NTV

Farklı Dünya, ebedi sorunlar…

Türkiye

James Cameron’ın yıllardır beklenen filmi ‘Avatar’ bu Cuma gösterime giriyor. Özellikle görsel efektleriyle beklentileri fazlasıyla karşılayan film ABD’nin Irak savaşını da sert bir şekilde eleştiriyor.

Beklentiyi yüksek tutan filmlerin işi çok zordur çünkü fragmanıyla, çekim hikayesiyle, sahnelerden karelerle, pazarlamaya dönüşen anekdotlarla vs… birlikte film, bekleyenin gözünde çoktan şekillenmiş olur. Hele bir de kameranın arkasında son 20 yılda birçok başyapıta imza atmış bir isim varsa filmin işi çok daha zorlaşır…

İlişkili Haberler


‘Titanik’ten sonra uzun yıllar film yönetmeyen James Cameron, 11 yıl aradan sonra adı hiç gündemden düşmeyen projesi ‘Avatar’ı hayata geçirdi.

Hikâye, Pandora adlı başka bir dünyada geçiyor. Dünya’nın kaynakları tükendiğinden ‘Dünyalılar’ gözünü buraya dikerler ve Pandora'nın havasını soluyamadıkları için, akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edilebilen Avatarlar üretirler. Bilim adamları Pandora'da yaşayan Na’vileri anlamaya, onlarla birlikte yaşamayı öğrenirken, şirket ve ordu yeni kaynakların peşindedir.

Pandora’da yaşayan, mavi insansı görünümlü Na'vi halkı ise bu yeni kaynakların sömürülmesine engeldir çünkü orası onların topraklarıdır. Ve gerekirse en ilkel silahlarla da olsa geçmişleri ve inançlarının kaynağı olan topraklarını koruyacaklardır.

3D sinemanın iyiden iyiye ağırlığını hissettirmeye başladığı beyazperdede, 3 boyutlu sinema keyfini daha da ileri taşımayı hedefleyen ‘Avatar’, bunda başarılı oluyor. Cameron’ın bu film için özel olarak geliştirdiği ‘Reality Camera System’, kağıt üzerinde bir şey ifade etmese de izlerken ve filmden çıktıktan sonra kolay kolay etkisinden çıkılamayacak bir derinlik algısı katıyor filme. Özellikle baş karakter Sully'nin Na'viliği öğrendiği ve finaldeki savaş sahneleri her filmde görülecek türden sahneler değil.

Görsel efektler konusunda bir hayli iddialı olsa da ‘Avatar’, işin sadece görsel yönüne yaslanan bir film değil. Hikaye kurgusu ve dramatik yapı bakımından da etkileyici bir çalışma olan ‘Avatar’ın en büyük başarısı ise, yeni bir dünya yaratması – her iki anlamda da - ve ‘böyle bir dünya olsaydı’ dedirtebilmesi. ‘Star Wars/ Yıldız Savaşları’, ‘Lord of the Rings/ Yüzüklerin Efendisi’ serileri başta olmak üzere sinema tarihinde bunu başarmış çok az sayıda film var. ‘Avatar’, adı geçen bu klasiklerle eleştirel anlamda aynı seviyede olmasa bile ‘yeni bir dünya yaratma’ bakımından bu filmlerle birlikte anılabilir.

NA'Vİ OLMAK, İNSAN OLMAK...
'Avatar’ın kikayesinni en önemli öğelerinden biri de aşk. Avatar programına gönüllü olan felçli denizci Jake Sully bir Na'vi prensesine aşık olur ve zamanla Pandora'yı gün geçtikçe tüketen insan ordusunun karşısında yer alır. Sully, bir askerken zamanla Na’vi ve insan olmaya başlar. Yani Sully, Na’vilerin içine karıştıkça, onlarını yaşamını öğrendikçe, onların kültürüne ve Neytiri'ye aşık oldukça hiç bilmediği insanlığını da keşfeder. Hikayenin ana damarını besleyen bu aşkın ve keşfedişin yanı sıra kültürleri, geçmişleri, inançları, bireyleri ile Na’vi halkının birçok şeyi simgelediği de bir gerçek.

TANIDIK BİR HİKAYE…
Çünkü hikaye tanıdık bir hikaye aslında. Amerika’nın Irak ve Afganistan’a yaptığı işgallerin ve dünya var olduğundan beri yaşananların hikayesi; güçlü olan sömürür, daha fazlası için işgal eder, savaşmak için bahane yaratır…

Cameron, alt okumalara sıkıştırmadan - özellikle filmin son yarım saatlik bölümünde - açıkça ABD’nin 11 Eylül’den sonraki ‘savaşa savaşla karşılık’, 'önleyici savaş’ gibi politikalarını eleştiriyor. Böylelikle Afganistan ve Irak’a yapılan işgaller bir Hollywood filminde daha vuku bulmuş oluyor. Ama bu eleştiriler 'kör gözüm parmağına’ şeklinde değil usta yönetmenin ‘insanlığın en büyük sorunu’na işaret etmesiyle bilinçli bir seçimle gerçekleşiyor. Yine de yabancı basında filme ‘vaazcı’ yakıştırması yapıldı ve Sully’nin ‘kurtarıcı’ rolde olması da kutsal kitaplara referans olarak yorumlandı. Ama dayanağı olsa bile 150 dakikalık -birçok açıdan ele alınabilecek- bir filmde bunu öne çıkarmak zorlama duruyor kanımca.

Sonuçta sinema tarihinin en yüksek bütçeli filmi unvanıyla bu hafta gösterime girecek olan ‘Avatar’ hiçbir şekilde beklentileri boşa çıkarmıyor ve gerek teknik olarak gerekse hikayesiyle 2009'a klişe tabirle damgasını vuruyor. Bu kadar yıl beklemeye değermiş dedirtiyor...