Muğla'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe teşebbüsü sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edildiği saldırıya ilişkin, 3'ü firari, 43'ü tutuklu 47 sanığın yargılandığı davanın dördüncü duruşmasının dördüncü oturumu görüldü.

Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce adliye binasındaki salonların fiziki yetersizliği nedeniyle Muğla Ticaret ve Sanayi Odası'nın salonunda görülen duruşmaya, tutuklu sanıklardan bazıları, geniş güvenlik önlemleri altında getirildi. Mahkemenin savunmalarını hazırlamaları için vareste tutulmalarına karar verdiği sanıklar ise getirilmedi. Sanıklar, jandarma eşliğinde mahkeme salonuna alındı.

Duruşmada, sanıkların esas hakkındaki savunmaları alınmaya devam edildi. Dördüncü oturumda ilk olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eski başyaveri Ali Yazıcı esas hakkındaki savunmasını yaptı.

''YAVER OLMAYI BEN İSTEMEDİM, CUMHURBAŞKANI SEÇTİ''

Savunmasına yaverlik görevine nasıl seçildiğini anlatarak başlayan Ali Yazıcı, şunları söyledi:

"2015 yılında Mart ayında kıta komutanı olarak kıtaya çıkmam lazımdı. Mart ayında tayinim çıkmadı. Listede ismimi bulamayınca yetkili yerlere sordum. Bana yerlerin atama için boş bırakıldığını söylediler. Bunlardan biri de Muhafız Alay Komutanlığı'ydı. Bunların seçimi kritik olduğu için daha sonra yapılacaktı. Mayıs ayında tayin açıklandı benim tayinim yine çıkmadı. 15 Haziran'da benim yaverlik atamam yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanı, muhafız alay komutanını da kendisinin seçeceğini söylemiş. Genelkurmay'da üç isim belirleniyor, üç isimden birisi de benim ismim. Sayın Cumhurbaşkanı'nın önüne liste gidiyor, bizzat beni başyaver olarak seçiyor. Ben hep komutan olarak planlamışım, kıta komutanı olarak atamam yapılacaktı fakat sebebini bilmiyorum Sayın Cumhurbaşkanı gerekli araştırmaları yaptırmış, beni başyaveri olarak istemiş. Aday olmamama rağmen son iki yılıma girmeme rağmen ben seçildim."

"BENİ AK PARTİ PERSONELİ OLARAK GÖRÜYORLARDI"

27 Temmuz 2015 tarihinde göreve başladığını, hakkında bütün istihbarat birimlerinin köyüne mahallesine kadar araştırma yaptığını anlatan Ali Yazıcı, "Yanındakiler, alınabilecek, güvenebilecek Sayın Cumhurbaşkanı'nın bakışıyla beni bulduklarını söylediler. Bunlar ne derece doğru bilmiyorum böyle söylediler. Ne ben aday oldum, ne de Türk Silahlı Kuvvetleri beni aday gösterdi. 27 Temmuz'da göreve başladım. Hatta TSK'daki bazı komutanların beni AK Parti'li olarak gösterdiklerini duydum, devir teslim esnasında bazı konularda bunun yansıdığını gördüm. TSK'daki bana bakış AK Parti personeli olarak gördükleri yönündeydi" dedi.

''BEN SAKLASAM SAYIN CUMHURBAŞKANI SEZERDİ''

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk bakışta her şeyi sezecek bir kişi olduğunu, inisiyatif alıp gerektiğinde bakanları genelkurmay başkanını değiştirecek biri olduğunu bunun önünde yasal engel bulunmadığını da vurgulayan Ali Yazıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"TSK'da benim gibi sıradan bir personele 'Bunu alın' demesi bir saniye bile sürmez. Kimse de sıkıntı çıkartamaz kimse ona 'hayır' diyemez. Bir yıl boyunca ailesi dahil araçta, helikopterde, nerede olursa olsun, her yerde beraberdik. Hiç mi bir şey sezmedi? Kendimi saklama konusunda bu kadar mı başarılıyım? Ben saklasam bile Sayın Cumhurbaşkanı bunu sezerdi. Bir yıl boyunca hiç evde kalmadım hep yanındayım. Araçta, törenlerde birlikteyim, Hiç mi bir şey sezdirmedim? Bir yıl boyunca ben kendimi saklasam bile Sayın Cumhurbaşkanı'nın etrafındaki danışmanlarından saklamam mümkün değil."

