Seçimlere az bir süre kala Diyarbakır'da hem seçmenle hemde siyasilerle söyleşi yapan Can Dündar'ın 'Seçim öncesi Diyarbakır izlenimleri' başlıklı bügünkü yazısı:

Diyarbakır’da buluştuğum bağımsız aday Leyla Zana “Nefreti görmüş, öfkeli bir kuşak geliyor. Onlara ‘fırtına çocukları’ deniyor. Devlet elini çabuk tutup bugün bu sorunu bizimle çözmezse, arkamızdan gelenlerle barışması çok zor olacak. Bu fırsat kaçırılmamalı” diyor BDP’lilerin ortak kanısı şu: Asker, artık çözüm önünde bir engel değil. AKP açısından “Ben çözeceğim, ama devlet engelliyor” mazereti ortadan kalktı. Hatta Şerafettin Elçi daha fazlasını söylüyor: “Devlet içinde çözüme en açık yapı, Milli İstihbarat Teşkilatı” diyor.

Diyarbakır kitap fuarında imzadayım. Gelenlerin çoğu lise, üniversite öğrencisi gençler...

Kitaba sevdalı, bilinçli, pırıl pırıl yüzler...

İsimlerini soruyorum:

“Berfin, Tekoşin, Helin, Berivan, Nazdar, Siyabend, Hivda, Pelda, Ruken, Dengin, Dara...”

Yanlış yazmayayım diye, kimi nüfus kâğıdını koyuyor önüme, kimi heceliyor tane tane...

“Yeni isimler”le tanışma seansımız bu...

Daha önce de gelmiştik. Ama Kürt isimliler ya gelmiyordu, ya Türk ismi söylüyordu.

Onlar, “açılım çocukları...” İlk kez ismini yüksek sesle ve gururla yazdıran bir kuşağa mensuplar...

Ve Türkçe bir kitabın yazarının imza kuyruğundalar.

Fırtına çocukları geliyor

Madalyonun güzel yüzü bu...

Tersini ise Diyarbakır’da seçim kampanyasının bir boşluğunda pastanede buluştuğum bağımsız aday Leyla Zana hatırlatıyor:

“Babalarının korkularını taşımayan, Türklerle kavga ortamında büyümüş, nefreti görmüş, öfkeli bir kuşak geliyor. Onlara ‘fırtına çocukları’ deniyor. Devlet elini çabuk tutup bugün bu sorunu bizimle çözmezse arkamızdan gelenlerle barışması çok zor olacak. Bu fırsat kaçırılmamalı.”

İlginçtir; yine Diyarbakır’da görüştüğüm üst düzey bir Emniyet yetkilisi bu sözleri doğrular gibi konuşuyor:

“Tüm yaşananlara rağmen Kürtlerin çoğunluğu hâlâ bölünme fikrine uzak. Şimdi bölgede bir referandum yapılsa ‘Ayrılalım’ kararı çıkmaz; ama öyle bir noktadayız ki, iki yıl sonra çıkabilir.”

Güneydoğu’da yeni bir dönemin ve yeni bir anlayışın habercisi bu sözler... Dahası var:

Aynı yetkili, daha öncekilerin aksine, geçen haftaki kepenk kapatma eylemlerinin örgüt zorlamasıyla değil, gönüllü yapıldığı gözlemini aktarıyor. Bir özeleştiri de yapıyor:

“Hepimiz hatalar yaptık. Hem de vahim hatalar yaptık. Ama herkes yaptı. Bunun hesaplaşması çok zor. Dimağlarımızı temizlemeden bu işi halledemeyiz. Yeni bir başlangıç lazım. Bölgede her evde bir kayıp var. Ve her bir kayıp bir aileyi değil, herkesi etkiliyor. Daha nereye kadar?”

Sorun toplumsallaştı

Yine bir cenazeden geliyor Leyla Zana...

Ama şehir gergin değil; alışılmış adeta...

