Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı: Güvenli bölgeye 12 gözlem noktası kurulacak

Dolmabahçe'de yabancı medya temsilcileri ile bir araya gelen  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı ve ABD ile varılan anlaşmaya ilişkin bilgi verdi. Güvenli bölgeye 12 gözlem noktası kurulacağını söyleyen Erdoğan, mektup üzerinden ABD Başkanı Trump'a tepki gösterdi, "Vakti geldiğinde gereken yapılacak" dedi.

ntv.com.tr - Anadolu Ajansı 18.10.2019 - 14:45 | Son Güncelleme : 18.10.2019 - 19:10

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı: Güvenli bölgeye 12 gözlem noktası kurulacak
Erdoğan'ın gazetecilerle paylaştığı güvenli bölgedeki gözlem noktalarını gösteren harita. Erdoğan'ın gazetecilerle paylaştığı güvenli bölgedeki gözlem noktalarını gösteren harita.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde yabancı medya temsilcileriyle bir araya geldi.

Toplantının soru-cevap kısmında önemli açıklamalarda bulunan Erdoğan, "Güvenli bölgede 12 gözlem noktası kurmayı planlıyoruz" dedi.

ABD'nin yaptırımlarına ilişkin soru üzerine Erdoğan, "Size verdiğim notlarda 12. maddeye bakmanızda fayda var" diyerek, basın mensuplarına ilgili maddeyi hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yani Lindsey herhalde bir daha başını iki elinin arasına alacaktır. Lindsey, daha önce kalkıp YPG/PYD'yi terör örgütü olarak kabul eden bir insandı. Şimdi tam aksini savunmaya başladı. Onun için biz de onu dürüstlüğe davet ediyoruz" diyerek, şunları kaydetti:

"Şu anda Sayın Trump muhatabımdır. Sayın Trump'la da bu konuyla ilgili olarak gerekli görüşmelerimizi telefonda yaptığımız gibi, ikili de yapmak suretiyle Türkiye-Amerika ilişkilerinde yeni bir safhanın hızla gelişmesi temennimizdir. İnanıyorum ki bu da dostluğumuzun bir gereği olarak bu olaylar vesilesiyle hayata geçecektir. Bunu ben bir milat olarak görüyorum. Yeni bir başlangıç olarak görüyorum. Sayın Trump'ın da dün akşam ki güzel temennilerine ben de aynı şekilde mukabelede bulunuyorum. Japonların güzel bir sözü vardır, 'Düşmanınla bile iplikle de olsa bağını koparma.' diyor. 'Gün olur ki lazım olur.' Biz ise müttefikiz. Bu kadar önemli bağlarımız var. Dolayısıyla bu bağları sağlam tutmaya mecburuz. Şu andaki gelişmelerde de bunu görüyorum. Dün akşam ki toplantılarımız zaten gayet verimli, güzel geçti. Bundan sonraki şu 120 saati başarılı bir şekilde gerçekleştirip adımlarımızı atacağız."

Adana Mutabakatı'na ilişkin soruya Erdoğan, mutabakatın kendileri için çok önemli olduğunu belirterek, "98'den bu yana ayakta olan bir mutabakat. Dolayısıyla bu mutabakatımız terör örgütlerine karşıdır. O da PKK. Diğerleri onun nesidir? Yan kuruluşlarıdır ve buna da adımı atıldığı zamandan bu zamana pek ihtiyacımız olmadı ama işte şimdi ihtiyacımız oldu." diye konuştu.

Erdoğan, Esed rejimi terör örgütünü yok edemiyorsa, Adana Mutabakatı'nın kendilerine bu hakkı verdiğini anlatarak, "Bu konuda da Sayın Putin'in çok ciddi hassasiyetleri vardır" dedi.

