Afyonkarahisar NG Güral Termal Otel'de gerçekleştirilen AK Parti 22. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı, Başbakan Erdoğan'ın açılış konuşmasıyla başladı.

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

“Üzerinden zaman geçtikçe bazı çarpıcı gerçeklerin ortaya çıktığını, Türkiye'nin 17 ve 25 Aralık operasyonlarında ne büyük bir tehdide maruz kaldığını, ne büyük bir badireyi atlattığını inşallah hepimiz göreceğiz ve tarih bunları tek tek kaydedecek. Eğer bu operasyonlar başarıya ulaşsaydı, inanın şu anda, başta şahsım, bakan arkadaşlarım, çalışma arkadaşlarım, partimizin yöneticileri, mensupları; hatta gazeteciler, işadamları, Yassıada benzeri mahkemelerde yargılanıyor olacaktık. Bütün planlar buna göre yapılmıştı. Senaryo, bu doğrultuda yazılmıştı.

Şahsımla ilgili söyleneni biliyor musunuz, ele geçen belgeler de şahsımın 'dönemin başbakanı' olarak anıldığı iddianameler dahi hazırlanmıştı, bunlar elimize geçti. Seçilmiş hükümet, bir yargı darbesiyle görevden uzaklaştırılacak; CHP'nin, MHP'nin, AK Parti'ye sızmış tuzlukların katılımıyla yeni bir koalisyon hükümeti kurulacaktı, bunlar hazırlandı. MHP'nin, merhum Alparslan Türkeş'in kemiklerini sızlatacak biçimde, millet ve milliyet mefkuresini ayaklar altına alarak, hainlere vagon olması, işte böyle bir beklentinin neticesiydi. Aramıza sızmış tuzlukların, en zor zamanda çekip gitmeleri, işte böyle bir ikbal beklentisinin sonucuydu. Hamdolsun, Rabbim, bunlara fırsat tanımadı. Millet, bu apaçık darbe girişimine imkan vermedi.

Demokrasimize yönelik müdahaleleri, silahlı güçlerden daha ziyade bazı yargı mensupları yapmışlardır, bazı medya kuruluşları, bazı sermaye çevreleri, bugüne kadarki her müdahalede ve müdahale girişiminde bunlar baş rol oynamışlardır. Sokağa dökülen, tahrik edilen, hatta eline silah verilen gençler, hemen her müdahalede piyon olarak kullanılmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, her darbe girişiminde, perde arkasında darbe mimarlığı görevini üstlenmiştir, hepsinde vardır, istisnasız. Partimizin kapatılma operasyonun arkasında yine CHP vardır, o dönemin genel başkanın 'Ankara'da da demek ki dürüst savcılar varmış' diye açıklaması olmuştur. Uluslararası malum çevreler, ajanları vasıtasıyla, maşalar vasıtasıyla, iplerini ellerinde tuttukları kuklalar vasıtasıyla demokrasiye yönelik müdahaleye destek vermişlerdir.

Danıştay’ın kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen törene katıldım. Güya bugün bir tane hukukçuyu dinledik. Bunlar, bu tür ne yazık ki hukuk mensubu. Anayasa profesörüymüş, ne olursan ol. Eğer sen bunu sindirememişsen, eğer sen doğru, dürüst konuşmuyorsan, bütün ifadelerini dürüstlük üzerine değil de maalesef dürüst olmayan ifadeler üzerine inşa ediyorsan, senden bir şey olmaz, istediğin kadar profesör ol, kusura bakmayın. Bunlarda saygı denen bir şey yok. Bir yere davetlisiniz, yasal olarak konuşma hakkınız yok ve Danıştay Başkanı 25 dakika konuşuyor, ev sahibi. Bu beyefendi orada 1 saat konuşma yapıyor ve Danıştay’ın kuruluş yıl dönümünde konuyla ilgili değil tamamıyla baştan aşağıya bir siyasi konuşma yapmak suretiyle orada kendine göre bir tatmin... Çıkar cübbeni sen de birilerinin yaptığı gibi. Siyaseti çok seviyorsan çık siyaset meydanına orada kendini ispat et.

Orada devletin üst ricali, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı herkes orada, yargı orada bir kısım da şakşacılar var malum... Onlar da alkışlıyor bir kısmı, hepsi değil, onlarla da tatmin oluyor. Artık tahammül tahammül tahammül... 25 dakika Başkan konuşacak, sen orada 1 saat konuşacaksın. Bu millet seni dinlemeye mecbur mu?

Orada kiracılardan konut sahibi olmak isteyen olursa TOKİ konut yapmaya devam edecektir, TOKİ konutlarından gider alırlar. Bunlar orada konut sahibi değildi ki sen nasıl hukukçusun. Zaten kirada oturuyordu, şimdi de bir başka yerde kirada oturur, olayın aslı bu. Ama bunun nakledişi farklı. Biz kimseyi açıkta bırakmadık, devamlı aş, sürekli yağdırdık. Orada depremden bugüne kadar 5 katrilyon Van'a destek verdik. Bundan zerre kadar bahsetmiyorsun, orada kalkıp Hükümetimizi, utanmadan, sıkılmadan yargılamaya yöneliyorsun, sen nasıl yargı mensubusun? Çünkü müracaat ettiği kapı belli, kendi zihniyetinde, kendi kafa yapısında kişiler. Bir sor bakalım, oraya neler yapıldı. Gitmiş konteynere gezmiş, o konteynerlerin oraya gelmesi bile önemlidir. Bunlar hiçbir zaman dertli olmamışlar ki duygu sömürüsüyle işi farklı yere çekiyor.

Bu paralel örgütün geçmişine bakın, 12 Eylül'ün darbeci generallerine methiyeler düzdüğünü, 28 Şubat'ın darbecilerine payanda olduğunu görürsünüz. Pensilvanya'daki zat, 12 Eylül'ün darbeci generallerinin, şunun altını çiziyorum ne diyor, 'hızır gibi yetiştiğini, cennetlik olduğunu' söylüyordu, Pensilvanya'daki zat, ne zamandan beri cennetten parselleyip yer dağıtmaya başladın ya? 28 Şubat'ta, dönemin Hükümetine 'beceremediniz artık bırakın' diyor; darbecilere ödül dağıtıyordu.

Hani, son zamanlarda yine duyduk dinledik 'teknik nakavt' diyor ya , 'hakim de avukat da kiralayacaksınız' diyor ya. Hale bak. Biz konuşmuyoruz kendisi konuşuyor. İşte o kiraladığı, adeta haşhaşla uyuşturur gibi uyuşturulan elemanlarıyla tarihin en çirkin, en ahlak dışı, edep dışı darbe girişiminde bu örgüt taşeron oldu. Burada bir şey söylemem lazım. Bir darbe girişimi olmasına rağmen yolsuzluk iddiaları bu işin kılıfı, bu işin sosu olmasına rağmen iddiaların da üzerini örtmüyoruz, peşini de elbette bırakmıyoruz, bunu kesinlikle bilesiniz. Ama şunu söylemem lazım bu akşamdan sabaha tabii ki değil, bunu bilmemiz lazım. Dedim ya adım adım takip. Biz bunların inlerine kadar gireceğiz, Bu ifadelerim onları o kadar rahatsız ettik ki bundan da dava açmışlar, bundan dolayı dava açılıyorsa demek ki tam istikamet üzereyiz.

Hiçbir iddia cevapsız kalmayacak. Hiçbir süreç sonuçsuz kalmayacak. Tertemiz hayat şeridimizin üzerinde hiçbir lekeye müsamaha göstermeyeceğiz. Muhalefetin gerilim siyasetine rağmen Meclis'te bir soruşturma komisyonu kurulmasını sağladık. Milletimizin tatmin olacağı şekilde bu soruşturma komisyonunu çalıştıracak, ak ile karanın ortaya çıkmasını bizzat biz temin edeceğiz. Muhalefetin çirkin tavırlarına, hakaretlerine, tahriklerine rağmen sabırla ve tahammülle görüşmeleri neticelendiren her bir milletvekili arkadaşıma bu vesileyle teşekkür ediyorum. Soruşturma komisyonunun, iddiaların açıklığa kavuşması yolunda hayırlara vesile olmasını diliyorum.

27 Mayıs ve 12 Eylül öncesinde, darbe gerekçelerinin oluşması için kullanılan kesim, maalesef gençler oldu. Gençler sokağa döküldüler, tahrik edildiler, yönlendirildiler, hatta birbirleriyle çatışmaları, polisle, askerle çatışmaları temin edildi ve sokaklar karıştırıldı. 12 Eylül öncesinde, aynı karanlık el, sağcıya da solcuya da Alevi'ye de Sünni'ye de silah veriyordu. Aynı karanlık el, gençlerin birbirine kurşun sıkmasını sağlıyor, sonra da katliamları keyifle izliyordu. Bakın, 30 Mart seçim sürecinde, Hürriyet Şehitleri adı verilen kurbanlardan bahsettim. Hatırlayın. Gençlerimiz bunu bilsin. Ağaç için, çevre için sokaklara çıktığını zanneden gençlerimiz bunu bilsin; iktidara, otoriteye karşı mücadele verdiğini zanneden gençlerimiz bunu bilsin; özgürlük için sokaklarda gösteri yaptığını zanneden gençlerimiz bunu lütfen bilsin. Merhum Menderes'in, yüzlerce genci tutuklattığı, bunları katlettiği, kıyma makinelerinde öğüttüğü iddia ediliyordu. Gençler bundan hiç haberiniz yok sizin. Bizzat CHP, bizzat İsmet İnönü, Meclis çatısı altında bu iğrenç iddiayı dile getiriyordu. Bu yalanlarla, bu iftiralarla, daha fazla genç sokaklara çıkarılıyor, tahrik ediliyordu. İşte en son, 1 Mayıs olaylarında da bunu yaptılar.

Ankara'da ve İstanbul'da, CHP milletvekillerinin kalabalıkları tahrik etmek suretiyle, kameraların önünde her türlü çirkinliğe başvurdular. TOMA'nın önüne yattılar, polise saldırdılar. Şiddet uyguladılar. Eline tutuşturulan mermiyi, CHP milletvekili, 'polis gerçek mermi kullanıyor' diye medyaya gösteriyor. Amaç ne? Polisin gerçek mermi kullandığı yalanını söyleyerek, şiddeti tırmandıracak, Allah korusun belki de ölümlere zemin hazırlayacaktı. Ama o kadar cahil, o kadar bilgisiz ki elinde gösterdiği mermiler, patlamamış, kullanılmamış, orada karanlık birileri tarafından eline tutuşturulmuş mermilerdi. İşte hem bu kadar cahil hem de bu kadar yüzsüzler. 1 Mayıs olaylarını tahrik etmek için 'polis gerçek mermi kullanıyor' yalanını söylüyor, sonra foyası ortaya çıkıyor, rezil oluyor ama zerre kadar yüzü kızarmıyor.

İşte bugün yine Danıştay’da konuşan o zat, kalkıyor, 1 Mayıs'a giriyor, yav sana ne,1 Mayıs'tan. 'Yasaklarla da bir yere varılmaz' diyor. 'Bakın yasaklar oldu, şu oldu, bu oldu.' Onu söylüyorsun da Kadıköy Meydanı'nı niye söylemiyorsun? Türkiye'nin en büyük sendikası, Kadıköy Meydanı'nda miting yaptı, en ufak bir olay olmadı. Türkiye'nin en büyük ikinci sendikası, işçi sendikası, Kayseri'de yaptı, en ufak bir olay yok. Onu niye söylemiyorsun Türkiye'nin en büyük memur sendikası, Diyarbakır'da yaptı, en ufak bir olay yok. Onu niye söylemiyorsun? Ama illegal örgütlerle iç içe olan, yandaşınız bu sendikayla kalkıyorsunuz, orada iş tutuyorsunuz ve ortalığı karıştırıyorsunuz. Derdiniz işçi bayramını, emek bayramını kutlamak değil sadece meydanları terörize etmek. Biz size bu kutlamayı yapmayın demiyoruz ki yer gösteriyorsunuz. Git şurada yap. Sen nasıl hukuk adamısın ya? Ortada yasalar var. Bu yasalara göre belirlenen burada meydanlar var. Ama dert, kardeşim, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Dert bu. Bütün bunlara rağmen bekledikleri ilgi, alakayı Taksim Meydanı'nda bulamayınca ne oldular, rezil oldular. Sadece meydanlarda yakıp yıktıklarıyla kaldılar. Bazı esnaf kardeşlerimizin kullanılan molotoflarla canları yandı, olay bu.

İşte Gezi olaylarında yaşananları hatırlıyorsunuz değil mi? Zamansız göçüp giden gençlerin, siyasetçilerin elinde, manşetlerde, sokaklarda, değişik çevrelerde nasıl istismar edildiklerini hatırlıyorsunuz değil mi?

17 Aralık sürecinde, bir çocuğun, zerre kadar vicdanı olmayan gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, siyasetçilerin elinde nasıl istismar vasıtası olarak kullanıldığını hatırlıyorsunuz değil mi? Senaryo aynı senaryo. 27 Mayıs'ta nasıl bir senaryo varsa 17 Aralık sürecinde de aynı senaryo vardı.

12 yıl içinde Anayasa'daki 27 Mayıs ve 12 Eylül izlerini silmek için de çok gayret sarf ettik, önemli değişiklikler yaptık. Gönül isterdi ki yeni bir anayasa yapalım, sivil, özgürlükçü, katılımcı, demokratik bir anayasa yapalım ve artık Türkiye'nin üzerinden bu 27 Mayıs gölgesini tamamen kaldıralım. Ancak CHP'ye sirayet etmiş ihtilalci zihniyet, MHP'yi esir almış darbeci zihniyet ne yazık ki buna müsaade etmedi. Yeni bir anayasa konusunda asla umutsuz değiliz. 30 Mart ile başlayan yeni Türkiye sürecinde er ya da geç yeni bir anayasanın yazılacağına, Türkiye'nin bu 27 Mayıs prangasından da kurtulacağına gönülden inanıyorum.

2007 yılında anayasa değişikliği yoluyla cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sistemini getirmemiz başlı başına bir devrimdir, başlı başına 27 Mayıs darbesinin önemli bir prangasının koparılıp atılmasıdır. 10 Ağustos 2014'te, yani tam 3 ay sonra cumhurbaşkanı milli irade tarafından belirlenecek, millet tarafından belirlenecek. Böylece Türkiye'de yeni bir süreç başlamış olacak.

Cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçilmesi sistemi eski değil 27 Mayıs'ta başlayan darbe ürünü bir sistemdir. Türkiye'de seçimlerde gelmiş cumhurbaşkanı deneyimini geçmişte yaşamıştır ve hiçbir sorun çıkmamıştır. Tam tersine bürokratik vesayeti temsil eden cumhurbaşkanlığı makamı Türkiye'de siyasetin alanını daraltmış, sorunların çözümünü kilitlemiştir. Merhum Turgut Özal gibi Sayın Abdullah Gül gibi sivil cumhurbaşkanlarımız olmuş ama sistem umut vaat eden köklü bir değişikliğe hiçbir zaman maalesef ihtiyaç duyar diye beklerken bu gerçekleşmemişti. Ama artık bunun ihtiyaç olduğu her yerde konuşulur hale geldi.

29 Ağustos 2014'ten itibaren Türkiye'nin bugünden çok daha iyi, çok daha demokratik, çok daha umutlu ve heyecanlı olacağını inşallah hep birlikte görecek ve yaşayacağız. Adayımız kim olursa olsun politikalarımız, çizgimiz, yolculuğumuz hız kesmeden devam edecek, ilkelerimiz taviz verilmeksizin muhafaza edilecek, Türkiye ekonomide 2023 hedeflerine doğru kararlılıkla ilerleyecek. Adayımız kim olursa olsun çözüm süreci asla sekteye uğramayacak. Kanı durdurmak, gözyaşını dindirmek, kardeşliği en güçlü şekilde tesis etmek için verdiğimiz mücadele asla yavaşlamayacak. Milli iradenin tercihiyle gelen bir cumhurbaşkanının, aynı şekilde göreve gelmiş bir hükümeti hep birlikte göreceğiz, göreceksiniz.

Bize oy verse de vermese de 77 milyon bizim nazarımızda hep bir oldu, hep eşit oldu. Diğerleri ayrıştırırken, bu alışkanlıklarını maalesef inatla sürdürürken, sahillere bir kısmı sıkışıp kalırken, her zaman biz Türkiye'nin partisi olduk. Yüzde 50 oy alsak da yüzde 100'ün hukukunu korumak üzerimizde kutsal bir mesuliyet oldu. Öz eleştiri yapmaktan hiçbir zaman çekinmedik. Öz eleştirimizi her zaman yaptık.

Bu muhalefet, hantal muhalefettir. Bu muhalefet, hızla atılım yapan Türkiye'nin paçalarından tutup çeken bir muhalefettir. İşte bakın, 30 Mart'tan hala hiçbir ders çıkarmadılar. Hiçbir öz eleştiri yapmadılar. Kendilerini sorgulamadılar. Kaybettikleri halde koltuklarını terk etme zahmetine dahi girmediler. Bu muhalefet, 30 Mart'ta öyle bir kaybetti ki, inanın tarihlerinde bu kadar büyük zillet yaşamadılar.

Şimdi bunlar biliyorsunuz AK Parti ile 8 seçimde karşı karşıya geldiler. 3 yerel, 3 genel, 2 referandum. 8 seçimin 8'inde de biz bunlara aritmetik dersi verdik. Ama çaktılar, çaktılar. Hatırlarsanız rakamları topluyor, çıkarıyor, bölüyor, çarpıyor 40 rakamını buluyordu. Şimdi cebirden ümidi kestiler, kendilerini geometriye vermişler. Üçgenler çiziyorlar, iç açılarını, dış açılarını topluyorlar, cetvel, pergel, gönye, sanki cumhurbaşkanlığı seçimine değil de LYS imtihanına hazırlanıyorlar. Böyle bir durum içindeler. Zaten geometriden anlasalardı paralel ile iş tutmazlardı. Ondan da anlamıyorlar. Çünkü iki paralel çizgi sonsuza kadar birbirine değmez. Bunu görmeleri gerekir. Paralelle iş tutanın da yolu milletle, devletle, iktidarla, hele hele Çankaya ile hiç kesişmez.

13 yıl önce buradan yola çıkarken üç dönem kuralını müzakere etmiş, tüzüğümüze bunu koymuştuk. Üç dönem üst üste siyaset yapanların bir dönem ara vermelerini karara bağlamıştık, ondan sonra yine devamları mümkün demiştik. Siyasetin gençleşmesi için, arkadan gelenlere yer açılması için, koltuğa oturanların yaşlanıncaya kadar elden, ayaktan, kesilinceye kadar orayı işgal etmemeleri, yani siyasetin genç, dinamik olması için bu kararı almıştık. Tüzüğümüzdeki bu madde, 2015 seçimleri öncesinde ilk defa devreye girecek.

'Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Aday tespiti için yoğun istişarelere başladık. Şu ana kadar Merkez Karar ve Yönetim Kurulumuzla, milletvekillerimizle, büyükşehir belediye başkanlarımızla, il başkanlarımızla istişareleri yaptık. Kadın kollarımızla, gençlik kollarımızla, hepsiyle. Bunları gerçekleştirdik. Bugün ve yarın burada değişik konularda da istişarelerimiz devam edecek. Bu süreç bu şekilde devam ederken en geç bu ayın sonu veya haziranın ilk yarısı gibi artık bu işi bitirip, adayımızı kamuoyuna açıklayacağız.

Bu dava isimler üzerinde yürüseydi Fatih ile birlikte unutmayın fetih de ölürdü. Ama dikkat edin, fetih ölmüyor, o baki.”