Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, iki hafta önce haber verdiği basın toplantısını düzenledi. Orgeneral Başbuğ, gazetecilerin sorularını yanıtladı, bazı konuları "Siz sormadınız, ama ben söyleyeyim" diyerek kendisi açıkladı. En çarpıcı açıklamaları, Ergenekon soruşturmasıyla ilgiliydi.

Peki gazeteciler ne düşünüyor. 4 önemli gazetenin Ankara temsilcisi, basın toplantısı sonrası haberlerini; manşetlerini Canlı Gaste’de açıkladı. Milliyet, Sabah, Hürriyet ve Yeni Şafak’ın ‘Başbuğ yorumu’ şöyle:

Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila
Genelkurmay Başkanı'nı ben Ergenekon mevzusunda mesafeli gördüm. Mesafeli hatta ciddi kuşkular taşıyan ifadelerde bulundu. Bir kere Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlüklerin ve o günlüklerde yer alan Ayışığı, Sarıkız, Eldiven gibi kodlarla kamuoyunun bildiği darbe planlarının ve onlara ilişkin bilgi ve belgelerin genelkurmayda olmadığını söyledi. Bunu sayın Büyükanıt da söylemişti. Dolayısıyla Genelkurmay'ın bu iddialarla bağını kesmiş oldu; Büyükanıt gibi. Genelkurmay, bu durumda mahkemenin sonucunu bekleyecek gibi gözüküyor. Genelkurmay'a mahkemenin bir başvuruda bulunmadığını öğrendik, yani 'sizde böyle bir belge var mı, yok mu?' diye Genelkurmay'a bir yazı yazılmadığı, bir talepte bulunulmadığını öğrendik.

İkinci olarak, bu soruşturmanın başlangıcı gibi gözüken MİT'in hazırladığı, Genelkurmay Başkanlığı'na ve Başbakan'a sunduğu bir belge var biliyorsunuz. Bu MİT belgesinin 2003 yılında Genelkurmay Başkanlığı'na sunulduğunu MİT Müsteşarı açıklamış oldu. O zaman Genelkurmay Başkanı sayın Hilmi Özkök’tü ama MİT belgesiyle ilgili de bir belge Genelkurmay'da yok bilgisi geldi. Demek ki o belge de ya bizim izleyemeyeceğimiz bir şekilde bir servise konuldu veya ciddiye alınmadı, kayda geçirilmedi. Bu belge Genelkurmay'da var.

Böyle bir şeyin olmaması gerekir. Yani Genelkurmay'da onun bir işlem görmüş olması lazım ama sayın Hilmi Özkök bu konuda açıklayıcı bir bilgi vermedi. Sayın Büyükanıt da 'böyle bir bilgi yok' dedi. Dolayısıyla Genelkurmay Başkanlığı bu iddialar, soruşturma ve darbe hazırlığını gösteren belgelerle irtibatını kesmiş gözüküyor, 'bizde böyle bir belge yok' yani 'kurumsal olarak böyle bir işlem yok, böyle bir belge yok' diyor. O halde iddialar ya iddia altında bulunan, zan altında bulunan, zanlı konumunda olan komutanların kişisel faaliyetleri gibi gözükecek veya başkalarının hazırladığı belgeler gibi gözükecek Genelkurmay açısından. Onu mahkeme sonucunda öğreneceğiz.

Genelkurmay Başkanı'nın mesajı bence doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine dönük bir mesajdı. Şu anda subay olan, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olan personeline çok sert bir şekilde 'aman ola demokrasi dışı bir faaliyete yönelmeyin, hatta aklınızdan bile geçirmeyin' dedi. 'Böyle bir faaliyete girdiğinizi tespit edersek bunun cezası olur, buna izin vermeyiz' dedi. Demek ki bundan sonrası için darbe planı veya darbe olmasa bile demokrasiye herhangi bir yolla müdahale etmeye yönelen Türk Silahlı Kuvvetleri personeli İlker Başbuğ’un komutanlığı döneminde affedilmeyecek demektir. Bu içeriye dönük bir mesajdı.