"195 YAKALANAN DEAŞ'LI VAR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünkü anlaşmayı siz Türkiye için bir zafer, en azından bir kazanç olarak görüyor musunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Dünkü görüşmeler neticesinde gelinen noktayı, zafer veya mağlubiyet gibi değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Bunu özellikle bana göre, 'devletler arasında bir zafer' şeklinde değerlendirmek çok çok yanlış olur. Bunu ben teröre karşı bir zafer olarak görüyorum. Çünkü önceleri şu bekleniyordu, 'Terör örgütü ile Türkiye masaya oturur mu?' Hayır. Masaya oturmadık. Kiminle oturduk? Amerika ile. Kime karşı? Teröre karşı. Onun için bunu teröre karşı bir zafer olarak değerlendirebiliriz."

Bu süreçte Amerikalı askerlerin rolünün ne olacağının sorulması üzerine Erdoğan, bu konuda Amerikalı, Türk generallerin ve bu konuyla ilgili sivil ekiplerin sürekli bir araya geldiğini, bu süreçte de bir araya gelmek suretiyle nerede, neyin, nasıl yapılacağının yol haritasını beraber belirleyeceklerini dile getiren Erdoğan, adımların da ona göre atılacağını söyledi.

Erdoğan, DEAŞ'lıların hapishanelerden kaçması ya da serbest bırakılması yönündeki haberler hatırlatılarak, "DEAŞ ne kadar kuvvetli bir tehdit olarak devam ediyor sizce?" şeklindeki soruyu şöyle cevapladı:

"Bu konuda rivayet çok. Çünkü biliyorsunuz DEAŞ'lıların yerleştirildiği cezaevlerinin sayısı da çok. Ama bunlara cezaevi demek için de bin şahit lazım. Bazıları gerçekten cezaevi gibi, bazıları ise adeta açık hava cezaevi gibi, bazıları çadır kent gibi, böyle bir garip bir şey. Ama bunları PYD kaldıkları yerlerden serbest bırakmak suretiyle, yani maalesef DEAŞ üyesi veya aileleri olarak bunlar serbest bırakıldı ve bu sayının 750'ye yakın olduğu söyleniyor. Böyle bir durum söz konusu. Bunların içerisinde 195 de şu anda yakalanan var. Biz bunların içerisindeki Türkleri bir defa İçişleri Bakanlığımız ayıklamak suretiyle kendi cezaevlerimize alıp, orada yargılama süreçleri yapılacak. Bunun dışındakileri de kendi ülkeleriyle görüşmeleri yapıp ülkelerine gönderme çalışmaları olacak. Ondan sonra da kendi ülkeleri bu konudaki kararlarını versinler."

"TRUMP'IN BASKI ALTINDA OLDUĞUNU ANLIYORUM"

Bölgede güvenlik sorununun yanında azınlıklara yönelik yapılacak çalışmalarla ilgili ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşüp görüşmediğinin sorulması üzerine Erdoğan, Türkiye'deki ve dışarıdaki dini azınlıkların liderlerinden mektup istediklerini, onların da yanıt verdiğini söyledi.

Bu mektupların Trump'a hitap ettiğini dile getiren Erdoğan, yapılan anlaşmadaki dördüncü maddenin "Her iki ülke, insan hayatı, insan hakları ile dini ve etnik toplulukların korunmasına yönelik taahhütlerini yineler." maddesinin yer aldığını anımsattı.

Rusya'nın İdlib için 31 Ağustos'ta ilan edilen ateşkese uyduğunu belirten Erdoğan, şu anda hava saldırı gibi durumların olmadığını, bunun hassasiyetle bu şekilde gittiğini söyledi.

"Amerika ile ilişkilerinizde risk görüyor musunuz?" sorusuna Erdoğan, "Beyaz Saray'ın dışından herhangi bir risk olur mu olmaz mı onlar ayrı konu. Ben şu anda sadece Sayın Trump'la aramdaki ilişkiye bakıyorum. O ilişkiyi de şu anda iyi bir konumda görüyorum. Bir de Sayın Trump'ın baskı altında olduğunu anlıyorum. Bu baskılardan da kendisi nasıl kurtarabiliriz, buna da önem veriyorum" yanıtını verdi.

"12 GÖZLEM NOKTAMIZ VAR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gözlem noktalarının hatırlatılması üzerine, "Bunlar özellikle rejimin şu anda kendisi için belirlemiş olduğu gözlem noktalarıdır. Bizim ayrıca İdlib bölgesinin orada 12 gözlem noktamız var." dedi.

