Sarıkeçililer'in Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran 'Biz Yörükler, ateş yakamayan gençlere güven olmaz deriz. Gelin ateşi birlikte yakalım, yüzyıllardır süren bu göç yüzyıllar boyu sürsün' diyerek, 25-26 Eylül’de 5. Göç Yürüyüşü Şenliği'ne davet ediyor.

Sarıkeçililer'in yüzyıllardır sürdürdüğü yaşam tarzına ve geleneklerine iki günlüğüne de şahit olmak ve Pervin Çoban'ın deyişiyle 'Var olanı bozulmadan ileriye taşıyabilmek' için yanlarında yer almak mümkün.

Pervin Çoban'ın kaleminden göçün hikayesi ise şöyle;
Anadolu Türk kültür kökenlerine, Yörük kültürüne, gelenek- göreneklerine, doğaya, çevreye ilgi saygı, sevgi duyan tüm insanlara çağrımızdır.
Biz Yörükler; Orta Asya bozkırlarından sökün edip, Anadolu’nun koynuna sığınalı, resmi tarihe göre bin yıl, bazı araştırmacılara göre daha uzun zaman oluyor. Öz yurdumuz dediğimiz Anadolu’ya; yayladan – sahile, sahilden-yaylaya bulutlar gibi akan koyun, keçi sürülerimizle, öğrek öğrek atlarımızla, develerimiz sığırlarımızla, kah; kale kale, burç burç, kah sevgi sevgi, nakış nakış bilişip söyleşerek Türkiye yaptık. Bizden evvel bu topraklarda yaşayan, tüm adet örf geleneklerle kardeş, tüm inançlarla da, engin hoşgörülü inançlarımız sayesinde yurttaş olduk…
Zaten çoban ve göçebe kültürümüzü Anadolu’nun çoban ve göçebe kültürü içinde yoğururken, Anadolu’da yaygın yetişen kıl keçiler de zamanla sürülerimizin ve hayatlarımızın süsü oldular… Çok zaman kıl keçi koyunun yerini alıp, aştı… Koyun sürülerinin yanı sıra, Anadolu’nun iklim ve toprak yapısına en uygun hayvanlar olan kıl keçiler de artık Anadolu’da, gelip geçen tüm yönetimlerin ekonomilerinin temelinde yer aldı.
Göç yollarımız üzerindeki her inancı geleneği töreyi… İyi güzel ne bildikse, aldık bir sonraki konalgada yaşayanlara anlattık, tanıttık. Ülkemiz dev bir gövdeydi. Biz onun damarlarında akan kan idik. Ülkemizin organları olan yerleşimler arasında kültür gelenek, gelişim, dönüşüm ne varsa bir sonraki yerleşime taşıdık. Her ağaçtan, taştan, kurttan kuştan öğrendik. Öğrendiklerimizi bölüştük.....

......Çünkü göçmek kendimiz olmaktı. Göçmek özgür olmaktı.
Ormanların arasında, sel gibi akan bir başka ormandık. Biz çoktuk. Orman da çoktu. İnsanların, uygarlıkların arasında, töre ırmağıydık. Kaynaktan, denize varıncaya kadar, nasıl zenginleşerek akarsa ırmaklar. Nasıl dokunup geçtiği her milimetrenin, yüzünün aynasına düşen her güzelliğin, sesini, tadını kokusunu nasıl özümseyip akarsa sular öyle akıp geldik. Öyle akıp geldik tarih dediğimiz vadinin içinden salına salına…
Biz çoktuk, kültürümüz baskındı, insanlarımız boyun eğmeyi bilmezdi. Hırsızlık, rüşvet, irtikap, yalan, dolan azdı. Biz azaldıkça onlar çoğaldı. Bir tek ormanlar bizimle birlikte azaldı.
Tarihin bu akışı içinde, neredeyse tüm Yörük obaları yerleşik ya da, yarı yerleşik hayata geçti. Bir grup Sarıkeçili Yörüğü kaldı, son göçen Yörükler olarak.
Tarihin ve uygarlığın akışına karşı direnmeyi aklımıza bile getirmedik. Zaten böyle bir şey aptallık olurdu. O nedenle geleneğimizi bozmadan, uygarlığın tüm kazanımlarından yararlanarak, geleceğimizi planlayabilmek istiyoruz. Ama sürdürmeye çalıştığımız hayat ve hayatımızı sündürmemizin en birincil kaynağı kıl keçilerimiz üstündeki baskıların kaldırılmasını, gelecekle ilgili düşünebileceğimiz her şeyi bilinmezlikle karartan uygulamaların bitmesini istiyoruz.

Gezici hayvan tarımına karşı güçlenen, yerleşik hayvancılık ve toprak tarımı daha da azalttı bizi.
‘Bizler biz olmaktan yıldık,’ diyerek yerleşik tarımı seçmek isteyen, komşularımız akrabalarımız da var. Ezelden gelen göçme haklarının korunması, bir secenek olarak sunulduğunda; neredeyse assimile olmayı sindirmiş olan bu insanlarımızın haklarının kurtulması olacaktır.
Şu zamana baktığımızda, görüyoruz ki, köylerin kentlerin kenarında yerleşip, toprak tarımına tutunmaya çalışan insanlarımız, yanlış tarım ve hayvancılık politikalarıyla yok olmak üzereler. Yani yerleşikliğe geçtikten sonra, bizim yapabileceğimiz tarımın sonu karartılmakta… Bu bakışla, yerleşikliğimizin bir sonraki aşaması açlık, muhtaçlık olmaya mahkum. Yani bu dönüştürülmeye razı olanlar, açlığa da hazır olmak zorundalar.
Baskı ve telkinlerin etkisiyle, yerleşmek isteyenler olacaktır. Onlar için de, ailelerindeki gençlerin meslek, çocuklarının da eğitim-öğretim altyapıları hazırlanmadan, birer ikişer yerleşmeye zorlanmasını, avlanılmakla eş değer görüyoruz.
Aramızda göçmeye devam ederek, tarihten bugüne taşıdığı insan özgürlüğü tutkusunun, kendisi olarak yaşamını sürdürme hakkının, gelenek ve göreneklerinin bayrağını yayla-sahil taşımak isteyen akrabalarımızın, bu taleplerinin bir insani hak olarak, değerlendirilmesini istiyoruz. Kırıcı, dönüştürücü ve baskıcı uygulamalarla yok edilmemizin önüne geçilmesini istiyoruz.
Bilimsel dayanağı tartışılır bir iddia ile, keçilerimizin ormanları yok ettiği bahanesiyle, yok edilmek isteniyoruz. Bizler, keçinin, boyunun yetiştiği yükseklikteki dalların yapraklarını yediğini en iyi bilenleriz.
Dikim alanları ve fidanlık alanların nasıl korunacağını da biliyoruz. (Birilerinin keçilerimizi yok etmek için, dayanak göstermeye çalıştığı; kurulmuş, tasarlanmış, yabancı ülkelerin internet sitelerinde eğlencelik olarak dolaştırılan, “Deli keçi” resimlerinin; ülkemizle ve kıl keçilerimizle ilgisi olmadığını bu arada anımsatmak istiyoruz.).....

.....Tüm dünyanın, dağcılarını fotoğrafçılarını, doğa ve çevre dostlarını, Yörük Türkmen kültürüne ilgi ve sevgi duyan herkesi bekliyoruz. Yalnızlığımızda bizleri kardeş yürekleriyle saran üniversitelerimiz, başta Atlas dergisi ve okurları olmak üzere Doğa derneği, Buğday derneği, TEMA vakfı, Adana ve Mersin dağcıları sizlerin varlığı zenginliğimiz olacak. Destek ve katkıları gözlerimizi yaşartan Yörük Derneklerimiz, yüreklerimizde yeriniz hazır. Sinema sanatının bizim için gülen yüzü Yüksel Aksu, Mehmet Ali Alabora ve adını sayamadığımız diğer emekçileri, Moğollar müzik grubu, Genç senfonik müzik sanatçılarımız, kendi başlarına katılacak olanlar, sizler için gözlerimiz yolda… Tüm kültür, folklor, fotoğraf sevdalısı kardeşlerimiz, sözümüz size. Arkadaşınız, dostunuz, havasdaşınız olan, Dünya’nın diğer ülkelerinde yaşayan, Türk ya da, diğer uluslardan kardeşlerimizi de alın gelin. Bir gün komşumuz olun… Birlikte yürüyelim ki: BU GÖÇ DURMASIN, BU ORMANLAR YANMASIN”
Birlikte çadır kuralım (24/09/2010 Akşamı). Yıkalım çadırlarımızı birlikte. [(25/09/2010 Sabahı) (Küçük kıyamet derler eskiler göç başlangıcında çadırların yıkılışına ha’) bir gün birlikte sürelim davarlarımızı göçün önü sıra.
Bebeğiniz mi var?.. İlle de siz alın gelin bebelerinizi, oturtalım ala heybelerin içine, bir gün eşeklerin, atların sırtında seyretsinler dünyayı. Bir gün atların, eşeklerin sırtında göçsünler bir konalgadan, konsunlar bir konalgaya.
Dilerseniz kıl kara çadırlar kuralım sizlere. Dilerseniz, kamp çadırlarınızın, kara çadırlarımızın kardeş sıcaklığıyla nasıl huzur bulacağını görün.
Komşuluğumuzun akşamında, çıraların aydınlığında, genç ustalardan bir senfoni konseri dinleyelim… Dağlarda, bir tek iziniz kalmasın… Senfoni konserine heyecan ve coşkuyla eşlik edecek olan yüreklerinizin sesi de kalsın sevginizle beraber…
Sizleri iki günlük gerçek bir komşuluğa çağırıyoruz…
Düşündüğümüz olası tarih; 24-25-26 Eylül 2010 günleridir. Yer; iklim durumu değerlendirilerek düzenlenecek göç takvimine (Davarların, yaylım su ve ısı alışkanlıklarına) göre, Eylül ayının içinde bildirilecektir.
Evet, yok edilme kaygımızın sesimize yüklediği tüm gücümüzle bir çığlık daha savuracağız Dünya’nın yüzüne… Sesimize katacağınız seslerinizle, güç vermenizi ve tanıklık etmenizi diliyoruz…
Belki bu çağrımız, bizden duyduğunuz son çığlıktır. Yarın olmayabiliriz... Çünkü, tıpkı ormanlarımız gibi yok edilmek üzereyiz.
Bu okuntumuzun, sesimize güç katacak tüm dünyadaki kardeşlerimize ulaştırılmasını diliyoruz…

Pervin Çoban Savran
Sarkeçililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı