NTV

Diyarbakır'dan okul saldırılarına tepki

Türkiye
Diyarbakır'dan okul saldırılarına tepki

PKK yandaşlarının Diyarbakır, Hakkari ve Şırnak’taki bazı okullara yönelik eylem yapması, bölgede tepkiyle karşılandı. Eylemler, kentteki bazı yerel gazetelerin köşe yazarlarına da konu oldu.

Diyarbakır’da Özgür Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Naci Sapan, saldırıları 'kabul edilemez' olarak değerlendirirken, Diyarbakır Söz Gaztesi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Büyüktimur ise şiddet sarmalında gelişen gençliğe dikkat çekti.

'Azadi İnsiyatifi' üyesi avukat Muhammed Akar da, bu tür saldırıların tehlikeli olduğunu ve halk arasında çatışmalara neden olabileceğine vurgu yaptı.

Türkiye, Diyarbakır, Hakkari ve Şırnak’taki okullara yönelik PKK yandaşlarının eylemlerini konuştu. Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998 yılında Türkiye’nin baskısı sonucu Suriye’den çıkarılışını protesto etmek amacıyla Doğu ve Güneydoğu’daki bir çok kentte gösteriler yaptı.

Gösterilerde eğitim kurumları da hedef alındı. Saldırılarda 3 öğretmen ve iki öğrenci çeşitli yerlerinden hafif yaralandı. Faciaların ucuz atlatıldığı bu eylemlerin son bir ayda artması sivil toplum örgütlerinin de tepkisine neden oldu. Diyarbakır’daki bazı yazarlar, yaşananlara köşelerinde tepki gösterdi, bu tür eylemlerin akılcı olmadığı görüşünü savundu.

'KABUL EDİLEMEZ'
Kentte geçen yıl yayın hayatına başlayan Özgür Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Naci Sapan, saldırının 'kabul edilemez' olduğunu söyledi. Sapan, "Eğitim kurumlarıyla ilgili yapılan saldırılar kabul edilemez saldırılardır. Orada gelceğimiz olduğunu iddia ettiğimiz çocuklar var. Geleceği kuracak olan bu insanlara yapılan bu saldırı hem toplumda bir takım karşılıklı güvensizliği gündeme getirir. Hem de önü alınamaz bir takım souçlara da neden olabilir. Neden okullar hedef alındı onu çok net bilemiyoruz. Spontane mi gelişti, merkezi bir karar mıdır bilemiyoruz. Ama sonuç itibarıyla dün Diyarbakır’da şehitlik lisesine yapılan saldırıda, hem görüntülerden izledik, hem de öğreci ve öğretmenlerin ifadelerinde de ortaya çıkıyor ki; orada bir yangın çıkabilirdi. Yangın sonucu onlarca insan yaralanı, ölebilirdi. Bunun toplum üzerinde yaratacağı etkiyi hesapladığınızda bu eylemin doğru bir eylem biçimi olmadığını, yöntem itibarıylada doğru bir yere oturmadığını görebiliyoruz" dedi.

'İKİ TARAFIN TRAVMASI ÖLÇÜLMELİ'
Vicdani ve insani sorumluluğu olan herkesin bu tür eylemlerin en azından bundan sonra yapılmaması konusunda talepte bulunması gerektiğini savunan Sapan, şöyle dedi:

"Eğer talepte bulunmazsak buna benzer olaylar devam ederse toplumda karşılıklı bir takım çatışmalar ve uzlaşmazlıklar da ortaya çıkacaktır. Bu da sonuç itibarıyla doğru bir durum olmayacaktır. Çocukları çocuklarla karşı karşıya getiren bir yöntem biçimi. Aynı toplumda, aynı mahallede, aynı kentte yaşayan çocuklar bir şekilde karşı karşıya getiriliyor. İki tarafın da aslında travmasını ölçmek lazım. Yeni bir yöntem biçimi olarak benimsenmişse bundan vazgeçilmelidir.”

'KÖR DÜŞÜNCEYLE YAPILMIŞ EYLEMLER'
Diyarbakır’ın en eski yerel gazetelerinden biri olan Söz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Büyüktimur da, öğrenci ve öğretmenlerin bulunduğu eğitim kurumlarına yönelik eylemin gerekçesinin olamayacağını söyledi. Büyüktimur, "Köşemde de ifade ettim. Doluyu boşa, boşu doluya vurdum bunun gerekçesi ne olabilir diye. Ama hiç bir şey çıkaramadım. Çünkü Diyarbakır il merkezinde ilk kez oluyor bu olay. Yani öğrenciler ders yaparken, öğretmenler sınıfta bulunurken, bir grubun 15-16 yaşlarında maskeli 10 kişi gidip okula molotof ve patlayıcı atıyor. Hedef gözetmeksizin, insanların diri diri yanabileceği, ölebileceği bir eylem. Kör bir düşünceyle yapıldığını düşünüyorum ve bunu anlayabilmiş değilim" dedi.

