Doğu için lüks, Batı'nın ihtiyacı yok

''Diyarbakır'da yaşam savaşı verilirken geçmişle ilgili sohbetlerin lüks olduğunu gördük. Muğla'da da gençler geçmişi bilmiyor ve çok da ilgilenmiyorlar'' Prof. Dr. Leyla Neyzi, Diyarbakır-Muğla hattında gençlerle görüştü, onların geçmişi nasıl algıladıklarını ortaya koydu.

22.10.2012 - 13:39

Doğu için lüks, Batı'nın ihtiyacı yok

Gençler tarihe nereden bakıyor? ‘Tahayyül ve Karşılaşmalar Arasında: Diyarbakırlı ve Muğlalı Gençler Anlatıyor’ projesi gençler üzerine yapılmış ilk sözlü tarih çalışması. Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Leyla Neyzi ve ekibinin hayata geçirdiği projenin ana konusu Türkiyeli gençler.

Neyzi'nin söylediklerine kulak verirsek: ''Her iki yörede de gençlerin tarihle çok sıkı bir bağları yok. Yani aile ve yöre tarihlerini pek bilmiyorlar ve çok da ilgilenmiyorlar. Bu onların hayatında çok önemli değil. Aslında neden önemli olmadığı farklı belki iki yörede.''

Proje, gençlerin geçmiş-gelecek arasındaki konumunu ortaya koyarken, iki şehir/bölge arasındaki farklılıkları ve ortak noktaları da görünür kılıyor. Daha fazlası için Leyla Neyzi'yi dinliyoruz:

Sözlü tarih çalışmalarının genelde tarihsel olaylara tanıklık etmiş kişiler üzerine yapıldığını biliyoruz. Siz bu projede gençlerle çalıştınız. Bunun nedeni nedir?
Uzun zamandır yakın tarihe yönelmiştim ve bu süreçte Osmanlı kuşağından, Cumhuriyet kuşağından inanılmaz insanlarla tanıştım. Ancak bir yandan da Türkiye’nin gündeminden, güncelinden biraz uzak kaldığımı hissettim. Bu günceli özledim ve sözlü tarihle bu gündemi bağdaştırmak adına böyle bir proje düşündüm. Türkiye’de şu anda geçmişe endekslenmiş bir sosyal bilim anlayışı var. Hepimiz geçmişle yüzleşmeye yönelmişiz. Bu çok önemli tabii ama, geçmişin bugünü nasıl etkilediği de önemli. Bu ülke değişecekse bir şekilde gençlerle değişecek diye düşünüyorum.

Projeye başlarken çıkış noktanız ne oldu?
Çok basit bir soruyla yola çıktık aslında: Gençler tarihe nereden bakıyor? Bununla birlikte, kendi yaşamadıkları tarihin, yani anne babalarının anlattıkları tarihin, gençlerin bugünkü yaşamlarını ve gelecek hayallerini nasıl etkilediğini en çok merak ediyorduk.

Bu sorulara yanıt aramak için neden Diyarbakır ve Muğla’yı seçtiniz?
Türkiye’nin şu anda ana ve en önemli konusu Kürtler. Özellikle medyada ve kamusal alanda doğu ve batı arasında algısal bir duvar yükseldiğini görüyoruz. Gerçekten doğu ve batı diyebileceğimiz mekanlardaki gençleri dinlediğimizde bu algı nasıl? Bunu görmek için böyle bir seçim yaptık. Diyarbakır tabii ki Güneydoğu’nun ve Kürt sorununun başkenti. Muğla da turizm ve inşaat sektöründen dolayı Güneydoğu’dan çok göç alan bir yöre. Bir de Muğla Üniversitesi aynı şekilde, Diyarbakırlı öğrencilerin de bulunabildiği bir ünversite. Yani Muğla ‘doğulu’ ve ‘batılı’ gençler için güzel bir ‘karşılaşma’ alanı.

‘GENÇLER TARİHİ BİLMİYOR VE İLGİLENMİYORLAR’
Doğuda ve batıda gençlerin geçmişle ilgili neler düşündüğünü biraz anlatır mısınız?

