ANKARA- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, DEİK Genel Kurulu’nda konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

Biz bugünlere kolay ulaşmadık. 2002’den bu yana gelen süreç, dikensiz gül bahçesi değildi. Darbe senaryoları yazıldı. Bazı senaryolar uygulama planına geçti. Suikast girişimleri oldu.

Geçen yıl bugünlerde 17-25 Aralık darbe girişimini yaşadık. Eğer herhangi birine boynumuzu eğsek, diz çöksek, tuzağa düşsek bugünlere ulaşmazdık. İddianameye ‘dönemin başbakanı’ ifadesi koydular. 'Dönemin başbakanı' diyenler, 'dönemin haşhaşileri' oldu. Dönemin haşhaşi örgütünü kimse hatırlamayacak, hatırlayan da hayırla yad etmeyecek.

Bir maşa kullanılmaz hale gelirse üst akıl kendisine başka bir maşa bulur. Düne kadar birbirlerini hasım görenler ortak hareket ediyorlar. Şimdi tabular yıkılıyor, mesele burada. Bizim ödenecek diyetimiz yok. Biz yetkiyi emaneti birilerinden almadık, milletten aldık. Hesabı da sadece millete veririz.

‘DİKKATLİ VE TEMİZ BİR SÜREÇ’
14 Aralık tarihinde yargı önündeki iddialar ve delillerden yola çıkarak bir süreç başlattı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak süreci yakından izliyorum. Her şey yasalara ve usulüne uygun şekilde cereyan ediyor. Yargının ve emniyetin geçmişte yaptığı hatalar tekerrür etmiyor, hiç kimse süreç tamamlanmadan linç edilmiyor, medya yoluyla algı operasyonları yapılmıyor. Kim ne derse desin gerçekten şu anda dikkatli ve temiz bir süreç ilerliyor.

‘TÜRKİYE İTİBARINI SAHTE MANŞETLE ELDE ETMEDİ’
Avrupa Birliği tatil gününde açıklama yaptı. Ne kadar da hassaslar. 50 yıldır kapılarında bizi bekletenler bu hassasiyeti nereden elde ettiler. Uluslararası basına servisler yapılmıştı. Türkiye guguk devleti mi? Türkiye de hukuk devleti. Hukuk sürecini bekleyeceksiniz. Hoşunuza gitse de gitmese de Türkiye’deki yargının tasarrufuna ve kararlarına uyacaksınız. Gözaltına alınanlar gazeteciymiş, gazeteciler suç işlemiyor mu?

Türkiye'nin itibarına hiçbir şey olmaz. Türkiye uluslararası itibarını, manşetlerle, sahte raporlarla AB açıklamalarıyla elde etmiş bir ülke değil. Sahte raporları, siyasi raporla, yanlı notlarla istikamet belirleyecek bir şey olmaz.

‘YENİ BİR EYALET Mİ OLUŞTURULUYOR?’
Suriyeli mülteciler için yardım etmiyorlar. Paraya gelince bir şey yok. Onların tanrısı o. Kobani Kobani kobani dediler. Uçaktan mühimmat indirdiler. Bir kısmı DEHAŞ'a bir kısım PYD'ye gitti. İkisi de terör örgütü, al birini vur ötekine. Kobani'de sivil halk yok.

Şu anda orada son haliyle 3 bin kadar savaşçı var. Bunlar DEAŞ ile savaşıyor. Peki Halep ile niye ilgilenmiyorsunuz Asıl önemli olan orada Halep. Kobani'nin stratejik önemi yok. Birileri için var. Ben şimdi düşünüyorum. Arkadaşlarıma da diyorum ki; yoksa burada Kuzey Suriye'de yeni bir yapılanma mı oluşturuluyor? Yeni bir eyalet mi oluşturuluyor? Çünkü Esed'in böyle bir derdi yok. Üç kantonu birleştirmek suretiyle burada yeni bir yapılanmanın içerisine girebilirler. Bu ülkem için bir sıkıntıdır, bir tehdittir. Bunu görmemezlikten gelemeyiz.

Peki Halep'e niye gelip de sahip çıkmıyorsunuz Halep'de 1 milyon 200 bin insan var. 1,5 milyon insan var. Onlarla bizim diyaloglarımız Kobani'den daha az değil. Orada bir ekonomi var, orada bir kültür var, orada bir medeniyet var, orada bir tarih var. Niçin Halep'e sahip çıkmıyorsunuz?İşte koskoca bir soru işareti bu. Biz biliyoruz, sabırlıyız ama bütün gerçekleri görerek adımlarımızı atıyoruz.

‘KAPI KULU DEĞİLİZ’
Türkiye, AB'nin önünde kapı kulu değildir. Türkiye, bırakın boynunu eğmeyi, bırakın geri adım atmayı, asla ve asla azarlanacak, kendisine gündem belirlenecek, istikamet çizilecek bir ülke değildir. Biz ne itibarımızdan ne gücümüzden ne de büyümemizden bir şey kaybederiz. Hiç merak etmeyin.

Bizi tutan olmayacak, biz azim ve kararlılıkla yola devam edeceğiz. Biz işimize bakacağız. Onların işi engel çıkarmak, bizim işimiz engelleri koşarak aşmak.

