Ünvanını bin yıllık bir imparatorluğa son vererek ve onlarca kez kuşatılmasına rağmen aşılmaz surlarıyla dev ordulara meydan okuyan ‘Konstanopolis’i fethederek aldı.

Çoğu uzman için tarihe imzasını en derinden atmış olan Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet, aynı zamanda en çok tartışılan, bilinen yönleri kadar perde arkasında kalmış yönleriyle de pek çok araştırmaya konu olan bir hükümdardı.

Yalnızca Osmanlı’nın kendisinden sonraki gidişatına yön veren değil aynı zamanda dünya tarihinde derin etkiler bırakan isimlerden biri olan Fatih Sultan Mehmet bundan tam 559 yıl önce 3 Şubat 1451’de tahta çıkmıştı.

Biz de bu vesileyle Fatih’in Türk ve dünya tarihi için önemini ve onun hakkındaki tartışmaları konunun uzmanı tarihçilerle konuştuk. Tarihi nasıl ve ne yönde etkiledi? Vizyonu ve amacı neydi? Kendisini Roma imparatoru olarak mı görüyordu? Şehzadelerin öldürülmesi kuralı doğru muydu? Zehirlendi mi? Arkasından gelenler onun vizyonunu devam ettirebildi mi?

TULGA: NE İSKENDER NE DE TİMUR
Fatih Sultan Mehmet’i ilk olarak NTV Tarih dergisinden Derya Tulga ile konuştuk;

Türk ve dünya tarihinde Fatih Sultan Mehmet’i nasıl bir yere oturtabiliriz?
Fatih Sultan Mehmet, bütün Türk tarihinin yetiştirdiği en evrensel liderdi. Vizyonunun sınırları yok, gerçekten dünya çapında düşünüyordu. Öneğin Timurlenk “Gidebildiğim yere kadar gider, sonra da geri dönerim” mantığıyla fetihlere çıkıyordu. Fatih’te ise bütün olarak bir dünya devleti kurma vizyonu vardı. O bakımdan da bir eşi yoktur.

Dünya tarihindeki diğer fatihler; Sezar, İskender ya da Napolyon?
Sezar aslında çok mütavazi bir insan. Kesinlikle bir dünya imparatorluğu vizyonu olduğunu söyleyemeyiz. İskender ise “atımın son bastığı yer dünyanın sonudur” diyordu. Son yıllarında kültürleri birleştirme çalışmaları oldu ama onun da çok fazla faydası olmadı.

Ayrıca bu iki isim de antik çağ fatihleriydi. II. Mehmet ise modern çağ içinde değerlendirilmeli. Düşündüğümde sadece Napolyon’un benzer bir vizyonu vardı diyebilirim. Hem askeri hem de vizyonel bakımdan Fatih’i Napolyon’a benzetebiliriz.

'FATİH BİR DEHAYDI'
Fatih’in kişiliği ile ilgili konuşmak istiyorum. Siz nasıl tanımlarsınız Fatih Sultan Mehmet’i?
Bu sözcüğü kullanmayı çok sevmem ama o bir dehaydı. Neresinden bakarsanz, sıradışı olduğunu görüyorsunuz. Zaten biz de tam böyle kişilere deha diyoruz.

Osmanlı tarihine baktığımızda İtalya’ya sadece onun döneminde sefer düzenlendiğini görüyoruz. Bunu Fatih’in vizyonunun bir kanıtı olarak düşünebilir miyiz?
Elbette. Bakıldığı zaman Fatih’in amacının Roma’yı yeniden diriltmek olduğunu söyleyebiliriz. Roma dağıldıktan sonra Avrupalılar’ın ve pek çok hükümdarın amacı da bu oldu ama gerçekleşmedi. Fatih’in de böyle bir vizyonu vardı.

'ÜÇÜNCÜ DEĞİL İKİNCİ ROMA'
Üçüncü Roma’yı kurmayı amaçladı diyebiliriz öyleyse?

Fatih'in İstanbul'a girişi
Fatih'in İstanbul'a girişi

İkinci Roma... Neden üçüncü olsun ki. Bizanslılar kendilerine Doğu Romalı demez, Romalı derlerdi. Roma bölündüğü zaman bile aynı imparatorluğun parçaları olarak görünüyordu, ayrı yapılar değil.

