Daha önce Yüksek Seçim Kurulu'nu Başkanı Muammer Aydın’ın, "Seçmen sayısı 42 milyondan 48 milyona çıktı" açıklamasını eleştiren siyaset uzmanı Tarhan Erdem, 29 Mart 2009'da yapılacak yerel seçimlerin şaibeden kurtulması için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini belirtti. Vural'a gelen ihbar mektubunun doğruları yansıtabileceğini söyleyen Erdem, YSK'nın seçmen listelerini hazırlamada TÜİK'in (Türkiye İstatistik Kurumu) tartışmalı nüfus bilgilerini temel almaktan vazgeçerek 21 Ekim 2007'deki halk oylamasında kullanılan seçmen kütüğü listelerinin yeniden askıya çıkarılmasını önerdi. Erdem ayrıca TBMM Başkanı'nın başkanlığında partilerarası bir komisyon kurulmasını ve içinden çıkılmaz gibi görünen bu soruna çözüm bulunması gerektiğini söyledi.

"5 MİLYON KİŞİ BİR GECEDE NÜFUSA EKLENDİ..."
Oktay Vural'a TÜİK (Türkiye İstatistik kurumu) çalışanından gelen 3 sayfalık ihbar mektubunda şu iddialara yer veriliyordu:

14 Haziran 2007 itibarıyla, yani listelerimizin askıdan indiği tarihte ulaştığımız nüfus 62 milyon 668 bindi. Ağustos 2007'de bu sayı 64 milyon 574'e yükseldi. Sayımın yapıldığı aylarda MERNİS'te bulunan canlı nüfus 72,4 milyondu. Biz alandan aldığımız tüm kişi bilgilerini MERNİS'teki kayıtlarla eşleştiriyorduk. Bu tarihte tüm sayım memurlarının görevine son vermiştik. Dolayısıyla alanda çalışma tamamlanmıştı. MERNİS'le aramızdaki fark 7 milyon 826 idi. Mernis'te çift kimlik numaralı vatandaşlar olduğu ileri sürüldü, bunun araştırılması yapıldı, yaklaşık 80 bin kişinin bu durumda olduğu tespit edildi.

Bu tarihten sonra ulaşamadığımız kişileri bulmak için kalite kontrol çalışması adını verdiğimiz çalışmayı başlattık. Ancak Aralık ayı içerisinde bir sabah bilgisayarımızı açtığımızda ulaşılamayan yaklaşık 5 milyon kişinin nüfusa eklendiğini gördük. Sayım bitmiştir denildi. 21 Ocak 2008'de Devlet Bakanı Nazım Ekren ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay, birlikte basın toplantısı yaparak nüfusu 70 milyon 586 bin 256 kişi olarak açıkladı.Ulaşılamayan 5 milyon kişiyi sayım memuru görmemiş ve şahıs bilgilerini içeren form doldurulmamıştı. Basın toplantısında ise 'Ulaşılamamış bir tek kişi kalmamıştır' denildi.

Adrese dayalı nüfus sistemi verilerinin seçmen kütüklerine esas alınmasının ciddi sonuçlara yol açacağı uyarısında bulunulan mektepta özetle şu sonuca varılıyor:

NTVMSNBC'nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Tarhan Erdem, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADSNK) ile seçmen kütüklerinin ilişkilendirilmesinin yanlış olduğununun kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

GÜVEN DUYMAYANLAR HAKLI
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'a TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) çalışanından geldiği iddia edilen ihbar mektubunu okudunuz. Burada yazılanlar, sizin tespitlerinizle örtüşüyor mu?
Bu mektup bence doğruyu yansıtıyor. Mektubun genel olarak yaklaşımı doğru. Burada söylenenler (bir tanesi, iki tanesi yanlış olabilir ama bu önemli değil) temel olarak bu projenin yani Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nin tasarımı, kuralları ve tanımı eksik ve yanlıştır. Böyle yanlış bir temele oturduğu için de birçok yanlışlıklar çıkmıştır, daha da çıkacaktır. Mesela bana da Oktay Vural'a gelen bilgilerde olduğu gibi "Şurada bu kadar seçmen eksik" diye bilgiler geliyor. Bir yere 1500 tane orada oturmayan, 40 km. ileride bir yerde oturan insanları yazmışlar. Tabii oradaki yöneticiler belediye seçimleriyle ilgili görüyorlar ama bence öyle değil. Mesela burada da ifade edildiği gibi çok tehlikeli bir şey. Bir kişiye iki kimlik numarası meselesi; bu olağanüstü bir hata.



PROJENİN 'SIFIR HATA'YLA YAPILMASI GEREKİR
Kütüklerin bilgisayar ortamına alınması konusu 1979'da başladı. Burada en önemli şey, sonradan düzeltilemeyecek hata yapmaktır. Ve öyle bir projedir ki, bunun 'sıfır hata'yla yapılması gerekir. Çünkü bugün olduğu gibi bir kişiyle birden fazla kimlik numarası verdiğiniz zaman o sistemin bütününe duyulan güven kaybolur. Ve bu güveni duymayanlar haklıdır.
Kimse diyemez ki, 'Efendim 100 kişi, 500 kişi 70 milyonda ne ifade eder?' Hayır, öyle değil. Çünkü o hatayı yapabilmişseniz, benim bulduğum gördüğüm bir hatayı yapabilmişseniz, sizin başka hangi hataları yapıp yapmadığınızı nereden bileceğim. Daha neler vardır kimbilir. Belki 35 milyon hata var. Bu güveni sarsan bir şeydir. Böyle projelerin sıfır hatayla yapılması lazım. Bu fevkalade önemli.
Bir de eğer tartışacaksak, TÜİK veya İçişleri Bakanlığı, bu projenin ön teknik raporunu, tanımlarını açıklamalı. Mesela TÜİK projesine göre vatandaş hangi bilgilerle vatandaş olur açıklanmalı. Burada en önemli nokta; proje tasarımındaki tanımlar ve kurallardır. Bu kuralları ve tanımları görsek 'hata şuradadır' diyeceğiz.

Hangi kriterlerle belirlendiği açıklanmıyor mu?
Hayır. Benim kanaatim bu noktaya geldiğimize göre artık açıklanması gerekiyor. TÜİK tarafından proje tasarımı yani kabullerini, tanımları, kurallarını açıkladıkları zaman daha doğru bir tartışma yapabiliriz. Ama şu andaki durum, gelen bilgilerden görüyoruz ki, bir kişiye birden fazla kimlik numarası verilmiştir. Bir kişiye birden fazla kimlik numarası verilmesi - bu 1 kişi bile olsa- bu projeye güvenilemez. Burası çok önemli.

BİR KİŞİNİN BİR KİMLİK NUMARASI OLUR
Böyle bir projenin sıfır hatayla yapılmasına imkan olmadığı iddia edilebilir mi?
Hayır. Ne YSK ne de TÜİK henüz böyle birşey söylemedi. Eğer bu söylenirse 70 milyon hata da yapılabilir. Hiçbirimiz bundan emin olamayız. Çünkü hiçbirimizin 70 milyonu tek tek kontrol edebilecek durumumuz yok. Kimlik numarasının tanımından hareket edersek, bir kimlik numarasının bir kişiye verilmesi lazım. Bir kişinin de bir kimlik numarası olması lazım. Bir kişinin iki kimlik numarası olması demek, iki tane de vergi numarası olması demek. İki ikametgahı, iki anne babası olması demek. Böyle saçma şey olur mu, bu kabul edilemez bir şeydir.

Vural'a gelen ihbar notunda 'kalite çalışması sürecinde bir sabah bilgisayarımızı açtık, 5 milyon kişinin nüfusa eklendiğini gördük' denilmiş.
Kalite çalışması yaptık deniliyor ya, bu da çalışmanın yanlışlığını gösteriyor. Siz bir projede çalışma yapmışsınız, bitirmişsiniz. Ondan sonra da kalite çalışması diye aslında yaptıklarınızı kontrol ediyorsunuz. Yani yaptıklarınız güvenilir değildir. Öyle şey olur mu? Yani proje bitmiş, neyin kalitesini kontrol ediyorsunuz.

BÖYLE PROJELERİN NE OLDUĞU ANLAŞILDI
Çünkü rakamlar arasında tutarsızlık çıkmış.

Gayet tabii, gayet tabii çıkar. Bu proje sebebiyle, bilişim projelerinde dikkat edilmesi gereken son derece önemli noktaları konuşuyoruz. Bu, -Allahtan da çıktı diyelim- Türkiye halkı böyle projelerin ne menem projeler olduğunu anlamış oldu.

PROJEYİ YÖNETENLER BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİNDEN UZAK
Neden bu sorunu yaşıyoruz, temel sorun nedir?

Benim teşhisim şu: Devletin bu konularda o projelerle ilgili karar veren insanları bilişim teknolojilerinden uzak. Böyle projelerde en üst karar sahiplerinin bu projelerin gerektirdiği bilgilere uzak olmaları temel sorun diye yorumluyorum.

Konunun bir de seçimlerle ilgili boyutu var. Seçimlere şaibe düşmemesi için bu noktadan sonra hangi adımın atılması gerekir?
Siyaset adamı ve teknik adamların ilk olarak, ADSNK ile seçmen kütüklerinin ilişkilendirilmesinin yanlış olduğunu ve ADSNK'nın yanlış olduğunu kabul etmeleri lazım. Bunu kabul etmeden birşey yapılamaz çünkü.



2007'DEKİ SEÇMEN LİSTELERİ YENİDEN ASKIYA ÇIKARILSIN
Bunu kabul ettiklerinde ne değişecek?

Denilecek ki, bununla seçmen kütüğü olmaz. Bizim elimizde 2007 senesinin 21 Ekim'inde halk oylamasında kullandığımız bir seçmen kütüğü var. O seçmen kütüğünü askıya çıkaralım. Onun yanlışlığı var ama sonuç itibarıyla Anayasa'ya göre YSK tarafından hazırlanmış bir veri. Bu veriyi askıya çıkaralım. 

Bu saatten sonra bu yapılabilir mi?
Mümkün tabii.

Seçmen listeleri askıya çıkarılmıştı ama...
Yine çıkarılır. Kanun değiştirilebilir. 6 milyon deniyor ama, o fark 6 milyon mu, 10 milyon mu, 3 milyon mu, hiç belli değil. Bir de şu var. Daha önceki listede yer almayanlar yine yazılmamış olabilir veya yazılmış olabilir.

Anayasanın 79. maddesinde deniyor ki, "Seçimlerin yönetim ve denetimi yargı organları eliyle yapılır". YSK, diyebilirdi ki, "Ben bu devletin bir parçasıyım. Bu devletin diğer parçalarındaki bilgilerden de yararlandım". Bunda hiçbir sakınca olmazdı. Ama YSK öyle demiyor. Diyor ki, "29 Mart 2009 tarihinde yapılacak mahalli idareler seçimlerinden önce askıya çıkarılacak mahalle bölgesi askı listelerinin kurulumuzca Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün adres kayıt sisteminden alınan, Türkiye'de ikamet eden ve seçmen niteliğini taşıyan kişilere ait kayıtların gerekli işlemler yapıldıktan sonra muhtarlık bölgesi listeleri haline dönüştürülen.." Yani saydığı askı listeleri, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün elindeki kayıtlardır. İşte bu cümle Anayasa'ya aykırıdır. Bu Anayasa'ya aykırıysa, yapılan işlem de Anayasaya aykırıdır. Yapılması gereken işte bu: 33. ve 36. maddeye eklenen fıkraları kaldıracaklar. Burada yeni bir anayasa problemi çıkar. Çünkü Anayasamıza göre 1 sene geçmeden yapılan değişiklikler uygulanmaz. Anayasa'ya geçici bir madde eklenerek sorun halledilebilir.

Ben YSK Başkanı olsam şunu yaparım: '25 Kasım tarihli ve 299 numaralı kararımız geçerli değildir, kaldırılmıştır' derim. İkinci olarak da 'Elimizde bir seçmen kütüğü vardır, devletin diğer kurumlarındaki kayıtlarından yararlanarak da yeni bir liste yaptık' der ve askıya çıkardım. YSK 'Sorumluluk bana aittir', demeli. Oysa 299 numaralı kararda böyle demiyor. Nüfus Genel Müdürlüğü'nün verilerine gönderme yapıyor.