Suriye rejiminin Münbiç'te olduğunu anımsatan Erdoğan, "Ayn el-Arap'ta var ve oradan Irak sınırına doğru mesela Kamışlı'da var ve orada yine 3 tane ayrı nokta var." ifadesini kullandı.

Erdoğan, Suriye Milli Ordusu'na ilişkin bir soru üzerine, "Rejim nasıl kendi topraklarına şu anda hakim olmanın gayreti içerisindeyse Suriye Milli Ordusu da topraklarından çıkarılmak, edilmek istenen adeta direnişçiler noktasındalar. Bunlar da topraklarına, evlerine sahip olmanın gayreti içerisindeler." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi'deki toplantıda Suriye rejiminden bir temsilci olmayacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, basın mensuplarının harita üzerindeki noktalara ilişkin soruları üzerine, "Bu noktalar silahlı kuvvetlerimizin, güvenli bölge olarak ilan edilmesi halinde buralar bizim kurmayı planladığımız askeri noktadaki gözlem noktalarımız diyelim. Bunun bir benzeri de aynı şekilde İdlib tarafında var." dedi.

Basın mensuplarının "12 yeni gözlem noktası olarak görüyoruz." sözlerine Erdoğan, "Evet" yanıtını verdi.

"SURİYE'DE DE REJİM BU TERÖR ÖRGÜTLERİYLE ZATEN MÜCADELESİNİ VERECEK"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir gazetecinin, "Türkiye sınır boyunca güvenli bölgeyi kurarsa ve YPG de buradan çekilirse onların haritasını kabul edecek misiniz yoksa YPG'yi tamamen ortadan kaldırmayı mı hedefleyeceksiniz?" sorusuna, "YPG olayı güvenli bölge içinde bizim kesinlikle olmamasını düşündüğümüz bir durumdur. Bu konuda da Amerika ile mutabıkız" cevabını verdi.

Erdoğan, "Biz sadece bu güvenli bölgeyi güvenlik altına almayı hedefliyoruz. O da ülkemizdeki 3 milyon 650 bin Suriyeliyi kendi evlerine, topraklarına döndürmek suretiyle. Bizim böyle sürekli, hayat boyu bu terör örgütleriyle uğraşacak halimiz yok. Zaten ülkemizdeki terör örgütleri bize yetiyor ama Suriye'de de rejim bu terör örgütleriyle zaten mücadelesini verecek" ifadesini kullandı.

Bir basın mensubunun, "Neden böyle bir harekat gerekliydi?" sorusunu ise Erdoğan, şu şekilde yanıtladı:

"Özellikle Kilis başta olmak üzere Şanlıurfa, Gaziantep, buralardaki sınır ilçelerimiz hep bu terör örgütlerinin maalesef tacizlerine maruz kalmıştır. Ve bunlar o bölgedeki sınır ilçelerimizin dışında buradan içeriden farklı sızmalarla içerideki terör örgütüyle de bunların iltisaklı olanları, bağlantılı olanları vardır. Onlarla da ayrıca münasebetlerle silah kaçırma, getirip götürme gibi birçok çalışmaları olmuştur. Bunlara biz sessiz kalmış olsaydık, müdahale etmemiş olsaydık bunlar daha da ileri doğru gidebilirdi. Onun için bunun artık engellenmesi gerekiyordu. Ve bir de tabii defaatle bu uyarılar kendilerine yapılmıştır. Bu uyarılara rağmen bunlar bu süreci kararlılıkla devam ettirme gayreti içerisinde olmuşlardır. Sonunda artık biz uluslararası camiadan da beklediğimiz olumlu cevabı alamayınca kendi göbeğimizi kendimiz kestik."

Erdoğan'a, Suriye Milli Ordusu'na mensup bazı kişilerin yakaladıkları teröristlere işkence yaptıklarının sosyal medya paylaşımlarıyla ileri sürüldüğü soruldu.

