Bir grup ekolojist aktivist, bir Ege köyüne niye gelir? Bu sorunun cevabını aramak için Çarşamba günü Milas’taydık. Önce Pınarcık köyü daha sonra Kapıkırı’nda Yüksel Aksu’nun yeni filmi ‘Entelköy-Efeköy’ün çekimlerine katıldık. Aksu, hikayesini yine küçük bir köyde anlatmayı seçmiş ve köy meydanını da adeta şenlik yerine dönüştürmüştü.

İlişkili Haberler


Köye davul-zurna ile karşılaması ile girdik. Aksu’nun ve Memet Ali Alabora’nın yönetimindeki karşılama merasimi köyden ayrılana kadar da bitmedi zaten. Ve tabii ki zeybek... Davul-zurna çalmaya başladığı an zeybek oynamak kaçınılmaz hale geliyor. Aksu, - kendisinin de söylediği gibi – çok iyi zeybek oynuyor ve oynatıyor da. O an yakınında kim varsa; oyuncular, köylüler, film ekibi, Aksu’yla zeybek oynamak zorunda! En çok da Süleyman Turan…

Köy meydanını şenlik alanına çeviren en büyük etken ise köylülerin mutluluğuydu elbette… Hem filmde bulunmaları, filmin bir parçası olmaları hem de gazetecilerin, kameraların köye girmesi onlar için büyük keyifti. Ve tabii ki bizim için de.

HER AN HER ŞEY OLABİLİR
Ama kafanızı her an bir yere çevirmek zorundasınız, çünkü her yerde her an ‘bir şeyler’ olabiliyor. Bir yandan lokmalar dağıtılıyor, gözlemeler yapılıyor, ayranlar içiliyor diğer yanda ise filmin oyuncularıyla röportaj yapmaya çalışıyorsunuz. Sinema iş arası, hem hızlı hem yavaş akan zaman…

Daha çok eski filmlerden aşina olduğumuz ‘ünlüleri görünce çocuklaşan insanlar’ klişesinden farklı bir şey vardı Pınarcık Köyü’nde. Aksu ‘Dondurmam Gaymak’ta yaptığı gibi burada da kadroyu bölge insanından oluşturduğundan, onlar için bu deneyim bizim gözlemleyebileceğimizden de fazlasını ifade ediyordu muhakkak. Hepsi – çoğunluğu belki de hayatlarında filme bile gitmemiş olsa da – birer oyuncuydu o andan itibaren. Olmasalar da fark etmez zaten. Aksu’nun dediği gibi önce eğlenip, güzel vakit geçirecekler, ardından zaman kalırsa film çekeceklerdi.

Vali, belediye başkanı ve birkaç bürokratın bile ‘ciddileştirmediği’ köyde, başrollerde insanların yanı sıra hak ettiği değeri hiçbir zaman göremeyen eşekler de vardı. Filmde önemli rolü olan eşekler, süslenmiş bir şekilde meydandaki yerlerini almışlardı. Çocuklar üstlerine binerken, bizler fotoğraf çekerken, Aksu ‘’neden Eşek’’ sorusunu cevapladı: ‘’Çünkü eşekler sivil toplumu savunur. Şiddetin karşısındadır. İnsanın yanındadır. Hiçbir zararını görmezsiniz. Bilgedir eşekler. Ama değerleri hiçbir zaman bilinmemiştir… ‘’

DAVUL-ZURNAYA VEDA
Pınarcık köyüne öğlen vaktinde veda ederken, sabahki tablodan farklı hiçbir şey yoktu. Yine davul zurna eşliğinde yine kalabalık bir şekilde… İkinci durağımız Kapıkırı oldu. Çekim ertesi güne ertelendi ve film ekibiyle öğlen yemeği yemek, ekiple röportajlar yapmak (Hala yapamadıklarımız vardı) ve antik kenti gezmek için Kapıkırı’na geçtik.

Kapıkırı’nın muhteşem bir doğal güzelliği var. Bir gezi programından daha fazlasını söylemeye çalışsam büyük keşif yapmış gibi olacağım ama Beşparmak Dağları ile Bafa Gölü’nün kesiştiği yerde kurulan bu köyden etkilenmemek zor.

Önce yemek… Yemekte davulsuz-zurnasız bir şekilde ilk kez Yüksel Aksu’yu ve ekibi dinleyebildik. Aksu, konuşması boyunca ne kadar iyi bir anlatıcı olduğunu göstermesinin yanında iyi bir stand-up şovu izlemiş kadar da keyif veriyor. Sineması gibi konuşmasını da hikayelerle süsledi. Setinin farklı olduğunu ilk andan itibaren göstermişti ama bir kez de kendine has davetiyle yineledi: ‘’Burası açık set. İstediğiniz zaman gelebilirsiniz. Kalacak yer, yiyecek vs. var. Seti, köyleri gördünüz. Yabancılık çekmezsiniz…’’

KAPIKIRI, BAFA GÖLÜ, GÜNBATIMI
Yemeğin ardından film ve set üzerine uzun sohbetler gerçekleşti, bazısı röportaja dönüştü. Daha sonra programın son safhasına geçtik. Antik kent gezisi yapıldı ve gezerken şehir hayatının keşmekeşinden sıkılmış herkes gibi taşranın dinginliğine aldanan sohbetler gerçekleşti. Özellikle Bafa Gölü’ne bakarken, hem de günbatımında…

‘Entelköy-Efeköy’ ziyareti, tek kelimeyle özetlemek gerekirse eğlenceliydi. Baştaki soruya dönersek; Bir grup ekolojist aktivist, bir Ege köyüne niye gelir? Şehirli aktivistler ekolojik köy kurmayı amaçlar. Köylüler de kentlilerin köye yerleşmesinden çok memnun olurlar. Ta ki köyde bir termik santralin kurulması gündeme gelinceye kadar. Termik santralle beraber köylülerle aktivistler arasındaki ilişki de bozulur. Ekip, filmin eğlenceli olacağını söylüyor. Bir günlük set macerası da bunu gösteriyor zaten. Ama Aksu’nun asıl niyeti bu yerel hikayeyi evrensel bir şekilde anlatmak. Hikayeyi okuduğunuz zaman güncelle olan ilişkisi hemen fark ediliyor ve bir günlük ziyaret bile, doğayı merkeze alan bu filmi motive eden o hissiyatı anlamak için yeterli oluyor. Ege’den bakınca işte dünya demek de varmış… Zeybek eşliğinde, ama elbette fazlası…