Erdoğan: Terör ile İslam yan yana getirilemez

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kimse, terörle İslam'ı yan yana getirmesin" diye konuştu.

20170213_2_21821295_18849331.jpg

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahreyn'e gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında Uluslararası Barış Enstitüsü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ofisi tarafından düzenlenen konferansta konuştu.

Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bahreyn’in güvenlik huzur ve istikrarını kendi güven ve istikrarımızdan ayrı görmüyoruz. Terörle mücadelesinde Bahreyn’in yanında olduğumuzu ve olacağımızı bu vesileyle tekrar vurgulamak istiyorum. Zira Bahreyn başta 15 Temmuz darbe girişimi olmak üzere son dönemde Türkiye’nin terör örgütlerine karşı verdiği mücadelenin en büyük destekçisi olmuştur. 15 Temmuz gecesi milletimizin bir varlık yokluk mücadelesi verdiği o zor anlarda Bahreynli kardeşlerimiz bizi yalnız bırakmamıştır. Darbe teşebbüsünün ilk anlarından itibaren sabah 5-6’ya kadar, yani darbe tamamen savuşturulana kadar Manama’da ve diğer şehirlerde Bahreyn halkının bize dua ettiğini, gözyaşı döktüğünü çok iyi biliyorum. Bu kadar bu işe sıcak yaklaşan, adeta bunu bir kader ortaklığının nişanesi olarak aziz kardeşim Ebu Selman ülkemize Arap aleminden gelen ilk devlet başkanı oldu. En sıkıntılı günümüzde yanımızda durduğunu, desteğinin bizimle ve milletimizle olduğunu gösterdi. Bu ziyaretim diğer boyutları yanında tabi bu açıdan da ayrıca bir önem taşıyor. O gece gönlünü ve gözünü ülkemize kilitlemiş, bizim için, Türkiye’nin ve Türk milletinin selameti için dua etmiş tüm kardeşlerime bu kürsüden şükranlarımı sunuyorum.

Küresel bir dönüşüm sürecinde, dünyanın en sıkıntılı bölgesinde, acıların ve umutların kol kola yürüdüğü bir coğrafyada hep birlikte yaşıyoruz. Ne bizim ne de sizlerin başka bir vatanları olmadığına göre bu coğrafyada yaşamayı sürdüreceğiz. Öyleyse hep birlikte bölgemizdeki sorunların çözümü, huzurun, refahın, kardeşliğin, istikrarın güçlenmesi için neler yapabileceğimiz noktasında oturup konuşmalıyız. Artık kuru sözlerle, hamasetle, taktik manevralarla geçiştiremeyeceğimiz zor ve kritik tercihlerde bulunmak durumunda olduğumuz bir süreçteyiz. Adeta bir ateş çemberiyle kuşatılan İslam coğrafyası gerçekten çok sancılı günler yaşıyor, ağır bir imtihandan geçiyor.

"RİYAKARLAR TİMSAH GÖZYAŞLARI DÖKÜYOR"

Yüzyıllardır barışın adresi olan bu coğrafya maalesef günümüzde acıyla, terörle, gerilimle, yıkımla, bombalarla anılıyor. 6 yıldır Suriye’de çocuklar gökyüzüne baktıklarında gökyüzünün maviliğini değil ölüm saçan uçakları, hayallerini ve bedenlerini parçalayan varil bombalarını görüyor. Binlerce yıllık İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış mimarisi, kütüphaneleri, camileri, türbeleri, ilim, hikmet ve irfanın merkezi olmuş bu topraklar ateş, kan ve gözyaşıyla yeniden dizayn ediliyor. Etnik kimlik, dil, kabile, renk ve mezhep temelinde birbirlerine yabancılaştırılan Müslümanlar Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de ve daha pek çok yerde kendi kendilerini tüketiyor. Arap ve İslam medeniyetinin göz bebeği şehirlerin terör örgütlerinin, yabancı güçlerin vekalet ve yıpratma savaşlarının sahası haline getirilişini hep birlikte takip ediyoruz. İnsanlık vicdanının suskun kaldığı bu durum karşısında muktedirler ellerini ovuşturmakla, riyakarlar ise ne yazık ki timsah gözyaşları dökmekle meşguldür.