Konuya ilişkin bilgilendirme kitapçığının katılımcı basın mensuplarına dağıtıldığına dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:

"Sizin önünüzde dağıtılmış olan broşürler var. Bu broşürleri eğer inceleme zahmetinde bulunursanız orada gerekli bilgilendirmeler zaten ayrıca yazıyor. Burada ciddi bir dezenformasyon var. Bu dezenformasyon da ne yazık ki sistematik olarak yazılı ve görsel medyada yürütülüyor. Bunun için de ayrıca bunları (broşür) sizlere dağıtma gereğini duydum."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türk Silahlı Kuvvetleri kimyasal silah kullanıyor mu?" sorusuna,
"Türk Silahlı Kuvvetlerimizin envanterinde kesinlikle kimyasal silah yoktur ve kullanılamaz, kullanılmamaktadır. Yani bunların hepsi tamamıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine iftiradır. Bunu ayrıca ifade etmek isterim. Bu iftirayı atan ülkeler bugün kendi envanterlerine baksınlar" yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe öncesinde de bir konuşma yaptı. Suriye krizinde Türkiye'nin tutumunu dün yaşanan gelişmelere kadar ana hatlarıyla anlatan Erdoğan, öncesinde Suriye ile iyi ilişkileri olduğunu söyledi, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile 'ailece görüşecek derecede yakınlığa' sahip olduklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı, o dönemde Esad'a ülkesinde demokrasinin, insan haklarının, hukukun, adaletin geliştirilmesi konusunda pek çok tavsiyede bulunduklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Özellikle de hiçbir hakka sahip olmayan Kürt nüfus konusunda adımlar atmasının önemli olduğunu söyledik. Ancak Esed bu tavsiyelerimize uygun işler yapmak yerine halkının üzerindeki baskıyı artırma yoluna gitmiştir. Suriye halkı Esed'e karşı direnirken Irak'ta ortaya çıkan DEAŞ belası bu ülkeye de sıçramıştır. Bir yandan rejimin, bir yandan DEAŞ'ın zulmü altında inleyen halkın tepesine bir de PKK/PYD/YPG, ne derseniz deyin, terör örgütü girmiştir. Sonuçta Suriye nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan 12 milyon kişi evinden olurken bunun yarısını teşkil eden 6 milyon kişi de ülke dışına gitmiştir. Bu 6 milyon kişinin Arabıyla, Kürdüyle, Türkmeniyle ve diğer gruplarıyla 4 milyonu da ülkemize gelmiştir. Bunlardan 3 milyon 650 bini Suriye genelinden, 350 bini ise Ayn el Arap'tan yani Kobani'den Türkiye'ye gelmiş ve bunlar tamamıyla Kürt nüfustur ve halen de bunlar ülkemizde misafir edilmektedir. Ağırlıklı olarak Sayın Obama döneminde gelen nüfustur bunlar."

"DEAŞ İLE EN ETKİN MÜCADELEYİ BİZ YÜRÜTTÜK"

Erdoğan, bu süreçte Suriye'yi mesken tutan terör örgütleri DAEŞ, PKK ve YPG'nin saldırılarını Türkiye'ye de yöneltmeye başladığını dile getirerek, "Suriye'deki DEAŞ unsurlarıyla en etkili ve sonuç alıcı mücadeleyi Türkiye yürütmüştür. 2016 yılı Ağustos ayındaki Fırat Kalkanı Harekatımızla 3 binin üzerinde DEAŞ'lıyı biz El Bab'da etkisiz hale getirdik. Ülkemizin bu müdahalesinden sonra DEAŞ Suriye'de tutunamadı ve hızla çözüldü. Esasen Fırat'ın doğusundaki hat boyunca Rakka ve Deyrizor'a kadar olan bölgeyi de DEAŞ'tan temizlemeye talip olduk" diye konuştu.

"TEKLİFLERİMİZ KABUL GÖRMEDİ"

Bu konuda Amerikan yönetimine yaptıkları tekliflerin maalesef kabul görmediğini dile getiren Erdoğan, Amerika'nın Türkiye yerine PKK/YPG terör örgütüyle bu işi yürütmeyi tercih ettiğini kaydetti.

"AMERİKA BEKLENEN ADIMI ATMADI"

Erdoğan, neticede DAEŞ'in Suriye'den tamamen temizlendiğini ancak bu defa da PKK/YPG terör örgütünün sınırlar boyunca Türkiye'ye karşı bir tehdit haline dönüştüğünü anlattı.

Müttefiklere özellikle de Amerika'ya yapılan tüm ikazlara rağmen bu konuda bekledikleri adımların atılmadığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bize de kendi göbeğimizi kendimiz kesmekten başka çare kalmadı. Önce Zeytin Dalı Harekatı'yla Fırat'ın batısındaki Afrin ve çevresini PKK/ YPG terör örgütünden temizledik. Ardından Rusya ve İran'la birlikte yürüttüğümüz Astana süreci ve Soçi mutabakatıyla İdlib'te yaşanması muhtemel büyük bir insani dramın önüne geçtik. Sonra da Fırat'ın doğusundaki toprakları terör örgütünden temizlemek üzere hazırlıklara başladık. Diplomasi yolunu sonuna kadar kullanmaya devam ettik. Buna rağmen ne Amerika'nın ne de Avrupa ülkelerinin PKK/YPG terör örgütün desteğinin önüne geçemedik. Sonuçta bir kez daha kendi başımızın çaresine bakmaya mecbur kaldık. Türkiye Barış Pınarı Harekatı'na işte böyle bir sürecin sonunda gelmiştir."

İKİ TEMEL AMAÇ

Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı'nın iki temel amacı olduğunu dile getirerek, "Birincisi, PKK/YPG terör örgütünü sınırlarımızdan uzaklaştırmaktır. İkincisi de ülkemizde yaşayan 3,6 milyon Suriyeli'nin bir kısmını oluşturacağımız güvenli bölgede iskan etmektir" dedi.

"BAŞARILI OLUNCA TEPKİLER ARTTI"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı'na başlayıp kısa sürede birkaç noktadan 30 kilometre derinliğe ulaşınca bir anda Amerika ve Avrupa başta olma üzere, birtakım ülkelerin tavrının değiştiğini belirterek, "Sanıyorum ilk 1-2 gün Türkiye'nin böyle bir başarı göstermeyeceğini düşündükleri için nispeten düşük tepki ortaya koymuşlardı. Türkiye'nin harekatı başarıyla tamamlayacağı anlaşılınca tepkiler akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bir düzeye yükseldi. Biz buna rağmen harekatımıza kararlılıkla devam ettik" dedi.

10 İLÇE VE 140 KÖY

Erdoğan, "Münbiç'ten Irak sınırına kadar olan 444 kilometre uzunluğunda, 30-35 kilometre derinliğindeki güvenli bölgeye de 1 ila 2 milyon arasında Suriyeli sığınmacının geri dönüşünü planlıyoruz" dedi. Güvenli bölgede yapılacaklara ilişkin bilgi veren Erdoğan, "Suriye kaynaklı göç akınından şikayetçi olan Avrupa Birliği ve diğer ülkelerin mali desteğiyle bu bölgede her biri beşer bin nüfuslu 140 köy ve otuzar bin nüfuslu 10 ilçe inşa etmek için planlarımızı yaptık. Tabii bu planın ilk şartı bölgenin teröristlerden temizlenerek güvenli hale getirilmesiydi. Çünkü rejimin denetimindeki yerler gibi, PKK/PYD'nin işgal ettiği yerlere de Suriyeli Kürtler başta olmak üzere, kimse dönmek istemiyordu. Hala ülkemizde 3,6 milyon Suriyeliden 350 bini PKK/YPG'nin işgali altındaki yerlerden gelen Kürtlerden oluşuyor" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, güvenli bölge projelerini 2016'da Türkiye'de yapılan G-20 toplantısında liderlere teklif ettiğini anımsatarak, hepsinin de projeyi prensipte olumlu bulmasına rağmen kimsenin bu konuda somut adım atmaya yanaşmadığını hatırlattı.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"O zaman tabii Amerika'nın başında da Sayın Obama vardı. Onunla da konuştuk. Zeytindalı Harekatı'ndan sonra bu konuyu yeniden gündeme getirdik. Amerikalılarla birtakım çalışmalar da yürüttük. Ancak maalesef istediğimiz ilerlemeyi bir türlü sağlayamadık. Bunun üzerine 9 Ekim saat 16.00'da Barış Pınarı Harekatını başlattık. Yani bununla neyi ifade etmek istiyorum? Yani Barış Pınarı Harekatı bir anlık oluşum değildir. Bir günlük, iki günlük bir oluşum asla değildir. Bunun hazırlığı şöyle geriye doğru gittiğimizde 3, 4, 5 yılı bulmaktadır. Çünkü gelişmeler anlık olmadı. Bu gelişmelerin ne yazık ki bizi tacizi, tehdidi uzun yıllara sarih."

