Erdoğan: Sanatçılar elini taşın altına koymalı

Başbakan Erdoğan, kahvaltıda bir araya geldiği sanatçılarla Demokratik Açılım’ı konuştu. Erdoğan, sanatçılara “Elinizi taşın altına koyun” diye seslendi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'nde ''demokratik açılım'' konusunda görüş alışverişinde bulunmak üzere ses sanatçıları ve bestekarlarla kahvaltıda bir araya geldi.


Toplantıya İbrahim Tatlıses, Emel Sayın, Nuri Sesigüzel, Orhan Gencebay, Mustafa Sandal, Yavuz Bingöl, Arif Sağ, Neşet Ertaş, Davut Güloğlu, Kıraç, Kubat, Fatih Kısaparmak, Kenan Doğulu, Orhan Hakalmaz, Ferdi Tayfur, Funda Arar, İzzet Yıldızhan, Özdemir Erdoğan, Fuat Güner, Özkan Uğur, Alişan, Ferhat Göçer, Rojin, Aynur, Gülay, Hüseyin Turan, Murat Göğebakan, Mustafa Sağyaşar, Samsun Demir, Bülent Ersoy, Manga, Muazzez Ersoy, Feryal Öney, Teoman, Ali Rıza Binboğa, Safiye Soyman, Ahmet Koç, Garo Mafyan, Bülent Forta, Onur Akın, Nükhet Duru, Sinan Özen, Demir Demirkan, Demet Akalın, Zerrin Özer, Kayahan, Nilüfer, Sertab Erener, Işın Karaca, Bülent Ortaçgil, Seda Sayan, Bedia Akartürk, Emel Müftüoğlu, Nihat Doğan, Erol Evgin, Zekai Tunca, Cengiz Kurtoğlu, Hakan Peker, Ali Kocatepe, İskender Ulus, Cengiz Erdem ve Şahin Özer katıldı.

''Böyle güzide bir toplulukla bir araya gelmekten çok büyük bir heyecan ve memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum'' diyerek konuşmasına başlayan Başbakan Erdoğan, ''Bu ülkenin, bu milletin bu toprakların sesi nefesi olmuş, neşemizi ve kederimizi gönül lisanıyla tercüme ederek kitlelere ulaştırmış, böylesine seçkin topluluğa, sanata dair alımlı ve teorik cümlelerle hitap etmeyi açıkçası gereksiz görüyorum'' ifadesini kullandı.

Sanatın ve sanatçının toplumun sorunlarıyla ve ülkenin düzeniyle olan ilişkisini de irdelediğini belirten Erdoğan, ''Merhum Necip Fazıl, 'Arı bal yapar, ama balı izah edemez' demiştir. Siz değerli sanat insanlarının ülkemizin ve milletimizin her türlü sorununun, sıkıntısının yüreğinizin derinliklerinde hissettiğinize şüphem yok'' dedi.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Nitekim gönül pınarınızdan çağlayan nağmeler, esintiler, şarkı olarak, türkü olarak farklı farklı sanat normlarında en güzel şekilde tezahür ediyor. Bugün burada bulunan siz değerli sanatçılarımız, ürettiğiniz son derece kıymetli eserlerle zaten duygularınızı tarihe kayıt düşecek şekilde ortaya koydunuz, koymaya da devam ediyorsunuz. Söz uçar yazı kalır derler. Ama bu topraklarda söz, sezgiyle ve duyguyla kaynaştığı zaman bin yılların ötesine ulaşacak bir kudrete kavuşur. Şair Baki, en güzel şekilde ifade etmiştir: 'Avazeyi bu aleme Davut gibi sal, baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş'.''

'SANATÇI TOPLUMUN AYNASIDIR'
Erdoğan, sanatçıların ait olduğu toplumun aynası olduğunu ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ve sanat eseri hiç şüphesiz sanatçının nefes alıp verdiği toprakların rengiyle, kokusuyla, diliyle ve elbetteki duygusuyla yoğrulmuştur. Türkülerimizin, şarkılarımızın, bestelerimizin ve güftelerimizin sözleriyle ifade ettikleri anlamlarının çok ötesinde duygusal bir içerik taşıdıklarını hepimiz biliyoruz.

