Başbakan Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a yazdığı mektup ve buna verilen yanıtı değerlendirdi.

Erdoğan bir sayfalık mektup yazdığını belirterek, şunları söyledi: "CHP ve Genel Başkanı'nın bu sürece ilişkin görüş öneri talep ve eleştirilerini almak, birikimlerinden istifade etmek istediğimizi, kendisine süreçle ilgili aktarma fırsatının olacağını ifade ettim. Nezaket kuralları içinde bir mektup yazdım, çok hassas yazdım, burada incitir miyim diye çok dikkat ettim.

Mektubumın kendilerinden ulaşmasından 4 gün sonra cevabi bir mektubu bana ilettiler. Üzülerek ifade etmeliyim ki bizim son derece sade ve randevu almaya matuf mektubuma karşı, kimi zaman incitici, kırıcı, haksız ithamları çok yakışıksız uslupla peş peşe sıralayan, nezaket kurallarının dışında bir cevabi mektupla karşılaştım. Sayın Baykal, uzun uzun süreci eleştiriyor. Bir şey görüşmedik ama süreci eleştiriyor. Eleştirilerini tamamen dedikodulara, asılsız iddialara dayandırıyor. Hızını alamayıp, 'açılım politikasında hiçbir şekilde sizinle birlikte olmayacağımız çok açıktır' diye kestirip atıyor. Ne kaldı? Tüm bunları da sineye çekip, bu iddiaların asılsız olduğunu kendilerine izah ediriz düşüncesiyle mektubu okumaya devam ettim."

'SİYASİ, DİPLOMATİK AHLAKA AYKIRI'
Erdoğan, 'Sayın Baykal, bir taraftan 'baş başa ikili bir görüşme hazırım' diyor, bir taraftan kamera şartını ortaya koyuyor. Bakınız ne bizde ne dünyanın herhangi bir ülkesinde liderlerin bir araya gelmesi, baş başa görüşmesi ilk kez yaşanmıyor. Ama kamerayla bir görüşmeyi tespit ahlaksızlık olarak siyasi ahlaka, diplomatik ahlaka aykırı olarak nitelendirilir. Biz, bir basın toplantısı yapmıyoruz, basın toplantısını yaptığımız zaman çıkarız ekranların karşısına, bütün kameramanların karşısına, orada bunu yaparız. İhtiyaç hasıl olduğu zaman siyasiler bir araya gelirler, baş başa görüşme istenirse öyle olur, yanında tercüman gerekirse onlar gelir, yanında ikinci bir bakan gerekirse onu alır, not tutucu gerekirse o olur. Sayın Baykal bunları bilir, Dışişleri Bakanlığı da yaptı? Unutmuş mu acaba? Bu görüşmeleri çok yaptı.''Demokraside siyasi partilerin diyalog ve istişare içinde olmasının önemine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ki ben oraya bu sürecin koordinatörü olan İçişleri Bakanımı yanımda getirmeyi planladım. Yanımızda not tutucu da olur. Gerekiyorsa, eğer çok ısrarcılarsa birer tane de oraya ses kaydı da konulabilir. Mutabakatta bu da olur. Ama biri bizi gözetiyor mantığı içerisinde kameraların kurulmasını anlamak mümkün değil. Böyle bir yaklaşım olur mu?" dedi.

'SANA BÜYÜ YA DA SİHİR YAPACAK DEĞİLİM'
Erdoğan, şöyle konuştu: "Televizyona şov programı yapıyor gibi, 3-5 kameranın önünde görüşmek, baş başa görüşmede olmaz, ikili görüşmede olmaz. Ama açık söylüyorum; bu tavır, işi yokuşa sürmektir, kapıları kapatmaktır, bin dereden su getirmek, bahane üretmek, ipe un sermektir. Biz oraya gidip, Sayın Baykal'ın beynini yıkayacak değiliz, öyle bir kabiliyetimiz de yok. Sayın Baykal'ı hipnotize edecek de değiliz, öyle de bir kabiliyetimiz de yok. Büyü ya da sihir yapacak hiç değiliz, öyle bir kabiliyetimiz de yok. Hatta biz görüşmenin sonrasında tam bir mutabakatın oluşmasını, her konuda uzlaşmayı da beklemiyoruz. Çünkü, önyargılar, kabuller çok açık net ortada. Ama biz demokrasinin gereğini yapalım. Tabiatı neyi gerektiriyorsa bunu yapalım istedik. İktidar ile muhalefet her konuda bire bir düşünmek durumunda da değildir. önemli olan müzakereye açık olmaktır.''

