Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşma yaptı.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

‘Türkiye'de haberleşme alanıyla ilgili olarak yok Twitter'dı, yok Facebook'tu, yok şuydu, yok buydu...Bu konuda iktidarımızı lekelemek isteyenler, önce bu rakama baksınlar da hizaya gelsinler. Nereden nereye.

'Türkiye'de basın özgürlüğü yok' diyenler, bir zahmet her gün yayınlanan ulusal gazeteleri şöyle önlerine sersinler ve sadece manşetlere baksınlar. Mesela pazar günü çıkan yaklaşık 40 ulusal gazeteyi önlerine koysunlar, o manşetleri okusunlar. Danıştay'ın kuruluş yıl dönümünde oradaki nezaketsizliğe bizim gösterdiğimiz tepkinin, manşetlere nasıl yansıdığını bu 'basın özgürlüğü yok' diyenler, bir okusunlar. Özellikle yurt dışında Türkiye'deki basın üzerine ahkam kesenler, o manşetleri gördüğünde inanıyorum ki küçük dillerini yutacaklardır. Zira o manşetleri, dünyanın hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik rejimde göremezsiniz. Hiçbir ülkede, manşetler üzerinden, devletlerin ve hükümetlerin bu kadar edep, adap dışı, özellikle hukuk dışı şekilde tahkir edildiğine asla şahit olamazsınız. Öyle televizyon kanalları var ki Gezi olaylarında gördük, açık açık yalan söyleyerek, 24 saat boyunca gençleri kışkırttılar, halkı sokağa dökmek için her türlü çirkinliğe başvurdular. Dünyanın hiçbir ülkesinde ne Avrupa ne ABD'de bu şekilde yayın yapılmasına, bu şekilde tahrik yapılmasına, bu şekilde terör pompalanmasına izin verilmez. Ama bizde öyle bir özgürlük anlayışı var ki mahkemeler bunu seyrediyor, üstüne üstlük içeride, dışarıda 'Türkiye'de basın özgürlüğü yok' diye propaganda yapılıyor.

'KAHKAHADAN KIRILIRSINIZ'
Ortadoğu'daki en özgür ülke İsrail. Türkiye basın özgürlüğünde, bu örgütün raporlarına göre 1980'lerde, yani 12 Eylül'ün sonrasında, bugüne nazaran daha özgür ülkeymiş. 1990'larda aynı şekilde, Türkiye bugüne göre daha özgür ülkeymiş. Türkiye, öyle ülkelerin altında gösteriliyor ki listeyi gösterseniz inanın kahkahadan birbirinizi kırar geçirirsiniz.

Her gün yayınlanan ulusal 40 gazetenin önemli kısmı, devlete ve hükümete sistematik olarak hakaret edecek, pek çok köşe yazarı dünyada örneği bulunmayacak derecede, her gün sistematik olarak hakaret yazacak, sonra da siz Türkiye'yi alacaksınız, 'basının özgür olmadığı ülke' diye göstereceksiniz. O bizim için atılan manşetlerden tek bir tanesi, bizden daha özgür olduğu iddia edilen ülkelerin gazetelerinde atılsın bakalım. O gazetenin, o gazetecilerin başına neler gelir. Almanya'da 'Hamburg olaylarını gösteriyor' diye TRT'yi kablolu yayından çıkardılar. Ben, Alman Cumhurbaşkanı'na söyleyince 'yok' demeye kalktı. Çıkarıldı. Bu ülkenin başbakanıyım, ne olduğunu dakikası dakikasına takip ediyorum. Ama haberi yok tabii. ABD'de gazeteci Helen Thomas'ın, işinden kovulmasını, Beyaz Saray'a girişinin yasaklanmasını kimse konuşmuyor.

Ey örgüt, bunu benden dinle, çünkü sen de örgütsün. Bu 44 kişiden 19'u zaten tahliye oldu. İşi nereden takip ettiğini anlamanız bakımından söylüyorum. 6 kişinin yargılanması halen devam ediyor. Bu listede adı yer alan bir kişinin kayıtlarda ismi bile yok. 18 kişi yargılandı, haklarında hüküm verildi. Bugün bir kez daha 18 kişinin, 'hapisteki gazeteciler' diye CHP Genel Başkanı başta olmak üzere, çünkü bunlarla beraber çalışıyorlar, CHP Genel Başkanı başta olmak üzere içeride ve dışarıda istismar edilen bu 18 kişinin hüküm aldığı eylemleri hatırlatacağım. Bunlar, nelerden hüküm giymişler: Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak, kişiye hürriyetinden yoksun etmek, konut dokunulmazlığını ihlal etmek, silahla kasten yaralamak, gazeteci. Nasıl gazeteci bu. Terör örgütüne eleman kazandırmak, 18 yaşından küçük çocukların örgüte katılımını organize etmek, polis memuru öldürmek, helikoptere bombalı saldırıda bulunmak, resmi evrakta sahtecilik, sahte kimlik kullanma, banka soymak. Evet içeride CHP'nin dışarıda malum örgütlerin gazeteci dedikleri kişilerin hüküm aldığı suçlar işte bunlar."