Dışarıya dönük mesaj da şuydu; Tartışmakta olduğumuz Ergenekon davası vesilesiyle, kamuoyunda 'silahlı kuvvetler demek ki darbe hazırlıkları yapıyormuş, yapabiliyormuş, yapabilir veya bu tür silahlar da işte orduya ait gözüküyor' noktasında hareket ederek bir algı oluştuysa, bu algıyı dağıtmak istedi. Hükümet, parlamento, kamuoyu, dünya kamuoyu nezdinde bu algıyı değiştirmek istedi ki, 'Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbe yapma gibi bir niyeti yoktur, bu niyetle olan kişi bizim içimizde barınamaz ve böyle bir beklenti olmasın. Biz demokratik rejime sonuna kadar sıkı sıkı bağlıyız' mesajı verdi. Dolayısıyla bu darbe kuşkusunu da sayın Başbuğ dağıtmış oldu. Bir özelliğini bugün bir daha gözledim; 'Sayın Başbuğ, kişilik olarak söylediği sözün çok iyi anlaşılmasını istiyor. Yani yanlış anlaşılmaktan endişe ediyor.

Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu
Genelkurmay başkanlığı kişiye bağlı bir makam gibi Türkiye'de. Ankara’da çok uzun çok uzun görev yapmadım. Ancak 3 sene oldu. 3 Genelkurmay Başkanı gördüm ve üçü de birbirinden farklıydı. Hilmi Özkök’le, Yaşar Büyükanıt, Yaşar Büyükanıt’la İlker Başbuğ arasında üslup farkı büyük. Yaşar Paşa çok daha sosyal bir insandı, ayaküstü konuşmayı çok severdi. İlker Başbuğ biriktirip konuşuyor. Öyle olunca da birden fazla mesaj birbirini ezmeye başlıyor.

İletişim açısından baktığımda; ben gazeteye geçeceğim haber açısından başlık bulmakta zorlandım. Başbuğ’un hiç beklemediği bir başlık ama kamuoyunu en fazla ilgilendiren; 'bedelli askerlik olmaz, askerlik de tek tip sisteme geçiliyor' olabilir. Başbuğ hangi mesajları vermek istiyor diye düşündüğümde ve iletebildi mi? diye sorduğumda, şüpheliyim.

Ama Ergenekon konusunda bir takım soru işaretlerini bizlerle paylaştı, birinci unsur bu. İkincisi de, kamuoyunda yükselen ve haklı olan bir talebi karşıladı. Vatandaşın parasıyla satın alınan, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne emanet edilen bir takım cephanenin nasıl bu kadar ulu orta işportaya düşmüş olduğunu, hatta bir televizyoncunun tabiriyle 'topraktan fışkırdığını' izah etmek zorunda kaldı.

Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu
Neden böyle bir açıklama yaptı ve neden bu kadar bekledi; tam stres boşalması vardı.

Emekli komutanların durumu, GATA’ya sevkleriyle ilgili spekülasyonlar ve o konuda devam eden inceleme, soruşturmanın hem dışsal, hem içsel sonuçlarını bekleme gereği... Aynı zamanda kamuoyunun üst düzeyde merak ettiği silah ve mühimmatlar... Türkiye'nin her yeri cephanelik ve kaos yaratabilecek bir durum... Darbeye zemin hazırlayabilecek bir yaygınlıkta ve gerçekten dehşet uyandırabilecek ölçekte...

Bu iki konuda mesafe alınmış olması, özellikle silah ve mühimmatlar konusunda, Genelkurmay Başkanı'nın ifadesiyle 'askeri sicilinin temiz olması' temiz kağıdının kamuoyuyla paylaşılması zamanlamayı beraberinde getirdi.

Sayın Genelkurmay Başkanı, olayın karmaşıklığına vurgu yaptığını ifade etse de özellikle silah ve mühimmat ayrımını yaparken 45 silahı söyledi. 'Ki silah uzun dönemli kullanılan bir askeri araç' ve orada tanımlanmaya çalışıldı. Silah ile mühimmatı ayırıp 45 silahın Türk Silahlı Kuvvetleri envanteriyle bağlantılı olmadığını söylediğinde hayli rahatlamış görünüyordu.