Belediye Başkanı Osman Baydemir, son cenazelerin, Diyarbakır’da 20 yıl önce Vedat Aydın’ın öldürülmesinden bu yana yaşanan en büyük olay olduğunu söylüyor.

“Son 20 yıl bir yana, geçen hafta bir yana” diyor.

Bu olayla bölgede yeni bir sayfanın açıldığına inanıyor.

O sayfayı daha iyi anlayabilmemiz için bir örnek vereceğim:

Diyarbakır’a gitmeden önceki gece evde oğluma Yılmaz Güney’in “Yol”unu seyrettirdim. Filmin bir sahnesinde askerler dağda öldürülmüş 5 “asi”nin cesedini bir römorkun arkasında getirir. Köy halkını meydana toplayıp “Tanıyor musunuz bunları” diye sorarlar. Kiminin oğlu, kardeşi, yakınıdır; ama hepsi başlarını önlerine eğip “Tanımıyoruz” derler.

30 sene önceki bu sahne, geçen hafta tam tersine döndü.

Irak sınırında 12 PKK’lının öldürülmesinden sonra sınırın Irak tarafında kalan 3 cenazeyi almak için onları tanıyan- tanımayan 300 kişi korku duvarını aştı; mayınlı sınırı geçti. Cenazeleri alıp Türkiye’ye getirdi.

Yani sorunla birlikte direniş de kitleselleşti, toplumsallaştı.

Acıyla olgunlaşmak

Baydemir, “Ben böylesine ölüm korkusunu yenmiş, hatta ölmek için yarışan bir kitle görmedim” diyor.

O gerginlikte büyük çatışma yaşanmadıysa bunda askerin sağduyulu tavrının da rolü var.

Olaylar sırasında askerden Baydemir’e yönelik en ufak bir nezaketsizlik hareketi gelmemiş.

Bu da bölge açısından bir yenilik... Başkan, askerin de artık çatışmaktan bıktığı görüşünde:

“Acılar hepimizi olgunlaştırdı” diyor.


Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Ölüm korkusunu yenmiş, hatta ölmek için yarışan böyle bir kitle görmedim” diyor.


Eski Bakan Şerafettin Elçi BDP’nin desteğiyle bağımsız aday oldu.

‘MİT çözüme en açık yapı’

BDP’lilerin ortak kanısı şu:

Asker, artık çözüm önünde bir engel değil.

Dolayısıyla AKP açısından “Ben çözeceğim, ama devlet engelliyor” mazereti ortadan kalktı.

Hatta Şerafettin Elçi daha fazlasını söylüyor:

“Devlet içinde çözüme en açık yapı, Milli İstihbarat Teşkilatı” diyor:

“Çünkü MİT, halkla iç içe; sorunun farkında... Kan dökmekle çözülmeyeceğini onlar da görüyor.”

Öcalan’ın son avukat görüşmesinde “Benimle görüşen heyet, iyi niyetli ve irade sahibi” dediğini hatırlayınca bu sözler daha da anlam kazanıyor.

Peki İmralı görüşmelerini sürdüren heyet “irade sahibi” ise Öcalan neden “Erdoğan’ın

Çillerleştiğini” söylüyor?

Başbakan’ın son dönemdeki milliyetçi söylemi, MHP’nin altını oymaya dönük bir seçim taktiği mi; yoksa gerçekten “Kürt sorunu”nu hallettiğine mi inanıyor?

Çözümden yanaysa, neden çözüme nispeten sıcak duran isimleri, mesela İhsan Arslan’ı, Abdurrahman Kurt’u, Dengir Mir Mehmet Fırat’ı liste dışı bıraktı?

“Çillerleşti”yse, 2009 seçimleri sonrasında gelen KCK operasyonu gibi bu seçimden sonra da yeni operasyonlarla en başa dönme tehlikesi var mı?

Galiba “Önümüzdeki süreç kanlı mı olacak, kansız mı” sorusunun yanıtı biraz da bunlara verilecek cevaplarda gizli...