Jüstinyen, imparatorluğun eski topraklarını büyük ölçüde yeniden birleştirdi. Kuzey Afrika’yı kurtardılar, İtalya’da Lombardiya’ya kadar çıktılar. Ama barbar kavimlerin gücüne karşı uzun süre dayanamadilar ve geri çekildiler. Ama sonuçta Bizans, Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak ele alınıyordu, ikiinci Roma olarak değil.

İtalya’da neden daha fazla ilerlenemedi ya da orada tutunamadık?
İtalya seferi zaten 1480’de yani Fatih’in son yıllarında yapıldı. Ölümünden sonra Otranto’yu alan Gedik Ahmet Paşa, yaşanan siyasal belirsizlik nedeniyle İstanbul’a döndü. Bir süre sonra da oradan atıldık.

II. Beyazıt neden İtalya seferini devam ettirmedi?
Cem Sultan meselesi nedeniyle. Önce iki şehzade arasında yaşanan iç savaş, ardından da özellikle Cem Sultan’ın Rodos Şövalyeleri’nin eline düşmesi nedeniyle eli ayağı bağlandı. Ayrıca Beyazıt’ın arkasında, Fatih’te olduğu gibi güçlü birlik yoktu, bölünmüşlük vardı.

BABASINA GÖNDERDİĞİ MEKTUP
Tahta çıkışıyla ilgili de anlatılan bir hikaye var. İlk kez çocuk yaşta tahta çıktıktan 2 yıl sonra babası II. Murat’a tekrar tahta dönmesi ile ilgili bir mektup yazdığı ve babasının tekrar tahta geçmesini istediği yönünde. Bu doğru mu yoksa Fatih’in tahttan feragat etmesinin altında başka nedenler mi vardı?
Bu konu yeni yeni konuşulmaya başlandı. O dönemde son derece kritik bir durum vardı. Macaristan çok güçlü bir şekilde geliyordu. Bu durumda, 12 yaşındaki bir çocuğun zorlukları göğüsleyebilmesi de son derece şüpheli bir şey. Tahtı kendi isteği ile bıraktığını söylemek doğru olmaz. Bunu Türk aristokrasisinin son direnişi olarak değerlendirebiliriz.

Şunu da unutmayalım; II. Murat o sene 46 yaşındaydı, yani en olgun yaşlarını yaşıyordu. Kaldı ki, Fatih olgun olsa da Osmanlı’da mektup yazıp babasını padişah olmaya çağıracak bir sistem yok.

İSTANBUL'UN FETHİ
Fatih Sultan Mehmet söz konusuysa istanbul’un fethini klonuşmamak olmaz. Ama ben bilineneleri tekrar etmekten çok şunu sormak istiyorum, bazı yerlerde İstanbul’un fethinin çok abartıldığı, Fatih’in zaten ölmüş olan bir imparatorluğa son verdiği yönünde görüşlere rastlanıyor. Siz ne diyorsunuz?
Öncelikle askeri olarak büyük bir olaydı. O toplar bizde olmasaydı başaramazdık. Cesaret de önemli ama İstanbul asıl olarak teknikle alındı. Şehir muazzam korunaklı surlar tarafından korunuyordu, o toplar olmadan o günün şartlarıyla kimse alamazdı kenti. Düşünün; o dönemde İstanbul’la karşılaştırıldığında çok daha az korunaklı şatolar bile alınamıyodu.

İstanbul kuşatma altında.
İstanbul kuşatma altında.

Ama asıl olarak sembolik önemi çok büyüktü, Avrupa’nın bütün moralinin çökmesine neden oldu. Başından beri Roma ölümsüz şehir diye biliniyordu. Barbarlar, kenti istila ettiğinde de “onun ikiz kardeşi olan Konstantinopolis ayakta ve o ölmeyecek” diye avunulmuştu. O da ölünce Roma’nın kesin ölümü oldu ve simgesel olarak travmatik etkiler yarattı.

Kendinden önceki padişahların fetih politikası daha çok batıya olmasına rağmen, Fatih batıya yaptığı fetihler kadar, doğuya da yöeneldi. Karamanoğulları’nı ve Rum-Pontus devletini ortadan kaldırdı. Otlukbeli Savaşı ile Uzun Hasan’la savaştı. Fetihlerin iki yöne de yapılmış olmasını neye bağlıyorsunuz?
Öncelikle Karamanoğlu dediğmiz küçük bir beylik değildi. Uzun Hasan’ı da bazıları sadece Hasankeyf’ten ibaret sanıyor. Uzun Hasan, bütün İran ve Doğu Anadolu’nun hakimiydi ve çok güçlü bir ordusu vardı. Arkasını bu iki güce dönerek batıda ilerleyemezdi.

