AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisince Abide Kavşağı'nda düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, vatandaşların 3 Kasım 2002'de kendilerine bir emanet yüklediğini belirterek, şunları söyledi:

''Ağrı'nın emanetine sahip çıkmak, o emaneti korumak bizim şeref borcumuzdur. Biz, millete efendi olmak için değil, millete hizmetkar olmak için geldik. 81 vilayete, 81 içinde Ağrı'ya hizmet üretmek için geldik. Biz, Ağrı'nın ağrısını dindirmek, sızısını gidermek için bu yola canımızı, bedenimizi, gönlümüzü koyduk. Şunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum: Biz, nabza göre şerbet verenlerden olmadık. Bizim kelamımız rüşveti kelam değildir. Biz, Van'da ne konuşursak Tekirdağ'da da onu konuşuruz, Biz Adıyaman'da ne konuşursak Adana'da da onu konuşuruz. Biz gönül diliyle, samimiyet diliyle, muhabbet diliyle konuşuruz.

Allah'a hamdolsun iki yüzlülük bu AK hareketin yanına yaklaşamadı. Biz tutarsızlardan, ilkesizlerden olmadık. Biz, partizanlıkla ayrımcılık yapanlardan olmadık. 14 Ağustos 2001'de AK Parti'yi kurarken nasıl bir samimiyet içindeysek, bugün de aynı kararlılık, cesaret içindeyiz. O gün 'kardeşlik' dedik bugün de 'kardeşlik' diyoruz, o gün 'birlik' dedik bugün de 'birlik' diyoruz, O gün 'adalet' dedik bugün de 'adalet' diyoruz. Gittiğimiz her yerde Yunus'un diliyle konuşuyoruz. Diyarbakır'da, Hakkari'de, Bingöl'de, Ağrı'da, Türk'ü, Kürd'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Gürcü'sü, Abhaza'sı, Roman'ı, Boşnak'ı kim olursa olsun hepsini, 'yaradılanı severiz yaradan ötürü' anlayışıyla sevdik.''

Erdoğan, Tahran'da Madrit'te, Şam'da, Toronto'da, Beyrut'ta, New York'da şaşmadan, şaşırmadan, aldanmadan ve aldatmadan 'Yaradılanı severiz, yaradan ötürü' dediklerini söyledi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Çünkü, bizim dilimiz Yunus'un, Mevlana'nın, Ahmedi Hani'nin, Faki Teyra'nın dili, yer yüzünün hangi köşesinde olursa olsun insana kast edenlere, cana kast edenlere karşı onurlu bir duruş sergiledik. Bağdat'ta 'kadınlar dul kalmasın' dedik. Kabil'de 'silahlar konuşmasın, yürekler konuşsun' dedik. İran'da 'diplomasi konuşsun' dedik. Saraybosna'da 'gönüller bir olsun' dedik. Tiflis'in hukukunu nasıl savunduysak, Bakü'nün, şurada yanı başımızdaki Karabağ'ın hukukunu da biz savunduk. Haiti'nin, Şili'nin, Pakistan'ın çocukları için nasıl yüreğimizi ortaya koyduysak. Bağdatın, Gazze'nin, Kudüs'ün çocukları için de yüreğimizi ortaya koyduk.''

'TÜRKİYE KAZANMADI, SİLAH TÜCCARLARI, SAVAŞ BARONLARI KAZANDI'
İnsanın kutsal, canın aziz olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''İnsanın canı varlığı ne kadar kutsalsa hakları da o kadar kutsaldır. Her çocuğun ölümü, unutmayın erken ölümdür, her gencin ölümü erken ölümüdür. Şu Ağrı'nın çektiği acıları biz biliriz. Şu Ağrı Dağı'nın şahit olduğu dramları biz biliriz. Ülkemdeki bazı annelerin, babaların eşlerin, çocukların yaşadığı kederi biz biliriz. İşte onun için inkar politikalarına 'dur' dedik, ihmallere 'yeter' dedik. Daha fazla 'demokrasi, hak, özgürlük, adalet, kalkınma' dedik. İnadına 'kardeşlik, demokrasi, hukuk' dedik. Her yerde söylediğimi burada Ağrı'da da söylüyorum. 30 yıl bu ülkede ah benim Ağrılı kardeşlerim silahlar konuştu. 30 yıl boyunca ocaklara ateş düştü, gençlerimiz şehit oldu, gençler dağlarda hayatını kaybetti. Allah aşkına size soruyorum bu soruyu sizin de kendinize sormanızı rica ediyorum kim kazandı? Kim bundan rant, çıkar sağladı? Kimin bundan yüzü güldü? Diyarbakır mı, Hakkari mi, Van mı, Aydın mı, Edirne mi, İstanbul mu, Ankara mı, Ağrı mı kazandı? Benim Ağrılı kardeşim sen mi kazandın? Hayır kimse kazanmadı. Türkiye kazanmadı, benim milletim kazanmadı, gençler kazanmadı, öyleyse kim kazandı? Silah tüccarları, savaş baronları kazandı. Bu ülkeyi bölmek isteyenler kazandı, bu milletin evlatlarını, bir birine düşürmek isteyenler kazandı. Gençlerin kanından beslenen gafiller kazandı.''

'ŞEHİDİMİN BİR DAMLA KANINI 550 MİLLETVEKİLİNE DEĞİŞMEM'
Artık bu fesat odaklarının kazanmasını istemediklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Biz artık bu ülkeye nifak tohumları ekmek isteyenlerin kazanmasını istemiyoruz. Biz artık millet kazansın istiyoruz Ağrı, Türkiye kazansın istiyoruz. Ben şehidimin bir damla kanını 550 milletvekiline değişmem. Siyaset istismar için değil, çözüm için vardır, can üzerinden siyaset yapılmaz, kan üzerinden siyaset yapılmaz. Yeter ki gençler ölmesin, anneler ağlamasın, milletimizin birilik bütünlüğü bozulmasın. Yeter ki insanımızın bir birine bakışı değişmesin, bin yıllık kardeşliğimiz zedelenmesin. Fakat bunu söyleyemeyenler var. Ölümden kandan, gözyaşından medet umanlar var. Ölümler üzerinden, şehitler üzerinden siyaset yapanlar var. 'Tabut gelsin de bunun siyasi rantını elde edelim' diye el ovuşturanlar var.

İşte onları bugünlerde görüyorsunuz maskelerinin nasıl düştüğünü görüyorsunuz. Batman'da konuşuyor Ankara'da çark ediyorlar. Tunceli'de 'genel af' diyor, Kayseri'de af diliyorlar. Anayasa Mahkemesi'nde başörtüsünü serbest bırakacak anayasaya değişikliğini iptal ettiriyor. Sonra da Konya'da, Kayseri'de, İstanbul'da başörtüsü sorunun biz çözeriz diyor.''

''Aynı şekilde 'barış, demokrasi, adalet' deyip, milli iradeye ipotek koyanlar, milli iradeye boykot dayatanlar var'' diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Hem 'demokrasi' diyeceksin hem de milleti Parlamento'da oy kabinine gitmediğiniz gibi, milleti de sandığa gitmekten alıkoyacaksın. Hem 'demokrasi' diyeceksin hem de milletin iradesine baskı uygulayacaksın. Bırak benim Ağrılı kardeşim gitsin sandığa onun iradesine baskı yapma, onu tehdit etme. Bırak gitsin kullanırsa kullanır, kullanmazsa kullanmaz. Evetse evet, hayırsa hayır der. Bırak onu kendi haline. Parti kapatılıyor diye her yerde şikayet edeceksin. Sonra bu anayasa değişikliğine karşı çıkacaksın. Partinin kapatılmasını zorlaştıran maddenin oylamasında da bulunmayacaksın. Yıllarca vesayetçi düzenden şikayet edeceksin sonra onlarla kol kola saf tutacaksın, onların değirmenine su taşıyacaksın. Bu kardeşiniz, Ağrı'da konuştuğunu Edirne'de de konuşuyor. Edirne'de konuştuğunu Ağrı'da da konuşuyor. Bizde araziye uymak yok. O bukalemun tavrıdır. Bizde net olmak var.''