'KATİLE 'KATİL' DEMEZLER'
Dünya üzerindeki birçok ülkeye kibirle, tepeden bakışla yaklaşıyorlar. Siz burada bir gazetenin manşetini eleştirirseniz, hemen diktatör yaftası yapıştırıyorlar. Ama kendi ülkelerinde bunu yapmıyorlar, yapamıyorlar. Siz burada örneğin Twitter’ı eleştirirseniz hemen özgürlük düşmanı ama başka ülkelerde bunun adı hukuk oluyor. Ya bu bir ticari şirket, ürün satıyor ve bu ürünü Türkiye'de kaçak satıyor. Vergi yok, herhangi bir şey yok. Reklamından şundan bundan elde ettiği devasa imkanlar var. Bu vergi kaçakçısı. Dünyada en büyük cezayı vergi kaçakçıları alır. Bunun vergi kaçakçısı olduğunu ilan ettiğim andan itibaren, burada herhangi bir ofisinin olmadığını ilan ettiğim andan itibaren çıktılar, geldiler. Mahkeme kararlarına uymuyor. Sen nasıl olur da burada istediğin gibi cirit atarsın ya. Var mı öyle bir şey?

Bütün burada yapılan hakaretlere tazminat davası açarsanız 'basını baskı altına alıyor' diye de propaganda yapıyor. Ama başka ülkelerde bunun adı demokrasi oluyor. Bizde olunca baskı oluyor. Aynı şey, örneğin kredi derecelendirme kuruluşları için de geçerli. Söz konusu Türkiye olunca başka kriter, farklı bir ülke için başka kriter. Kendi ülkelerinde kendilerine her şeyi hak olarak görüyorlar ama iş Türkiye'ye gelince, Ortadoğu ülkeleri, Asya, Afrika ülkelerine gelince 'özgürlük, hukuk, demokrasi' diyerek aşağılamaya, tahkir etmeye, hiza vermeye kalkışıyorlar.

Mısır'da seçilmiş hükümete darbe yapıldı, yüzlerce masum göstericinin katledildi. Sesleri çıktı mı? Ekranları başında bizleri izleyen milletime sesleniyorum. Sesleri çıktı mı, duydunuz mu? Dünyaya sesleniyorum duydunuz mu? Bunlar Mısır'da darbeye 'darbe' diyemediler. Halen de diyemiyorlar. Darbe mahkemelerinde yargılanıp, idama mahkum edilen masum insanlarla ilgili öylesine şöyle birkaç açıklama yaptılar, meselenin üzerini örttüler. Bangladeş'te 85, 90 yaşında bir ilim insanını, bir siyasetçiyi idam ettiler. Sesleri çıktı mı Suriye'de 4 yıldır oluk oluk kan akıyor, kimyasal silahlar, varil bombaları, uçaklardan her taraf yakılıp yıkılıyor, 200 bin insan öldü sesleri çıkıyor mu Hala bir müdahale var mı? Tam aksine orada zalim, katil bir yönetici destekleniyor ve şimdi de buyurun Cumhurbaşkanı adayı olarak kendi kendine Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor. Hangi yüzle sen sandık getireceksin, kimin huzuruna sandık getireceksin. Çocuklar katlediliyor, kadınlar tecavüze uğruyor, katlediliyor. Nerede o insan hakları örgütleri, nerede o kadın hakları, çocuk hakları örgütleri…

Filistinli'yi susturursanız, bu ifade özgürlüğünü ihlal anlamına gelmez. Filistinli gazeteciyi hapsederseniz, hatta sokak ortasında vurursanız bu basın özgürlüğünü zedelemez. Gazze'de Filistinliler'in üzerine ölüm yağdırırsanız bu insan hakları ihlali olmaz. Niye? Çünkü onlar Filistinli. Bunların Mısır'daki darbecilere bir tek kez olsun 'darbeci, otokrat, diktatör' dediklerini asla duymazsınız. Duydunuz mu? Hayır. Sadece birkaç kişi biz bunu seslendiriyoruz. Ama bunun dışında yok. Uluslararası toplantılarda da seslendiriyoruz. Seslendireceğiz. Suriye'de katile 'katil' dediklerini duymazsınız. İsrail'deki ihlalleri, katliamları eleştirdiklerini duymazsınız. Onlar da hiç kusura bakmasınlar. İçerideki kibir abidelerine boyun eğmeyeceğimiz gibi dışarıdaki kibir abidelerine de boyun eğmeyiz.