Ayrıca Persler zamanından beri İran, Ege kıyılarına yerleşecek mi, yerleşmeyecek mi endişesi vardır. İran’ı Ege’den kesin olarak koparan Osmanlı oldu. Buna ek olarak İpek yolu ticareti üzerindeki kontrol de onu Uzun Hasan’la karşı karşıya getirdi.

Peki neden Yavuz Sultan Selim gibi daha güneye inmedi?
Çok fazla bilinmez ama Fatih Sultan Mehmet’in özellikle Adana bölgesinde Memlükler ile çok büyük savaşları var ama bu savaşları kaybettik. Memlük orduları çok güçlüydü. Örneğin daha sonra II. Beyazıt döneminde yapılan savaşlarda vezir-i azamı esir aldılar. O zamanda doğudaki Ramazanoğulları ve Dulkadiroğulları gibi beylikler sürekli olarak bu iki güç arasında taraf değiştirdiler. Büyük savaşlar yapıldı ama uzun süre sonuç alınamadı.



ŞEHZADELERİN KATLİ DEVLETİ KURTARDI MI?
Fatih hakkındaki en tartışmalı konulardan bir de şehzadelerin öldürülmesi konusu? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Geçenlerde yayınlanan Tarihin Arka Odası programında neredeyse, “ne iyi olmuş, ellerine sağlık” demeye yakın sözler kullanıldı. Belki “elleri mahkumdu” denebilir ama bunu söylemek doğru olmaz.

Klasik Türk devlet yapısında, batıda olduğu gibi veraseti düzenleyen bir sistem yoktı. Olmadığı için de güçlü olan şehzadeler mücadeleye girerdi, bu nedenle de Türk devletlerinde hanedan soyu 3-4 göbekten öteye gitmezdi. Tahta biri çıktığında genelde iç savaş yaşanıyordu. Osmanlı bir şekilde bunun önüne geçmek istedi.

Fakat Fatih’in kardeş katline kanunlarda yer vermesi işe yaradı mı? Bune evet demek zor. İlk savaş zaten kendi oğulları arasında yaşandı. Arkadan savaşı kazanaz oğlu II. Beyazıt daha hayattayken de onun oğlu birbirne girdi. Pratikte hiç bir işe yaramadı. Bambaşka çözümler bulunabilirdi. Hiç bir işe yaramadı.

Sonra kafes uygulamasına geçildi. Bu da olumlu sonuçlar sağlamadı. Eğer bir kişi 50 yıl kafeste kalırsa, çıktığında normal bir insan olmaz. Ne denirse densin, kesinlikle bu hayır getirmemiştir.

Bu kadar vizyon sahibi olduğunu bildiğimiz birinden bahsediyoruz. Peki Fatih, Osmanlı sistemine uyacak bir veraset sistemi koyamaz mıydı? Ya da Beyazıt’ı ya da Cem’i kendi sağlığında veliyaht olarak göstererek iç savaşı engelleyemez miydi?
Türkler’in huyu bu, göçebelikten kaynaklanıyor. Kimse kaderine razı olmuyor. Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Orhan Bey’le Allaaddin Bey çok iyi geçinmişlerdir diye anlatılır ama arkası niye gelmedi onalar hiç anlatılmaz.

Biraz da ölümüne de gelmek istiyorum. Fatih’in hayattayken özellikle Venedikliler tarafından bir çok suikast teşebbüsüne uğradığı ve en sonunda Venedikliler’in bunu başardığı söyleniyor?
Bu doğru. Ölüm sebebinin zehirlenme olduğu kuvvetle muhtemel ama naaşı bozulduğu için bu kanıtlanamıyor. Eski dönemde zehirlemeler genellikle arsenik ya da kurşunla olurdu. Özellikle kurşun zehirlenmelerinin etkileri yıllar sonra ortaya çıkar. Kaldı ki, Fatih öldüğü zaman yeni sefere çıkmıştı. Ağır hasta olan birinin sefere çıkmasını beklemek çok da inandırıcı olmaz.

SON SEFERİ NEREYEYDİ?
Bu sefer nereye düzenleniyordu?
Bunu kesin olarak bilemiyoruz ama daha önce alamadığı Rodos’a düzenlendiğini tahmin ediyorum.

