplanan 41 milyon euro’nun 18 milyonunun kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye yollandığını da ileri sürdü. 17 Eylül 2008’de sonuçlanan davanın dosyası henüz Ankara’ya ulaştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3000 sayfalık belgeden oluşan Deniz Feneri dosyasının Almanca’dan çevirisinin tamamlanmasının ardından davaya ilişkin somut adımların atacak ve iddiaları araştıracak. Ancak şimdi de delillerin akıbeti tartışma konusu oldu. VATAN, dağıtılmayan yardımlardan sahte vekaletname düzenlenmesine kadar bir çok delili ortaya çıkarmıştı. Şimdi merak edilen bu delillerin ortadan kaybolup kaybolmadığı.

İşte 6 ay içinde Türkiye’de yaşanan ve soruşturmayı etkileyecek operasyonlar:

KANAL 7 KÜÇÜLTÜLDÜ
Kanal 7’nin sahibi olan Yeni Dünya A.Ş., geçen yılın ortasında ilginç bir operasyona tabi tutuldu. Ağustos 2008’de 14.6 milyon TL’lik sermayesini sürpriz biçimde ’400 bin TL’ye indirildi. Aynı gün şirket bölünerek bir kısmı Hayat Görsel Yayıncılık A.Ş.’ye devredildi. Hayat Görsel Yayıncılık A.Ş.,’nin Yönetim Kurulu’nda da kurulu da tıpkı bir önceki şirket gibi Karaman, Çelik ve Karahan’dan oluşuyor (Hayat A.Ş. ise isim değiştirmiş bir şirket. İlk adı Yeni Pasifik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Eski ortakları da RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Deniz Feneri Ankara Temsilcisi Mevlüt Koca). Zekeriya Karaman, Zaman’da yayınlanan röportajda, “Kanal 7’nin mevcut şirketi bölünerek başka bir şirketle birleşiyor. Yani mevcut mal varlığının önemli bir kısmını biz başka bir şirkete aktarıyoruz. Hayat Görsel A.Ş.ye yayın çalışmalarımızı o şirket üzerinde devam ettireceğiz. O şirkette başka ortaklarımız da var” demişti

ONLİNE BAĞLANTI VARDI
İddianamede, Deniz Feneri e.V’nin gayri resmi muhasebesinin Kanal 7 ile bağlantılı olduğu ileri sürüldü. Muhasebeci Firdevsi Ermiş, “Kayıtlar, Almanya Deniz Feneri’nin bilgisayarında yok. 2005 sonlarından bu yana Türkiye’de Kanal 7’de bulunan bir server’da kaydedilmiş. Ancak online yoluyla ulaşılabiliyor” demişti. Bu ifade yaklaşık bir yıl önce alındı. Ancak Türkiye’deki soruşturma hızlı yürümediği için bu olayla ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşmak neredeyse imkansız hale geldi. Bu tür donanımların istendiğinde değiştirilebildiği ve yok edilebildiği biliniyor.

3’ÜNCÜ KATIN SIRRI
Alman makamlarına göre, Türkiye’ye gelen paraların teslim edildiği yer olarak Defterdar Mahallesi Ortaklar Caddesi No:60 Eyüp’tü.. Sanık Mustafa Taşkan bu konuda “2004 yılı Kasım ayında Türkiye’ye gittiğimde Zekeriya Karaman’a 200 bin Euro götürdüm. Kendisine bu parayı, İstanbul’da, bürosunun bulunduğu Kanal 7’nin de aynı yerde olduğu, 3. katta verdim. Parayı verdiğimde yanımızda kimse yoktu. Parayı, beyaz renkli bir zarfın içinde eline verdim” demişti. İddianamede sanık Firdevsi Ermiş bavul dolusu makbuzu yine 3. kattan aldığını itiraf ediyor: “Yardım alındı makbuzları Türkiye’de düzenlendi. Bizzat kendim bir bavul dolusu ” Alındı Makbuzu “ nu Almanya’ya getirdim. Hepsinde tarih ve meblağ yerleri boş bırakılmıştı. Bunları İstanbul’da Kanal 7’nin binasında, 3. katta Harun Kapıyoldaş’tan teslim aldım.” Burada aylar sonra yapılacak incelemenin ne kadar sağlıklı sonuç vereceği merakla bekleniyor.

GEMİ ACİLEN SATILDI
İddianameye göre, Letonya’dan 1 milyon 114 bin 285 euro’ya alınan “Baltic Kristina” adlı gemi için ödemeler Deniz Feneri e.V.’nin parasıyla yapıldı. Mehmet Gürhan’ın talimatıyla Türkiye’deki Haliç Deniz’den de para gönderilmiş gibi gösteriliyor. Şirkette arka arkaya iki hisse operasyonu yapıldı ve 15 ay içinde şirket iki kez el değiştirdi. Önce Ventouris adlı Yunan şirketine satıldı. Adı da “Badis” olarak değiştirildi. 2007 Aralık ayında tekrar el değiştirerek ’Rigel’adını aldı. Bu kez gemiyi satın alan firma Saphir Marine adlı bir başka Yunan şirketiydi.

ŞİRKETİN İÇİ BOŞALTILDI
Mehmet Gürhan Almanya’da tutuklanınca İstanbul 10.Noterliğinden sahte bir genel vekaletname çıkarttı ve Türkiye’deki tüm şirketlerindeki hisselerinin satılması için Kanal 7 Yöneticisi Zekeriya Karaman’ı yetkili kıldı. VATAN bu olayı ortaya çıkardı, Noter sanık oldu. Ancak bu şekilde çok sayıda şirketin içi boşaltıldı.

BAKAN ŞAHİN: YARGI ORGANLARI GEREĞİNİ YAPACAK
Dün Alman Adalet Bakanı Brigitte Zypries ile Ortaköy’deki Four Seasons Otel’de bir araya gelen Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, basına kapalı gerçekleşen 3 saatlik görüşme sonrası “Dosya bu akşam (dün) saatlerinde bir kurye ile Dışişleri Bakanlığı’na gelir. Yarın (bugün) sabah Adalet Bakanlığı olarak biz alır büyük bir ihtimalle Ankara Başsavcılığı’na dosyayı intikal ettiririz” dedi. Şahin, davasya ilişkin şu açıklamayı da yaptı: “Ucu kime dokunursa dokunsun, eğer bir suç işlenmişse, bu suçun işlendiğine dair bilgiler, belgeler varsa yargı organlarımız gerekeni yapacaktır. Bu bir yargı sürecidir. Ben böylesine bir yargı sürecinin siyasi polemik konusu yapılmasından, ‘Bu seçim Deniz Feneri seçimi olacaktır’ denmesinden rahatsızım. En azından bir hukukçu olarak rahatsızım.”

“DENİZ FENERİ” DOSYASI 169 GÜN SONRA TÜRKİYE’DE
Nisan 2007:
Almanya’da Deniz Feneri e.V’ye yönelik ilk baskınlar yapıldı. 1 yıl içinde sorşturmalar tamamlanıp iddaname yazıldı.

17 Eylül 2008: Almanya’daki Deniz Feneri e.V davası sonuçlandı.

8 Eylül 2008: Türkiye, aylardır tartıştığı Almanya’daki Deniz Feneri yolsuzluğu ile ilgili soruşturma açılması için 8 Eylül’de İşçi Partisi tarafından suç duyurusunda bulunulmasını bekledi.

19 Eylül 2008: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Feneri soruşturmasını yürütmekle Basın Savcısı Nadi Türkaslan’ı görevlendirdi. Ankara Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu, 22 Eylül’de yaptığı açıklamada, soruşturmanın rutin olduğunu, gerekirse Almanya’dan dosyanın istenebileceğini açıkladı. Bakan Şahin ise böyle bir başvuruyu hemen işleme koyacaklarını söyledi.

24 Eylül 2008: Başsavcı Boyrazoğlu, 24 Eylül’de yaptığı açıklamada Almanya’dan dosya geldikten sonra soruşturmanın Ankara’da devam edip etmeyeceğine karar vereceklerini söyleyerek, soruşturmanın uzayabileceği işareti verdi.

26 Eylül 2008: Başsavcılığın beklenen başvurusu 26 Eylül’de geldi. Başsavcılık, Adalet Bakanlığı’na bir yazı göndererek, soruşturma dosyası ve mahkeme kararının Almanya’dan istenmesini talep etti. Başvuru için Almanca bir dosya hazırlandığı öğrenildi.

6 Ekim 2008: Adalet Bakanı Şahin, 6 Ekim’de, Ankara Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda Almanya’daki Deniz Feneri davasının dosyası ve mahkeme kararının istenmesi için Frankfurt Başkonsolosluğu’na yazının gönderildiğini açıkladı. Bu yazı resmi yazışmaların tabi olduğu usül gereği APS (Acele Posta Servisi) ile gönderildi.

16 Ekim 2008: Şahin, Türkiye’nin dosya talebine ilişkin evrakın, 16 Ekim’de Alman makamlarına ulaştığını açıkladı.

21 Ekim 2008: Kamuoyunun baskısı nedeniyle Adalet Bakanlığı, 21 Ekim’de “süreci hızlandırmak” için Dışişleri Bakanlığı ile Frankfurt Başkonsolosluğu’na faks gönderdi.

23 Şubat 2009: Buna rağmen dosya Savcılığa suç duyurusunda bulunulmasından ancak 169 gün sonra Dışişleri Bakanlığı’na gönderildi.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...