Sanatçı bir açıdan da başkalarının diyemediklerini, söyleyemediklerini, izah edemediklerini, tarif edemediklerini duygularıyla anlatabilen kişidir. Sanatçı, insanların kavrayışından çok gönlüne hitap eder. Sözünü de, bestesini de gönülden söyler. Onun içindir ki sanatçıyla ait olduğu toplum arasında görünmez bir gönül bağı vardır. Sanatçı, siyasetin ve sokağın günlük diliyle asla yetinmez. Zira sanatçı, söz sanatının uçsuz bucaksız bahçelerinde gezinirken kimsenin göremediği çiçekleri görebilir ve onları bir buket halinde topluma sunabilir. Bir sanatçının yüreğinden dökülen tek bir dize yaşanmış olanları ve yaşananları başka bir söze mahal bırakmayacak şekilde, derecede izah etme gücüne sahiptir.''

Sanatçıların, toplumun sadece hüznünü değil, kardeşliğini, dostluğunu, bütünlüğünü, geçmişini ve kaderini tek bir dizede, tek bir türkü ve şarkı kıtasında tüm çıplaklığıyla ortaya dökülebildiğini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bu ülkenin bütün türküleri, şarkıları, bu toprakların her şeyini, fakat her şeyini yansıtacak kadar güç ve bilgelik taşıdığına bütün kalbimle inanıyorum. İşte onun için buna sanatçı duyarlılığı diyoruz. Onun için sanatçılarımızın bir adım öne çıkmasını istiyoruz. İşte onun için sanatçılarımız, engin yürekleriyle ülkemizin meselelerine el atsınlar. Ellerini taşın altına koysunlar. Bunu arzuluyor, bunu diliyoruz. Zira sizin türkü ve şarkılarınız, sağır duvarları aşacak güce sahiptir.

Sizin ezgileriniz, kalplere, gönüllere ulaşabilecek yeteneğe sahiptir. Sizin samimi çığlığınız, içten gelen haykırışınız, buzulları eritecek, Ferhat gibi dağları delerek Şirin'e ulaşacak etkiye sahiptir. Sizin dudaklarınızdan ve kalplerinizden çıkan o sıcacık ezgiler, taşlaşmış yüreklere, duygusuz bedenlere, susuz kalmış çöllere nüfuz edebilecek kudrete sahiptir.''

Erdoğan, 'ye dair çok önemli meseleleri ortaya koyarken, ülkenin türkü, şarkı, şiir gibi insanları birleştiren ortak bir duyguda buluşturan eserlerinden yola çıktığını söyledi. 'nin, Yemen Türküsü gibi hiçbir millette ve ülkede olmayan muhteşem bir türküsü olduğunu belirten Erdoğan, Yemen Türküsü'nün ülkenin her köşesine aynı derecede hitap ettiğini vurguladı. ''Havada bulut yok, bu ne dumandır'' denildiğinde Diyarbakırlı'nın gönül teli nasıl titriyorsa, Edirneli'nin, Uşaklı'nın, İstanbullu'nun, Ankaralı'nın, Yozgatlı'nın ve Trabzonlu'nun da gönül telinin aynı derecede titrediğini kaydetti. Yemen Türküsü'nün ortak bir acıyı dile getirdiğini, Türkiye'nin her köyünden ve kasabasından Yemen'e gidip dönmeyen Mehmetçiklerin hasretini anlattığını dile getiren Erdoğan, ''Yemen Türküsü, bizim hüznümüzü dile getirdiği kadar acıların bizi nasıl yoğurup birbirimize kardeş eylediğini de en güzel şekilde ifade ediyor'' diye konuştu.

