Gazetecinin 'fabrika ayarları'

Gücünün ve sorumluluğunun idrakinde olmayan bir gazeteci çok kolaylıkla bir insanın itibarına leke sürebilir, hele ki internet çağında. Geçelim ‘hak haberciliğini’, gazeteciliğin geçen yüzyıllarda yazılmış temel kurallarına bile uymuyoruz.

28.03.2011 - 22:10

Gazetecinin 'fabrika ayarları'

Okumakta olduğunuz yazı, önce eleştiri konusu edip akabinde bir takım genel çıkarsamalara varacağım yalan bir haber üzerine. Söz konusu gerçek dışı habere hedef olan kişi arkadaşım olduğu için ilk bakışta şahsi bir mesele üzerine yazmışım gibi bir görüntü verebilirim.

Ama sizi temin ederim ki varmak istediğim nokta, herhangi bir insanın herhangi bir olaydan ötürü haksız yere maruz kalabileceği ‘karakter suikastı’ üzerinden Türkiye medyasına yönelik bir eleştiri eskizi çizmek. Tabii ben de bir medya mensubu olduğum için yazacaklarımın özeleştiri boyutu da var.

Dün Galatasaray Spor Kulübü’nün Olağan Mali Genel Kurulu toplandı. Genel Kurul üyesi olarak oradaydım. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Dr. Mehmet Karlı da oradaydı. Kendisi bir de konuşma yaptı. Çok sert ve güçlü bir konuşmaydı (her iki sıfatı da nötr bir bağlamda kullanıyorum, yani nesnel açıdan sert ve güçlüydü. Bunu teslim edip yine de konuşmasının içeriğine katılmayabilirsiniz).

20 yıllık arkadaşım olan Mehmet’in konuşması salonda en çok alkışlanan, en çok yankı bulan konuşma oldu. Adnan Polat yönetimini şiddetle eleştirdi Mehmet, belagat açısından da çok çarpıcıydı sözleri (tekrar ediyorum, bu değerlendirmelerim içerikten bağımsızdır). Kongreye iz bıraktı, belki biraz da etkiledi kongreyi. Ama bu bir varsayım elbette. Delegelerin kafalarının içini bilemeyiz.

Gelgelelim bu sabah Akşam gazetesinin spor sayfasını açtığımda gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. İri puntolarla şöyle bir başlık: “Küfreden Mehmet Karlı”. Başkan Adnan Polat kongrenin başlangıcındaki konuşmasında kendisine internette küfreden birinden bahsetmiş, sonra da bu kişinin salonda olduğunu belirterek “erkekse çıksın karşıma” demişti. “O kişinin ismine Akşam ulaştı” vinyetiyle çıkan haberde şu cümleler yer aldı:

“Adnan Polat’ın suçlamaları üzerine herkes birbirine bakmaya başladı. Bu sırada Sicil Kurulu Üyesi Ekmel Ünlüsan, bir kağıda “Küfreden Mehmet Karlı” diye yazıp yanında oturan diğer üyeye gösterdi”.

İnsanlar genelde çocukluk arkadaşlarını iyi tanırlar, neyi yapıp neyi yapmayacaklarını, yani siyah ve beyaz bölgelerini bilirler. Gri bölgelerini de bilirler. İnternette bir forum yahut mail grubunda Galatasaray Başkanı’na sövmek Mehmet’in simsiyah bölgesindedir. Kendisine telefon açtım.

Haber tabii ki baştan sona gerçek dışıymış. Bir kağıda “küfreden Mehmet Karlı” yazdığı öne sürülen Ekmel Ünlüsan, Mehmet haber üzerine kendisini arayınca, “öyle bir kağıt yok, hem ben zaten seni tanımam, ayrıca konuşmanı beğendim” demiş. Mehmet bunun üzerine haberde imzası bulunan Bahadır Çokişler’i aramış. Çokişler özetle “Abi kusura bakma bir yanlışlık olmuş, ben o haberi aldığım duyuma istinaden yazdım” demiş.

“6 AY SONRA GOOGLE’DAN ARATTIKLARINDA…”
Şimdi sorun çözüldü gibi. Akşam gazetesi o haberi internet sitesinden kaldırdı, Mehmet’in o haber hakkındaki açıklaması internete düştü vs… İyi ama Mehmet açısından mesele kapandı mı gerçekten? Belki mahkemeye gider belki gitmez, ondan söz etmiyorum. “Ben bu çamuru büyük oranda temizlesem de izi tamamen geçmeyecek siber uzayda” diyor:

“Düşünsene, 3 ay, 6 ay veya 1 yıl sonra biri benim ismimi Google’dan arattığında karşısına bu çıkacak. Çünkü bu tür şeyler internette hemen yayılıyor. Şimdiden pek çok başka sitede Akşam’ın haberi yer almış durumda. Aradan zaman da geçtikten sonra, olayın ayrıntılarına vakıf olmayan birinin bu şeyleri okuyunca benim hakkımda ne söyleyeceği üç aşağı beş yukarı belli: Bu da böyle küfürbaz, holigan bir adammış…”

Haber gazetede çıkınca vatandaşın biri yememiş içmemiş, Mehmet’in de mensubu bulunduğu Galatasaray Üniversitesi’ndeki bütün öğretim üyelerine “bakın sizde nasıl bir adam çalışıyor” diye mail atmış. Mehmet de mecburen aynı öğretim üyelerine işin aslını açıklayan bir mail yazmak zorunda kalmış. Bu, yapmak zorunda kaldığı/kalacağı yegâne “lüzumsuz ama lüzumlu” iş değildir muhtemelen…

Beyana inanmak durumunda olduğumuza göre, haberi yazan muhabirin bir şahıstan duyum aldığı açıklamasını kabul etmemiz gerekiyor. Ve biliyorsunuz evrensel gazetecilik kurallarına göre hiçbir gazeteci haber kaynağını açıklamaya zorlanamaz. Şu anda görünen manzara o ki, Mehmet’i itibarsızlaştırmak isteyen birisi veya birileri Mehmet hakkında düpedüz uydurma bir “bilgi”yi medyaya servis etmiş.

ÇAMURUN BİR KISMI HEP KALIYOR
İyi ama biz gazeteciler yaptığımız işin öneminin, mahiyetinin ve bu işi icra ederkenki kimi özensizliklerimizin nerelere varabileceğinin gerçekten farkında mıyız? Eskiden bazı şeyler daha kolaydı, size atılan çamuru duruma göre daha kolay temizleyebiliyordunuz. İnternette ise hiçbir şey kaybolmuyor. İtibarsızlaştırıcı bir çamurun yüzde 90’ını temizleseniz bile yüzde 10’u “orda” duruyor.

Enformasyon bombardımanı ve kirliliği çağında belki de “fabrika ayarlarımızın” önemi daha da artıyor. Bir haberi yazarken mevzubahis iddiayı yahut bilgiyi en az 2 kaynaktan doğrulatmak, mümkünse uzman (bilirkişi) görüşüne başvurmak gibi. Yoksa maazallah bir televizyon kanalına helikopter bile düşürtebiliyorsunuz.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...