"DARBEDE YER ALMAK İSTESEM YANINDAYKEN YAPALIM DERDİM"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Temmuz öncesinde tatile ayrılacağını, kendilerinin de ayrılabileceğini söylediğini, bunun üzerine de Tokat Erbaa'daki ailesinin yanına gittiğini ifade eden Ali Yazıcı, 14 Temmuz günü ise Ankara'ya döndüğünü söyledi.

15 Temmuz günü Muhafız Alay Komutanlığı'nda kahvaltı yaptığını, Antalya'ya gitmek üzere de yola çıktığını anlatan Ali Yazıcı, nizamiye çıkışında Yarbay Emin Güven'in yanına gelip Antalya'ya gitmek için aracına bindiğini söyledikten sonra şöyle devam etti:

"Nizamiyede sosyal tesislerde Emin Yarbay 'Sizle gelebilir miyim' dedikten sonra yanımdaki astsubayı bırakıp onu aldım. Ben kendisini muhafız alayına atanmış personel olarak biliyordum. Tereddüt etmeden araca aldım. Daha önce hiç görmemiştim. Şimdi düşündüğüm zaman darbe için gitseydim Emin Yarbay'ı yanıma almama gerek yoktu, daha güvendiğim birini alırdım onlardan birini alırdım. Onu neden alayım? 4'ü tutuklu kara, deniz yaverini alırdım. Bana Emin Yarbayı yanıma almamı darbe yönünden mantığını söylesin ben de kabul edeceğim. Emin Yarbay'ın nerede yargılandığını bile bilmiyorum. Darbeyle ilgili yönlendirilmiş tuzağa düşürülmüş olabilirim. Ben darbede yer almak istesem 'Sayın Cumhurbaşkanı'nın yanındayken bu darbeyi yapalım' derdim. Eğer darbecilerle birlikte hareket etseydim."

''YANINDAYKEN ZARAR VEREBİLİRDİM''

15 Temmuz gecesi Çiğli'den kaldıktan sonra 16 Temmuz günü saat 11.00 sıralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanına gitmek için İstanbul'a doğru yola çıktığını, ancak Ankara'ya gitmesi istendiğini söyleyen Ali Yazıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Benim seçimimde dahlim olmadı, seçenler bir günde 'FETÖ'cü, darbeci' ilan ettiler bir kenara attılar. 'Konsey üyesi' suçlamaları oldu konseyi ilk defa burada duydum. 'Kripto FETÖ'cü' diye kendimi çok iyi saklamışım, kripto olsaydım suikastı ben yapardım. Suikastı ben yapsam bundan daha mı ağır yargılanacaktım? Aracında şoför ve ben vardık, saatlerce yolculuk yaptığım oldu, 180 kilometre hızla gittik. Silahım istediğim zaman yanımdaydı, bizzat kendisine zarar vermesem bile şoföre araca zarar verirdim. Ben bu kadar kriptoysam bunları neden yapmadım? Suikast için bana güvenmemişler mi? Bir kişi bulmuşlar ve onun üzerinden en tehlikeli kripto FETÖ'cü bir yıl boyunca yanında yolculuk yapmışım. Neden kriptoysa zarar vermesin? FETÖ'cü olsam yanında olmasına müsaade eder mi Cumhurbaşkanı? Hiç mi beni takip ettirmedi, telefonlarımı dinletmedi, HTS kayıtlarım gündeme gelmedi?"