NEŞET ERTAŞ VE ŞİVAN PERWER
Aynı şekilde ''Sarı Gelin'' türküsünün sözlerinin ve tek başına ezgisinin, Azerice de Ermenice de Türkçe de olsa geniş bir coğrafyayı duygulandırmaya yettiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bazı insanlar birbirine karşı sağır kesilmiş olabilir. Kitleler, birbirlerine ön yargılarla yüklenmiş olabilir, etnik kökenler, değerler, inançlar arasına yapay bariyerler inşa edilmiş olabilir. Bir kısım siyasetçiler, ikbal kaygısı içinde duyarlılıklarını yitirmiş olabilir ama ben inanıyorum ki ne kurşun sesleri ne de politik nutuklar, sizin ezgilerinizi bastırmaya ve onlara sınır çizmeye yetecektir. Tarih boyunca da yetmemiştir. Ben birbirlerini tanımasalar, belki hiç karşılaşmamış olsalar da Neşat Ertaş'ın Şivan Perver'i, Şivan Perver'in de Neşat Ertaş'ı çok iyi anladığına inanıyorum. Çünkü her ikisi de yürekleriyle, gönülleriyle konuşuyorlar. Her ikisi de ezgilerine bu toplumun kokusunu katıyorlar.''

Başbakan Erdoğan, burada bulunan veya bulunmayan her sanatçının bu ülkenin her karış toprağında sevildiklerini, dinlenildiklerini ve gönüllerde taht kurduklarını bildiğini ifade ederek, sanatçılara şöyle seslendi: ''Bir annenin çığlığını, feryadını da en derinden hissedecek olan sizlersiniz. Bir annenin acısını en iyi anlayacak olan sizlersiniz. Her nerede olursa olsun vurulup yere düşen bir gencin sızısını annesiyle aynı anda yüreğinde duyacak olan sizlersiniz. Bugüne kadar ezgilerinizle kardeşliğimizi pekiştirdiniz, şimdi de yüreğinizi ortaya koyarak bu ülkenin daha aydınlık yarınlara kavuşmasını sağlayacak olan yine sizlersiniz. Her bebek, yumuk yumuk gözleri ve sıkılmış minicik elleriyle buram buram sevgi kokusuyla doğuyor. Hiçbir bebek ve çocuk, annesini, babasını, kaderini ve özellikle de dilini, etnik kökenini kendisi seçmiyor. Hepimiz topraktan bir canız. Yunus Emre'nin en güzel şekilde ifade ettiği gibi 'Yaradılanı, yaradandan ötürü seviyoruz'. Bu ülkede yediden yetmişe herkes Orhan Gencebay'ın unutulmaz şarkılarıyla büyüdü. Biz de büyüdük. Onun belleğimize nakşolunan şu dizeleri aslında meseleyi izah etmeye yetmiyor mu? 'Bu toprakların sinesinde insan denilen bir canım/Hem düşünür hem severim/Budur taştan farklı yanım/Her maddenin zerresini bedenimde taşıyorsam/Ben ne bir taş, ne bir ağaç, insanlığımla insanım'. 'Hor görme' diyor üstat. 'Hatasız kul olmaz' diyor.''

Başbakan Erdoğan, toplantıya katılan tüm sanatçıların da benzer şekilde unutulamayacak dizelerle bu toprakların aşkını, sevdasını anlattığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Mahzun Kırmızıgül 'Hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye?/Yaşamak dururken bu kavga ne diye?' sorusunu sorarken, Müslüm Gürses 'Sev bütün insanları/Say bütün insanları/Kin gütme unut gitsin geçmişte olanları' diyor. Mazhar-Fuat-Özkan'dan dinlediğimiz 'Nasıl da paylaşıyor insan, nasıl da birmiş meğer hasretler, nasıl da mecburmuşuz sabretmeye, sevmeye ve öğrenmeye' dizeleri kulaklarımızdan silinmezken, Sertab Erener'in söylediği 'Hadi yüreğim ha gayret' dizeleri umutları artırıyor. Uğur Işılak'ın 'Hadi Anadolu/Yol kardeşlik yolu/Şahlansın ne varsa Edirne'den Kars'a' derken, Arif Sağ'ın sazıyla dile getirdiği şu dizeler adeta bu toprakların özünü de yansıtıyor: 'İkilik kinini içinden atıp/Özde ben bir olmaya geldim/Taht kuralı ariflerin gönlüne/Sözde ben bir insan olmaya geldim/Serimi meydana koymaya geldim'. Bu kadar güzel şarkıları, türküleri, bu kadar yürekli sanatçıları bulunan bir ülkede insanın insana farklı bir gözle bakabilmesi mümkün mü? İnsanları sınıflara ayırmak, kategorize etmek, rengiyle, diliyle, inancıyla, etnik kökeniyle farklılaştırmak bizim kültür medeniyetimize sığar mı? Doğuştan kazanılmış en insani hakları kısmak, kısıtlamak, yok saymak, şarkılarını yasaklamak, türkülerini sansürlemek, sanatçıları eserlerinden, düşüncelerinden dolayı mahkum etmek, demokrasi ve insan haklarıyla örtüşür mü?''

