Erdoğan: Bedeli ne olursa olsun bu işi çözeceğiz

Almanya’da konuşan Başbakan Erdoğan, devlet içindeki paralel yapının birçok kişiyi tehdit ettiğini ifade ederek, “Bedeli ne olursa olsun, bu iş çözüme kavuşturulacaktır. 30 Mart dönüm noktasıdır” dedi.

04.02.2014 - 11:59

Erdoğan: Bedeli ne olursa olsun bu işi çözeceğiz

Almanya’da temaslarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alman Dış Politika Enstitüsü'nde konuşma yaptı.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"2014 yılı Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri açısından tarihi bir yıl olacak.

Türkiye ekonomisi 10 yılda ortalama yüzde 5 büyüme kat etti. Artan nüfusa rağmen işsizlik azaldı. Yüksek ve belirsiz enflasyon geride kaldı.

Demokrasinin ve gelişmenin önündeki en büyük engellerden biri terör meselesi. Terör meselesi bir çözüm yoluna girdi diyebilirim. Son bir yıl içinde terör nedeniyle kayıp yaşanmadı. Diğer engel, devlet içinde sirayet eden çete ve örgütlerdir.

17 Aralık tarihinde Türkiye'de ekonomiye, siyasi istikrara, demokratik kazanımlara yönelik yeni bir örgütlü saldırı yapılmak istendi. Emniyet ve yargı başta olmak üzere, devlet kurumlarına sirayet etmiş bir örgütlü yapı kullanılarak, Türkiye siyaseti yeniden tasarlanmak veya yeniden dizayn edilmek istendi. Türkiye'nin rotası, istikameti değiştirilmek istendi. Kararlı ve dik duruşumuz sayesinde, özellikle de halkımızın desteğiyle, bu saldırıyı da etkisiz hale getirdik.

İki ay sonra 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimler, Türkiye için tarihi nitelikte bir dönüm noktası olacaktır. Açıkçası, 30 Mart'ta demokrasinin, istikrarın, özellikle de siyasetin çok büyük bir zafer elde edeceğine, eski Türkiye'yi artık kapatıp, yeni Türkiye çağını başlatacağına inanıyorum.

Terör meselesinin çözümüne yönelik sabotajlara yeltenenler 30 Mart'tan itibaren umutlarını tamamen yitirecekler. Demokratikleşmenin önündeki engeller kalkmış olacak ve Türkiye'nin reform kapasitesi daha da artacak. En önemlisi de 30 Mart'la birlikte çözüm sürecinin, bütün sorunların çözüm aracının siyaset olduğu herkes tarafından kabul edilecek ve siyaset güç kazanacak.

'YENİ BİR DÖNEME GİRDİK'
11 yılda çok sayıda engelle, çok sayıda provokasyon ve sabotajla karşılaştık. Reform sürecini engellemek ya da yavaşlatmak için hükümetimize çok sayıda tuzaklar kuruldu. En son 17 Aralık tuzağının da bozulmasıyla artık siyaset dışı güç odakları, umuyorum ki vesayet özlemlerinden de vazgeçecekler. Bunun da Türkiye'nin normalleşmesinde çok önemli bir adım olacağını artık görüyorum ve buna da inanıyorum. İki ay sonra, 30 Mart'ta yapılacak yerel seçimler, Türkiye için tarihi nitelikte bir dönüm noktası olacak. Türkiye, artık yeni bir döneme girdi. Geçmişten gelen sorunlar devam etmeyecek. Demokratikleşmenin önündeki engeller kalkacak. 30 Mart’la birlikte siyaset güç kazanacak.

Reform sürecini engellemek ve yavaşlatmak için hükümetimize çok sayıda tuzak kuruldu. Artık siyaset dışı güç odakları vesayet özlemlerinden vazgeçecekler.

Küresel finans krizi, Arap uyanışı, Suriye ve Mısır meseleleri başta olmak üzere çok sayıda gelişme, aslında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne değil, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye olan ihtiyacını hepimizin görmesini sağladı.

'TARİHİ TÜRKİYE'SİZ ŞEKİLLENDİRMEK İMKANSIZ'
20'nci yüzyılın tarihini, Osmanlı Devleti'ni ya da Türkiye Cumhuriyeti'ni dışarda tutarak yazmak ne kadar imkansızsa, 21'inci yüzyılın tarihini de Türkiye'siz şekillendirmek o kadar imkansızdır.

Bakın biz, Türkiye olarak, Filistin meselesine gözlerimizi kapatabilir, sırtımızı dönebilirdik. Mısır'da yaşanan darbeyi görmezden gelebilir, dünyadaki büyük çoğunluğun yaptığı gibi susarak bu darbeyi onaylayabilirdik. Aramızdaki 911 kilometrelik sınıra rağmen, Suriye'ye sırtımızı dönebilir, kapılarımızı kapatabilir, sınırımıza yığılan mazlumlara tepkisiz kalabilir, onların zalim Esad'ın bombalarına terk edebilirdik. Suriye'de, rejim tarafından işlenen insanlık dışı cinayetleri gösteren 55 bin kare fotoğrafı görmezden gelebilirdik. Şu anda, Suriye içinde Yermuk'ta, bir şehrin topyekün cezalandırılmasını, bir şehrin bütünüyle açlık ve sefalete terkedilmiş olmasını hiç duymayabilirdik. Biz bunu yapmadık, yapamayız. Tarih, bize bunu yapma hakkı vermiyor. Coğrafya bize bunu yapma imkanı tanımıyor.

Tarih bize şunu gösterdi değerli dostlarım…Etrafınıza surlar örerek, sınırlar çizerek, mayınlar döşeyerek, harici tehlikelerden tümüyle emin olamazsınız. Bir şehir, bir ülke ne kadar korunaklı olursa olsun, dışarıya ilgisiz kalarak ayakta duramaz. Hele hele, küresel bir asırda, korunaklı refah adacıkları kurulamaz.

Bakınız, birileri çıkıp, Filistin meselesinin Avrupa'ya hiçbir bedelinin olmadığını iddia edebilir. Oysa, Filistin meselesinin Avrupa'ya, maddi bedeli, sosyal bedeli olmuştur. Daha da ötesi bu mesele vicdanlarda adalet duygusunun sarsılması gibi bir maliyet de ortaya çıkarmıştır. Aynı şekilde Mısır'da yapılan darbenin, orta ve uzun vadede, en azından vicdanlara ödeteceği bir bedelinin olacağı açıktır.

Yaklaşık 3 yıldır, Suriye'de, Avrupa'nın yanı başında, 21'inci yüzyıl'ın en büyük insanlık trajedisi yaşanıyor. Şu anda 150 bini aşkın insan, çoluk, çocuk kadın, erkek, yaşlı öldürüldü. Bunların önemli bir kısmı da bildiğiniz gibi kayıtsız. Yani 150 bine aşkın kayıtlı, bir o kadar da kayıtsız var... Yani nerden bakarsanız bakın 300 bine ulaşan bir ölü var. 1,5 milyonu aşkın insan, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Eğer bunu ülke içindekilerle beraber düşünürsek 7 milyona varan bir göç söz konusu ve 700 bine yakın Suriyeli mülteci olarak şu anda bizim ülkemizde. Bunların yaklaşık 220 bini çadır ve konteyner kentlerde kalıyor. Diğerleri de değişik şehirlerde evlerde… Ama bakıyorsunuz bırakın Suriye'deki meselenin çözümü için adım atmayı mülteciler için dahi çok kısıtlı adımlar atılıyor. Bizim şu anada kadar 2 milyar doları aşkın burada bir yatırımımız oldu. Ama bize dünyadan gelen yardımı baktığınızda maalesef 130 milyon dolar. Böyle bir durumla karşı karşıyasınız.