Mazlumların gözyaşlarını dindirecek, kardeş kavgasını engelleyecek ne tür adımlar attık, maalesef bu sorulara bir çoğumuz gönül rahatlığıyla tatmin edici cevaplar veremiyoruz. Her birimizin kendi bağımsız devletimizin sınırları içinde yaşıyor olması kafi değildir.

Bu topraklarda mazimiz de istikbalimiz de müşterektir. Bugün Suriye’nin, Irak’ın, Libya’nın oralarda yaşayan kardeşlerimizin başına gelenlerin yarın bizlerin de başına gelmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu sebeple daha sonra değil hemen harekete geçmemiz gerekiyor.

"DEAŞ VE PYD'Yİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRDIK"

Fırat Kalkanı Harekatı'yla terör örgütü DEAŞ'ı ve PYD'nin bir bölümünü sınırlarımızdan uzaklaştırdık. İlk etapta Cerablus'tan başlattık ve Cerablus'u DEAŞ'tan temizledik. Hemen arkasından El Rai'ye girdik, El Rai'yi bu noktada DEAŞ'tan temizledik ve ardından Dabık'a indik, Dabık'ı temizledik. Şimdi El Bab'da. Orayı da inşallah DEAŞ'tan temizlemek suretiyle, bizim attığımız adım bir hedefe kilitlenmiştir. Ondan sonra doğuya yönelerek Münbiç ve Rakka'da eğer Koalisyon Güçleri ile müşterek adımı atarsak, bu müşterek adımla birlikte de oradaki belirli bir hedef ki o da terörden arındırılmış bir güvenli bölge hedefidir. Terörden arındırılmış bu güvenli bölgeye özellikle ağırlıklı olarak Arap kardeşlerimiz, Türkmenler yerleşme imkanını bulacaktır.

"DEAŞ BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR"

Hedefimiz burada en az 4-5 bin kilometrekarelik bir alanı terörden arındırılmış, güvenli bölge haline getirmektir. Burada ciddi sıkıntı var. Bu çalışma şu anda devam ediyor. Şehitlerimiz var, Özgür Suriye Ordusu'nun şehitleri var ama şu anda 3 bini aşkın DEAŞ'tan, etkisiz hale getirilen terörist var. Burada kararlıyız.
DEAŞ, bir terör örgütüdür, çünkü bizim dinimiz bir barış dinidir. Ne yazık ki DEAŞ, sürekli olarak terör estirmiştir, savunmasız insanları acımasız bir şekilde öldürmüştür. Bu insanlar, hiçbir zaman Müslüman olamaz. Biz, şu anda DEAŞ tarafından devamlı tehditteyiz. Gaziantep'te bir düğün merasiminde çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden 56 vatandaşımızı bunlar ne yazık ki bir canlı bomba ile öldürmüşlerdir. Biz o ana kadar hep sabrettik ama o andan itibaren 'Artık bitmiştir.' dedik ve onun üzerine Cerablus'a girdik ve DEAŞ'ı oradan da defettik.

DEAŞ, Müslümanların yüz karasıdır ve tüm dünyada Müslümanlar bunlardan dolayı karalanmaktadır. Biz, bunu hak etmedik. Çünkü bizler bir barış dininin mensupları olarak asırlar boyu Sevgili Peygamberimizden bu yana biz hep güvenin temsilcisi olduk. Ama şimdi bunlar bizim yüz karamız olmuştur ve bunlar teröristtir. Kimse, şu anda dünyanın bazı yerlerinde terörle İslam'ı yan yana getirenler var, buradan yine sesleniyorum, kimse terörle İslam'ı yan yana getirmesin. Radikalizmle İslam'ı da kimse yan yana getirmesin. Çünkü İslam, radikalliği kabul etmez. İşlerin en hayırlısı orta olanıdır, İslam bunu emreder. Aşırılıklarda asla fayda yoktur. Böyle yürüdük, böyle yürüyoruz, böyle yürüyeceğiz. Böyle yürürsek başarıyı yakalarız.