Erdoğan, farklı bir Türkiye inşa etmenin mümkün olduğunu ifade ederek, ''Sevginin, hoşgörünün, karşılıklı anlayışın, diyaloğun, birbirine saygının hakim olduğu bir dünyayı hep birlikte imar etmek mümkün. Hükümet olarak yegane çabamız budur'' diye konuştu. Terörle daha etkin mücadele için kamu güvenliği müsteşarlığını kuruyoruz. Taş atan çocuklar için yeni bir yasa tasarısını tartışacağız."

Erdoğan, sanatı ve sanatçıyı desteklemek konusunda hükümetleri döneminde önemli çalışmalar olduğunu belirterek, telif hakları ve korsanla mücadele konusunda 2004 yılında bir yasa çıkardıklarını anımsattı.

Ulusal ve uluslararası bazda, sanatçıların üzerindeki korsan baskısını tamamen yok etmek noktasında hükümet olarak kararlı olduklarını ifade eden Erdoğan, son yıllarda 5 binin üzerinde denetim yapıldığını ve 300 milyonun üzerinde korsan materyalin ele geçirildiğini anlattı.

Bunların yeterli olmadığını, bazı alanlarda sorunların devam ettiğini de bildiğini ifade eden Erdoğan, uygulama sırasında yaşanan sıkıntıları aşmak için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

Asıl sorunun, fikir hırsızlığının, korsan gibi nispeten daha basit bir yaklaşımla ele alınıyor olmasından kaynaklandığını kaydeden Erdoğan, bu noktada bilinci artırmanın önem taşıdığını vurguladı. Kültür ve Turizm Bakanlığının bu bilinci yükseltme mücadelesi verdiğini kaydeden Erdoğan, 2008 yılının Haziran ayında AB Katılım Müzakereleri çerçevesinde fikri mülkiyet hakları faslının müzakereye açıldığını anımsattı.

Bu alanda AB müktesebatının ülkeye uyarlanması için ilgili kurumların çalışmalarını yürüttüğünü dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ben sanatçının alın terine musallat olan, hakkını gasp eden bu sorunun en kısa sürede Türkiye gündeminden çıkmasını gönülden arzu ediyorum. Bu meselenin ortadan kaldırılması için ilgili güvenlik güçleriyle çalışmalara devam ediyoruz. Bu, tek başına iktidarın çözeceği bir iş değil. Bunu hep birlikte çözmeye mecburuz. Biz hep şunu da söylüyoruz: 'Bazı sinyalleri de alalım'. Yani 'şurada şu mahfilde şu, şu, şu işler üretiliyor' veya 'şurada şunlar var' gibi... Bunları bizler de aldığımızda, oralara yapılacak baskınlardan kimsenin endişesi olmasın. Devlet olarak bunlar yapılıyor. Biz bunların üzerine adeta silindir gibi gitmeye hazır olduğumuz konusunda da güvenlik güçlerine emirler veriyoruz. 'Üzerlerine gideceğiz, bu bir hak gasbıdır' diyoruz.''

Erdoğan, aydınlık bir Türkiye'nin kurulmasında, Türkiye'nin her alanda standartlarının yüksek, güçlü, kalkınmış huzurlu bir ülke olmasında, sanatçıların çok büyük katkısı olduğuna ve olacağına inandığını vurgulayarak, şunları söyledi: ''Sanatınızla, sanatçı duyarlılığınızla değişim hareketine omuz vermenizi sizlerden bilhassa rica ediyorum. Siz olmazsanız, sizin duyarlılığınız olmazsa, sizin öncü rolünüz olmazsa süreç eksik kalır. Siz bu ülkenin sesi, bu ülkenin gönül dilisiniz. Gönüller arasında köprü kuracak, gönül dilini hayatımıza öncü kılacak olan sizlersiniz. Sürece her türlü katkıyı sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Türkiye'nin kanayan yarasını tedavi etmede tüm hassasiyetinizle sorumluluk alacağınıza yürekten inanıyorum.''