Her iki yörede de gençlerin tarihle çok sıkı bir bağları yok. Yani aile ve yöre tarihlerini pek bilmiyorlar ve çok da ilgilenmiyorlar. Bu onların hayatında çok önemli değil. Aslında neden önemli olmadığı farklı belki iki yörede. Diyabakır’da gençlerin aile tarihlerini ve yöre tarihlerini, mesela dedesinin adı neymiş, ne yaparmış, nerelerden nereye göç etmişler gibi, bu tip spesifik sorularla ilgilenmemeleri biraz tabiii ağabey-ablalarının, anne-babalarını yaşadıkları çok büyük zorluklardan kaynaklanıyor. Yani, bir yaşam savaşı verilirken, bir savaş ortamında yaşanırken aslında bu tip sohbetlerin bir lüks olduğunu gördük. Güncel olan gündemde olan o kadar öne çıkıyor ki o hayatta, geçmişle kim nasıl uğraşabilir?

Muğla’da durum nasıl?
Daha farklı. Orda önemli olan yaşam gailesi. Genelde geçmiş ve bugün arasında yapılan karşılaştırma modernizasyonla ilgili. Yani çok zor koşullar altında tarım ve hayvanclık yapan dedelerden turizmde çalışan ve daha iyi bir hayat isteyen gençlere doğru bir geçiş. Örneğin, Muğla’da eskiden Rumların yaşadığını biliyoruz. Mübadele olduğunu biliyoruz. Muhacirlerin göç ettiğini biliyoruz. Fakat bu tarih de gençler tarafından bilinmiyor ve yine çok ilgilenmiyorlar. Nedenine gelince… Rumlarla ilgili tamamen bir sessizlik var. Bu da, Türkiye’nin bir çok yerinde olduğu gibi geçmişin kaybolduğunu, aktarılmadığını gösteriyor bize.

‘EGE’DE TURİZM OLMASAYDI TÜRKİYE’NİN DOĞUSU OLACAKTIK’
Doğu ve batıda gençler arasında yükselen algısal bir duvardan bahsettiniz. Gençler birbirlerini nasıl algılıyor? Gençlerin doğu ve batı algısı nasıl?
Diyarbakır ve Muğlalılar arasında kimlik meselesinden ötürü bir anlamda bir iktidar farkı var. Diyarbakırlılar kendilerinin batıda bir kategori olarak algılandıklarını düşünüyor ve batıya bir savunma içgüdüsüyle yaklaşıyorlar. Batıda da, Muğlalı gençler için zaten hazır bir (Kürt) profili var. Burada ‘karşılaşmalar’ın bile bu profili değiştiremediğini görüyoruz. Diyarbakırlılar, mağdur olanın çok daha farkında ve çok daha bilgili olmak zorunda olduğunu söylüyor. Halbuki, iktidarı olanın mağdur olanı hiç görmediğini görüyoruz. Mesela kamusal alanda bir Kürt işçisinin o alanda yaşayan kişiye görünmez olduğunu görebiliyoruz. Hani yokmuş gibi. Yani var ama yok… Hem batılı hem doğulular için batı daha modern daha ilerde. Her iki taraf da bunu olumlu anlamda görüyor. Ama Diyarbakırlılar diyor ki; ''neden bizde yok''. Bu onlar için batıya gitme sebebi aynı zamanda. Yani üniversiteye gitmek istiyorlar. Daha özgür yaşamak istiyorlar. Mesela Bodrumlu bir genç de coğrafyayı tamamen tersine çeviriyor şöyle diyor: ‘Eğer Ege’de turizm olmasaydı biz Türkiye’nin doğusu olacaktık.’ Çok ilginç. Kendi dedesinin ninesinin yaşamının doğunun yaşamıyla çok benzer olduğunu söylüyor ve diyor ki ekonomik gelişme bizi kurtardı.

‘EĞİTİM DENEYİMİ HAYALKIRIKLIĞI YARATIYOR’
İlköğretim, lise, üniversite derken gençlerin kendi geçmişlerinin büyük çoğunluğunu eğitim hayatı oluşturuyor. Gençlerin eğitime bakış açısı nedir?

