Yüksel Aksu 'Dondurmam Gaymak'tan sonra ikinci filmine yine Ege'de, Muğla'nın Pınarcık Köyü'nde başladı. Davul-zurna ile çekimine başladığı filmi entellerle köylüleri karşı karşıya getiren bir komedi. Çekimlerde herkes eğleniyor ve ortaya çıkacak filmin de eğlenceli olmasını istiyorlar ama Aksu, bir yandan da bu eğlencenin altından derdini anlatmaya çalışıyor.

İlişkili Haberler


Filmin adından yola çıkarak Aksu'ya ilk sorduğumuz entel kavramı oldu. Keza, entelektüellik bu ülkede neredeyse aşağılanan bir şey haline geldi. Aksu da, 'entel-dantel' kavramının 12 Eylül'ün yarattığı bir kavram olduğunu ve filmin entelektüellerin değerli insanlar olduğunu göstereceğini söylüyor. İşte Aksu'nun Entelköy'ü:

''İkinci bir Ege komedisi… Bu film biraz umumi istek üzerine oldu. Aklımda değildi. Burası satirler bölgesi. Gırgır şamata iyidir. Zaten önce sinema yapmıyoruz. Önce eğleniyoruz, fırsat bulursak sinema yapacağız.

ZEYBEK DE OYNARIM TANGO DA YAPARIM
Biraz da gençlik hikayem aslında. Gençken hepimiz komüncülük yapıyorduk. Komün köy kurmak istiyorduk olmadı. J.J. Rousseau etkiledi ama olmadı. Sonra paramız oldu bu sefer de inancımız kalmadı. Ben de filmini yaptım. Burada bir ütopyayı gerçekleştiren entelektüeller var. Şaka bir yana çok zor, biraz abartıyoruz. Ütopyayı olmayacakmış gibi anlatıyoruz. Atla deve değil. İnsan aklı tasarlamışsa yapılabilir de. Biliyorsunuz benim bir tarafım fena olmayan bir entelektüeldir bir tarafım da gerçek köylüdür. Çok iyi zeybek oynarım, ama tango da yaparım. Break dans geçmişim bile vardır.

HERKES ROBERT DE NIRO OLAMAYABİLİR
Bilinen bir ezber var. Sinema oyuncusu, yönetmen, şarkıcı... Öyle bir şey yok, oyun insanın kendisine ait. Sinemanın dışında bir oyunculuk yok mu? Sinema yokken insanlık nasıl varoldu, nasıl drama geliştirdi. Dolayısıyla bu tanımlara karşıyım. Sinema oyunculuğu gibi bir meslek var tabii ki. Teknik bir şey aynı zamanda. Ama sinemanın, sanatın bir şekle sıkıştırılmasına karşıyım. Herkes Robert De Niro olmayabilir ama yine de oynayabilir. Bu biraz hikayeyle ilgili. Öyle de olabilir böyle de. Hangi yemeği nasıl bir malzemeyle yaptığınız önemli.

KOMPLE KIZIL OLAMAZSIN
Karakterlerim püriten anarşist değil. Geldikleri zaman onlar da para kazanmaya başlıyorlar. Satın alıyorlar, vergi veriyorlar. Öyle bir dünya yok çünkü; mağaradan çıkmak zorundasın. Dünya bir mağara artık... Filmde geri dönüşümün ritmi var. Entelektüellerin köylülerden köylülerin entelektüellerden öğreneceği çok şey var. Komple kızıl, Müslüman olamazsın. Filmde anarşisti, Müslüman’ı, komünisti hepsi bir arada. Çevreciliği Alman Yeşil Hareketi'nden de öğrenebilirsin, kendi geleneklerinden de. Hepsine doğru bağlamda doğru bakmak mesele…

ADAM GİBİ ADAMLAR
Entelin de değerli insanlar olduğunu anlatacak film. ‘Entel-dantel’ kavramı 12 Eylül'ün kavramlarından biridir. Kitap okuyan, farklı müzik dinleyen, toplumun yaşama biçiminden farklı olan insanlara karşı taarruz enstrümanıydı. İlericiliğe, gelişmişliğe, farklılığa karşı. Bir küfür olarak ortaya çıktı. 80'de başladı, 90'da zirve yaptı. Hiçbir entel otopark işletmedi, mafyacılık yapmadı, adam vurmadı vs... Genel olarak toplumun en zararsız kesimidir. Ama halka uzakmış gibi bir imaj yaratılmış. Bu imaja da karşıyım. Bu kavramın nasıl üretildiği de uzun uzun tartışılır zaten. Benim filmimde enteller entel-dantel değil, adam gibi adamlar ama tabii ki her insan gibi onların da kazmalıkları, komiklikleri, saçmalıkları var. Bu her kesimin var. Çevreciler, aktivistler, genellikle halk düşmanı insanlar olarak gösteriliyor. Ben gerçek yurtseverin onlar olduğunu göstereceğim. Folkloruna, mimarisine, suyuna, toprağına, masalına sahip çıkmayacaksın, sen nasıl vatanseversin?

KOMEDİ HER ŞEYİ TERSYÜZ EDER
Eğer bir film komikse dakika bir kanaat önderleri tarafından geride kabul edilir. Festivallere kabul edilmez. Genel bir teamüldür bu. Bu Aristoteles'ten beri böyledir. Komediye hala layık olduğu değer verilmemiştir. Türk sinemasında çok sığ komediler yapılıyor ama çok sığ festival filmleri de yapılıyor. Komediyle sığlık ve bayağılık denklemi yanlış bir denklem. Komedi ağır bir iştir. Bir öç alma işidir. Wittgenstein’den M. Bahtin’e komedi teorileri vardır. Kahkahadan daha protest hiçbir şey olamaz. Egemenlerden intikam alma biçimidir komedi. Her şeyi ters yüz eder.



Filmde 'Dondurma Gaymak'ta olduğu gibi oyuncu koçluğunu Memet Ali Alabora yapıyor. Alabora filmdeki işlevinin oyuncu koçluğunun ötesinde olduğunu söylüyor:

'BURADA BİR OYUN TASARLIYORUZ'
''Benim yapmaya çalıştığım oyuncu koçluğu değil aslında. Yaptığımız şey oyun tasarlamak. Burada oyun tasarlamaya çalışıyoruz. Hep beraber bir oyun içinde, hiç kimsenin dışarıda kalmamasına çalışıyoruz. Ya oyuna girmek zorundasınız ya da dışarıda kalırsınız. Burada dışarıda kalan kimse olmadı. Dondurmam Gaymak'ta başladık bu oyuna. Burada da kimse dışarıda kalmaksızın oynamaya devam ediyoruz.

İkinci katman olarak da, profesyonel oyuncular olarak neler katabilirizi araştırdık. Bunun üzerine ne söylyebiliriz, başka boyutunu bulmaya çalıştık.''

Ayşe Bosse film için Almanya'dan gelmiş ve 1 aydır film hazırlıkları için köyde yaşıyor. Katrin karakterini oynayan Bosse, köydeki ortamın müthiş olduğunu söylüyor:

Ayşe Bosse ekiple birlikte...
Ayşe Bosse ekiple birlikte...

'BAZEN HİÇBİR ŞEY ANLAMADIM'
Böyle bir projede ilk defa yer alıyorum. Burada, bu filmde olmak harika bir şey. 1 aydır burada prova yapıyoruz. Müthiş geçti. Burada harika ağırladılar bizi. Beraber kaldık, iş yaptık. Dağlarda çalıştım birkaç gün. Eşeğe bindim (Gülüyor). Bizi çok sevdiler, çok iyi anlaştık. Zorlandığımız oldu tabii ama güzel bir zorluktu. Benim açımdan dil bazen zor oldu. Türkçeyi geçtim bir de şiveli konuştukları için hiçbir şey anlamadım bazen (Gülüyor). Öyle durumlarda bakışla falan anlaşmaya çalıştık.

Entelköy-Efeköy'ün sürprizlerinden biri de Nejat Yavaşoğulları. Yavaşoğulları, filmde 'entel'lerden birini canlandırıyor:

YAŞADIĞIMIZ HAYATA BENZİYOR
Büyük kentte yaşayan işinde de başarılı olan, bu köye yerleşenlerden birini oynuyorum. Köyde termik santral kurulmaya çalışılıyor, biz karşı çıkıyoruz. Yaşadığımız hayata da benziyor. Benim hayata bakışıma, duruşuma uygun olduğu için bu filmde yer alıyorum.

Türkiye’nin düşünen insanları, köylüleri, doğaseverleri, hayatı ciddiye alan insanlar başkaldırı seslerini yükseltiyorlar ve termik santralleri, nükleer santralleri istemiyorlar. Böyle bir kitle var, büyük de bir kitle. Ama bunu hiç iplemeyen yönetenler var. Zaman tepkisini gösterenlerin haklı olduğunu gösterecek ama değerler kaybolmaz umarım.

Bu konuda çok uğraş veren biriyim, grubum da. İki defa Akkuyu’da konser verdik. Nükleer santrallere karşı olan konserler. Neden bu insanların görüşlerinden de faydalanmıyorlar? Toplumun gelişmesini engelleyen kararlar alıyorlar. Umutsuz bir tablo ama umut her zaman var tabii ki. Bu film, naif bir film değil, kalıcı bir film olacak, öyle umuyorum…