Terörden arındırılmış bir güvenli bölgeden bahsediyorum. Buradan uçuşa yasak bölge ilan edilmesi gerekir. Bunu başta ABD olmak üzere koalisyon güçlerine hep söyledik ama buna yanaşmadılar. Bunun olması lazım. Bu olmadığı takdirde oranın güvenli bölge olması da mümkün değil. Eğit-donat dediğimiz olaydır ki zaten bunu bizler yapıyoruz. Eğitilmiş, donatılmış bir milli orduyu biz terörden arındırılmış bu güvenli bölgede istihdam etmememiz lazım ki oralara yerleşmiş olan insanlar kendilerini güvenlikte hissetsinler. Bununla ilgili çalışmaları Türkiye olarak şu anda yürüttük, yürütüyoruz ve yürüteceğiz. Özgür Suriye Ordusu aslında bunun en önemli örneğidir.

Biz Aylan bebekleri Batı'nın dergilerinde gördüğümüz zaman mı ah vah edeceğiz veya Ümran Bebekleri Batı'nın dergilerinin kapaklarında gördüğümüz zaman mı ah vah edeceğiz. Bunlar olmadan bizim tedbirimizi almamız lazım. Açık söylüyorum. Suriye'de herkes 600 bin falan diyor ama hayır Suriye'de bugüne kadar katil Esed 1 milyona yakın insanı öldürmüştür. Uçaklarla öldürmüştür, varil bombalarıyla öldürmüştür, tanklarla öldürmüştür. Hala da acımasız bir şekilde öldürmeye devam etmektedir. Peki biz bunlara sabırla bakabilir miyiz? Zulme rıza zulümdür. Orada bir zulüm var ve biz bu zulme sessiz kalamayız. Ya buna elimizle müdahale edeceğiz, ya dilimizle müdahale edeceğiz, bu da yetmiyorsa kalbimizle buğzedeceğiz. Ama bakıyorum ki İslam dünyasında ne yazık ki bu hassasiyet birçok yerde yok. Ben bu hassasiyete davet ediyorum.

BATI'YA ELEŞTİRİ

Şu anda 2 milyon 800 bin mülteci bizde. Çadırlarda, konteyner kentlerde, ülkemizin değişik vilayetlerinde şuanda yaşıyorlar. 300 bin de Iraklı mülteci şu anda Türkiye'de çadırlarda, konteyner kentlerde, şehirlerde. Bizim şu ana kadar sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yaptığımız harcama 25 milyar dolar. Avrupa Birliği'nin verdiği sözle 2016 Temmuz başında bize 3 milyar avro ödeyecekti. Geldi mi bu para, hayır gelmedi. Peki şu ana kadar ne geldi, 725 milyon dolar geldi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Konseyi üzerinden ne geldi. O da yaklaşık 520 milyon dolar geldi. Şu anda Türkiye olarak biz tabii ki böyle devasa bir bütçeyi karşılamakta zorlanıyoruz ama durmayacağız. Biz kapımızı Batının bu mültecilere kapadığı gibi kapatmayacağız. Öyle veya böyle alacağız.

VENLİ BÖLGE

Obama’ya da Trump’a da söyledim. Dedim ki 'Bu bölgeyi tamamıyla terörden arındırılmış güvenli bölge olarak hemen konut inşasına başlayalım. Biz konut inşasında başarılı bir ülkeyiz. Biz bu inşaatları yaparız. Ama mali noktada sizler de bize destek olun' dedik. Hatta 'Bizden gerekirse buralarda 500 metrekarelik bahçeler içerisinde özgün mimariyle konutları yapalım. Mültecileri buralara yerleştirelim. Hatta bize iltica etmiş olan Suriye kardeşlerimizi de biz tekrar kendi topraklarına geri gönderelim. Onların sosyal donatı alanları dahil her şeyi olsun. Onların 500 metrekare alan içerisinde evi ve bahçesi olmak suretiyle orayı da eksin biçsin’. 'Çok güzel' dediler. Bize 'Gerekeni yapalım' dediler ama o günden bu güne iki yıl geçti henüz bir adım yok. İşte buradan sesleniyorum, diyorum ki; şimdi Körfez'e de burada önemli iş düşüyor. Hep birlikte bu adımı atalım. Biz oradaki kardeşlerimizin mağduriyetini engelleyelim. Orada şehirler kurmuş olmamız hem o kardeşlerimizin kendi topraklarından kopmasını engelleyecektir hem de kendi topraklarına dönmenin özlemi içerisinden olan Suriyeli kardeşlerimiz bu konutlara yerleşmiş olacaklardır.