'KİMSE TÜRKİYE'YE PARMAK SAĞLAYAMAZ'
Kibirle hiza veremez. Aynı şekilde dışarıda da hiç kimse Türkiye'yi karşısına alıp, Türkiye'ye parmak sallayamaz. O günler geçti. Türkiye üzerinde ameliyat yapmak isteyen o örgütler de bilsinler ki karşılarında artık sinmiş, acziyet içerisinde bir ülke yok.

Şu bizim 12 yıl içerisinde yaptığımız reformları Cumhuriyet tarihinde acaba hangi iktidarlar yaptı? Kendimizi henüz ideal noktada görmediğimiz için özgürlük ve demokrasi mücadelesi veriyoruz. Uluslararası hukuku, evrensel değerleri benimsediğimiz için AB'ye üye olma gayemiz var ve bunu kararlılıkla sürdürüyoruz. Ama bu yanlış anlaşılmasın. İçeride olduğu kadar dışarıdaki mütekebbirler de yumuşak başlı olmamızı, uysal koyun olduğumuz şeklinde yorumlamasın.

Bu uluslararası örgütler, bu uluslararası çevreler sergiledikleri çifte standartla Türkiye'nin saygınlığına gölge düşüremezler, sadece kendi itibarlarını yok ederler. Türkiye'yi gerçekten anlamak isteyenler varsa, gelsin halkın içerisine girsin gerçek Türkiye fotoğrafını burada, yerinde görsün. Ama bilgi kaynağı CHP olanlar sadece CHP'nin yandaş medyası olanlar Türkiye'yi yanlış tanırlar. Türkiye hakkındaki açıklamalarıyla da gülünç duruma düşerler. Biz güçlü bir ülke olarak istikametini, rotasını bilen ve bu yolda emin adımlarla yürüyen bir ülke olarak ihtiyaç duyulan reformları tek tek yapıyor, kademe kademe Türkiye'nin standartlarını yükseltiyoruz.

ÇİFTÇİYE KREDİ KOLAYLIĞI
23 Ağustos 2013 tarihinden 31 Aralık 2014'e kadar afetlerden yüzde 30 zarar gören çiftçimizin vadesi gelen kredi borçları, yüzde 3 faizle bir yıl ertelenecek. Bu kolaylıktan 6.5 milyar lira borcu olan 876 bin çiftçi yararlanabilecek.

AK Parti cumhurbaşkanlığı seçimi için yoğun istişareler yapıyor, kuyumcu hassasiyetiyle adayını tespit etmeye çalışıyor.

'SİYASET GEOMETRİ DEĞİL'
Cumhuriyet döneminde tek parti yıllarında, - bunu CHP'liler iyi bilir - cetvelle kafataslarının ölçüldüğüne şahit olduk. Tek parti döneminde insanımız şablonlara sıkıştırılmak istendi. Cetvelle kriterler belirlendi. Vatandaşlar, makbul ve makbul olmayan diye ayrıldı. Darbelerin ardından bu kez de siyasete cetvelle sınırlar çizildi. Siyasetin bu sınırlara müdahalesi engellendi. Şu anda işte o malum cetvelin bir kez daha ele alındığını, siyaset mühendisleri tarafından cetvelin bir kez daha devreye sokulduğunu görüyoruz. Bu ara nedense MHP'nin Genel Başkanını bu merak sardı. Pek geometriyle alakası yok ama kılavuzu da biraz yanlış. Geometrik şekillerle şimdi siyaset konuşuyor. CHP genel müdürü de cetvelle çizilmiş gibi aday kriterleri ortaya çıkartıyor. Siyaset, geometri değildir arkadaşlar. Siyaseti geometriye hapsetmek isteyenler bugüne kadar hep yanıldılar, hem de millete zulmettiler. Siyaseti geometri gibi görenler vatandaşa da geometri işlemi yaptılar. Dümdüz, birbirine benzeyen, iç açılarının toplamı hepsinde 180 yapan standart vatandaşlar üretmek istediler. Bu cetvel zihniyeti yüzünden Türkiye ret, inkar ve asimilasyon zulmüne maruz kaldı. Bu cetvel zihniyeti yüzünden bu ülkede özgürlükler kısıtlandı, bu cetvel zihniyeti yüzünden insanımız arasında ayrım yapıldı.