Mühimmat tarafına gelince, orada çok yönlü bir değerlendirme yaptı. Birincisi Makine Kimya Endüstrisi'nin ürettiği mühimmatların sadece Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunmadığını söyledi. Bir karmaşıklık vurgusu içinde olsa da, Emniyet Genel Müdürlüğü envanterinde de bulunabileceğini hatırlattı. Bir adres gösterme kaygısıyla hareket etmemiş olsa da, yine de böyle düşünmeyi gerektiren, bizi o adreste de araştırmaya yapmaya zorlayan bir tarzı olduğunu hissettim.

İkinci nokta; Irak’ın kuzeyinden çok kolaylıkla 4-5 yıl öncesinde bu mühimmatların getirilebileceğini ifade etti. Türk Silahlı Kuvvetleri ile bağlantısını çok ama çok sınırlı ölçekte kurdu. İç güvenlik harekatlarında sarf malzemesi olarak mühimmatların kullanılıp bir şekilde sarf belgesine bağlanabildiğini ama tek tek bunların sahada kovan bazında saymanın mümkün olmadığını ifade ederken, 'biz kendi içimizde sadece ilgili komutanın değil bir üst komutanın da imzasını arayan bir çifte kontrol sistemi geliştirdik' vurgusu yaptı.

Bir kritik nokta da, mühimmatların takibini sağlayabilecek gizli, silinemeyecek stok numaralarının bulunabildiğini, bir tür mühimmat kimlik numarası sistemine geçildiğini ifade etti. 'Biz kendi iç tedbirimizi de aldık' dedi.

TSK'nın hiçbir mensubunun, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve meclisini ortadan kaldırmaya dönük bir girişimde bulunamayacağını, demokrasiye bağlılığı ifade etti. Dolayısıyla bir tür 'temiz kağıdını' Türk Silahlı Kuvvetleri adına kamuoyuyla paylaşıldı. Bence bu iki konuya endekskli bir konuşma oldu.

Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi
Burada büyük bir fotoğraf var ve o büyük fotoğrafı Genelkurmay Başkanı soru cevap bölümüne girilmeden kendisi verdi. Belli ki böyle bir mesaj verme ihtiyacı duyuyordu. Birisi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin demokrasiye, demokratik rejime bağlılığını bir kaç kez vurguladı. Basın toplantısının başında vurguladığı, basın toplantısı bitti, bizler eşyalarımızı topladık, kalkarken tekrar onu vurgulama gereği duydu. Bu mesaj hem içeriği, hem Ergenekon nedeniyle dış dünyada Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili oluşan soru işaretlerine yönelik bir cevaptı ama bir anlamda Fikret Bila’nın çok isabetli bir şekilde belirttiği gibi, içeriye yönelik bir mesajdı.

Darbe konusunda ise, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı olarak orada çok önemli bir sözü vardı, 'demokratik rejime bağdaşmayan işler yapanlar demokratik rejime aykırı faaliyette bulunanlar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde barınamazlar' dedi. Genelkurmay Başkanı'nın çok sevdiği bir tabir var 'altını çiziyorum' dedi; önemsediği konuların... O açıdan bence bu demokrasi adına bir kazançtır, ancak burada çok önemli bir nokta vardı. Türkiye'nin bir süredir tartıştığı; ki Ergenekon denilmesinden de kendisi rahatsız oluyor. Bu süreç içerisinde bir takım illegal faaliyetlere girmiş, cuntalar oluşturmuş, devletin yeniden yapılanması için darbe planları içerisine girmiş kişilerle Türk Silahlı Kuvvetleri arasına kesin bir mesafe koydu. Bu mesafe konulması iyi ama bu olayın aydınlığa kavuşturulması açısından da çok da faydalı bir şey değil. Yani Genelkurmay Başkanının mesafe koymasıyla birlikte bu sorun çözülmüyor. Keşke çözülebilecek çapta bir sorunla karşı karşıya olsaydık.