Türkiye, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm imkanlarıyla Filistinli kardeşlerinin yanında olmaya, onların haklı davalarını desteklemeye devam edecektir. Bölgede kalıcı barışı tesisinin öncelikli Filistin halkına yönelik baskılara son verilmesinden ve 1967 sınırlarından geçtiği unutulmamalıdır.

"TAM BİR PROVOKASYONDUR"

Bizim ilk kıblemiz olan Kudüs'te sadece Müslümanların değil, tüm uluslararası camianın huzurunu bozacak, vicdanını yaralayacak, teamülleri değiştirecek uygulamalara karşı herkesin duyarlı olması şarttır. Bu tür adımların gerilimi tırmandırmaktan başka bir faydası da olmayacaktır. BM Güvenlik Konseyi'nin 2 bin 334 sayılı kararına rağmen İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri inşa etme kararı ise tam bir provokasyondur. Uluslararası hukuk ve insan hakları hiçe sayılarak Filistin'e uygulanan ablukayla, yasa dışı yerleşimlerin sona erdirilmesi, Ortadoğu'da kalıcı barışın ve istikrarın ön şartıdır.

Filistin meselesi kalbimizin en derinlerine işlemiş bir acıdır. Türkiye, daha önce olduğu gibi şimdi de Filistinli kardeşlerinin yanında olmaya, haklı davalarını desteklemeye devam edecektir. İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yeni yerler inşaa etme kararı tam bir provokasyondur.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararınarağmen İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri inşa etme kararı ise tam bir provokasyondur. Uluslararası hukuk ve insan hakları hiçe sayılarak Filistin'e uygulanan abluka ile yasa dışı yerleşimlerin sona erdirilmesi Ortadoğu'da kalıcı barışın ve istikrarın ön şartıdır.

Huzur, barış, istikrar ve güven içinde yaşayan bir Ortadoğu arzu ediyorsak, Libya'daki gelişmeleri de yakından takip etmemiz gerekiyor. Kadim tarihi ilişkilere ve güçlü akrabalık bağlarına sahip olduğumuz Libya'nın içerisinde bulunduğu duruma kayıtsız kalmamız mümkün değil. 2015 yılında imzalanan Libya siyasi anlaşması, ülkede yeni bir sayfa açılması için önemli bir fırsattır.

Bölgemizde hangi ülkeye baksak, maalesef hangi meseleyi ele alsak, karşımıza terör konusu çıkıyor. Terörizmle mücadelede, kalıcı başarı ancak uluslararası düzeyde, müşterek ve samimi çabalarla sağlanabilir. Bu amaçla Birleşmiş Milletler çerçevesi başta olmak üzere bugüne kadar geliştirilmiş olan hukuki çerçeve elbette önemlidir ama yeterli değildir. Çünkü, terör değişen şartlara kendisini hızla uyarlayabilir. Hiçbir insani ve ahlaki değeri bulunmayan terörün kökünün kurutulabilmesi için daha fazla çaba ortaya koymamız lazım.

Özellikle de ülke olarak DEAŞ'ı, El-Kaide'yi, Boko Haram'ı, Eş -Şebab'ı, YPG'yi, PKK'yı, FETO'yu aynı samimiyetle ve kararlılıkla lanetliyoruz. Yabancı teröristlerin çatışma bölgelerine seyahatlerinin engellenmesi konusunda hiçbir ülkenin göstermediği ölçüde çaba harcıyoruz. Buna karşılık, DEAŞ ya da El-Kaide'ye karşı gösterilen duyarlılığın PKK için de özellikle gösterilmesini, DHKP-C ve FETO için de geçerli olmasını bekliyoruz. Zira, bunların hepsi terör örgütleridir. Bazı terör örgütlerine karşı tedbirler alınırken, diğerlerine karşı hareketsiz kalmak hatta desteklemek, bu örgütleri meşrulaştırmak, mücadelenin inandırıcılığını zedeliyor, zedeler.

"FETÖ YENİ NESİL TERÖR ÖRGÜTÜDÜR"

15 Temmuz'da kanlı bir darbe girişiminde bulunan FETÖ, yeni nesil bir terör örgütüdür. 248 insanımızı şehit eden, 2 bin 193'ünü yaralayan bu terör örgütüyle de diğerleri gibi kararlılıkla mücadele ediyoruz ve edilmelidir. Ben, bu konuda özellikle Bahreyn'in gösterdiği hassasiyete teşekkür ediyorum, bunu da dün akşam kral hazretleriyle özellikle paylaştım."