SUÇLAMALARA CEVAP VERMEDİ

Bu arada Ali Yazıcı iddianamede kendisine yönelik suçlamalara ise cevap vermedi. 15 Temmuz günü Cumhurbaşkanlığı yetkililerine Antalya yolunda Afyonkarahisar yakınlarında olduğunu söyleyen Ali Yazıcı'nın bu sıradaki HTS kayıtlarında Aydın'ın Çine ilçesinde bulunduğu tespit edilmişti.

Ayrıca 15 Temmuz sabahı Muhafız Alay Komutanlığı'nda kameriyedeki toplantı hakkında da yine konuşmayan Ali Yazıcı, Yarbay Emin Güven'in yol boyunca telefonunu kullandığı ve Okluk Koyu'nun havadan fotoğraflarının kendisine gösterildiğine ilişkin suçlamalara yönelik yanıtları savunmasında yer almadı.

ESKİ ÜSTEĞMEN MURAT KÖSE DE SAVUNMA YAPTI

Duruşmada daha sonra tutuklu sanıklardan eski Üsteğmen Murat Köse savunmasını yaptı. Olaya ilişkin delillerin kasıtlı olarak karartıldığını ileri süren Köse, bunları karartanlar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu söyledi.

Mahkemenin bir an önce bitirilmek istenmesinin de duruşmaya gölge düşürdüğünü öne süren Murat Köse, diğer sanıklar gibi kendilerinden önce başka bir grubun Marmaris'e geldiğini iddia edip, "Tanık ifadeleri bizden önce bir grubun saat 24.00- 02.00 arasında geldiği helikopterden iple indiğini ortaya koyuyor" dedi. Bu sırada araya giren Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, "Savunmanın can alıcı bölümlerini söylesen. Bunların hepsinden bilgimiz var. İfadelerin tamamını iki kez baştan sona okuduk" diye konuştu.

Murat Köse'nin SEGBİS üzerinden kayıt altına alınan konuşmaların bazı yerlerinin hatalı olarak deşifre edilmesini gündeme getirip kasıt araması üzerine, Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, "Çözümde bunu yapan isimlerde kasıt yok, ancak hata olabilir. Amiyane tabirle bir yerden yağ çıkarmaya gerek yok" şeklinde konuştu.

MAHKEME BAŞKANI BAŞTOĞ'DAN AÇIKLAMA

Duruşmaya öğle arası veren Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, yeniden başlayan duruşma öncesinde açıklamalarda bulundu. Sanıkların dün mağdur avukatlarıyla yemek yediğine yönelik dedikoduları gündeme getirmesi üzerine, "Bunu ispatlayamayan alçak şerefsizdir" ifadesini kullanan Emirşah Baştoğ, "Müşteki avukatlarıyla yemek yediğimize yönelik sarf ettiğim sözlerim sanıklara yönelik değil. Medyada yer almayı seven biri olmayı tercih etmiyoruz. Ancak dava nedeniyle sık sık medyada konu oluyoruz. Bizim hiçbir yerde müşteki avukatlarıyla yemek yemişliğimiz, su içmişliğimiz, çay içmişliğimiz yoktur. Beni bugüne kadar hiçbir şekilde ziyaret etmediler. Mahkeme kaleminde bile ki haklarıdır zaman zaman sanık avukatlarıyla orada karşılaşıyoruz. Dilekçe vermeye geldiklerinde onlarla orada bile karşılaşmadık. Benimle görüşmeye yönelik en ufak talepleri bile olmadı. İftirayı atanları Allah'a havale ediyorum" dedi. Sanıkların savunmalarına yönelik taleplerine karşılık konuşan Emirşah Başytoğ, "Hepiniz ekim ayı diyorsunuz ancak ikinci heyet oluşturuldu, üzerimizdeki yük kalktı. Yoğun dava trafiğimiz kalmadı. Biz de duruşmayı hızlandırdık" dedi.

''HADDİNİ BİL''

Murat Köse'nin savunmasında sık sık dosya dışında olan kişilere yönelik ithamlarda bulunmasının ardından Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarını gündeme getirip, kendilerine operasyon yapan, yargılayan kişiler için de 'FETÖ'cü imasında bulunması üzerine, salonda gerginlik yaşandı. Murat Köse'nin sözünü kesen Mahkeme Başkanı Emirşah Baştoğ, "Herkesi, bizi 'FETÖ'cü' olarak ilan ediyorsun. Haddini bil, bizlere bu şekilde ithamlarda bulunamazsın. O şekilde suçlamak senin haddin değil" dedi. Murat Köse savunmasında ayrıca kendilerinin kripto FETÖ'cü olarak değerlendirilmelerinin de paranoyakça bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Sanık Köse, savunmasında hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek tahliyesini talep etti.

MEHMET ÖZTÜRK’ÜN SAVUNMASI DİNLENDİ

Mahkeme heyeti sanıklardan Özel Kuvvetler mensubu eski Yüzbaşı Mehmet Öztürk'ün esas hakkındaki savunmasını dinledi. 

Öztürk, tanık ifadelerine göre Marmaris'teki oteller bölgesinde kendilerinden önce başka bir grubun gelerek çatışmaya girdiğini iddia etti.

Mahkemede açıklanan bilirkişi ve balistik inceleme raporlarına rağmen polis memurları Nedip Cengiz Eker ve Mehmet Çetin'i kendilerinin şehit etmediğini öne süren Öztürk, "Nedip Cengiz Eker, polislerin otel üzerinden açtıkları ateş sonucu şehit olmuş olabilir. Bizim daha aşağı seviyeden ateş ederek Eker'i şehit etmemiz mümkün değil. Eker'in bıçakla şehit edildiğini düşünüyorum" diyerek çelişkili beyanlarda bulundu. 

Okunan otopsi raporları ile mahkemede dinlenen bilirkişinin beyanlarında, Eker'in ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak şehit edildiği ve mermi çekirdeğinin vücudunda kaldığı net bir şekilde ortaya konulmuştu. 

Öztürk, koruma polislerinden Çetin'in ise kendilerinden önce gelen tim tarafından sırtından vurularak şehit edildiğini ileri sürdü. Sanık, çatışma sırasında Marmaris'teki iş yerleri, evler ve araçlarda meydana gelen hasarları da polislerin yaptığını iddia etti. 

"MAÇ 90 DAKİKA" NOTU

Mehmet Öztürk, soruşturma kapsamında tutuklu bulunduğu Sincan 2 No'lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda, aynı suçlardan tutuklu bulunan ve kendisi gibi suç tarihine kadar asker olarak görev yaptığı anlaşılan bir başka sanığa göndermeye çalışırken yakalandığı, "Komutanlarım, tekrar günaydın. Bir önceki mesajımız kısa düştü. Sizin attığınız gayet iyiydi. Biz malum 15 Temmuz'da Marmaris'e giden gruptaydık. Başımızda Şükrü Binbaşı vardı, 23 kişiydik (ÖK+MAK). Kısacası Allah bizi o kadar kalabalık bir polis grubunun içinden sağ salim çıkardı. Ayrıca 15 gün süren arazide aç ve susuz bırakmadı. Hiç olmadık yerlerde su kuyuları çıktı karşımıza. Şimdi gitsek bulamayacağımızı düşünüyoruz. Sonuçta buradayız. 19 Ağustos'tan bu yana. Toplam 18 gün nezaret, sorgu filan... 15 Temmuz'un bir son değil bir başlangıç olduğuna inanıyoruz. Sürecin bu şekilde devam etmeyeceği ortada. Maç 90 dakika. Henüz bitmedi. Şaka bir yana sizin sesinizi duyduk, çok sevindik. Bir önceki odamıza (c-13) göre burası çok iyi. Kıymetini bilmeye ve hakkını vermeye çalışacağız. Mesajlaşmaya devam" ifadelerini içeren not kağıdının kendisine ait olmadığını iddia etti. 