Başbakan Erdoğan, bu yola, siyasi kaygılarla, birtakım hesaplarla veya şahsi beklentilerle çıkmadıklarını vurgulayarak, ''Türkiye'nin demokratik standartlarını daha da yükseğe çekmek istiyoruz. Gelişmiş ülkelerde var olan standartları aynı şekilde, hatta daha da üstün şekilde ülkemizde hakim kılmak istiyoruz'' diye konuştu.

Erdoğan, 72.5 milyon vatandaşın her birinin kendisini birinci sınıf vatandaş hissetmesini, devlet karşısında, devletin kurumları karşısında kendisini eksik ve güvende hissetmesini arzuladıklarını dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Hedefimiz, ülkemizin doğu ve güneydoğusunda devam eden terör eylemlerini minimize etmek, ülkemizi ve milletimizi bu terör belasından kurtarmak, her türlü etnik grubun, her türlü inanç grubunun, sıkıntısı olan her bir vatan evladının sorunlarını cesaretle ele almak ve bunları çözme kararını göstermek, ülkemizdeki sosyal sorunların temelinde bulunan ekonomik sorunların başta işsizlik olmak üzere, üzerine gitmek ve bu sorunları çözerek yoluna koymak. 7,5 yıl boyunca bütün bu sorunlar üzerinde kafa yorduk, çözümleri için istişarelerde bulunduk.''

'TEK BİR VATANDAŞ BİLE DIŞLANMIŞ HİSSETMESİN'
Başbakan Erdoğan, Alevi vatandaşların sorunlarını devletin ilk kez bu boyutta ele aldığını ve 7 çalıştay düzenleyerek ilgili tüm kesimlerin görüş ve önerilerini aldığını kaydetti.

Roman vatandaşların da ciddi sorunlarının olduğuna dikkati çeken Erdoğan, burada yaşadığı bir olayla çok daha acil bir şekilde konuya girdiklerini belirtti.

Erdoğan, ''O bir annenin feryadıydı. Bana söylediği şuydu: 'Başbakan'ım ben çocuğumu okula gönderemiyorum. Gönderdiğim okulda, sınıfta bütün çocuklar (Çingene geldi, hadi sınıfı boşaltalım) diyorlar. Benim bu ülkede hakkım yok mu? Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?' Şimdi siz sorumluluk mevkisinde olan bir Başbakan olarak buna sessiz kalabilir misiniz?''

Bu sırada sanatçılar arasında bulunan Alişan'ı işaret eden Erdoğan, ''Alişan devamlı aralarında. Biliyor, tanıyor vesaire de ama işi bitirmiyor. İş, onların haklarını kendilerine vermek. Bu onların doğal hakkıdır, sanal değildir'' dedi.

Bu hakkı onlara vermenin, en azından gereğini yapmanın kendisinin sorumluluk alanına girdiğini, bu sorumluluğu da yerine getirmesi gerektiğini kaydeden Erdoğan, onun için de bunu çalışma içine aldıklarını, onlarla da görüşmeler yaptıklarını söyledi.

Başbakan Erdoğan, Abdi İpekçi Spor Salonu'nda yapılacak büyük bir toplantıyla bu sesi çok daha farklı bir hale getireceklerini bildirdi.

Türkiye'de hiçbir kesimin kendisini yalnız, ikinci, üçüncü sınıf hissetmemesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Tek bir vatandaş bile kendini ötelenmiş, dışlanmış hissetmesin istiyoruz. Bütün vatandaşları kucaklayan, her bir bireyin sorununu kendi sorunu olarak gören demokratik anlayışın ülkemize hakim olmasını istiyoruz. Bu topraklar üzerinde bin yıllar boyunca her türlü farklılık nasıl bir arada yaşadıysa her türlü farklılık nasıl zenginlik olarak görüldüyse bugün de aynı şekilde gök kuşağının renkleri gibi ahenk içinde yaşamak böyle zemini tesis etmek istiyoruz. Arzumuz, hedefimiz, gayemiz budur.''