‘Sorunu, yeni anayasa çözer’

Tüm karamsar beklentilere rağmen, bölgede devlete veya örgüte yakın duran insanlar, Erdoğan’ın milliyetçi söyleminin geçici olduğu konusunda hemfikir...

Başbakan’a çok yakın bir isim, “Seçim döneminde her şey söylenebilir. Ama açılım süreci bitmedi; ara verdi” dedi:

“Bölgedeki insan da artık çözüm talep ediyor; oğlu, kızı dağdan insin istiyor. Dağdakiler de inmek için bir işaret bekliyorlar.”

Peki ne olacak?

Öcalan, “15 Haziran’a kadar çözüm çıkmazsa isyan başlar” diyor. Ama son görüşmesinde bu sözlerine açıklık getiriyor:

“15 Haziran’da çözüm gelişir demiyorum. Burada önemli olan Başbakan’ın sorunu çözeceklerine dair bir açıklama yapmasıdır.”

İşte konuştuğum herkes, bu konuşmanın hemen seçim ertesinde yapılacağını söylüyor.

Bir nevi “2. balkon konuşması” bekleniyor.

Şerafettin Elçi’ye göre, “iş gelip anayasada düğümlenecek. Çözüm de anayasadan çıkacak. Erdoğan, İstanbul’a kanal açarak değil, Kürt sorununu çözerek tarihe geçebilir.”

Elçi, yeni anayasadan beklentisini 3 maddede özetliyor:

“Türklük vurgusu olmayan çoğulcu bir anayasa vaadi... Anadille ilgili tüm yasakların kaldırılması... Yerinden yönetime dayalı bir idari yapılanma...”

İlginçtir; Başbakan’ın yakın çevresi de benzer bir hazırlık işareti veriyor:

“Seçim sonrası statükocu, merkeziyetçi, ırkçı olmayan, yeni, sivil bir anayasa ile bütün sistemi tersine çevirmek lazım. Öyle olunca bugün en başta görünen şahinler en geri düşer. Ve çözümün yolu açılır.”

Ortak kanı: MHP‘siz çözüm zor

İlginç bir not daha:

Diyarbakır’da görüştüklerime “MHP’siz çözüm olur mu?” sorusunu sordum. Beni şaşırtan cevaplar aldım.

Konuştuğum BDP’lilerin çoğu MHP’nin Meclis’te olmasını daha doğru buluyor.

Süreci zorlaştırsa da parlamentodaki MHP’nin, “Çözüme sokakta muhalefet eden hırçın bir MHP’den daha iyi” olduğu konusunda hemfikirler.

Bahçeli’nin ülkücülere “silah yerine bilgisayar” telkin eden söylemini övüyorlar. O yüzden de parlamento dışında kalacak bir MHP’nin sorun olacağını görüyorlar.

Şerafettin Elçi ise tersini düşünüyor:

“MHP Meclis’te olmazsa daha iyi olur” görüşünde... “Demode olmuş fikirleriyle, çözüme kapalı bir partinin süreci zorlaştıracağına” inanıyor.

CHP konusunda ise iyimser:

“Kılıçdaroğlu zeki adam. Mesafe almayı biliyor, önemli işler başarıyor. Oyu yüzde 30’lara yaklaşırsa partiye hakim olan eski fikriyatı, çağdaş bir sosyal demokrat anlayışla değiştirebilir ve Kürt sorununun çözümüne katkı verebilir. Bu da Türkiye’nin yararına olur.”

12 değil 15 Haziran

Ülkenin kalan bölgeleri nefesini tutmuş, 12 Haziran gecesini bekleyedursun, Güneydoğu’da emniyetçisinden örgüt yöneticisine, partilisinden yetkilisine kadar herkes seçim sonrasına, 15 Haziran’a kilitlenmiş durumda...

Seçim gecesi Başbakan’ın vereceği yeni anayasa mesajı, belki de yeni bir dönemin işaret fişeği olacak ve yeni Meclis, Türkiye’nin en büyük sorununu çözme gündemiyle toplanacak.