"ETKISIZ HALE GETIRDIĞIMIZ TERÖRIST SAYISI DA 750'YI BULDU"

Harekattan önce 6 Ekim Pazar akşamı ABD Başkanı Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde kendisine harekata başlayacaklarını söylediğini aktaran Erdoğan, bu görüşmenin ardından Beyaz Saray'dan yapılan resmi açıklamada Amerika'nın Suriye'nin kuzeyindeki askerlerini çekeceğinin ilan edildiğini aktardı.

Böylece Türkiye'nin operasyonu önünde herhangi bir engel kalmamış olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Barış Pınarı Harekatı'na başlayıp kısa sürede birkaç noktadan 30 kilometre derinliğe ulaşınca bir anda Amerika ve Avrupa başta olma üzere, birtakım ülkelerin tavrı değişti. Hatırlayın, hatta Amerika'nın 20 mil meselesi bir hafta içerisinde yapılmış bir açıklama değildi. Sanıyorum ilk 1-2 gün Türkiye'nin böyle bir başarı göstermeyeceğini düşündükleri için nispeten düşük tepki ortaya koymuşlardı. Türkiye'nin harekatı başarıyla tamamlayacağı anlaşılınca tepkiler akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bir düzeye yükseldi. Biz buna rağmen harekatımıza kararlılıkla devam ettik. Bugüne kadar 1.360 kilometre alan ile aralarında Tel Abyad ve Rasulayn şehir merkezlerinin de bulunduğu 65 yerleşim birimini kontrol altına aldık. Harekat boyunca 4 askerimiz ile 74 Suriye Milli Ordusu mensubu şehit düştü. Etkisiz hale getirdiğimiz terörist sayısı da 750'yi buldu. Terör örgütü tarafından sınıra yakın yerleşim yerlerimize yapılan 1.081 havan ve füze saldırısında 20 sivil vatandaşımızı ayrıca şehit verdik. 181 de yaralımız var. Harekatın 9 günlük sürecinde sivil kayıplarımız için bizi arayan ve üzüntülerini dile getiren hiç kimse olmadı. Buna karşılık teröristleri korumak amacıyla harekatı durdurmamızı isteyen pek çok Batılı liderle konuştuk. Bu ikiyüzlülüğü tarihe kara bir not olarak düştüğümüzün bilinmesini istiyorum."

SİVİL KATLİAM İDDİALARINA TEPKİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye Cumhuriyeti bir NATO devletidir ama bu terör örgütleri ne zaman NATO'ya üye oldular doğrusu ben bunu bilmiyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin en başından beri Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine olan saygısını her fırsatta ifade eden bir ülke olduğuna işaret eden Erdoğan, Cenevre sürecinin başarısı için en çok Türkiye'nin çalıştığını, fedakarlıkta bulunduğunu kaydetti.

Erdoğan, 30 Ekim'de Cenevre'de toplanacak Anayasa Komitesinin, Suriye'deki siyasi çözüm sürecinin bir miladı olmasını temenni ederek, "Barış Pınarı Harekatı'nı da mecbur kaldığımız için yaptık. Şayet PKK/YPG terör örgütü konusunda ikazlarımıza kulak verilmiş olsaydı, şimdi böyle bir sorunla uğraşmayacaktık. Türkiye'ye karşı ısrarla, inatla ve küstahça PKK/YPG terör örgütünü destekleyenler bu harekatın ve yaşanan kayıpların asıl sorumlusudur. Bu harekat sebebiyle DEAŞ'ın yeniden canlanacağı, yüz binlerce kişilik göç yaşandığı, sivil katliamların yapıldığı gibi iddialar tamamen terör örgütünün ve yandaşlarının yalanlarından ibarettir" değerlendirmesini yaptı.