Başbakan Erdoğan, her şeyin başının hak, hukuk, demokrasi, insanca yaşam imkanlarına sahip olmak olduğunu ifade ederek, ''Hak ve özgürlük olmazsa, hukuk ve adalet olmaz. Hukuk olmazsa demokrasi olmaz. Demokrasi ve hukuk gelişmeden ekonomi gelişmez'' dedi.

Demokratik ve ekonomik istikrarı sağlayamayan bir ülkenin gelişemeyeceğini, kalkınamayacağını ve büyüyemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, demokrasisi kökleşmeyen, hak ve özgürlükleri gelişmeyen, hukuk sistemi çağdaş bir şekilde normlara ulaşmayan bir ülkenin hiçbir sorununu çözemeyeceğini ve böyle bir ülkenin insanlarının huzur ve mutluluk içinde yaşayamayacağını kaydetti.

TERÖRLE MÜCADELEYE PARA 300 MİLYAR DOLAR
''Eğer bir ülkede insanlar mutlu ve huzurlu değilse sorunlar çözülemeyip kangren haline geliyorsa siyaset kurumu çözüm üretemiyorsa, hukuk sistemi adalet üretemiyorsa orada güvenlik de asayiş de milli menfaatler de korunamaz'' diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bakınız son 30 yılda terörle mücadele için yaklaşık harcanan para 300 milyar dolar. Böyle bir kaynak kullanılmış durumda. 300 milyar dolar, Türkiye'nin kaderini, çehresini ciddi biçimde değiştirmeye yetecek bir kaynak. Biz bu kaynağı, yeni okullar, yeni hastaneler, fabrikalar yollar yapmak için değil, ne yazık ki terör belasından kurtulmak için kullanmak zorunda kaldık. Bugün artık bu sorunu çözdüğümüzde Türkiye'nin ekonomik anlamda da nasıl bir atılım içine gireceğini sadece bu meblağ bile net olarak anlatıyor.'' Türkiye'nin belli bölgelerine yatırım yapılmadığı için belli bölgeler ihmal edildiği için Türkiye'nin topyekun ağır bedeller ödediğini dile getiren Erdoğan, belli bölgelerin geri kalmışlığının sadece o bölgenin sınırları içinde kalmadığını, tüm Türkiye'yi etkisi altına aldığını söyledi. Erdoğan, ''Göç şeklinde, işsizliğin sebep olduğu umutsuzluk şeklinde, çarpık kentleşme şeklinde bedeller ödedik'' dedi.

Şimdi bölgenin ekonomik imkanlarını, yatırım ortamını da iyileştirmeye çalıştıklarını, sorunu yerinde çözmek için GAP, DAP, KOP gibi 3 ana projeyi uygulamaya koymuş bulunduklarını ifade eden Erdoğan, ''Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi... Bunlar sadece o dar bölge içerisinde kalan değil, aynı zamanda bölgeyi dalga dalga etkileyen yatırımları kapsayacak olan dev projelerdir'' şeklinde konuştu.

ERZURUM KIŞ OLİMPİYATLARI'NA HAZIRLANIYOR
Erdoğan, batı hangi imkanlara sahipse doğu illerinin de aynı imkanlara sahip olmasını istediklerini belirterek, şu anda Erzurum'un Kış Olimpiyatları'na hazırlandığını, bunların büyük bir mücadelenin sonunda kapılan organizasyonlar olduğunu kaydetti.

Başbakan Erdoğan, ''İstiyoruz ki Erzurum bu yatırımlarla artık doğunun adeta bir İstanbul'u haline gelsin, bir Bursa'sı haline gelsin'' dedi.

Bugün artık Palandöken'e gitmenin Uludağ'a gitmekten daha uzak olmadığını vurgulayan Erdoğan, işin kalitesine bakıldığında oranın da şimdi çok daha farklı kaliteye sahip olduğunu anlattı.