Türkiye ile Almanya, çok uzun bir tarih diliminde önemli işbirlikleri sergilediler. Şu anda Almanya Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı ülke. İthalatımızda da Almanya ikinci ülke konumunda ve turizmde Almanya'dan ülkemize gelen turist sayısında Almanya birinci sırada. 5 milyonu aşkın Alman vatandaşı ülkemizi ziyaret ediyor. Şu anda Norveç son zamanlarda öne çıktı şöyle; yerleşik olarak da Norveç halkı birinci sırada, ikinci sırada da Almanya. Artık halklarımızın kaynaşma süreci çok çok farklı bir konumda. Dolayısıyla böyle bir yaklaşımın, böyle bir kaynaşımın olduğu iki ülkenin geleceğe yönelik atacağı adımların çok anlamlı olduğuna inanıyorum .

Almanya'dan biz, Avrupa Birliği sürecimizde en büyük katkıyı, en büyük desteği görmek istiyoruz. Şu ana kadar olanı yeterli değil. Sadece Almanya'da yaşayan Türklerin nüfusunun, birçok Avrupa Birliği ülkesi nüfusundan fazla olduğunu hatırlatmak isterim. Avrupa Birliği'nin tabii bir üyesi olan Türkiye, resmen üyelik için de reformlarını kesintisiz olarak sürdürecektir."

GEZİ PARKI OLAYLARI
Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından soruları yanıtladı. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır. Ancak orada çoğunluğun tek başına iktidar yaptığı bir yönetimi de azınlığa ezdirmemek en doğal haktır. Biz çoğunluğun azınlığa egemen olmasını ağırlıklı olarak istemesek de azınlığın da çoğunluğa baskıcı, egemen, kalkıp da şiddete başvurmak suretiyle bu yollara başvurmasına 'evet' diyemeyiz. Bakın şimdi Gezi olaylarını söylüyorsunuz. O zaman ben size iki tane örnek vereceğim. Siz Frankfurt'u nereye koyacaksınız Hamburg'taki eylemleri nereye koyacaksını? Bakın Hamburg'ta eylemler yaşandı, Frankfurt'ta eylemler yaşandı ve bizim polisimizle mukayese edilemeyecek derecede şiddet uygulamaları orada yapıldı. Bütün hepsinin görüntüleri benim elimde var. Bunları nereye koyacaksını?z Demek ki orada böyle Gezi olayı değil daha farklı olaylar vardı.

Bakın Taksim'de benim çok farklı düşüncelerim vardı. Türkiye'de, söyleyeceğim şaşıracaksınız, bir tane opera binası yoktur. Mesela Taksim'de kültür merkezini opera binası yapma hevesim vardı. Bunu bizim iktidarımız yapacak diye dediler ki hayır yaptırmayız ve burası deprem tehdidi altında olan bir yer.

Bunun yanında Taksim'deki o meydanının düzenlenmesi, bir de Gezi Parkı denen yerin tarihinde orası bir kışlaydı. Biliyorsunuz büyük şehirlerde şehir müzeleri vardır. Biz aynı kışlayı orada yeniden inşa edelim ve buranın yerine bir şehir müzesi olarak o mimari görüntüde burayı şehir müzesi haline getirelim istedik ancak dediler ki 'hayır istemeyiz.' Şimdi bu özellikle geçmiş dönemlerde yani komünist rejimlerde olan yaklaşım türleriydi. Güzel bir şey yapacaksanız, yeni bir şey yaparsanız buna her zaman karşı çıkarlar 'biz istemeyiz' derlerdi. Şimdi biz bunları yapmak istiyoruz, atılan adımlar buna yöneliktir.

Hiçbir iktidarın yapmadığını biz yaptık. Ne kadar gayrimenkulleri varsa, bunların hepsi Vakıflar Genel Müdürlüğümüze devredilmişti. Biz bunları meydana çıkardık ve şu ana kadar 2,5 milyar lira değerindeki gayrimenkullerini kendilerine biz devrettik.

Mor Gabriel Kilisesi sorununu çözdük, Sümela Manastırı'nı ibadete açtık. Aynı şekilde Tarsus'ta, biz açtık, gidip orada ayinlerini yapabiliyorlar. Azınlığın haklarını korumak budur, biz bunların adımlarını şu anda attık. Kendilerine açık açık da söylüyoruz. 'Sizin inançlar noktasında sorununuz neyse bize gelin biz bunları çözeriz' ve biz bunların adımlarını attık. Fakat tabii bütün bu adımlar atılırken şiddete yönelik, bölücü terör örgütü veya yanlı terör örgütleriyle adımlar varsa bunlara karşı da müsaade edin de güvenlik güçleri yapılması gerekenleri yapsın ve bunlar da hiçbir zaman standartların dışında değildir, bunu da özellikle söylemem lazım.

'ÖNÜNDE DERHANE MESELESİ VAR'
Şu anda mevcut sistem belli bir hareketin, belli bir grubun oluşturduğu ve onların etkisiyle kurulmuş olan bir sistem değildir. Bu, tüm Türkiye'de çeşitli STK'ların, çeşitli bütün fikri düşüncesi olan grupların ortaya koymuş olduğu düşünceler neticesinde oluşturulan bir yapıdır. Mesela en son referandum yüzde 58'le çıkmış bir referandumdur ve bu yüzde 58'in içerisinde her grup var. Burada belli bir grup söz konusu değil. Fakat burada önemli olan şey şudur. Özellikle yargı ve yürütmenin güvenlik ayağında belli bir paslaşmanın olması ve bu paslaşmayla birlikte hükümete karşı, devlete karşı bir eylem oluşturulması söz konusudur. Şimdi böyle bir adımın atılmasına sessiz kalınması tabii ki mümkün değildir. Bu bir başkası da olabilirdi. Nitekim daha önce mafya, çete bunu yapmak istedi. Mafyayla, çeteyle, buna benzer yapılanmayla biz çok ciddi bu noktada mücadeleler verdik. Bu işin mafya, çete ayağını Türkiye'de çökerten bir iktidarız biz. Böyle bir dönemden geliyoruz. Daha sonra bu tür örgütlenme ortaya çıktı. Şimdi bu tür örgütlenme nereden çıkarsa çıksın bizim için önemli değil. Bunun tabiİ önünde bir dershaneler meselesi vardır. Bu dershaneler meselesinde de bizim tavrımız şu oldu. Artık devletin okulları vardır. Devletin okullarının yanında özel kolejler vardır. Yani bir taraftan koleje para ödeyecek, öbür taraftan dershaneye gidecek oraya da para ödeyecek. Benim vatandaşım bana diyor ki 'devletin okulları varsa bunlar niye var. Hem burada bize ders veriyorsunuz öbür tarafta da dershaneye gidip oraya para ödüyorum. Yani siz bizi yetiştiremiyorsunuz bir de oraya gidelim...' Bunlar yanlış şeylerdi. Bunlara bizim müsamaha etmemiz mümkün değildi.