Nottaki el yazısının kendisine ait olmadığını öne süren Öztürk, şunları söyledi:

"Benim olduğu iddia edilen yazıyla benim yazım yan yana konulduğunda bilimsel bir incelemeye gerek olmadan benim yazım olmadığı anlaşılacaktır. Cezaevinde tutulan tutanakta 'Mehmet Öztürk'ün kaleme aldığı değerlendirilmektedir.' deniliyor. Cezaevi kurumu tarafından bana kurulan bir kumpas. Kontrol sırasında ele geçirildiği söyleniyor, nerede, ne zaman ele geçirildiği belirtilmemiş. Uzman bilirkişinin inceleme yapmasının talep ediyorum. Eğer bu yazıyı yazdıysam bile bu mahkemeyi ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Ben orada dava açılırsa hesap veririm."

"Kaçınılmaz bir hatayla böyle bir olaya düşürüldüm" diyen Öztürk, FETÖ'cü kriterlerine uymadığını ve FETÖ ile bir bağlantısının olmadığını savundu.

BAHADIR SAGUN: YİĞİDİ ÖLDÜR, HAKKINI YEME

Özel Kuvvetler mensubu eski Yüzbaşı Bahadır Sagun’un esas hakkındaki savunmasını dinledi.

Sanıklardan eski Binbaşı Şükrü Seymen'in emriyle göreve çağrıldığını belirten Sagun, verilen emre itaat edip göreve geldiği için tutuklu bulunduğunu iddia etti. 

Suikast girişimini planladığı belirtilen sanıklardan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'ten Çiğli 2. Ana Jet Üssü'nde ülke çapında sıkıyönetim ilan edildiğini öğrendiğini anlatan Sagun, görevin veriliş tarzının bu olayın suikast olduğu düşüncesini uyandırmadığını savundu. Sagun, "emir Cumhurbaşkanına suikast emri olsaydı yerine getirmeyeceğini" öne sürerek, olayın "kalkışma" olduğunu duymuş olsaydı da gruba kesinlikle dahil olmayacağını iddia etti.

Sagun'un savunmasında cezaevinde delillere yeterince ulaşamadığını ve mahkeme heyetinin taleplerini reddettiğini söylemesi üzerine Mahkeme Başkanı Emirşah Baştuğ, adil yargılamanın devamı için sanıklardan hiçbir şey saklamadıklarını kaydetti. 

Mahkeme heyetinin sanıkların istediği delillere ulaşması için her türlü kolaylığı sağladığını vurgulayan Baştuğ, şöyle konuştu:

"Biz hiçbir şeyi gizlemedik. Bilgisayar imkanı, kayıt dinleme, görüntü izleme imkanı sağladık. Ben gelen kayıtların hepsini gönderdim. Ama size ne geldi bilmiyorum eksik var mı bilmiyorum ama biz elimizdeki tüm görüntü ve ses kayıtlarını gönderdik. Sizden hiçbir şeyi saklamadık. Siz de lütfen yiğidin öldürün ama hakkını yemeyin."

Yarın sabaha kadar ara verilen duruşmanın beşinci oturumunda sanıkların esas hakkındaki savunmaları devam edecek. 

Duruşmanın ardından sanıklar geniş güvenlik önlemleri altında cezaevine götürüldü.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in bir numaralı şüpheli olduğu iddianamede, sanıkların, "Cumhurbaşkanına suikast", "Anayasa'yı ihlal", "yasama organına karşı suç", "hükümete karşı suç", "silahlı terör örgütü yöneticisi olma", "yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme", "yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs etme", "kasten öldürmeye teşebbüs", "zincirleme şekilde cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama", "zincirleme şekilde silahla tehdit", "Cumhurbaşkanına hakaret", "zincirleme şekilde kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret", "kamu malına zarar verme", "mala zarar verme", "nitelikli olarak konut dokunulmazlığının ihlali" ve "nitelikli yağma" suçlarından cezalandırılmaları isteniyor.

Saldırıyı gerçekleştiren FETÖ'nün "suikast timi"ndeki biri firari 37 asker için en az 6'şar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.