Türkiye’de genel olarak oldugu gibi Diyarbakır ve Muğla’da da eğitim çok önemli. Aileler ve gençler için, özellikle daha iyi bir yaşam ümidi için. Fakat eğitim deneyimi hayal kırıklığı yaratıyor. Yani eğitim içeriğinden çok pratik açıdan gerekli olduğu için yapılan bir şey. Muğlalı ve Diyabakırlılar’ın eğitim deneyimi de farklı, Diyarbakır’da hem eğitim şartları daha kötü hem de daha çok şiddet yaşanıyor. Eğitimde bir de yatılı okul yani YİBO deneyimi çok yaygın. Özellikle zorunlu göç yaşayan çocuklarda. Ve çok olumsuz bir deneyim. Buna benzemese de Muğlalı köylü çocukları da çoğu zaman okumak için kasaba veya kente başka ailelerin yanına gönderiliyorlar küçük yaşta, bu da olumsuz deneyimlenebiliyor.

Lütfi'nin bu sözleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Şimdi Diyarbakırlı gençler iki dil arasında kalıyor. Bunun politik olduğu kadar duygu dünyaları için de önemli olduğunu ve ailelerin farklı kuşakları arasındaki ilişkileri çok etkilediğini düşünüyorum.

Peki gençler nasıl bir gelecek tahayyülünde bulunuyor?
İki şey var; birincisi, ekonomik olarak kendi abla-ağabeylerinden ve anne-babalardan daha iyi bir hayat… İkincisi, özellikle Diyarbakırlılar için daha hak temelli, insan haklarının öne çıktığı daha demokratik bir toplumda yaşayabilmek.

‘FACEBOOK VE TWITTER ÖNEMLİ’
Bugün Avrupa’da olsun, Ortadoğu’da olsun gençler bir takım değişim hareketlerinin başını çekiyor. Türkiye’de gençler Kürt sorununun çözümünde öncü olabilir mi?
Diyarbakırlı gençlerin belki gözle görülmeyen ama işte tam da gençlerin yarattığı yeni alanlarda öne çıktıklarını görüyoruz. Mesela internet. Yani Facebook ve Twitter’ın ne kadar önemli olduğunu hakikaten söylemek gerekiyor. Orda müthiş bir kendi sesini duyurma çabası var. Ben buna yeni bir politik öznellik diyorum. Evet, belki bu bizim eski bildiğimiz anlamda bir politik örgütlenme değil ama tam da işte bütün dünyadaki sosyal hareketler gibi internet üzerinden facebook, twitter üzerinden…insanların bazı şekillerde sokağa dökülmesi, toplantılar yapması, sivil toplum da çalışması... Muğla Üniversitesi’nde Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın çalışmalarında Kürt öğrencilerin çok önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Batıdaki birçok üniversitede bu böyle, yani kendilerine yeni alanlar yaratıyorlar. Türkiye’de şu anda bu alanların daraldığını biliyoruz. Şunu açıkça söyleyebilirim. Bizim bu projeye başladığımız iki sene evvelki Ocak ayından şimdiye kadar görüştüğümüz gençlerin söyledikleri bile değişti. Yani bu ülkedeki demokratik alanların daralması ve kısıtlanması geleceğe dair ümitleri etkiliyor.

Demokratik alanların daralması Kürt sorununu nasıl etkiler?
Bazı gençler için bir radikalleşme, öfkenin çoğalması olabilir ama bir yandan da gençler savaşın getirdiği travmalardan dolayı çok ciddi bir şekilde yorgun. Yani nereye kadar? Birçok genç gerçekten savaşa karşı. Eline silah almak istemiyor. Her iki tarafta da çok kayıplar vermişler. Elimizde o kadar güzel enstrümanlar var ki artık. O kadar kolay ki (birbirimize ulaşmak)... Web sitesi, kamera, dijital ses kaydı...

Karşılaşmamızı, birbirimizi dinleyip anlamamızı sağlayacak birçok alan olduğunu söylüyorsunuz. Bu projeyi de buna hizmet eden unsurlardan biri olarak görebiliriz öyle değil mi?
tabii bütün istediğimiz bu aslında. İnsanların birbirlerini kategoriler üzerinden değil de gerçek insanlar ve gerçek hikayeler üzerinden anlaması. Bunun ben çok devrimci bir şey olduğunu düşünüyorum. Birisi birisinin hikayesini dinlediği vakit bazı algılar çok çabuk değişebiliyor. Ve sözlü tarihin de böyle bir gücü var.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...