'BEDELİ NE OLURSA OLSUN'
Belli süreler verdik. Bu sürelere rağmen buradan vazgeçme olmadı. Çünkü buradan çok ciddi bir rant söz konusuydu. Bu rant kaybı bunları ciddi manada rahatsız etti ve 'siz mi böyle yapıyorsunuz' diyerek böyle bir süreç başlatıldı. Tabii böyle bir sürece bizim müsaade etmemiz mümkün değil. Yani şu anda yargıdaki bu paralel yapılanma ve güvenlik güçlerinin içerisindeki paralel yapılanma, diğer kurumlardaki paralel yapılanma özellikle şu anda bir defa farklı bir sürecin içerisine girecektir. Burada işin en çirkin boyutu şudur; şantajlarla, telefon dinlemeleriyle özellikle ortam dinlemeleriyle, tüm bunların yanında görüntülemeyle birçok güvenlik mensupları, birçok yargı mensupları tehdit altına alınmıştır. Hareket etme, iş adamına 'hareket etme ya bizimle beraber hareket et, etmediğin takdirde elimizde belgeler var, bu belgeleri ifşa eder bundan sonra akıbetinin ne olacağını anlarsın'. Bunu bakan arkadaşlarımıza da yaptılar, milletvekili arkadaşlarımıza yaptılar. Dolayısıyla biz de diyoruz ki böyle bir şeye bizim asla müsaade etmemiz mümkün değil. Bedeli ne olursa olsun, hangi taraftan olursa olsun bu iş çözüme kavuşturulacaktır ve bu işi şu anda çözüme de kavuşturuyoruz. 30 Mart bunun dönüm noktası olacaktır bunu da açıkça burada ifade ediyorum."

Başbakan'ın ailesine her türlü hakareti yapan medya Türkiye'de var. Bütün aile bireylerine, bakanların aile bireylerine rahatlıkla her hakareti hatta küfür yapabilen bir medya Türkiye'de var. Şu an içeride dediğiniz Türkiye'de normal basın mensubu parmak sayılarını geçmez. Diğerleri büyük bir çoğunluğu terör örgütleriyle iltisaklıdır. Ya silah yakalatmıştır ya da silahla bir eylem hareketindedir veyahut terör örgütüyle iltisaklı oldukları için yakalanmış kişilerdir. Bunlar hep size maalesef dezenformasyon yapılmak suretiyle aktarılan bilgilerdir. Ben bunu geçen Brüksel''de defaatle rakamlarıyla hepsini açıkladım. Şu anda gerçekten normal sarı basın kartı olanların sayısı 5 ile 10 arasında. Böyle biri durum var. AB'nin birçok ülkesinde biz gerçek manada basın mensubu sayısının, bunların sayısının çok çok üstünde tutuklu olduğunu veya mahkum olduğunu biliyoruz. Yani bu noktalarda bu bilgileri kaynağından incelersek, bu haberleri alırsak çok daha iyi olur diye düşünüyorum Bunun kaynağı da Adalet Bakanlığı'dır. Oraya sorarsanız size resmi kayıtları da verirler.

'GÜVENLİK KONSEYİ ACİZ DURUMDA'
Bir şeyi de iyi öğrenmemiz lazım. Sınır tanımayan muhabirler gerçekten sınır tanımıyorlar. Bu sınırın bir defa çalışması çok önemli. Sınırı hukuk içinde yaparsanız bunun bir anlamı var. Sınır tanımazlık hukuk dışında olursa kusura bakmayın bizim için geçerliliği yoktur. BM’nin geçici üyelerinin bana göre hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Suriye’de insanlık trajedesi yaşanıyor, daimi üyeler Rusya ve Çin bloke ediyor. Suriye’de alınan mesafe yok. 30 bin Suriyeli’yi Avrupa kabul etmiyor, 18 bini kabul edebiliriz diyor.

Ey Avrupa 55 bin fotoğraf karesini gördükten sonra, kimyasal silahlara, varil bombalarına nasıl teslim edersiniz? Acaba vicdani midir, insani midir? Görünen o ki Cenevre 2’de de sonuç alınamayacak.

Sivrisinek öldürmekle bataklığı kurutamazsınız. O bataklık zalim diktatör Beşşar Esad’dır. Suriye’de halkın iradesi egemen olsun. Büyük liderler büyük olayları, büyük olaylar da büyük liderleri doğurur. BM Güvenlik Konseyi insanlık görevini yapmaktan aciz durumdadır.

Ben Sayın Putin ile görüştüğümde 'Ben Beşşar Esad'ın avukatı değilim diyor' ve bunu medya önünde söylüyor. Değilseniz o zaman gereğini yapalım."

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...