Şiddet sarmalında gelişen bir gençlik olduğunu vurgulayan Büyüktimur şöyle devam etti:

"Bu gençlik de giderek yayılmaktadır. Diyoruz ki hala elimizde bir nesil var. Bu nesille oturup diyalog içerisinde soruna çözüm bulabiliriz. Ama biz bu nesili de kaybedersek, 15-16 yaşlarındaki şiddet sarmalında büyümüş gençlerle hiçbir zaman konuşamayız. Ne ben konuşabilirim bir Kürt olarak, ne de batıdaki bir Türk konuşabilir. İşte bu tehlikeyi görmek lazım. Dikkat edin eğitim müfredatının değişikliğinden itibaren bir saldırganlık var. Eğitim ve öğretim kurumlarına saldırının ana gayesi de özellikle eğitim müfredatına alınan Kürtçe seçmeli ders... Bunu protesto etmek amacıyla yapılıyor eylemler. Bu Kürtler asimile ediliyor Kürtçe derslerle. Elbette anadilde eğitimin olması şarttır. Bunu ben her zaman ifade ediyorum. Seçmeli ders bir başlangıçtır. Yeterli midir, değildir. Bunun gelişmesi lazım. Tüm eğitim kurumlarında yer alması lazım. Silahla şiddetle hak aranamaz, demokratik ortamlarda bu talep edilir. İşte BDP Meclis'te... talep ediyor da.”

'TOPLUM DEVLETLE ÖRGÜT ARASINA SIKIŞTI'
Kendilerini 'dindar demokratlar' olarak adlandırlan Azadi İnsiyatifi üyesi avukat Muhammed Akar, örgütle devlet arasında sıkışan topluma dikkat çekti. Eylemleri eleştiren Akar, bu konuda şunları söyledi:

“Son derece yanlış bir iştir bu. Dünyanın hiç bir yerinde şiddet hak arama yöntemi olmamıştır. Hele hele sivillere yönelik bir şiddeti dünyanın hiçbir yerinde bağışlama imkanı yoktur. Tabi sorumlularının kim olduğunu bilemiyoruz. Ortada bir açıklama yok. Kim yaptı bilemiyoruz. Lakin geçmiş dönemde örgütün bazı açıklamaları söz konusudur. Bundan sonra okulların hedef alınacağı yönünde bir açıklamaları oldu, bu yanlıştır. Yani anadilde eğitim talebinde bulunan bizim gibi insanların işini zora sokan faaliyetlerdir. Şimdiden değil. Okullar açıldığından beri öğretmen ve öğrencilere yönelik mukabil saldırılar söz konusu. Bunların derhal sona erdirilmesini tavsiye ediyorum. Zira Diyarbakır başta olmak üzere bölge bu tür saldırılardan rahatsızlık duymaktadır. Keza kepenklerin kapatılması da Diyarbakır ve bölge şehirlerini rahatsız edici düzeye varmıştır. Bütün kamuoyunun bu konuda duyarlı olmaya ihtiyacı vardır. Kürt siyasi çevrelerine de ricada bulunuyorum. Bu tür yöntemlerle Kürt meselesine zarar veriyoruz. Oysa ki gördüğünüz gibi 20 bin kişide kaldı malesef anadil talebinde bulunan ve yahut seçmeli dil talebinde bulunan. Kampanyalar başlatılabilirdi, anadil bir haktır. Bu hakkın sağlanması konusunda sivil, demokratik ve barışçıl çabalarla çok daha etkili sonuçlara varılabilirdi. Fakat bu tür saldırılar malesef başta anadil talebi olmak üzere bir çok demokratik talebi baltalamaktadır. Bizim gibi Kürtlerin meşru ve demokratik talepleri dile getirenlerin işlerini de zorlaştırmaktadır. “

TOPLUMSAL ÇATIŞMA TEHLİKESİ
Geçen yıl yapılan boykot girişimlerinin etkili olmadığını savunan Akar, yeni eylem şeklinin toplumsal çatışmalara neden olabileceği uyarısında bulundu. Akar, sözlerini şöyle tamamladı:

"Geçen sene boykota yöneldiler. Fakat boykot etkili olmadı. Tahmin ediyorum boykot etkili olmayınca bu defa da bu şekilde bir yöntem ile çocukların okula gitmesi engellenmek isteniyor. Şimdi bunun Kürt meselesine faydası ne? bunu oturup beraber düşünelim, şapkamızı önümüze koyalım... Hakikatten anadilde eğitim talebini dile getirmek son derece meşru, ahlaki bir taleptir. Buna katkısı ne? Bunu beraber konuşalım. Çocuklar okula gitmezse ne olur? Cahil kalır ve bölge zaten büyük bir yük altındadır. Ekonomi, sağlık, eğitim konularında çok gerilerde. Ve korkarım ki sonuçta bütün bölge çok ciddi tepki gösterecektir. Bunu açık bir şekilde ifade edeyim. Ben başta BDP olmak üzere, bütün Kürt siyasi çevrelerini demokratik ve barışçıl bir çabaya davet ediyorum. Ve Kürtlerin demokratik ve meşru taleplerini hep beraber sivil yöntemlerle dile getirelim. Sivil itaatsizlikle, imza kampanyalarıyla vurmadan, kırmadan taleplerde bulunabiliriz. Fakat kendi insanımıza şiddet uyguladığımızda bunun hesabını yapanlar var mı? Yarın bu toplum patlayacaktır. Devlet ve örgüt arasında sıkışan Kürt halkı maalesef başka türlü reaksiyonlar gösterecektir. Bunu da şimdiden söylemek lazım. Bu da Kürt davasına zarar verir. Toplumun sinir uclarına dokunmamak lazım."