Recep Tayyip Erdoğan, ''Uçağa bindiğiniz anda yaklaşık 1,5 saatte Erzurum'dasınız. Havaalanından da Palandöken'e yarım saatte çıkıyorsunuz. Lüks otelleri ile artık orası ciddi bir merkez haline geliyor. Aynı şekilde Kars bu noktada yine çok çok farklı bir dönemi yaşamaya başladı. Bunu bütün ülkemizde yaşamak ve yaşatmak durumundayız'' şeklinde konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 79 senede Türkiye'de bölünmüş yolların toplamının 6 bin 100 kilometre olduğunu hatırlatarak, kendilerinin ise 7,5 yıla 11 bin kilometre bölünmüş yol sığdırdıklarını söyledi.

Erdoğan, ''Bu yollar ki medeniyet alametidir. Yol medeniyettir. Eğer varsa yolunuz 'Medeniyiz' diyebilirsiniz ama yoksa yollarınız hem kazalarla baş başasınız hem de medeniyetten bahsedemezsiniz'' dedi.

Suyu olmayanın da medeniyetten bahsedemeyeceğine dikkati çeken Erdoğan, şimdi yoğun baraj çalışmaları yapıldığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ''Eskiden biliyorsunuz biz de bir söz vardı. 'Su akar Türk bakar' derlerdi. Şimdi biz bunu değiştiriyoruz artık. 'Su akar Türk yapar' diyoruz'' değerlendirmesinde bulundu.

Engin denizlere ulaşmasını engelledikleri suları, barajlarla en güzel şekilde değerlendirerek, halkın hem içme, kullanma hem de enerji olarak istifade edilmesini sağladıklarını kaydeden Erdoğan, ''Yarınların dünyasında bugün petrol ne ise su o olacaktır. Biz aslında su zengini bir ülke de değiliz. Bundan dolayı da suyu en güzel şekilde değerlendirmek durumundayız'' dedi.

Erdoğan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesine son 7,5 yılda yaptıkları yatırımın 13 milyar liraya ulaştığını ve bir ihmali telafi etmenin mücadelesini sürdürdüklerini belirtti.

Diğer bölgelerle birlikte bu bölgeleri de eşit oranda kamu yatırımlarıyla buluşturduklarını ifade eden Erdoğan, ''Sorunun bir de diplomatik boyutu var. Bu noktada da çok yoğun girişimlerimiz oldu. Uluslararası her platformda teröre yönelik dış destekleri dile getirdik, terörün beslendiği ülkeler nezdinde yoğun baskı yaptık. Teröre karşı ortak bir duruş sergilenmesi için girişimlerde bulunduk'' diye konuştu.

Bu sürecin bir açıdan zor bir süreç olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Çünkü ön yargıları kırmak zorundayız. Kalıpları, sınırları zorlamak, katmerlenmiş husumetleri ortadan kaldırmak zorundayız ama bu süreç bir açıdan da son derece kolay bir süreç. Son 7,5 yılda bunu da gördük. Bakınız iktidar süreci içerisinde demokratikleşme ve ifade özgürlüğü noktasında çok önemli adımlarımız, köklü reformlarımız oldu. Biz öncelikle bu ülkede bir şeylerin değişebileceğini, değişmesinin mümkün olduğunu, bu ülkenin değişimi, her alanda çağdaş standartları hak ettiğini ve bunlara erişebileceğini ortaya koyduk. Özgüveni yeniden tesis ettik, tabu gibi görünen, ağza alınmayan, telaffuz edilemeyen nice konu, nice kavram bu dönemde serbestçe, özgürce tartışıldı, konuşuldu. 'Bölünürüz' dediler, 'Parçalanırız' dediler, 'Yıkılırız, üniter yapımız bozulur' şeklinde sözler söylendi. Böyle olmayacağı anlaşıldı.''

''Şimdi Patnos'a gittiğinizde artık okullarda bilişim teknoloji sınıflarını görürsünüz'' diye konuşan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Artık orada ADSL sistemiyle dünya ile öğrencilerimizin buluşabildiğini görürsünüz. Ancak 10 yıl önce 'Bu tür şeyler olabilir mi acaba?' diye konuşulduğunda 'Hayır olmaz' cevabını alırdık. Bunlar aşıldı artık. Şu anda okullarımızın yüzde 95'inde bilişim teknolojisiyle ilgili sınıfları kurduk, bu adımları attık, atıyoruz.''

