Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, NTV canlı yayınında Oğuz Haksever'in sorularını yanıtladı.

Özel röportajda, ağırlıklı olarak konuşulan konu, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu oldu.

Operasyonun 'toplumsal özgüveni yıkmaya yönelik' olduğunu savunan Davutoğlu, hukuki sürecin işlemesi gerektiğine işaret etti. Davutoğlu, "Kim ne hesap vermesi gerekiyorsa hepimiz verelim. Biz hesap vermeye hazırız" diye konuştu.

Davutoğlu'nun cemaat-hükümet çekişmesi iddialarına yönelik değerlendirmesi ise "Eminim şu anda cemaat kendi içinde muhasebe yapacaktır. Yoksa, karşılıklı hamlelerle bu iş bir satranç oyununa dönüşürse, devletle bilek güreşi yapılmaz" şeklinde oldu.

Hatay'da durdurulan ve mühimmat yüklü olduğu iddia edilen TIR'a da değinen Davutoğlu, daha önceden yapılan açıklamalara benzer bir açıklama yaptı ve TIR'ın Suriye'deki Türkmenlere insani yardım taşıdığını ifade etti.

Davutoğlu, "Hiçbir hukuki açık yok, gerekli prosedürlerin hepsi tamamlandı" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle:

"Bünyamin Aygün'ün kurtarılma operasyonunda detaylara girmek doğru olmayabilir. Bakanlığım süresince beni en çok sevindiren, bir vatandaşımızı zor durumdan kurtardıktan sonra onunla ya da ailesiyle konuşmak, bütün yorgunluğunuzu unutuyorsunuz.

En büyük güç kaynağımız insan kaynağımız. Birkaç ay önce de pilotlarımızı kurtarmıştık. Bünyamin Aygün'ün kurtarılması için büyük çabalar gösterildi. Bünyamin'in ailesi de sükunetle bekledi. Bünyamin'in açıklamaları sorumluluğumuzu da artırdı. Onun için çalıştığımızı duyunca rahatladığını söyledi.

Bir daha inşallah böyle bir durumla karşılaşmayız ama vatandaşlarımızın kurtarılması için gerekenlerin yapıldığını bilmelerini isteriz. Irak'ta mahsur kalan vatandaşlarımız için de gerekli takibi sürdürdük. Libya'da da hiç kimsenin yapamadığını yaptık, 25 bin vatandaşımızı anında tahliye ettik. Bu kurtarma operasyonları devletin kudretini gösterdi.

Suriye'de büyük bir savaş var. Ortadoğu savaşlarının tümünde, İran-Irak savaşı hariç, Suriye'de son 2 yılda ölen insan kadar ölen olmadı. Ülkede birçok grubun faaliyeti var. Burada Türkiye her zaman Suriye halkının yanında olmaya çalıştı.

Çatışma bizimle ordaki gruplar arasında hiçbir zaman çatışma yaşanmadı. İnsan kaçırmalar bazen rejim tarafından bazen de kontrolsüz gruplar tarafından yapılıyor. Bünyamin Aygün'ün kurtarılması sırasında Türk birimleri herhangi bir çatışmaya girmemiştir.

'MÜHİMMAT YÜKLÜ TIR' İDDİASI
Suriye konusunda gerekli tüm önlemlerin alınması devletin asli görevlerindendir. Türkiye'nin Suriye'de radikal örgütlere destek oluyor gibi söylemlerden uzak durulmalı. Evet ben de söylüyorum o TIR Türkmenlere yardıma gidiyordu. Aldığımız bir karar gereği aylardır yiyecek sıkıntısı çeken Türkmenlere giden yardım konvoyuydu. Hiçbir hukuki açık yok, gerekli prosedürlerin hepsi tamamlandı. Görev veren birim bellidir.

TIR'ın çıktığı kapıda Türkmenler olmadığı söyleniyor. Bilenler bilir, Türkmenlerin bulunduğu bölgeye çıkan Yayladağı kapısının karşısı halen rejimin elinde. Yani o kapıdan çıkarak Türkmenlere yardım götürmek mümkün mü? Şu anda rejimin elinde olan olan tek kapı var. Yardımın mahiyeti açıktır, yazışmalar bellidir. Burada herhangi bir tereddüt göstermemek gerekir. Bu konuda İçişleri Bakanımız da gerekli açıklamayı yaptı.

