İçişleri Bakanı Beşir Atalay, ''Demokratik açılım'' çalışmaları kapsamında, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken'i ziyaret ederek, yaklaşık 45 dakika görüştü.

İçişleri Bakanı Atalay ve TESK Başkanı Palandoken, görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yaptı.

Esnaf ve sanatkar kesiminin, bütün toplumlarda ana gövde ve orta sınıf olduğunu anlatan Beşir Atalay, aynı zamanda toplumun değerlerini ayakta tutan önemli bir grup olduğunu söyledi.

Birlik ve bütünlüğün köşe taşı ve temelini esnaf ve sanatkarın oluşturduğunu belirten Atalay, ''Bizim bu yürüttüğümüz çalışmada, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünün pekiştirilmesi, kardeşliğin artırılması, güzel ülkemizde kardeşçe ve huzurla yaşamamızın sağlanması yönündedir. Buna dönük bir çalışmadır. Sayın başkan ve arkadaşları bana bu konuda desteklerini ve görüşlerini ifade ettiler'' dedi.

Atalay, görüşmede esnaf ve sanatkarların bazı sorunlarını da dinlediğini, gerekli notları aldığını ve bunları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün'e ileteceği sözünü verdiğini bildirdi.

PALANDÖKEN: İYİ NİYETLİ BİR GİRİŞİM
TESK Başkanı Palandöken, ise esnaf ve sanatkarlar olarak, Hükümet tarafından başlatılan demokratik açılım girişimini, ülkede barış ortamının tesis edilmesine ve kardeşliğin güçlendirilmesine yönelik iyi niyetli bir girişim olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Palandöken, çalışmaların hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını bozabilecek, etnik kökene dayalı unsurları içermemesi gerektiğini belirtti.

Açılımın hiçbir şekilde etnik milliyetçiliği temel almaması ve buna bağlı olarak bölgesel milliyetçiliği ön plana çıkararak toplumda kutuplaşma yaratmaması gerektiğini ifade eden Palandöken, demokratik açılım sürecinde terör örgütünün asla muhatap alınmaması gerektiğini söyledi.

Türkiye'de var olan terör sorununun askeri tedbirlerle tam olarak çözülemediğini anlatan Palandöken, terörle mücadeleye ayrılan kaynağın ekonomiye aktarılması halinde, ülkenin şimdi olduğu yerden çok daha ileride, çok daha gelişmiş ve refah içinde olabileceğini ifade etti ve şöyle konuştu: ''Bu nedenle, terörün önlenmesine yönelik olarak geliştirilecek ekonomik ve sosyal tedbirler, demokratik açılımın önemli başlıklarından birini oluşturmalıdır. Elbette bu tedbirler bölge insanının bunlara sahip çıkması halinde başarılı olabilecektir. Kendini farklı etnik kimlikte görenler, ayrımcılığa ve etnik milliyetçiliğe dayanmayan kültürel faaliyetlerini özgürce yerine getirebilmeli, kültürel kimliğini geliştirmesi için akademik imkanlar sağlanmalıdır. Geri kalmış bölgelerimizde Devletin öncü rol üstlenmesi ve ekonomik yatırımların öncelikle Devlet eliyle yapılması halinde, ekonomik canlılık ve istihdam daha kısa sürede sağlanabilecektir. Bölgede her işsize kısa, orta, uzun süreli programlarla mesleki eğitim verilerek, bölgeye yapılacak yatırımlarda çalışacak nitelikli nüfus süratle yetiştirilmelidir. Geri kalmış bölgelerin en önemli şikayeti işsizliktir. İş hayatı ise, nitelikli iş gücü bulamamaktan şikayetçidir. İyi bir planlamayla bu iki sorunun karşılıklı olarak çözümü sağlanabilir.''

Palandöken, bölgeye özgü, özel bir teşvik sistemi geliştirilmesi ve verilen teşviklerin takip edilmesini önerirken, bölgenin en önemli geçim kaynağı olan, ancak terör yüzünden çok gerileyen tarım ve hayvancılığın yeniden cazip hale getirilmesinin sağlanması gerektiğine işaret etti.

Demokratik açılım tartışmaları kapsamında sıkça dile getirilen anadilde eğitimin, Anayasa'nın ''Resmi dil Türkçe'dir'' ilkesi korunarak, okullarda sadece isteğe bağlı seçmeli ders olarak verilmesi gerektiğini kaydeden Palandöken, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kendine has feodal yapısının, geri kalmışlığının en önemli nedenlerinden birisi olduğunu, bölgedeki bu yapının gelir dağılımında da uçurumlara yol açtığını anlattı.

Bu feodal yapıyı kırabilmek için öncelikle toprak reformunun başarılması gerektiğini kaydeden Palandöken, şu öneri ve görüşleri dile getirdi: ''Geri kalmış illerde halka kamu kurumları tarafından verilen hizmetlerin kalitesi arttırılmalı, bu bölgeler sürgün yeri olmaktan çıkarılmalıdır. Bölgedeki örgütlü kurumlarda görevli olan yönetici ve personelin nitelikli olmasına dikkat edilmelidir. Bölgede din adamlarına da önemli görev düşmektedir. Bölgeye aydın din adamlarının gönderilmesi de aynı şekilde yarar sağlayacaktır. Bölgede nüfus planlaması ve kontrolü ile ilgili çalışmalar arttırılmalı ve hızlı nüfus artışının önüne geçilmelidir. Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes terör sorununun sona ermesini istemektedir. Terör belasından bu ülkede yaşayan herkes doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görmektedir. Hükümet tarafından gündeme getirilen demokratik açılım, ülkeyi bölecek önerileri ortaya atanlara kurban edilmemelidir. Demokratik açılımın çerçevesi, yüzyıllardır bir arada yaşayan, ortak kurtuluş savaşı vermiş; yanmış, yıkılmış bir imparatorluktan birlikte bir devlet ortaya çıkarmış Türkiye Cumhuriyeti halkını birleştirici, arasındaki dayanışmayı güçlendirici ve bu ülkede yaşayan herkese hitap edecek şekilde çizilmelidir. Biz esnaf ve sanatkarlar olarak; hukuk devletinin gereği olarak daha çok demokrasiye, bütün kesimlerin mutabakatının sağlandığı yeni bir anayasaya, baraj sisteminin gözden geçirildiği yeni bir seçim kanununa, daha çok insan haklarına, daha çok eşitliğe ve adalete, sosyal devletin gereği olarak daha iyi eğitim ve sağlık hizmetine, 'evet' diyor, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını bozabilecek, ülkemizi ayrıma ve bölünmeye götürebilecek, etnik kökene dayalı federatif çözüm önerilerine 'hayır' diyoruz.''