''İstanbul'dan ya da diğer büyük şehirlerimizden bazı şeyler görülmüyor, hissedilmiyor olabilir'' diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler, yakınları ile ana dilinde konuşamıyordu. Bunu ortadan kaldırdık. Yani benim Kürt kökenli vatandaşım, annesi evladıyla evladı annesiyle bu tür konuşma hakkına sahip değildi ama şimdi konuşuyor. Radyo ve televizyonlarda farklı dil ve lehçelerde yayın yapma hakkı yoktu, bu hakkı getirdik. Ne oldu, kıyamet koptu mu? Kendisini anlatmak istese bile anlatamıyordu ama şimdi anlatıyor. Orayı da anlıyor. Şu anda üniversitelerde farklı dil ve lehçelerde enstitü kurulması, akademik araştırma yapılması, seçmeli derslerin konulması mümkün hale geldi.''

KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI
Eskiden Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bir yerden bir yere gitmenin ciddi sıkıntı olduğunu belirten Erdoğan, ''Kontroller nedeniyle 50 metrede, 100 metrede bir... Yol uzuyor, yolculuk eziyet haline geliyordu. Yol kontrollerini azaltmaya başladık. Ciddi oranda azalttık. Terörle daha etkin ve çok boyutlu mücadeleyi etkin kılmak amacıyla bu hafta içinde Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı Yasası'nı çıkararak çok önemli bir kurumu faaliyete geçiriyoruz'' diye konuştu. Bu kurumun operasyonel bir kurum olmayacağını kaydeden Erdoğan, bu kurumun sadece bu işin zihni yapısını, zihni altyapısını oluşturmak suretiyle operasyonel güçlere gerekli lojistik desteği vermiş olacağını vurguladı.

MOLOTOFKOKTEYLİ ATAN ÇOCUKLAR
Başbakan Erdoğan, ''Türkiye'nin bir diğer meselesi de ne yazık ki gösterilere katılan, polise taş atan, molotofkokteyli atan çocuklar meselesidir. Vicdansızca istismar edilen ve eylemlerde öne sürülen bu çocukları, çocuk mahkemelerine sevk etmek için Mecliste yeni bir yasa tasarısını tartışacağız ve onu da bir an önce çıkaracağız'' dedi.

''Ben bunu 'suç işleyen çocuklar' diye ifade etmiyorum, edemiyorum, haksızlık olur. 'Suça itilen çocuklar' diye ifade ediyorum'' şeklinde konuşan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Çünkü bunlar A'dan Z'ye her şeyi ayırt edebilme kabiliyetine sahip olmayan çocuklar. Bunları suça itiyorlar. İnsan Hakları Kurumu, Ulusal Önleme Mekanizması, Genel Kolluk Gözetim Komisyonu, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulunun tesis edilmesi için çalışmalarımız devam ediyor. Bunlar da hayata geçtiğinde ülkemiz demokrasisi daha güçlü bir yapıya kavuşacak. Orta ve uzun vadede köylere eski isimlerini vermek, toplumsal ve dini hizmetler dahil sosyal yaşamda farklı dil ve lehçelerin kullanılması, siyasi propaganda hakkının önündeki engellerin kaldırılması, demokratik ve sivil bir anayasanın hazırlanması hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bu saydıklarım, yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın sadece bir kısmı. Demokrasinin önündeki her türlü engeli, insan hak ve özgürlüklerinin, ifade özgürlüğünün önündeki her türlü engeli kaldırmak bizim hedefimiz. Türkiye bu sayede güçlü olacak, Türkiye bu sayede uluslararası itibarını daha ileri noktalara taşıyabilecek. Türkiye bu sayede daha huzurlu daha kalkınmış, refahını arttırmış en önemlisi de birlik ve bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirmiş bir ülke olacaktır. Biz demokrasiden ve demokratikleşmeden asla korkmuyor, asla çekinmiyoruz. Bunun bedelini ödemeye de hazırız.''

Türkiye'nin demokratik standartlarını geliştirdiği her dönemde, güçlü ve huzurlu bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, ''Bugün de demokratik standartlarını yükselterek Türkiye gücüne güç katacaktır'' dedi.

Sayfa Yükleniyor...