'İKİNCİ KEZ GİDECEKTİM'
Baykal'ı daha önce genel merkezinde ziyaret ettiğini hatırlatan Erdoğan, ''Bu ikinci ziyaretim olacaktı. Çünkü bakanımın ziyaretini diğer partiler kabul ederken, beyefendi kabul etmedi. Onu yapmaya hazırlanırken bu cevapla karşı karşıya geldim'' dedi.

'SİZİN KAPILARINIZ HEP AÇIK MI?'
Mutlak manada mutabakat aramadığını, bunun mümkün de olmadığını belirten Erdoğan, bunun demokrasinin bir şartı da olmadığını söyledi. Demokraside mutabakatın olmazsa olmaz şart olmadığını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Biz geliriz, görüşlerimizi anlatırız, sizi dinleriz, istişare ederiz ve makul olana biraz daha yaklaşmak, mutabakata biraz daha yaklaşmak için bir adım atmış oluruz. Ama bakıyorsunuz bırakın süreci konuşmayı; konuşmanın içeriği, usul üzerinden bile, görüşmenin metodu üzerinden bile, Sayın Baykal'ın mutabakattan kaçtığını görüyorsunuz. Sanki gizli şeyler görüşülecek, sanki milletten bir şeyler kaçırılacak. Bu güvensizlik fikrini vermek, bu propaganda ile siyaset yapmak, Allah aşkına kime ne yarar sağlar? Sayın Baykal acaba bugüne kadar kimseyle ikili görüşme yapmadı mı? Bütün görüşmelerini kameralar önünde mi yaptı, yapıyor? Sayın Baykal, bütün bunların yanında, birebir görüşmelerinin dışında görüşmeler yapmadı mı? Şu ifadeye bak; 'kapalı kapılar artında görüşme yapamayız.' Sizin kapılarınız hep açık mı duruyor Sayın Baykal? Böyle çarpık bir anlayış olur mu? Günlerdir köşe yazarları yazıyor, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, düşünürler konuşuyor. Valla ben Baykal'ı haklı bulduğunu söyleyeni bilmiyorum, siz biliyor musunuz, siz duydunuz mu?.''

'ODASINI 24 SAAT CANLI YAYINA AÇSIN'
''Kamuoyunun hissiyatını, tepkisini dikkate almadan siyaset yapılamaz. Her meseleyi krize dönüştüren bir anlayışla nasıl müzakere yapılır? ''diyen Başbakan, CHP lideri Baykal'a ''Madem bu kadar televizyon, kamera meraklısı, odasını 24 saat canlı yayına açsın, partilileri de kamuoyu da oturup sayın genel başkanı 24 saat izlesin'' dedi. Başbakan Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: Biz bu süreçte tamamen şeffaf bir şekilde her şeyi konuşarak, istişare ederek, milletimize danışarak yürüttük. Bütün siyasi partilere bizzat koordinatör bakanım gitti. Yüzde birin üzerinde oy almış, parlamento içi, parlamento dışı hepsine gitti. Sivil toplum örgütleriyle, akademisyenlerle, medya temsilcileriyle biraraya geldi, görüştü. Bu konuda söz olan kimse, bunlarla görüştü, kabul etti, ayaklarına gitti, görüştü. Bu süreç bu şekilde çalıştı, çalışıyor. Zaman zaman süreçle ilgili medyayı bilgilendirdi. Biz, hiçbir şeyi milletimizden gizlemedik, saklamadık, böyle bir şeyi de asla düşünmüyoruz. Sayın Baykal'a gidip gizli kapaklı şeyler de konuşacak değildik.

'BELKİ BİR ÇAYINI İÇERDİK...'
Ancak görüyoruz ki buna Sayın Baykal ne hazır, ne de açık. Şimdi Sayın Baykal'a, bu mektubuyla ilgili cevabı buradan veriyorum; Sayın Baykal, madem ki sen kameraları çok arzu ediyorsun, zaten biz bunu Meclise getiriyoruz. Mecliste 1, 2, 3 tane kamera karşısında değil, tüm yerli, yabancı kameralar karşısında zaten bu konuyu görüşeceğiz. Eğer sen, orada çıkar konuşursan, ben de çıkıp konuşacağım. Ama sen çıkar konuşmazsan, ilgili arkadaşlarım bu konuda bilgilendirmeyi milletimin vekilleri karşısında -zaten her şey açık seçik- yapacaklar. Orada her şey şeffaf olacak. Bu vesileyle sağolasın, belki bir çayını içerdik, o çayından mahrum olduk. (Teşekkür ederim) deyip, kesinlikle ben de oraya gitmiyorum.''