Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında konuşma yaptı.

Erdoğan, Türkiye'de demokrasinin, hukuk düzeninin daha kuşatıcı olması için uzun ince bir yolda Türk milletiyle birlikte mesafe almaya devam ettiklerini belirtti.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bu yoldaki fedakarlıklarınız için hepinize milletim adına teşekkür ediyorum. 'Önce refik, sonra tarik' demiştir büyüklerimiz. Yani önce yoldaş, önce yol arkadaşı sonra yol demişlerdir. Doğru yoldan gitmenin, doğru menzile varabilmenin ön şartı yol arkadaşlarınızın istikamet üzere olmasıdır.

Bizler bu uzun ve meşakkatli yolda milletimiz adına bir emanet taşıyoruz. Bu yolda tökezlemeden yürümemiz mutlaka birbirimize sahip çıkmamıza bağlıdır. Zira, 10 yıl önce yola çıkan bir büyük hareketin mensupları olarak bugün 9 yıllık bir yönetim tecrübesine sahibiz. Yüzde elli oy alan AK Parti ile bu büyük tecrübeyi mutlaka daha ileri aşamalara taşımak durumundayız. Bunun yolu milletimizle daha çok kenetlenerek, kuşatıcı siyasetimizi daha iyi anlatarak demokrasimizi daha çok güçlendirmektir.

Türkiye bütün felaket senaryolarına rağmen doğru yolda, doğru menzile ilerlemektedir. Demokrasi yolunda, hukuk ve hakkaniyet yolunda geriye tek bir adım atmadan yürüyüşümüz devam edecektir. Her gün kendimizi yenileyerek, her gün yeniden kuşanarak ülkemize olan sevdamızı tazeleyeceğiz. Yüzde 50 oy aldık, ama yüzde 100'ün emanetinin omuzlarımızda olduğunu unutmayacağız. Hareket noktamızı, milletimizle buluştuğumuz günü, buraya hangi engelleri aşarak geldiğimizi unutmayacağız.''

AK Parti'nin 10. kuruluş yıl dönümünün geçen ağustos ayında 81 ilde kutlandığını kaydeden Başbakan Erdoğan, geçen süre zarfında Türkiye'yi ve Türk siyasetini doğrudan ilgilendiren önemli gelişmelerin olduğunu söyledi.

Erdoğan, şöyle dedi: ''Sevincimize gölge düşürmek isteyenler içeride ve dışarıda ne yaparlarsa yapsınlar biz bu milletin, bu ülkenin önündeki engelleri kaldırmaya devam edeceğiz.

Ülkemize hizmet için çıktığımız yolda attığımız her adım bizi ilk adımlarımız kadar heyecanlandırıyor. Nereden nereye geldiğimizin sürekli muhasebesini yapıyoruz. Bir kibir ve gurur vesilesi olarak değil, geleceğe emniyet içinde yürümek için bu muhasebeyi yapıyoruz.

AK Parti'nin bu kadar kısa bir süreye adeta bir tarih sığdırdığını biliyoruz. AK Parti bu süre zarfında büyük bir değişimi mümkün kılmış, Türkiye'nin siyasetine damga vurmuştur. Bu başarı öyküsünün siyaset tarihimizde başka bir örneği yoktur. Zira AK Parti, ilk günden bugüne ülkemizin her bölgesinde, her şehrinde kuşatıcı, birleştirici bir siyasetin yegane adresi olmuştur. Geçen zaman millet iradesiyle, AK Parti siyaset çizgisinin ne kadar uyumlu olduğunu, ne kadar ahenkli bir bütünlük oluşturduğunu gösterdi, gösteriyor. Zira, bizim sözümüz milletimizin sözüdür.''

Erdoğan, ''Siyasetçinin görevi, milletin hissiyatını siyasetin merkezine taşımak, meselelere bu şuurla çareler üretmektir. İktidarda da olsanız, muhalefette de olsanız siyasetin ve demokrasinin gereği millete ram olmaktır'' dedi.

Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında, on yıllık bir zaman içine Türkiye için başka bir örneği olmayan büyük bir değişim sığdırdıklarını söyledi.

Bunu, bu yolda yalnız olmadıkları ve adımları Türk milletiyle birlikte attıkları için başardıklarının bilinmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bu gerçeği sadece bizim değil, Türkiye'nin bugünü ve geleceği için siyaset üretmeye talip olan herkesin iyi bilmesi lazım. Siyasetçinin görevi, milletin hissiyatını siyasetin merkezine taşımak, meselelere bu şuurla çareler üretmektir. İktidarda da olsanız, muhalefette de olsanız siyasetin ve demokrasinin gereği millete ram olmaktır. Biz hemen her toplantımızda temel ilkelerimizi, zeminimizi birbirimize anlatıyoruz, zira her gün yeni bilgilerle yenilenirken ve hayat akıp giderken duruşumuzu özenle muhafaza etmek, yeni sorumluluklarımızı birbirimize aktarmak zorundayız.''

AK Parti hükümetinin bürokratik bir siyaset yapmadığını, siyasetçilerin her gün yenilenmek zorunda olduklarını ifade eden Erdoğan, dünyanın ve hadiselerin hızının ve ritminin gerisinde kalmamak mecburiyetinde olduklarını dile getirdi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''(Efendim ben muhalefetteyim, iktidara cepheden muhalefet ederim) derseniz siyasetin ruhuna ihanet edersiniz. Hiçbir fikir beyan etmeyen, hiçbir öneri getirmeyen bir siyaset anlayışı olamaz. Unutmayalım ki muhalefet anayasal bir kurumdur. Bir yanlışlık görüyorsanız, doğrusunun ne olduğunu ortaya koyacaksınız, bir öneri getirecek, kendi doğrunuzu söyleyeceksiniz. Ülkesinin itibarını düşürmek pahasına, AK Parti'ye muhalefet edeyim diye Türkiye'ye muhalefet etmenin adı siyaset olamaz. Siyasette eleştiri, polemik yok mudur? Vardır. Ama bunun da en az iki şartı vardır. Bir, söylediklerini hakkaniyet çerçevesinin dışına çıkmadan söyleyeceksin, haksızlık etmeyeceksin. İki, eğer siyaset yapıyorsan, misyonunu sadece eleştiri ve polemikle sınırlamayacak, eleştiri ile sınırlamayacak, memleket gündemindeki meselelere kendi doğrularınla çareler önereceksin. Aksi halde havanda su döğmüş olursunuz.''

'CİĞERİM YANIYOR CİĞERİM'
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Türkiye bütün şehirleriyle, bütün bölgeleriyle kalkınırken, milletimizin ekmeği aşı büyürken ihanet odakları da boş durmuyor. Geçtiğimiz günlerde eli kanlı terör örgütünün saldırıları bir kez daha yüreklerimizi yaktı. Türkiye'ye musallat edilen bu cinayet örgütünün kime, ne zaman ve nasıl saldırdığını çok iyi görmek gerekiyor. Hayata, masumiyete kasteden bu cinayet örgütü ne istiyor? Kim adına, kimin için, neyin karşılığında taşeronluk yapıyor?

780 bin kilometrekarelik vatan topraklarında 74 milyona sesleniyorum: Bunlar düğün evini cenaze evine çeviriyor. Futbol oynayan, markette evine ekmek alan polisime gelip enseden kurşun sıkıyor veya tarıyor. Siirt'te birlikte bir mutluluğu paylaşmaya, birlikte yemek yemeye giden masum genç kızlara alçakça pusu kuran bu terör örgütü neyin mücadelesini veriyor?

Savunmasız masum insanlara karşı yapılan bu terörü neyle ifade etmek mümkün? Yüzlerce kurşunla hayatlarının baharındaki evlatlarımızı öldüren bu terör örgütü neyin mücadelesini veriyor? 4 kızımıza, arkadaşlarına sıkılan kurşun sayısı 200'ü buluyor. Şu hale bak... Bu cinayetleri tasarlayanlar kan dökerek hangi emellerine ulaşmış oluyorlar? Ondan sonra bakıyorsunuz laubali bir şekilde özür beyanları, bilmem neler... 'Yok bilmem yanlış olduydu, yok bilmem şurayı tarıyorduk'... Kimi aldatıyorsunuz yahu, kimi kandırıyorsunuz?

Bunlarda samimiyet yok, bunlarda dürüstlük yok. Bunlar bu ülkede cinayet şebekesi olarak rant elde ediyorlar. Sadece onlar rant elde etmiyor. Onların uzantısı olanlar da rant elde etmeye devam ediyorlar. Burada siyasi uzantılarını da kastediyorum. 'Sayın Başbakan sert konuşuyorsun' diyorlar. Ciğerim yanıyor ciğerim... Neyin sertini konuşuyoruz? Bu ifadeler, bunların yaptıklarının karşılığını anlatmaya yeterli değil.''

'BUNLARA OY VERENLER HESBINI NASIL VERECEK?'
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''İşte Ankara Kumrular Sokak'ta, evine helal bir lokma götürmek için alın teri döken, bir ayakkabı boyacısı... Masum, savunmasız. Hiçbir şeyi yok. Sadece oradan kazandığıyla evine ekmeğini götürecek yahu. Bu genç insanlar orada bombayla öldürülüyor yahu. Bu şebeke hangi insani değerlerle ifade edilecek? Soruyorum. Bunlara gönül verenler, bunları destekleyenler, bunlara oylarını verenler bunun tarihe hesabını nasıl verecekler? Soruyorum...

Benim Kürt kökenli vatandaşlarımın istismarını yapmanın hiçbir izahı yoktur. Bu, istismardan öte hiçbir şey değildir. İnsan bu hayatı niye yaşar? 9 yıl öncesine kadar, bu ülkede 74 milyon vatandaşımıza şu getirilen hakların, getirilen imkanların hiçbirisi var mıydı? Hala bu hizmeti vermeye çalışan böyle bir iktidar varken bunlar ne yapmak istiyor?

Terör örgütünden kaçmak isteyen, belki de kendine bir gelecek kurmak isteyen 5 kadın militanı, ki biri 17 yaşında henüz, işkence ile dağ başında bir mağarada kurşuna diziyorlar ve bir yıl sonra da ölen kızların ailelerine 'kızlarınız gaz zehirlenmesinden öldü' diyorlar. Buyurun, tablo bu. Bu nasıl bir alçalıştır? Bu nasıl bir zehirlenmedir?''

KÜRTLERİ DİRENİŞE ÇAĞIRDI
Önceki gün, Batman'da bir aracın tarandığını, babanın yaralandığını hamile eşinin şehit olduğunu belirten Erdoğan, 8 aylık bebeğin hastanede olduğunu, 4 yaşındaki kızları Sultan'ın da şehit olduğunu ifade etti.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bu örgütün insani bir değere inandığını hangi vicdan sahibi söyleyebilir? Bunun kültürel haklar mücadelesiyle ne alakası var yahu? Yakından uzaktan ne alakası olabilir? Sizin kültürünüz size acımasızca bu insanları öldürme yetkisini nasıl veriyor? Ben böyle bir kültürü tanımıyorum. Böyle bir kültür olamaz.

Sabah namazına hazırlanan bir imama, insanları ebedi kurtuluşa çağıran bir din alimine kurşun sıkan bu örgüt, bütün mukaddes değerleri çiğneyerek nereye varmak istiyor? Mabedlerimize varıncaya kadar roketatarlarla bombalayan bu örgüt, nereye varmak istiyor? Müslüman din kardeşim olan Kürt kökenli kardeşlerime sesleniyorum. Bu mabetlerinizi roketatarlarla bombalayan bu örgüte nasıl destek veriyorsunuz? Bunlara karşı kalkıp sizler de bir direniş ortaya koyacaksınız. Bu sadece bizim görevimiz değil. Bunu devlet-millet el ele yapmak durumundayız. Beraber yapacağız, bunu beraber yapıp bunları yalnızlığa mahkum etmek durumundayız. Düşünebiliyor musunuz? 'Aldığımız oyun yüzde 90'ını PKK'yı destekleyenlerden alıyorum' diyen bir siyasetçi, bu ülkede oy alabiliyor. Çünkü aralarına hiçbir zaman perde koyamıyorlar. Aralarını ayıramıyorlar ama samimi, sadakatli Kürt kökenli vatandaşlarım da bunlara karşı, tüm bu olanlara rağmen mücadelesini veriyor.

'BU CİNAYET ŞEBEKESİ MİLLETİN YAKASINDAN DÜŞECEK'
Bütün vatandaşlarım emin olsunlar ki; Türkiye bu musibeti bertaraf edecektir. Türkiye eski karanlık günlere dönmeden, demokrasi, hukuk ve meşruiyet zemininden geriye doğru tek bir adım atmadan kandan beslenen bu cinayet şebekesini, bu milletin yakasından düşürecektir. Yeter ki millet olarak moral ve maneviyatımızı en üst düzeyde tutmaya, kardeşliğimizi yaşatmaya özenle devam edelim. Yeter ki büyük fotoğraf içinde bu cinayet örgütü eliyle Türkiye'yi durdurmak isteyen şer şebekelerine karşı millet olarak uyanık olalım.''

'ESAS MESELE SIKINTILI ZAMANLARDA DİK DURMAKTIR'
Erdoğan, her geçen gün meseleleri biraz daha karmaşıklaşan, sıkıntıları ağırlaşan bir dünyada yaşandığını söyledi.

Erdoğan, şöyle konuştu: ''Eğer ülkeyi yönetmeye talipseniz, dünyada neler olup bittiğini çok yakından takip edeceksiniz. Takip etmekle de kalmayıp tavrınızı, duruşunuzu, çok yönlü stratejilerinizi belirleyeceksiniz. Siyaset dünyanın hiçbir yerinde düz bir çizgi üzerinde seyretmez. Ferah zamanlar olduğu gibi sıkıntılı zamanlar da vardır. Esas mesele sıkıntılı zamanlarda da dik durmak ve duruşunu korumaktır. Her meseleye fotoğrafın bütününü aklımızda tutarak ve uzun vadeli projeksiyonlarla bakmak mecburiyetindeyiz. Biz bu gerçeği daima aklımızda tutuyor, atacağımız adımları bu dikkat ve hassasiyetle atıyoruz.

Terör meselesinden İsrail'le ilişkilerimize, küresel ekonomik krizden bütün uluslararası ilişkilere kadar her gündem başlığında ülkemizin, milletimizin menfaatleri esasında hareket ediyoruz. Dünyadan yalıtılmış bir Türkiye değil, dünyaya söyleyecek sözü olan bir Türkiye için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Bu anlamda Suriye de bizim meselemiz, Somali de bizim meselemizdir. Norveç'teki terör saldırısını da dikkatle izlemek zorundayız, Yunanistan'ı sıkıntıya sokan ekonomik krizi de takip etmeliyiz. Zira, bugünün dünyasında hiçbir mesele bir diğer meseleden bağımsız değil, hepsi birbirine bağlı meseleler.''

''İsteriz ki muhalefet partilerimiz de bütün bu süreçlere katkıda bulunsunlar'' diyen Başbakan Erdoğan, muhalefet partilerinin, iktidarın yaptıklarını yanlış bulmaları durumunda, gerekçeleriyle birlikte kendi çözüm önerilerini ortaya koymaları gerektiği üzerinde durdu.

Erdoğan, hayati meselelerde ve milli meselelerde her siyasi partiye ve her siyasetçiye düşen görevin ülke menfaatleri doğrultusunda hareket etmek olması gerektiğini söyledi.

'ARAP SOKAĞI'
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Eğer siz kritik ülke meseleleri üzerinden bile siyasi rant beklentisine girerseniz hem ülkenize zarar verirsiniz, hem de milletin gözünden düşersiniz. Bize öyle suçlamalar getiriyorlar ki anlaşılır gibi değil. 'Başbakan Arap sokağında siyaset yapıyor' diyorlar. Hani neredeyse, Başbakan yurt dışında da siyaset yapıyor diyecekler. Açık söylüyorum: Ben Türkiye'nin Başbakanıysam dünyanın her ülkesinin ulaşabildiğim her sokağında Türkiye'nin saygınlığını artırmaya devam edeceğim, devam ediyorum. Sizin kendi abes ve köhne mantığınızla küçümseme gayretinde olduğunuz Arap sokağı bugünün dünya siyasetinin döndüğü yerdir. Sadece bugün değil, yüzlerce yıldır dünya siyasetinin en önemli merkezlerinden biridir. Bizim tarihten gelen bağlarla ayrılmaz bir parçası olduğumuz bir coğrafyadır.

Orada olan her şey bizi de etkiler, orada olan biten hiçbir şeyi uzaktan temaşa edemeyiz. Dünyada barışı tesis etmek, güvenliği, huzuru, istikrarı temin etmekle görevli uluslararası kurumlar eğer misyonlarını yerine getiremiyorlarsa buna da sessiz kalamayız. Çünkü bugün dünya sisteminde bir boşluk bırakılıyorsa, birileri gelip o boşluğu dolduruyor. Eğer iddianızın aksine dünyanın bütün ülkelerine eşit mesafede durmuyor, bazı ülkelere farklı ve imtiyazlı davranıyorsanız artık size inanan olmuyor. Başta Birleşmiş Milletler teşkilatı olmak üzere bugün pek çok uluslararası kurum ve kuruluşun durumu budur.''

BM'ye yönelik eleştirilerini sürdüren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bazı ülkelerin haksız, hukuksuz, hatta insanlık dışı eylem ve hareketlerine sürekli göz yumacaksınız, ama bazı ülkelere de nefes aldırmayacaksınız. İran nükleer enerji derken yaptırım, baskı uygulayacaksın, Somali'de, Sudan'da kuzey-güney ayrımı derken kuzeye elinden gelen baskıyı yapacaksın, yaptırım uygulayacaksın, Somali'de sessiz kalacaksın, ama İsrail-Filistin sorununa geldiği zaman İsrail hakkında BM Güvenlik Konseyinde 89 yaptırım kararı varken, genel kuruldan 247 karar çıkmışken bunların hiçbir tanesinin takipçisi olmayacaksın... Bu mu adaletiniz, bu mu 'bu dünyada barışı tesis etmek için kurulmuş bir kuruluşuz' demeniz?

Adil davranmadığınız zaman, insanlığın vicdanında adalet hissi uyandırmadığınız zaman giderek karmaşıklaşan dünya sorunlarını da çözemezsiniz. İstediği kadar 193 ülke oranın üyesi olsun. Nitekim şu anda durum bu. Üzülerek ifade edeyim bugün olan budur. Bu gerçekleri geçen hafta katıldığım BM Genel Kurulunda da açıkça ifade ettim. Bunların mutlaka söylenmesi ve bu öz eleştirinin özellikle de Batı dünyasında yapılması gerekiyor.

Biz bunları söylüyoruz, hemen bizdeki muhalefet ne diyor? İşte 'Türkiye kendisini dünya siyasetinden soyutluyor, tecrit ediyor'. Böyle bir muhalefet anlayışı olur mu? Söylenen, yapılan tespit doğru mu, yanlış mı ona bakacaksın. Eğer bu gerçekleri bu dünyada birileri söylemezse biz doğruyu, hakikati nasıl bulacağız? Bilesiniz ki yarın bu haksızlıkla karşı karşıya kalacak ülkelerden bir tanesi de Türkiye olacaktır. Bunu bugünden söylemek zorundayız. Eğer Türkiye bunu bugünden söyleyebiliyorsa, kusura bakmayın, 9 yıl öncesinin Türkiye'si olmadığı için söylüyor.''

'SONDAJ DEĞİL, SABOTAJ'
Kıbrıs, Somali, Suriye ve Norveç'te de problemin temelinde uluslararası toplumun, özellikle de Batılı ülkelerin samimiyetsiz, tek yanlı ve hakkaniyetsiz tutumlarının yattığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs'ta yaşanan soruna da değindi.

Erdoğan, şöyle dedi:

''Bakınız uzun süredir Kıbrıs'ta iki tarafı da tatmin edecek çözümün gerçekleşmesi olarak yoğun gayretler sarf ediyoruz. Buna karşılık Rum tarafı sürekli bahaneler üretiyor, çözümden kaçıyor, masadan kaçıyor. Buna karşılık AB'nin yaptığı ortada. Rum kesimi tek taraflı olarak üyeliğe alınıyor, KKTC adeta cezalandırılıyor. Kıbrıs Rum Kesimi sondaj adı altında sabotaj yapıyor. Buna rağmen görevi barışı korumak olan kurumlardan ses çıkmıyor. Peki sorunlar böyle çözülür mü? Çözülmüyor, çözülemiyor.

Bugün onlarca uluslararası mesele kilitlenmiş durumda. Artık bütün ülkelerin gerçeği görmesi lazım. Biz sorumluluğumuzun gereğini yerine getiriyor, bu gerçekleri her zeminde sözü eğip bükmeden en açık şekliyle ifade ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. İşte onun için Piri Reis şu anda Güney Kıbrıs'ta sondaj çalışması yapmaya başladı. Onun için oraya gönderdik. Bu bir iradedir. Bu bir varlığımızın orada olduğunu ortaya koymaktır. Tribünden maç seyretmiyoruz efendiler. Biz Türkiye'yi idare ediyoruz ve bölgedeki garantör ülke olmamızın gereğini yerine getiriyoruz. Ama bugüne kadar gelen iktidarlar ne yazık ki tribünden maç izlemişlerdir.''

Dünyada işlenen bütün zulümlerin ve bütün haksızlıkların birbiriyle doğrudan irtibatlı olduğunu belirten Erdoğan, bütün büyük soygunların, bütün büyük cinayetlerin, bütün işgallerin de aynı şekilde olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bizim zulme ve haksızlığa karşı tavrımız ilkeseldir ve hiçbir zaman değişmeyecektir. Eğer bugün kafamızı kuma gömersek, önümüzdeki on yıllar boyunca bu aymazlığımızın bedelini öderiz. İnanmayanlar şu yakın geçmişimize lütfen bir bakıversinler. Aslında bugün attığımız her adımda geçmişte eksik bırakılan bir şeyleri de tamamlamaya çalışıyoruz.

Türkiye'nin bu kadar hızlı değişen bir dünyaya bigane kalma lüksü var mı? Bölgemizde tarih adeta yeni baştan yazılırken 'Bütün bunlardan bize ne' diyebilir miyiz? Çalışma odanızın penceresinden bakarak dünyayı göremezsiniz. O buzlu camların ardından elbette Gazze görünmez, elbette Somali görünmez, Brüksel görünmez, Irak, Suriye görünmez.

AK Parti olarak bizler siyasetin hakkını vermeye, milletimize olan borcumuzu hakkıyla ödemeye kararlıyız. Genel merkezimizden parti teşkilatımızın en uç noktalarına kadar her arkadaşımızla ülke meselelerinin takipçisi olacağız. Bugünün dünyasının gerektirdiği donanımı edineceğiz, laf değil iş üreteceğiz. Türk siyasetindeki bütün aktörlerin de bu şuurla hareket etmesini temenni ediyoruz. AK Parti bu anlamda Türk siyasetini hizmet rotasında tutmanın, doğru istikamette tutmanın da sorumluluğunu taşıyor. Bu önemli noktayı hepimiz çok iyi idrak etmeliyiz. Her arkadaşımın bu şuurla hareket edeceğine ve sorumluluğunun gereğini liyakatle yerine getireceğine gönülden inanıyorum.''

Erdoğan, 1 Ekim'de milli iradenin tecelligahı olan TBMM'nin göreve başlayacağını ifade ederek, yeni dönemin Türkiye için hayırlı olması temennisinde bulundu.

Türkiye'nin 2023 hedeflerine kilitlenmesi gerektiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Bu dönemde Türkiye'nin daha çok demokratikleşmesi, ekmeğini ve aşını daha çok büyütmesi, toplumsal barış ve huzurunu sağlam temeller üzerine büyütmesi en büyük arzumuzdur. Siyasetimizin ana gayesi de demokrasidir, hukuktur, adalettir. AK Parti'ye göre, yeni dönemin başarısı milletçe birlik ve beraberlik ruhuna sahip çıkmamıza bağladır. Buna yeni dönemde her zamankinden daha fazla özen göstereceğiz. Bu noktada, iktidar partisi ile demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan muhalefet partilerinin sorumluluğu birdir.

İşte bu noktada; terörle birlikte mücadele ama her zaman söylediğim gibi, siyasetle de müzakere.... Biz, bunların hiç bir zaman bizim görev alanlarımız içerisinde yer aldığını inkar etmedik. Ama bu bilinçle hareket ettik, edeceğiz.''

YENİ ANAYASA
AK Parti'nin 5 temsilcisinin yeni bir anayasa için MHP'yi ziyaret ettiğini anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

'' Yarın CHP ile görüşecekler. Yeni bir anayasa için siyasi partilerimizin var olan olumlu iklimi muhafaza etmelerini, toplumun bütün kesimlerinin talepleri doğrultusunda, büyük değişime destek vermelerini son derece önemsiyoruz. Hiçbir ön şartımız yok. Tek arzumuz, ön yargılardan, ön kabulden arındırılmış şekilde Meclis Başkanımızın riyasetinde bu işin süratle oluşacak komisyonda yapılmasıdır. Ama bu, milletin sahiplendiği bir anaysa olacaktır, olması gerekir. Bu konuda söyleyecek sözü olan kim varsa, akademisyeni, medyası, sivil toplum kuruluşları aklınıza ne gelirse, milletimizin kendisi ne varsa hepsinin, söyleyeceği sözlerini bekliyoruz.''

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü

''Tabii ki her partinin de kendi mutfağında yapacağı hazırlıkları vardır. Bizler de yapıyoruz, siyasi partiler de yapacaktır. Bunları da komisyonlarda görüşeceğiz ve ondan sonra da temenni ederiz ki bu arzulanan yeni anayasayı hep birlikte sivil irade olarak kurmuş, oluşturmuş olalım. Bu alanda TBMM'nin rehberliği hepimiz için yol gösterici olacaktır. Yüce Meclis çatısı altında oluşacak irade ülkemizi emniyet ve güven içinde aydınlık yarınlara ulaştıracaktır. Meşruiyet zeminde hep bunları söyledik, söyleyecek sözü olanları da davet ediyoruz. Fikri olan herkesle istişare edebilmek için diyalog kapılarımızı, sonuna, ardına kadar açık tutacağız. Bunun da bilinmesini istiyoruz. 'Bizim partimizin şu kadar milletvekili var, sizin şu kadar milletvekiliniz var' demiyoruz. Ve diyoruz ki fark etmez, her siyasi parti eşit temsilci ile bu komisyona katılsın. Sonunda tabii ki kararı parlamento verecektir.''

Buradaki ön çalışmanın TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in riyasetinde yürütüleceğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Yürütülmesini arzu ediyoruz. Şu gerçeğe özellikle dikkat çekiyorum; bize göre siyasetin tek yolu meşruiyet zemininden ayrılmamaktır, meşruiyet zemini dışına çıkanlar, doğru yolu bulabilmek için uzun bir yolu katetmek zorunda kalırlar. Bize düşen, herkese yolun doğrusun göstermektir. Israrla ve inatla eğri, yanlış yoldan gitmek isteyenlere söyleyecek sözümüz yoktur.

Bizler demokrasinin, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz, herkesin sorunu meşruiyet zemini dışına çıkmadan çözmesini istiyoruz. AK Parti olarak, aziz milletimize, aziz ülkemize aşkla heyecana hizmet edeceğiz. Bu kutlu yolda Yüce Allah daima yar ve yardımcımız olsun, huzurumuza kastedenlere, pusu kuranlara Allah fırsat vermesin diyorum. Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyor, milletimizin başı sağolsun diyorum. ''