Terör konusuyla bağlantılı bir başka soruna da değinmek isterim. Dünyada özellikle de Batı'da mukaddes dinimizi terörizmle ilişkili hale getirmek, yan yana anmak gibi art niyetli provokatif çabalara şahit oluyoruz. Özellikle, Batı'da son zamanlarda Müslümanların ibadethanelerine yönelik saldırılar, bizleri üzmektedir ve bunları biz kesinlikle bir tahrik olarak görüyoruz. Bu tahrik, hayırlı neticeler doğurmaz. Bunu, o ülkelerin liderlerine de her görüşmemizde söyledim, söylüyorum, söyleyeceğim.
Bir Müslüman olarak, bu aziz dinin bir müntesibi olarak kimden gelirse gelsin, İslam ile terörü ilişkili hale getiren tüm iftiraları reddediyorum, reddediyoruz. Terörü, belirli bir dine mensup kişilerle veya belirli etnik grubun üyeleriyle bağdaştırma yaklaşımı, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi insanlık tarihi gibi yüz karası akımların güçlenmesine zemin hazırlıyor. Bu yanlıştan, derhal dönülmesini, teröre karşı ilkeli bir mücadele yürütülmesini temenni ediyorum.

Dış politikamızı girişimci ve vicdani bir temel üzerine inşa ediyoruz. Bölgemizde barış ve istikrar istiyoruz. Bu doğrultuda inisiyatif alıyor, bir vizyon ortaya koyuyor, imkanlarımızı seferber ediyoruz. Coğrafyamızbizim ortak kaderimizdir, özellikle ortak kaderimiz, geleceğimizi, başkalarının merhametine bırakamayız. Gelin huzur, barış ve refah dolu ortak bir geleceği hep birlikte kuralım."

"BEŞAR BU GİDİŞ İYİ DEĞİL DEDİM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, şöyle konuştu:

(Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad) Ailece görüştüğüm bir kişiydi. Önceleri farklı bir yaklaşımdaydı. Gücüne inanıyordu. Kendi ülkesinde böyle gelişmelerin olmayacağını düşünüyordu. Bir Ramazan ayıydı, kendisine ‘Beşar bu gidiş iyi değil’ dedim. 'Kendi halkına bombalar yağdırıyorsun, tanklarla gidiyorsun. Yarın Cuma, bu işi bitir' dedim. 'Huzurlu bir şekilde vatandaşların Cuma namazı kılsın'. ‘Benden gelmiyor, bunlar terörist’ dedi. 'Yanlış, bundan vazgeç' dedim. Ertesi gün 360 kişiyi öldürdüler. İlişkilerimizi kestik. Şu anda arayışımız diplomasi, siyasi bir arayış içindeyiz. Türkiye, Rusya ve İran’ın dışişleri bakanlarıyla yürüttük. Cenevre’de bunu biraz daha yükseltmek istiyoruz. ABD’nin de katılımı söz konusu. Siyasi süreç, temenni ederim ki bölgedeki ateşkesi sağlayacak bir süreç olur.

Avrupa’ya Kanada’ya gidenler çok önemli bir sayı değil. 1 milyonu bile bulmaz. Türkiye’de 2.8 milyon sığınmacı var. Biz bütün bunlara rağmen biz gelen Suriyelileri almaya devam edeceğiz. Onları varil bombalarına terk edemeyiz. Avrupa dikenli tel örüyor, bunları alamayız diyor. Biz alacağız. Yeni bir çalışma daha yapıyoruz, belli bir kısmını vatandaş da yapacağız. Kalifiye insanlar var. Bunlarla ilgili çalışma yapacağız.

"SURİYE VE IRAK'IN BÖLÜNMESİNİ İSTEMİYORUZ"

Suriye’nin bölünmesine, parçalanmasını istemiyoruz. Birileri bunu istiyor. Irak’ın bölünmesini isteyenler var. Bunların önünü kesmemiz lazım. Benzer durum Suriye’de. Burada da önünü almalıyız. Üstümüze düşen ne varsa yapmamız gerekiyor. Zulme seyirci kalamayız, kalmayacağız.

Sayfa Yükleniyor...