MUSTAFA KEMAL ÖRNEĞİ
CHP genel müdürü ne diyor? Siyasi parti liderlerinin cumhurbaşkanı adayı olmasını istemiyormuş. Sen nasıl siyasetçisin ya. Önce sen kimsin ya, haddini bil. Siyaseti inkar eden siyasetçi olabilir mi Demek ki CHP'de oluyor, her zaman olduğu gibi. Biliyorsunuz CHP'nin bu genel müdürü o koltuğa oturduğu andan beri hala genel başkan olamadı, siyasi lider zaten hiç olamadı. Şimdi siyasetin dışından aday özlemini dile getiriyor. Ona şimdi kendi partisinin geçmişinden bahsedeceğim, önce onu da okuması lazım, benim partimin geçmişinde neler oluyor diye öğrenmesi lazım. 'Bürokrat olabilir, hukukçu olabilir, asker kökenli olabilir ama siyasetçi olmaz.' Kafa yapısı bu. Birebir 27 Mayıs zihniyeti. 27 Mayıs'ta da işte bunu söylediler. 'Herkes Cumhurbaşkanı olur ama siyasetçi Cumhurbaşkanı olamaz' dediler. Allah aşkına...

Ey Kılıçdaroğlu, Gazi Mustafa Kemal'i hiç okumadın mı, araştırmadın mı? Hem CHP'nin genel başkanıydı hem de Cumhurbaşkanıydı. İşine geldiği zaman 'CHP'nin kurucusu, genel başkanı Atatürk'tür' diyorsun ama işine geldiği zaman görmüyorsun. Ne iş bu? Milli şefleri İnönü hem CHP'nin genel başkanıydı hem de Cumhurbaşkanıydı. Demokrat Parti (DP) döneminde, Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildiğinde DP'nin genel başkanıydı. 27 Mayıs seçilmişlerden o kadar korkmuştu ki seçilmişleri idam etmekle kalmadı, işte Cumhurbaşkanını da siyasetten yani halktan koparmaya çalıştı. Öyle gayret ettiler. Merhum Özal siyasetten cumhurbaşkanlığına geçti, ne oldu? Sayın Demirel siyasetten cumhurbaşkanlığına geçti, ne oldu? Sayın Abdullah Gül Başbakan Yardımcımız da Dışişleri Bakanımızdı, oradan Cumhurbaşkanlığına geçti. Kötü mü oldu? Bunların nasıl bir Cumhurbaşkanı özlediklerini, istediklerini biz çok iyi biliyoruz. Tarihte örnekleri var. Bu CHP zihniyetinden bir şey olmaz. Bu ülkede 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyoruz değil mi? Biz buna inanıyoruz değil mi Öyleyse millet ne yaparsa en güzelini yapar. Milletin seçtiği bir Cumhurbaşkanı ile milletin seçtiği bir Başbakanla, yani tam anlamıyla devlet-millet el ele, Türkiye Allah'ın izniyle çok daha yüksek seviyelere ulaşır.

'NASIL TAVŞAN ÇIKACAK DİYE BEKLİYORUZ'
Millet ne yaparsa en güzelini yapar. Milletin seçtiği bir cumhurbaşkanı ile milletin seçtiği bir başbakanla, devlet-millet el ele Türkiye çok daha yüksek seviyelere ulaşır. Muhalefet altına gireceği damı akmayan bir çatı aramaya devam etsin. Çocuklar soruyor; 'Dede şapkadan nasıl tavşan çıkacak'. 'Biz de merakla bunu bekliyoruz, torunum oğlum' diyoruz. Durum bu.

'SİYASET MÜHENDİSİ DEĞİLİZ'
Geometrik ölçümlerin nasıl bir şekil çıkaracağını ilgiyle izliyorum, bakalım bu süre içinde Bahçeli de Kılıçdaroğlu da bu işi öğrenebilecek mi? Biz siyaset mühendisi değiliz, çizim yapmıyoruz. Ama onlar siyaset mühendisliğine özenmişler, varsın devam etsinler. Millet bize rota, istikamet çiziyor, biz o yolda ve istikamette yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz.