Ben mesajı, bu bir kural, uzlaşmak...

Solter, kesinlikle tamamen serbest bir anne babalığı önermiyor. Araştırmalar tamamen serbest bırakılan çocukların daha çok öz güven sorunu yaşadıklarını gösteriyor. Ama tek yol da otoriter olmak değil.

Solter’in üstünde durduğu yöntemlerden bazıları şöyle:

-Ben mesajı: Yaptığı şey hakkında ne hissettiğinizi çoğunuza söylemek anlamına geliyor. ‘’Ben bundan hoşlanmıyorum çünkü...’’

-Bu bir kural: Bazı konularda çocuğa çok net bir şekilde ‘’bu bir kural ve uymamız gerekiyor’’ denebilir. Bazı konular tartışmaya açık değil. Bunu çocuğun bilmesi gerekiyor. ‘’İşlek bir caddede elimi bırakamazsın, bu bir kural’’. 

-Uzlaşmak: Çocuğun ne istediğini ya da istemediğini dikkate almak ve kendi duruşumuzdan geri adım atarak onun da kazanmasına izin vermek.

Bu yöntemi Lado ile uygulamaya başladım ve daha şimdiden çok fark gördüğümü söylemeliyim.

Ladin, bir süredir tuvalete gitmeye üşeniyor, elini yüzünü yıkamak istemiyor. Ben de tüm bu rutin işleri yaptırabilmek için çok büyük bir emek ve mesai harcıyorum. Hem de her gün! Bu durum canımı sıkıyor.

Danıştığımız psikolog bir ödül tablosu hazırlamamı ve bu işleri her yaptığında Ladin’e bir yıldız vermemi önerdi. Bu sistemi uygulamak istemediğim için, yorucu ikna ve oyun mesaime devam ettim.

Solter’in konuşmasını dinledikten sonra fark ettim ki bu işleri Lado’ya sürekli oyunlar uydurarak yaptırıyorum ve Ladin durumdan çok memnun.

Ellerini yıkamamak, tuvalete gitmeye ayak diremek bizim evde benim için eziyete dönmüş; onun için eğlenceye. Ortada gerçek, dürüst ve sürdürülebilir olmayan bir durum var.

Solter’in seminerinden sonraki sabah Ladin uyandı ve gene çişimi yapmam, yüzümü yıkamam rutini başladı.

Ben de onun göz hizasına indim ve her sabah aynı şeyleri konuştuğumuzu, bu durumun benim için çok yorucu olduğunu ve hoşuma gitmediğini söyledim.

Tuvalete gitmenin, el yıkamanın kural olduğunu ve kural olan şeyleri canımız yapmak istemese de yaptığımız anlattım. Elinden tutup tuvalete götürdüm, her sabah ettiği itirazdan çok daha az itiraz etti. Elini yıkarken; ‘’ama yüzümü yıkama’’ diye sızlandı. Ben de yüzünü yıkamaktan bu kadar hoşlanmıyorsa, bundan sonra yüzünü yıkamayacağımı, ıslak bezle sileceğimi söyledim.

Artık sabahları yüzünü yıkamıyor, siliyoruz. O da her sabah ‘’ama yüzümü yıkama’’ diyerek yeni uygulamayı bana hatırlatıp, sorun çıkarmadan tuvaletini yapıp elini yıkıyor.

Sorun çıkacak gibi olduğunda, oyuna başvurmuyorum. İlk sabah yaptıklarımı tekrarlıyorum. 

HAREKETİNİN DOĞAL SONUCUNU GÖSTERME
Bu yöntem Türk annesini en çok zorlayacak yöntem. Bunu bana Ladi’nin psikoloğu da tavsiye etmişti.

Şöyle ki Ladin, boya kalemlerinin kapağını kapamıyor. Kapağı kapanmayan kalem, kendi kendine bitiyor.

Anlatıyorum, ‘’olsun bitsin’’ diyor. Psikoloğumuz, siz kapakları kapamayın, kalemler bitsin. Bittiğini görsün, yerine de hemen yenisini almayın demişti.

Solter de aynı şeyi söylüyor. Solter’in kızı 4 yaşındayken her gün yüzme dersine gidiyormuş.

Solter, her gün kızının yere attığı ıslak mayoyu asmak yerine, ona mayosunu asmazsa ıslak kalacağını ve ertesi gün ıslak ıslak giyeceğini anlatmış.

Kızı, bu durumu umursamamış. Ertesi gün ıslak mayoyu giyerek yüzme dersine gitmiş ve bu deneğimden sonra mayosunu hiçbir zaman yere atmamış, kuruyacağı bir yere asmış.

AFFERİN YERİNE, TEŞVİK ETME
Aletha Solter, ödülü maddi, manevi, sözlü diye ayırmıyor. Hepsini sakıncalı görüyor. Sonuç vermediğini de söylemiyor.

Çok hızlı ve etkin sonuç verdiğini ama istediğiniz sonucu vermediğini söylüyor.


Amaç bir çocuğun bir davranışı ya da alışkanlığı içselleştirmesi ise, bu sonucu vermiyor.

Kullanmayı çok sevdiğimiz; afferin, bravo, çok iyi olmuş, sözleri ve alkış da ödüle giriyormuş ne yazık ki.

Solter, övgü yerine ''teşvik etmeyi'' öneriyor. Teşvik ile ödül/övgü arasındaki farkı söyle anlatıyor:

Çocuğunuz bir resim yaptı. ''Çok güzel olmuş, afferin sana'' dersen, resim yapma işini övgüyle ödüllendiriyorsun.

‘’Çok güzel olmuş’’ dediğin anda; çocuğa aynı zamanda ''ama çok güzel olmaya da bilirdi ve ben o zaman seni övmezdim. Ödül alamazdın'' diyorsun. Çocuğun motivasyonunu, resimden zevk almaktan, övgü alabilmeye çeviriyorsun.

Teşvik için ise şunlar denebilir; ''aaa resim mi yaptın... Bana resmini anlatır mısın? 5 tane renk kullanmışsın''.

Sonra resmi alıp duvarınıza asabilirsiniz. Böylece, son derece teşvik edici olursunuz, onun heyecanını paylaşırsınız. Ödül/övgü vermediğiniz için çocuğun motivasyonu resim yapmaktan övgü almaya kaymaz.

AİLE TOPLANTISI
Çocuklarınız biraz büyüdükten sonra başvurabileceğiniz bir yöntem. Her hafta gündemi belli olan bir aile toplantısı düzenlemek.

Solter, evde toplantı gündemi için bir gündem defteri tuttuklarını, sorunu olanın o haftanın gündemine o sorunu yazdığını söyledi. Haftalık toplantıda sorunları her zaman uzlaşma ile çözüme ulaştırmışlar. İşte bir örnek:


Solter bir gün, gündem defterine çocukların okuldan geldikten sonra eşyalarını salonun ortasında bırakmalarından rahatsız olduğunu yazmış.

Derdini, ben mesajı vererek açıklamış: ‘’Ben evin bu kadar düzensiz olmasından rahatsızlık duyuyorum, salon bizim ortak alanımız.’’

Çocuklar ise, okuldan geldiklerinde çok yorgun olduklarını ve eşyalarını hemen toplamak istemediklerini söylemişler.

Bunun üzerine belki hemen değil ama akşam yemeğinden önce çocukların eşyalarını toplamasına karar verilmiş.

Çocuklar iki hafta bu kurala uymuş, sonra unutup gitmişler. Solter, bu maddeyi tekrar toplantı gündemine yazmış.


Çocuklar eşyalarını toplamayı unuttuklarını, annelerinin onlara bunu hatırlatması gerektiğini söylemiş.

Solter ise, bu sıkıcı görevi kesinlikle üstlenmek istemediğini açıklamış.

Bunun üzerine şöyle bir karar almışlar; yemekten önce eşyalarını toplamayan aile üyesinin tabağı masada ters çevrilmiş olacak.

Böylece, yemeğe gelen aile üyesi, eşyalarını toplamadığını hatırlayacak. Bu kural; Solterler’in evinde çocuklar üniversiteye gittiğinde bile hala uygulanıyormuş ve herkes üzerinde anlaştığı ve bir parça herkesin istediği olduğu için hiç bir zaman bozulmamış.

Esra Sert'in "Acemi Anne" köşesini Facebook'tan takip etmek için tıklayın.