Unutmayın; maşalar her zaman olacak, tuzaklar her zaman olacak. Dün din alimi maskesiyle vatanına ihanet edenler, yarın başka bir maske ile ülkelerinin karşısına çıkacaklar. Unutmayın Hasan Sabbahlar hiçbir zaman bitmez. Bunlar her zaman olacaktır.

Onların bir tuzağı varsa Allah'ın da bir tuzağı var. Onların bir hesabı varsa milletin de bir hesabı var. İşte gün geldi, hesap döndü, ihanet hesabı yapanlar, millete hesap vermeye başladı.

'SERVİSLERİ ÖNCEDEN YAPILMIŞTI'
Bu süreç başladığı andan itibaren malum çevreler, 'Basın susturuyor' diye bir kampanya başlattılar ve dünyaya da bunun bu şekilde servisini sağladılar. Çok enteresan AB, tatil gününde bununla ilgili açıklama yapıyor ya. Bunlar ne zamandan beri tatil günlerinde bu tür açıklamalar yapmaya başladıla? Ne kadar da hassaslar, ne kadar da bu ülkede olanları, bitenleri seviyor, sayıyor hemen açıklamalarını yapıyorlar. 50 yıldır kapılarında bizi bekletenler acaba bu hassasiyeti nereden elde ettiler? Uluslararası basın her zaman yaptığı gibi Türkiye aleyhine bu kampanyaya sımsıkı sarıldı. Servisleri önceden yapılmıştı, ne olacağını zaten biliyorlar.


‘GUGUK DEVLETİ Mİ?’
Uluslararası basını bir kenara koyun, AB'nin sözde hukukun üstünlüğüne, evrensel değerlere inanmış, insan haklarına saygı duyduğunu iddia eden oluşumlar dahi sözcüleriyle çıktılar Türkiye aleyhine bu kampanyaya destek verdiler. Ben bu AB'nin en büyük ülkesine 'PKK terör örgütünü ülkenizde besliyorsunuz, barındırıyorsunuz. Buyurun size dosyalar' diye sunduğumda, baştaki zattan veya hanımefendiden aldığım cevap şu, 'Şu anda haklarında 4 bin dava var.' Netice? Bir hiç. Aynı şekilde diğerlerinden aldığım cevap, bir hiç. Verilen bir cevap da ne biliyor musunuz 'Burası bir hukuk devleti, dolayısıyla biz hukuk devletindeki neticeye bekliyoruz.' Türkiye ne? Guguk devleti mi? Burası da hukuk devleti, dolayısıyla bu hukuk devletinin verdiği kararı bekleyeceksin. Buradan çıkan karar ne ise sen de ondan sonra gerekli değerlendirmeni yaparsın.

SABANCI'NIN KATİLİNİ ÖRNEK VERDİ
Bize kalkıp akıl verenler, biliyorsunuz Sabancı Holding'in binasında merhum Sabancı'yı katleden terörist şu anda Avrupa'nın ülkelerinde fellik fellik dolaşıyor. Yakalıyorlar, bir kapıdan giriyor, öbür kapıdan çıkıyor. Niye teslim etmiyorsunuz, niye vermiyorsunuz? Söylediğimiz zaman bakıyorsunuz 50 dereden 50 türlü su getiriyor. 7 tane vatandaşımızı öldürdüler. Bizim milletvekillerimizi dahi mahkemeye sokmadılar. Basın mensuplarını sokmadılar. Kavga gürültü neyse girildi.

Hoşunuza gitse de gitmese de Türkiye'deki yargının tasarruflarına ve kararlarına saygı duyacaksınız, hukukun üstünlüğüne saygı göstereceksiniz.' Neymiş? Gözaltına alınanlar, gazeteciymiş. Ya gazeteci suç işlemez mi, işlemiyor mu?

Türkiye'de polis katiline, bekçi katiline, insanların hürriyetlerine kasteden örgüt üyelerine gazeteci diyerek sahip çıkacaksın, ama AB içinde olanı başka ülkelerde olanı görmeyeceksin. Hiç kimse kusura bakmasın...

‘TÜRKİYE’Yİ NE ZANNEDİYORLAR?'
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün raporunda Türkiye baş köşeye yerleştirilirken, İsrail’in adı geçmedi.

Kendilerine açık açık her şeyi anlattım. Adalet Bakanlığı'ndan bütün belgeleri aldırttım ve kendilerine bunları gösterdim. 'Bunların adı gazeteci ama bunlar bak şurada polisimizi şehit ettiler, şurada bekçimizi şehit ettiler, şurada ellerinde, evlerinde bombalar bulundu ve bunlar, şu şu şu terör örgütlerinin mensupları, üyeleri. Bunun yanında bunlar, gazeteciliği bir maske olarak kullanıyorlar ve şu anda da mahkum oldular'...

Ne deseler beğenirsiniz? Bunların yeniden yargılanmaları mümkün değil mi? 'Hayır, bitti o iş, kapandı o defter. İşte bakın dosyalar burada, sizde bu tür şeyler olabiliyor mu? Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde olabiliyor mu Niye bizden bunu istiyorsunuz?' dedim. O komite yayımladığı raporda, karşımızda hiçbir şey söyleyemedi, Türkiye'yi hedef alıyor ama İsrail'in katlettiği gazetecilerden, onlar da bahsetmiyor. Bu nedir? Bunlar Türkiye'yi ne zannediyor? Acaba bunları, bu operasyonları yutacağımızı mı zannediyorlar? Böyle mi düşünüyorlar? O günler geçti.