NTV

Erdoğan: Bedeli ne olursa olsun...

14.08.2009 13:06

Erdoğan: Bedeli ne olursa olsun...

Başbakan Erdoğan, Kürt açılımını gerçekleştirmekte kararlı olduklarını belirterek "Bedeli ne olursa olsun bu adımları atacağız" dedi. Erdoğan muhalefete de 'çözüm sürecine katılın' çağrısında bulundu.

Başbakan Erdoğan, AK Parti’nin 8. Kuruluş Yılı nedeniyle İl Başkanları Toplantısında konuştu.

Erdoğan konuşmasında şunları söyledi: “Ekim ayı içerisinde yapacağımız olağan kongremizin ardından 2011 seçimlerine yöneleceğiz. Yapacağımız çalışmalarla Türk siyaset tarihinde yeni bir rekorun sahibi olacağız. Gevşemek, rehavet, yorulmak, yılmak, yıpranmak, durmak yok. Halkımız bizden hizmet bekliyor. Durmadan çalışacağız. 5. seçimde yine birinci parti olacağız.

Menderes gibi, Özal gibi yeni ve ileri bir süreç başlattık. Çetelerle mücadelede en ufak bir geri adım atmadık. Siyaset AK Parti'yle birlikte yeniden temiz ve şeffaf bir boyut kazandı. Popülist siyasete karşı kararlılıkla mücadele ettik. AK Parti olarak milletimizin işaret ettigi rotadan sapmadık. Kazandıklarımız bizi şımartmadı. Milletin sesine kulak verdik. Makamları tapulu malımız gibi görmedik. Geleceğin aydın olacağından şüphem yok.

Başbakan vatandaşı ile kucaklaşırken bir yanlışlık olsa ertesi gün "bu ne bir başbakan böyle mi korunur" derler. Aksi olursa da "bu koruma kalkanı" da ne diye yazarlar. Biz vatandaşımızla kucaklaşmaya devam edeceğiz. Gelirse ondan gelsin.

7 yılda her alanda neler yapıldığına dair bir CD hazırlayacağız. Teşkilatlarımız bunları görerek bu hizmetleri yaşasın. Türk lirası sıfırlardan kurtularak değer kazandı. Faizler 50 baz puan düştü. Bunlar toplumun modern hırsızlarıydı. Karşılıksız para bastılar. Geldiğimizden bu yana karşıklıksız para basmadık. Bu ihanettir. "

KÜRT AÇILIMI
Erdoğan, Kürt açılımı çalışmalarına da değindi. Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın bu konuda ana muhalefet partisine, diğer muhalefet partilerine; parlamento içi, parlamento dışı yüzde 1'in üzerinde oy alan siyasi partilere mektup yazdığını anımsatarak şöyle konuştu:

''Mektup yazar, onlardan randevu talebinde bulunur da, daha bu randevunun içeriğinde ne var, ne yok bunu bilmeden, kalkar da ana muhalefet partisi 'ret' cevabı verirse, kalkıp da Bahçeli buna 'ret' cevabı verirse bunu neyle izah edeceğiz? Hani bunlar bu ülkede uzlaşmacıydı? Hani bunlar bu ülkenin çıkarları için olacak her meselede uzlaşmaya yakındı? Kabul et; otur, görüş, konuş da... Ondan sonra, de ki, 'böyle böyle biz bu şartlarda yokuz'... Ama bunu bile yapamadılar.

Bunların ne denli uzlaşmacı olduğu ortada. Ama bizim kapımız herkese açık; kim bizimle görüşmeyi isterse biz görüşmeyi isteriz, kabul ederiz. Ama içeriğini bildiğimiz bir konuda zaten biz bu konuyu biliyoruz, bunun için görüşülecek bir şey yok. Karşı talebimizi iletiriz, o zaman da gereğini yaparız. Ama varsa bu noktada hakikaten düzenlemeler, uygun yaklaşımlar, olumlu yaklaşımlar, kesinlikle biz de kabulleniriz. Otururuz, enine boyuna konuşuruz. MHP liderinin -bakın 'tabanı' demiyorum, Sayın lideri söylüyorum, Sayın Bahçeli'yi söylüyorum- tam bir panik ve hezeyan havasında. Haddi aşarak nezaket kurallarını hiçe sayarak, son derece çirkin üslupla -yardımcıları da dahil, istisnalar kaideyi bozmaz- bana ve partime yönelik, bakanıma yönelik pervasızca saldırmasını da ben milletimin takdirine bırakıyorum.''

BİRKAÇ KİTAP OKUYUNUZ, TAVSİYE EDERİM
''Şu kadarını da söylemek durumundayım, eğer böyle ciddi bir mesele hakkında konuşacaksanız Sayın Bahçeli, çok rica ediyorum, Türkiye'nin tarihi üzerine, bu toprakların uzak tarihi üzerine, lütfen birkaç kitap okuyunuz, tavsiye ederim'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Tarihin derinliklerinden bugünlere ulaşan böyle girift bir meseleyi gündelik bir dille, yarım yamalak bilgiyle gündeme taşıyarak hem Türkiye'ye haksızlık ediyor, hem de çözüm sürecine haksızlık ediyorsunuz. 'Norşin' kelimesini 'Potomya' kelimesini dilinize dolayarak, öyle basit ve ucuz bir muhalefet tarzına başvurarak kendinize de partinize de Türkiye'ye de haksızlık ediyorsunuz.

Kalkıp, Alpaslan 1071'de Malazgirt Ovası'nda kazandığı zaferle Anadolu'nun kapılarını açtı ama 'Malazgirt' ismine dokunmadı. Siz Alpaslan'dan daha mı milliyetçisiniz? Malazgirt Ermenice bir kelime. Rahmetli Ertuğrul Gazi, rahmetli Osman Gazi, 'Bilecik' ismine dokunmadı. Siz onlardan daha mı milliyetçisiniz? Bilecik, Bizans dönemindeki 'Belekoma' kelimesinden geliyor. Rahmetli Orhan Gazi, Bursa'yı fethetti, 'Bursa' ismine dokunmadı. Siz ondan daha mı milliyetçisiniz? Bursa, Yunanca 'Prusa' kelimesinden geliyor. Gazi Mustafa Kemal, Ankara'yı Kurtuluş Savaşı'nın karargahı, TBMM'nin mekanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti yaptı. Ama 'Ankara' ismini değiştirme gereği duymadı. Siz Gazi Mustafa Kemal'den daha fazla mı milliyetçisiniz? Ankara da kökeni itibarıyla Latince 'Ankira'dır. Bunu Sayın Bahçeli'nin sürece nasıl baktığını, nasıl değerlendirdiğini göstermek açısından sadece bir örnek olarak veriyorum.

Düşünülmeden, bir kitap, bir makale okunmadan, bir bilene sorulmadan, istişare edilmeden, bilgi eksikliğiyle yapılan aceleci yorumlar hiç kimseye hizmet etmez. Buradan bir kez daha söylüyorum, Sayın Bahçeli'ye, Sayın Baykal'a bir kez daha sesleniyorum; gelin kapılarınızı kapatmayın. Gelin bu sürecin dışında kalmayın, siz de katkınızı verin, siz de yapıcı önerilerinizi sunun. Bu meselede mutabakat olmayacaksa, hangi meselede mutabakat olacak? Bu meselede uzlaşmayacağız da hangi meselede uzlaşacağız? Bu konuya da katkınız olmayacaksa hangi meseleye katkınız olacak?
Eğer slogan atılarak bu mesele çözülebilseydi, bugüne kadar zaten çoktan çözülmüş olurdu."

Erdoğan, konuşmasında DTP'ye de şöyle seslendi:

''Zaman zaman aralarından bazı temsilcilerin tahrik edici, kışkırtıcı, süreci bulandıran açıklamalardan, tavırlardan lütfen kaçınmalarını rica ediyorum.

Türkiye genelinde oluşmuş mutabakat iklimini zedeleyecek girişimlerden lütfen kaçının. Ben niyetimizin son derece samimi olduğunu, son derece halis bir niyetle hareket ettiğimizi açıkladım. Bu meseleyi siyaset üstü bir mesele olarak görmek, tüm Türkiye'nin hassasiyetlerini nazara alan bir duyarlılıkla hareket etmek durumundayız.

Bizim annelerin gözyaşını dindirmekten başka gayemiz yok. Babaların gözyaşlarını dindirmekten başka bir gayemiz yok. Kardeşlik iklimini pekiştirmekten başka bir gayemiz yok. Türkiye'yi 71 buçuk milyon vatandaşıyla 81 vilayetiyle kalkındırmak, ileriye taşımaktan başka hiçbir gayemiz yok. Yaradılanı yaradandan ötürü sevmekten başka bir gayemiz yok. Dürüst, samimi olacağız.''

Konunun sadece psikolojik, sosyolojik, askeri, siyasi, diplomatik, ekonomik boyutlarıyla ilgilenmediklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bütün olarak ele alıyoruz. Dedik ya yola çıkarken 'Biz bölgesel milliyetçilik yapmayacağız', yapmıyoruz. Biz dedik ya 'Etnik milliyetçilik yapmıyoruz', yapmayacağız. Biz dedik ya 'Dinsel milliyetçilik yapmayacağız', yapmıyoruz ve yapmayacağız. Bedeli ne olursa olsun biz verdiğimiz sözü gerçekleştirecek, Türkiye adına, Türkiye aşkına bu meseleyi inşallah çözüm yoluna koyacağız.

Tüm arkadaşlarımdan, teşkilatımız içinde her kademedeki mensubumuzdan rica ediyorum, doğudaki, batıdaki, kuzey ve güneydeki her arkadaşım, 81 vilayetimizdeki her arkadaşım bizim bu samimiyetimizi, kararlılığımızı oradaki arkadaşlarımıza anlatsınlar. Tek tek her bir vatandaşımıza, her bir kardeşimize ulaşalım. Türkiye'nin 25 yılını, 30 yılını nasıl heba ettiğini anlatalım. Türkiye'nin bu mesele yüzünden neler kaybettiğini, bu mesele devam ettiği müddetçe daha neler kaybedeceğini anlatalım. Çözümü kimin, niye istemediğini, çözüm sürecine katkı vermeyenlerin hangi kirli çıkar ilişkileri içinde olduklarını, neleri istismar etmeye gayret ettiklerini, bugüne bu süreci nasıl getirdiklerini anlatalım. Hakkımızda üretilen asılsız iddialara, ithamlara anında cevap verelim. 'Hükümet şununla görüşecek, bunu serbest bırakacak' türünden asılsız iftiraları anında çürütelim.''