Son olarak fatih sonrasına gelmek istiyorum. Ardılları onun vizyonunu ne derece gerçekleştirebildiler?
Epeyce yerine getirdiler bence. Fatih, Belgrad’ın önünden döndü. Kanuni Sultan Süleyman dönemine gelindiğinde Viyana önlerine kadar gelinmişti. Kanuni’nin torunları zamanında da İran’a karşı üstünlük sağlanmıştı. Aşağı yukarı Fatih’ten 100 yıl sonraki Osmanlı, onun vizyonuna çok yaklaşmıştı.

Ama o kocaman yapıyı ayakta ayakta tutacak, homojen yapı kurulamadı. Fatih’in asıl vizyonu buydu. Fatih, kültür olarak homojenleştirmeyi mutlaka başaracaktı. Bu olsaydı imparatorlukta ‘öteki’ diye bir kavram olmayacaktı.

Ölümünd Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları.
Ölümünd Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları.

SAKAOĞLU: UYGARLIK KURUCUSUYDU
Fatih Sultan Mehmet’i bir de,Osmanlı İmparatorluğu hakkında yazıları NTV Tarih dergisinde de yayınlanan Prof. Dr. Necdet Sakaoğlu’ndan dinledik;

Fatih’in Türk ve dünya tarihi için önemi nedir?
Fatih’in diğer Osmanlı padişahlarından çok yönlü farklılıkları vardı. Arapça ve Farsça’yı bilen padişahlar da vardı ama Grekçe ve Latince gibi Batı dillerini de bilen tek padişah oydu diyebiliriz. Sadece dil bilmek değil, o dillerde yazılmış tarih, felsefe ve din kitaplarına ilgi duyan, onları inceleyen ya da inceleyenlerden öğrenen, soran, sorgulayan, başka dinlerin ilahiyatçıları ile oturup konuşan ve tartışan bir 15’inci yüzyıl padişahıdır Fatih Sultan Mehmet.

Galiba bu ilgisi biraz da kendisini Roma İmparatoru olarak görmesiyle ilgili. Yani bu, bütün dinlere, bütün milletlere, topluluklara büyük bir imparator adaleti ile yaklaşmak istemesinden kaynaklanıyor. Yaptığı fetihleri, kişisel bir heves ya da meraktan çok, hükmettiği ülkelerde yaşayan insanlara kendisinden beklenen adaleti götürme konusundaki titizliği ile açıklayabiliriz.

Öyleyse Fatih’i, farklı toplulukların tek çatı altında yaşamasının temellerini atan ve böylelikle de Osmanlı’yı imparatorluk yapan kişi olarak görebilir miyiz?
Gayet tabii. Belki ondan sonra gelen padişahlar arasında da onunkine benzer anlayışa sahip olanlar vardı ama Fatih’in gerek kendisine atfedilen kanunnamesi ile gerekse de devlet düzenine getirdiği temel kurallarla, ardıllarına çok önemli bir yol açtığını belirtmemiz gerekiyor. Bu nedenle onu diğer Osmanlı padişahlarından farklı bir yere koyuyoruz.

'KARDEŞ KATLİ SANILDIĞI KADAR UZUN SÜRE UYGULANMADI'
Az önce sözünü ettiğiniz kanunnamesinde en tartışmalı nokta kardeş katliydi. Bazı tarihçiler Osmanlı’nın bu kadar uzun süre ayakta kalabilmesini buna bağlıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
600 yıllık süreci sadece şehzadelerin idamını bağlamamız mümkün değil. Öncelikle Fatih kanunlarını hayata geçirmeden önce Osmanlı’nın 150 yıllık bir geçmişi var. Bu süre içinde de padişahların devlet düzeni için kardeşlerini hatta kendi oğullarını öldürtmelerine rastlıyoruz. Bu devletin kuruluşundan beri, parçalanmayı önleyici bir önlem. İyidir, kötüdür, vicdani bakışla bizi bugün rahatsız edebilir ama o günün koşullarında zorunlu görülmüş olabilir, biz de öyle bakmalıyız

Fatih’ten sonra ise kardeşlerin öldürülmesi uygulaması, sanıldığı gibi uzun devam etmedi. Fatih’ten, I. Ahmet’in saltanatına kadar geçerli bir kuraldı bu. IV. Murat’ın kardeşlerini öldürtmesi ya da II. Mahmut’un ağabeyini öldürtmesi gibi istisnalar olmakla birlikte, 1600’lü yılların başından 1900’lere kadar artık devletin bütünlüğünü sağlamak için şehzadelerin öldürülmesi uygulaması yoktur. Yani imparatorluğun 600 yaşaması şehzadelerin öldürülmesi ile açıklanacak bir şey değildir.

