ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu (OKGT) tarafından, TRAKUS ve DevBelgesel’in de desteğiyle, ODTÜ’de ‘’Türkiye’de Doğa Koruma-Yeni Stratejiler ‘’ paneli düzenlendi.

Panele farklı sivil toplum kuruluşlarından gelen uzmanlar dinleyicilere Türkiye’deki doğa koruma çalışmalarının geçmişi, bugünü ve de geleceği konularında birer konuşma yaptılar.

ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu'ndan Soner Oruç, panelle ilgili gözlemlerini yazdı... İşte Oruç'un kaleminden "Türkiye'de Doğa Koruma-Yeni Stratejiler Paneli"...

"Bulut Olmalıyız!: Tanelerimiz her yerde olmalı!"

Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) kurucusu, emekli doğa korumacı Tansu Gürpınar, 1960’larda doğamızın yangın yeri olduğunu, böyle bir ortamda hatalı bir şekilde fazla sorgulamadan koruma yapıldığını; ama yine de az kişiyle yapılan mücadelelerle büyük kazınımlar elde edildiğinin altını çizdi. Şu andaki ses kısıklıklığından yakındı. Doğa koruma mücadelesinin, çoğu zaman insanın moralini bozan, depresif faaliyetler olduğunu dile getiren Gürpınar, bilimsel bilginin, kamu kuruluşlarıyla ve de diğer sivil toplum kuruluşlarıyla iletişimin, medyanın ve de en önemlisi yöre halkıyla iletişimin önemine vurgu yaptı.

Panelde, daha sonra sırasıyla söz alan konuşmacılar şunları söylediler:
Osman Erdem (Kuş Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı) : ‘’Doğamızı korumada gelişmeler sağlandı; ama yeterli başarıyı gösteremedik. Bu konuda suçu başkalarına atabiliriz, herkesi eleştirebiliriz, kendimizi de eleştirip, cesur olamadık diyebiliriz. Politik, sosyal ve ekonomik değerlendirmeleri iyi yapamadık maalesef. Türkiye’de doğa koruma kendi iç dinamikleriyle gelişen bir hareket olamadı.’’

Cem Orkun Kıraç (Sualtı Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı): Doğa korumada kendimizi tamamen başarısız olarak niteleyemeyiz. Başarılarımız da oldu. Dünyanın hiçbir yerinde tüm doğal alanları koruyan bir doğa koruma mücadelesi yoktur. HES’lerle birlikte doğa koruma mücadelesi artık yaşam hakkı savunma mücadelesine, yaşam savaşına dönüşmüştür. HES’lere karşı 40 dava kazanılmıştır. Artık , kendi aramızdaki didişmeleri de bırakıp birlik olmalıyız. Tek vücuda girildiği zaman kazanç olur.’’

Uygar Özesmi (Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü): ‘’Türkiye’de doğa koruma başarısız oldu. Toplumsal mücadele ve de bütünleşik hareket yönünden yoksun bir şekilde, kim nereden tutup götürebilirse o şeklinde yürüdü. ‘’Yangından mal kaçırma, dostlar alışverişte görsün’’ diyorum ben buna. Etkin kitle yaratma sorunumuz var. İngiltere’de 1,5 milyon üyeli, Hollanda’da 500 bin üyeli kuşçu dernekleri var. Bu derneklerin üyeleri her sektörde çalışıyorlar. Bizler de öyle olmalıyız. Kuş gözlemcileri, artık ağ olmayı bırakmalı, bulut olmalı! Taneleri her yerde olmalı!. 
Bireyin gücünü de önemsemeliyiz. Her bir bireyin dönüşümü tetikleyen gücü var.Bakın Tunus’a, bakın Mısır’a. Sonuç odaklı olmalıyız.

Uğur Zeydanlı (Doğa Koruma Merkezi Genel Müdürü): Doğa korumada büyük başarılar yakalamamız çok zor. Çünkü çok az kişiyiz. HES’lere karşı büyük toplumsal mücadeleler var. Yol gösterici olmalıyız, hukuksal zemin mücadeleleri yapmalıyız. Bizim gibi sivil toplum kuruluşları üzerinde toplumsal olarak baskılar oluyor kim zaman. Ama gelip bize destek veren, bizleri güçlendiren yok. Ekoloji ve koruma biyolojisi konularında nitelikli ekip oluşturmak, ekibin devamlılığını sağlamak çok zor. Proje döngüsüne mahkum oluyoruz.

Sunay Demircan (Emekli doğa korumacı, çiftçi): ‘’Bizler doğayı kendimize göre tasarladık. Bunu canlı tutmak için mücadele verdik. Fakat bu, değer olarak algılanmadı. Çünkü bunlar çoğu insanın hayatında değer değil! Şu anda halk ayaklanması filan yok. Bu bir ilüzyon! Doğa korumada çuvalladık! Sivil toplum kuruluşları egoya teslim oldu, paylaşmacı olmadı. Toplumsal mücadelenin özü paylaşmak ve büyümektir. Bundan sonraki dönem bireyin dönemi olacak. Çünkü örgütlülük bireyin özgürlüğünü çoğu zaman sınırlıyor.’’

Kerem Ali Boyla (Kuş Uzmanı, Rehber): ‘’Doğa koruma stratejisine gelmeden önce bir hedef olmalı. Önemli Kuş Alanları’nı (ÖKA) sahiplenemedik. Önemli Doğa Alanları (ÖDA) kavramına atladık, büyük alanlar korumaya çalıştık. Bundan dolayı, ÖKA’larla ilgili çıkardığımız raporlar da bir işe yaramadı. Keşke daha az alan hedefleseydik; ama daha çok sahiplenseydik. ‘’ÖKA’lar: Başımız sağ olsun’’ diyorum.’’

Yıldıray Lise (Uzman Biyolog): ‘’Doğa korumada başardıklarımız da var. Ama ses kısıklığı var, toplumsal bilinç ve sahiplenme yok. Doğa koruma toplumın önceliği olmadı. Bizler örnekler yaktık; ama ulusal politikaya, ulusal tartışmaya taşıyamadık. Doğa korumanın devletin nezdinde kıymeti olmadı, desteklenmedi. Bizler kendimizi değerlendirmedik. Çevre değerlendirmeleri yaptık; ama kendi içimizde izleme ve değerlendirme yapmadık. Ekosistemleri yönetebiliyoruz; ama egosistemleri yönetemiyoruz!’’

Önder Cırık (Kuzeydoğa Derneği Projeler Koordinatörü): ‘’Doğa koruma çalışmalarında kapasitemizin ve gücümüzü iyi değerlendirmeliyiz ve ona göre somut çıktılar ortaya koymalıyız. İnsanımız iyi bir şeye, onu görmeden inanmaz; ama bir şeyin kötü olduğuna inanmaları için duymaları yeterlidir. Yerelde çalışırken insanların genel düşünce tarzına ve algılarına göre davranmalıyız. HES’lere karşı isyan var deniyor. Öyle ise, 12 haziranda o illerdeki seçim sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Doğa koruma eğitim sitemine girmiş değil. Çevre eğitimi bile yok artık.’’