BÖYLE DEVAM ETTİRMEK MÜMKÜN DEĞİL
Bütün bu değişikliklerin yapılması için zaman engeli yok mu?

YSK, kendi kararını şikayet üzerine olduğu gibi kaldırabileceği gibi, re'sen (kendiliğinden) de kaldırabilir. Hepsi mümkündür. Ama bunu böyle devam ettirmek mümkün değildir.

DÜZMECE BİR SEÇMEN KÜTÜĞÜYLE SEÇİM OLUR MU?
YSK sözünü ettiğiniz değişiklikleri yapmaz, yasal değişiklikler de yapılmaz ve seçime aynı şartlarda gidilirse ne olur?

YSK'nın kendi bilgisi altında yapıldığı için, YSK'nın seçimi kendi kendine iptal etmesi çok zor. İtiraz üzerine de iptal edemez. Çünkü neticede kendisi bu olayın içinde. 'İptal edemez' derken, herşey yolunda giderse iptal edemez. Ama şu olabilir: Deniz Baykal'ın, Devlet Bahçeli'nin sözlerinden öyle anlıyorum ki, geriye dönülecek nokta geçtiği zaman -yani Ocak ayının sonlarından itibaren- "Bu seçimler şaibelidir, bu kütüklerle bu seçim olmaz, Anayasayı değiştirelim, seçimleri erteleyelim" manasına gelecek laflar söylemeye başlayacaklar. "Seçimlerde kullanılacak seçmen kütüklerinin yanlışlığı ortaya çıkmıştır" denilecek. Deniz bey, geçen gün "ham hum şarolop" dedi seçimler için. Yani düzmece, tamamen hileli demek. Düzmece bir seçmen kütüğüyle seçim olur mu?

BÖYLE DEVAM ETMEZ, İNİSİYATİF GEREKLİ
İçinden çıkılmaz gibi görünen bir noktaya geldik. Fakat büyük bir devlet ve büyük tecrübeli bir devlet ve halk olarak bunun içinden çıkabiliriz. Yapılması gereken, 'geçen hafta askıya çıkan kütüklerle devam edelim' şeklinde olmamalıdır, olamaz. İnsiyatif kullanmak lazım. Bu da partilerarası komisyon kurmayı gerektirir. TBMM Başkanı'nın başkanlığında partilerarası bir komisyon kurarak önce bu sistemi getiren kanunun gerekçesini okuyup, Anayasa'nın 79. maddesinin gerekçesini okuyup yeni bir karar almaları gerekir. Bu karar 'bugünkü durumu devam ettirelim' şeklinde olamaz. Partilerarası komisyon bunun çaresini bulabilir. 'Ne yapalım' diye sorulacak. Oradan çıkan cevabı da hukuki hale getirecekler.

Seçmenler bu aşamadan sonra nasıl davranmalı?
Tekrar askıya çıktığı zaman mümkün olduğu kadar isimlerini kontrol edecekler. Yanlışlık varsa itiraz edecekler. Böyle bir problemle karşı karşıya Türkiye.

TÜİK'İN VERİLERİ DEVLET TARAFINDAN YOK SAYILMALI
TÜİK'in tartışmalı verileri için ne yapılmalı?

TÜİK doğru yanlış yapmış, İçişleri Bakanlığı'na teslim etmiş. Orada yapılacak birşey yok artık. TÜİK doğru veya yanlış, bana göre yanlış yapmış, o kendinden menkul kabul edilir. Ben devletin başında olsam yapacağım şey şudur: Biz yanlış birşey yaptık. Şu tarafını bu tarafını düzeltmekle 70 milyon sayı düzelmez. Bunların hangisinin yanlış olduğunu nereden bilelim. Devlet tarafından keennemyekün (yok) sayılmalı. Yeniden o projeyi bilen adamların ciddi olarak bilen adamların tartışması lazım.