Ayrıca kardeş katli, sanıldığı gibi çok sık başvurulan bir yöntem değildi. Fatih’in kendisi tahta geçtiğinde, Zağanos Paşa’ya o sırada küçük bir çocuk olan kendi kardeşini boğdurttuğunu biliyoruz. Cem Sultan ise, II. Beyazıt’ın hayattaki tek kardeşiydi. Cem Sultan da saltanat mücadelesi açtı, aralarında savaşlar oldu, Cem de sonunda Avrupa’ya sığınmak zorunda kaldı. Yani II. Beyazıt’ın kardeşini öldürtmek gibi bir şeyi yok. Ama oğlu Yavuz’un tahta geçtikten sonra kardeşleri olan Ahmet ve Korkut’u boğdurtması var.

Kanuni’nin ise kardeşi yoktu. II. Selim tahta geçinceye kadar da, babasının sağlığında kardeşleri tasfiye edilmişti. Bu nedenle II. Selim de kardeşsiz tahta geçmiş.

Şehzadelerin katli meselesini en yoğun biçimde uygulayan III. Murat ve oğlu III. Mehmet’tir. Bunların dönemlerinde de şehzadelerin sancağa çıkmaları uygulaması olmadığı için, tahta çıktıklarında kardeşleri İstanbul’daydı.

Bütün bunlara baktığımızda kardeş katli meselesinin hanedana yönelik bir tür suçlama oluduğunu görüyoruz ama bu kısa bir dönemde yapılan bir uygulamaydı.

Peki imparatoluk fikrine bu kadar bağlı olan bir padişahın, farklı uygulamalarla tahta varis göstermesi beklenmez miydi?
Belki tahtın büyük şehzadeye bırakılması uygulanabilirdi. Ama onun da kendine has tehlikeleri var. Örneğin büyük şehzade devleti idare edemeyecek durumda ama küçük olan daha yetkin olabilir.

Bir de şu var; Cem Sultan, babasının padişahlığında, II. Beyazıt ise babasının şehzadeliği sırasında doğmuştur. O zamana kadar genellikle tahta geçen padişahlar, babalarının padişahlığının ilk yıllarında doğmuş olanlardı. Yani padişah çocuğu olarak doğmuşlardı. Eski Türk hanedanlıklarında, küçük şehzadelerin tahta geçtiği az rastlanır bir durum değildi.

İstanbul'un alınmasında en bilinen sahnelerden biri, gemiler karadan yürütülüyor.
İstanbul'un alınmasında en bilinen sahnelerden biri, gemiler karadan yürütülüyor.

ROMA BARIŞI GİBİ...
İtalya’ya sefer açmış tek padişahtı. Pek çok kaynakta da Fatih’in politikalarını Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak uyguladığına değiniliyor. Bu iki konu arasında bir bağlantı kurulabilir mi?
Gayet tabii. Roma İmparatorluğu’nun Akdeniz havzasındaki yayılım alanlarını düşünerek, aynı zamanda büyük bir uygarlık olan Roma İmparatorluğu’nu bir Türk hanedanının iktidarı altında yeniden kurmayı düşünüyordu. Buradaki amacı ise sadece genişlemek değildi. Bu havzadaki, sönmüş olan uygarlığı canlandırmayı amaçlıyordu. Tarihi iyi bilen bir hükümdar olarak, yıkılmış ve farklı milletlerin kavga alanı haline gelmiş Akdeniz Havzası’nda, Roma zamanında yaşanan barışa benzer bir barış ve uygarlık gerçekleştirmek istiyordu. Fatih’i de bir anlamda da uygarlık kurucusu olarak düşünmek gerekiyor.

Sonraki padişahlar bu vizyona sahipler miydi?
Galiba Fatih’in vizyonunun terk edildiği olarak düşünmek gerekiyor. II. Beyazıt’ın zaten sefer yapmak gibi bir hayali yoktu. Yavuz Sultan Selim hiç batıya sefer yapmadı. Sadece Kanuni Sultan Süleyman’ı Fatih’in izinden giden bir padişah olarak gösterebiliriz.