Birkaç gün önce 15 Şubat'ı geride bıraktık. Türkiye'nin birçok ilinde gösteriler yapıldı. Yine çocuklar gösterilerin içindeydi, yine polis müdahale etti ve yine bazı çocuklar gözaltına alındı.

Kısacası görüntüler tanıdıktı.

Sadece biri Diyarbakır, biri Mersin'de iki annenin çocuklarını kurtarma telaşı, farklı bir görüntüydü. Belli ki anneler çocuklarının gözaltına alındığını haber almış, aceleyle sokağa fırlamış. İkisi de polisi ikna etmeye, çocukları polisten almaya çalıştılar. Diyarbakır'daki polis, feryat figan eden anneye, "Şu anda bırakmaya hakkımız yok" diyerek durumu anlatmaya çalıştıysa da, sonunda dayanamayıp çocuğu annesine verdi. Mersin'deki anne ise çocuğunu alamadan eve dönmek zorunda kaldı.

Anneler bu kadar feryat ediyor, çünkü biliyorlar ki çocukları giderse ve bu iş yargıya taşınırsa, o çocuklar senelerce cezaevinde kalabilir. Daha önce başka anne-babaların yaşadıklarını biliyorlar çünkü. Onların çocuklarından nasıl senelerce ayrı kaldığını, o çocukların zamanla anne-babasına bile nasıl yabancılaştığını ve en önemlisi geleceklerinin nasıl yittiğini biliyorlar.

Yaşar A., çocuğun bir yıl önce, yine bir 15 Şubat'ta bu kadere kaptırdı. Şimdi Terörle Mücadele Kanunu, yani TMK mağduru çocuklardan birinin babası. Çocuğu bir yıldır cezaevinde ve 19-45 yıl arası hapsi isteniyor. Mersin ve Diyarbakır'daki o iki annenin bildiğini, öğrenmek için biz de Yaşar A. ile konuştuk. Böyle bir durumda bir babanın nasıl hissettiğini ntvmsnbc'ye anlattı.

ÇOCUĞUM DERSHANEDEYDİ, TEDİRGİN OLMADIM
Yaşar A. bu 15 Şubat'taki görüntüleri izleyince içinin cız ettiğini söyleyerek başlıyor söze ve geçen sene çocuğunun gözaltına alındığı o günü, Diyarbakır'da çocuk büyütmenin zorluklarını ve bir baba olarak hissettiklerini anlatıyor:

"Çocuğumun yakalandığı günü tabii hatırlıyorum. Ben işten çıkar çıkmaz, saat 4 gibi evde olurum. Çocuğum gösterilerle ilgisi olan bir çocuk değildir, o gün de dershanedeydi. Ben de evde yerel bir televizyonu seyrediyordum. Eski DTP'nin basın açıklaması yapacağını, polisin izin vermediğini ve olayların başladığını kanaldan öğrendim. Çocuğumun dershanesi ile olayların çıktığı yer de birbirine uzak. Tedirginlik duymadım. Ama zaman ilerleyince, tedirgin olmaya başladım. Aradım, ulaşamadm. Dershaneyi aradım, 'çıktı' dediler.

Karakollara gittim, Terörle Mücadele'ye gittim. Yok. Sonra hastaneleri gezmeye başladım. Diyarbakır Devlet Hastanesi'nde çocuğun kayıdını buldum. Burun ve baş röntgeni çekilmiş, kafasına pansuman yapılmış. Acil servisteki polislere gittim. Terörle Mücadele'ye götürüldüğünü söylediler.

Oraya gidiyordum ki, saat 10 buçuk civarı avukat olan amca oğlum çocuğun Dağkapı çocuk şubesine götürüldüğünü öğrendi. Oraya gittim. Çocuk beni görür görmez hemen fırladı. Bir ağlıyor... Yüzünün şekli değişmiş. Tanıyamazdım o bana gelmese. Kafasındaki pansumanı kaldırdım, dört demir kanca var. Elbisleri kan revan içinde. Sarıldı bana.

ELİ BENZİN KOKUYOR DİYE
"Ben dershaneden çıkıyodum, o anda bir grup kaçıyordu. Ben de korktum, kaçtım. Birkaç adım içeride bir binanın içine girdim." dedi. Çocuğu burada yakalıyorlar. Molotof kokteyli atmış, eli bariz şekilde benzin kokuyormuş. Tabii bunları daha sonra iddianameden okuyorum. Yine iddianamede çocuğun polise mukavemet ettiği ve o yüzden polisin kafasına piknik tüpü ile vurduğu yazıyor.

İsterseniz iddianameyi okuyun. "Babasıdır, duygusal konuşuyor" demeyin. İsterseniz avukatın telefonunu bile veririm.

SUÇ İŞLEMİŞSE YARGILANSIN
Ben çocuğumun suçu varsa, yanmam. Ben zaten yargılanmasın demiyorum ki. Dünyada çocuklar için normlar neyse, o olsun. Suç işlemişse, cezasını çeksin. Örgüt üyesi dağdan geliyor, elini kolunu sallaya sallaya gidiyor. Farzet ki taş attı, bu ne çelişki Allah aşkına?

DAVOS ÇIKIŞINDA TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLMUŞTU
Başbakanın Davos çıkışını gördünüz. Tüylerim diken diken oldu benim o zaman. Hoşuma da gitti. Ama sen kendi evinin önünü de süpür.

GELECEK HAZIRLIYORDUM ÇOCUĞUMA
Biz artık ne yapacağımızı şaşırmışız. Ben gelecek hazırlıyordum çocuğuma, kıt olanaklara rağmen. Hem okula, hem de haftasonları dershaneye gonderiyordum; dördüncü senesinde üniversiteye girsin diye. Şimdi bütün hayatına mal ettiler. Bizim bütün hayallerimiz yıkıldı. Bunun hesabını kim verecek?

BİR GECE EVDEN AYRI KALMAMIŞTI
Çocuğumun cezaevindeki durumu ise zaten farklı bir boyut. Düşünün, şimdiye kadar bir gece bile ailesinden kopmamış bir çocuktu bu. Bir çorabını bile yıkmamamıştır. Ve düşünün ki cezaevine girdiğinde, daha kafasında pansuman ve kanca vardı. Şimdi haftada bir gün görüyoruz. Pencere parmaklık var, telefonla konuşuyoruz. Ayda bir de açık görüş var.

İKİ ÇOCUĞUM DAHA VAR...
Benim iki çocuğum daha var. Biri lise, biri ilköğretim. İnanın akşam eve dönene kadar içimiz geçiyor, bu çocukların başına da böyle bir şey gelirse diye. Psikolojimiz bozuldu. Eşim bir yıldır tedavi görüyor ve sürekli ilaç kullanıyor.

DİYARBAKIR'DA ÇOCUK BÜYÜTMEK ZOR
Diyarbakır'da çocuk büyütmek zor. Siyaset yapan tutuklanıyor, yapmayan tutuklanıyor. O an kim yakalanırsa, tüm suç onun üstüne kalıyor. Kaçsan da suçlusun, kaçmasan da. Böyle bir memlekette çocuk yetiştirmek zor. Artık çocuklarımızı cebimizde taşıyacağız. Onları sokağa çıkarmaya cesaretimz yok.

BİR ÇOCUK KAYBOLUNCA CİĞERİM YANIYOR
Ben haberleri kaçırmıyorum hiç. Geçenlerde kaybolan çocukların aileleri meclisteydi. Vallahi çocuk kaybolunca da benim ciğerim yanıyor. Bizim çocuklarımız kaybolmadı en azından, cezaevine kondu. Yaşadığının bilincindeyiz. Benim kaybolanlara içim acıdı. Ama milletvekilleri timsah gözyaşları döküyor. Görüştüğümüz tüm AKP'li vekiller, "Bu yasayı çıkarmakla hata yaptık" diyor. Yine de bir değişiklik yapılmıyor.

BATI BİZİ GÖRMÜYOR
İşin açık yüzü, Batı bizi görmüyor. Biz burada DGM'leri gördük, köy yakma gördük, ama hiçbir dönem çocuklar sokaklardan alınıp, cezaevine atılmadı. OHAL ile yönetildiğimiz, faili meçhulların en yoğun olduğu dönemde bile böyle bir şey görmedik.