Savcı arkadaşımız böyle bir duyum aldığında gerekli mercilerle konuşabilirdi. Burası hassas bir bölge, belli ki olağanüstü bir durum var. Bu bir anda medyaya yansıdı. 'Türkiye radikal örgütlere destek sağlıyor' gibi, aylardır önüne geçmeye çalıştığımız, suçlamalar engellenebilirdi. Savcının neden haberi olmadı? Devletin güvenlikle ilgili aldığı bazı tedbirlerden bazen diğer bakanlıkların da haberi olmayabiliyor.

17 ARALIK OPERASYONU
17 Aralık'la ilgili, yolsuzluklarla ilgili ne tedbir alınması gerekiyorsa alınır. Yasal süreç işletilir. Ama aylarca yıllarca bekletilen dosyalar, ani bir haberle çıkıyor. Burada şimdi bir hukuki süreç işliyor. benimle ilgili iddia olmuş olsa arkadaşlarım gibi 'her şey araştırılsın' deriz. Arkadaşlarım da bunu söylediler. Başbakan'a istifalarını ilk gün sunduklarını belirttiler. Hukuki sürecin neticesini beklemek gerekir. Öyle bir algı oluşturulmaya çalışıldı ki sanki bütün hükümet büyük bir yolsuzluk içinde, Türkiye büyük bir bunalımın içinde.

Türkiye'nin gerçekleştirdiği en büyük devrim özgüven devrimidir. 17 Aralık'tan bu yana yapılmak istenen şey özgüvenimizi yıkmaktır. Saldırı toplumsal özgüvenimize yöneliktir. Yolsuzluğa karşı mücadelede kim engel çıkartırsa 'kenara çekil' deriz. Bırakalım hukuki süreç işlesin. Ama bir gün bir dosya, ertesi gün başka dosya... Türkiye'yi 3 kritik seçim beklerken, bunlar devreye girdiği zaman, 'bunların arkasında ne var' sorusu akıllara gelir. O zaman engellememiz gereken, psikolojik kriz döngüsü başlar. Türkiye'yi bu psikolojiye sokmaya kimsenin hakkı yoktur.

Hukuki süreç işlesin, kim ne hesap vermesi gerekiyorsa hepimiz verelim. Biz hesap vermeye hazırız. Buradan hareketle bir milletin kaderiyle oynanmaz. Bir ülkeyi felakete götüren şey yönetilme kabiliyetini yitirmesidir. O savcı arkadaşlarımızın da çocuklarının kaderi bu süreçte. Hepimizin çocuklarının kaderinden bahsediyoruz.

Hukuk bizi denetler ama siyaset yapamaz. Hukuk bize hesap sorar ama dış politikanın ne olacağına, Kürt sorununun nasıl çözüleceğine karışamaz.

Bir ülkede yolsuzluk varsa ekonomik kalkınma olmaz. Şu anda yürütmeyle yargı arasında bir kriz var. Bu anayasal çerçevede çözüme kavuşacaktır.

12 yıllık bir birikimle bir yerlere gelmişiz ama Türkiye bir anda kriz türbülansına giriyor. Yolsuzluk iddiaları birbirinden ayrı olaylar. Farklı zamanlarda gelmiş olsa, bir mesele var ise buna en fazla hassasiyet gösterecek olan Başbakanımızdır ve hepimiz üstüne gideriz.

Toplumsal dokumuz çok sağlamdır. Aidiyet karşıtlığına dönüşmeyecek bir ortak tutum var. Devlet geleneğimiz kuvvetlidir. Eminim şu anda bütün sivil toplum yapıları özellikle de cemaat kendi içinde muhasebe yapacaktır. Burada hepimizin yapması gereken bütün bu süreçten daha da güçlenerek çıkmak. Yoksa, karşılıklı hamlelerle bu iş bir satranç oyununa dönüşürse, devletle bilek güreşi yapılmaz. Hele devletin idarecileri halktan yetki almışlarsa.

YENİDEN YARGILAMA
Hükümete karşı yapılan darbe teşebbüslerine, somut verilere ulaşılmışsa, herkes aynı tutumu takınmalıdır. Yoksa geçmişte olduğu gibi bedelini hepimiz öderiz. Uzun tutukluluk gibi bazı yanlış uygulamalar olduysa, biz bunun önünü Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru uygulamasıyla ile açtık. Uygulama ve usül hatalarıyla kimin hakları mağdur edilmişse bireysel olarak ele alınabilir. Fakat yanlış uygulamaları tolere edebilecek bir noktaya getirmemek şart. Ama darbe teşebbüsü ve eyleme geçen her girişim devlete ve demokrasiye karşı bir suç niteliği taşır."