"120 SAATLİK MUTABAKATI SAĞLADIK"

Erdoğan, geçen çarşamba Ankara'da gerçekleştirdikleri AK Parti Meclis Grubu Toplantısı'nda Amerika'ya ve kendilerine harekatı durdurma çağrısı yapanlara bir teklifte bulunduğunu anımsattı. "Şayet bu sorunu bir an önce çözmek istiyorsanız hemen bu gece terör örgütünün silahlarını ve malzemelerini bırakıp tuzaklarını imha ederek belirlediğimiz güvenli bölge sınırlarının dışına çıkmasını sağlayın" dediğini aktaran Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın da Suriye'deki durumu görüşmek ve bir çözüm bulmak üzere Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Suriye Özel Temsilcisi'nden oluşan bir heyet göndermeyi teklif ettiğini, kendilerinin de "Buyursunlar, gelsinler" dediğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Başkan Yardımcısı Pence riyasetindeki heyet, bize grup toplantımızda ifade ettiğimiz teklifin bir değil de 5 gecelik halini sundu. Biz de kendi arkadaşlarımızla birlikte bu teklifi tüm detaylarıyla müzakere ettik ve sonuçta muhataplarımızla 120 saatlik bir mutabakatı sağladık. Kamuoyuna 13 madde halinde açıkladığımız bu mutabakata göre, Amerika 120 saat yani 5 gün içinde teröristlerin ilan ettiğimiz güvenli bölge sınırlarının dışına çıkmasını sağlayacak. Bunun için Barış Pınarı Harekatı'na dün akşamdan başlamak üzere 120 saat süreyle ara verdik. 120 saatlik sürenin bitimine kadar teröristlerin ellerindeki silahlar toplanacak, kurdukları tahkimatlar ve mevziler de imha edilecek, kendileri de 30 kilometrelik alanın dışına çıkartılacak. Bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri bölgeden ayrılamayacak. Çünkü oradaki güvenliğin esası bunu gerektirmektedir. Bu işlemler tamamlandıktan sonra, güvenli bölgenin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolüne bırakılmasıyla Barış Pınarı Harekatı da sona erecektir. Amerika'yla mutabakatımıza göre, bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte ülkemize yönelik tüm yaptırımlar da ortadan kaldırılacaktır."

"SÖZ TUTULMAZSA DEVAM EDECEK"

Bu görüşmenin olduğu gün ABD Başkanı Trump'ın siyasi ve diplomatik nezaketle bağdaşmayan bir mektubunun medyada yer aldığını söyleyen Erdoğan, "Elbette bizler bunu unutmadık. Unutmamız doğru değil ama bizim karşılıklı olan sevgi, saygımız da bunları sürekli gündemde tutmaya müsaade etmiyor. Bu konuyu bugünkü meselemiz ve önceliğimiz olarak da görmüyoruz. Vakti, saati geldiğinde bu konuyla ilgili olarak gerekenin yapılacağının da bilinmesini istiyoruz." diye konuştu.

Erdoğan, "Amerika 120 saatlik sürenin sona erdiği salı akşamına kadar bize verdiği sözleri tutabilirse güvenli bölge konusu çözülmüş olacaktır ama bu söz bilaistisna yerine getirilmemiş olursa 120'nci saatin sona erdiği dakika, Barış Pınarı Harekatımız kaldığı yerden çok daha kararlı bir şekilde devam edecektir." ifadelerini kullandı.

"BURADA KALMA DERDİMİZ YOK"

Salı günü Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le görüşeceğine işaret eden Erdoğan, "Bu meselenin Rusya'yı ve rejimi ilgilendiren taraflarını görüşeceğiz. Dün bunu Sayın Pence ile görüştüm. Bilindiği gibi Münbiç, Ayn el-Arab ve Kamışlı tarafında güvenli bölgemiz Rusya ve rejim güçlerinin faaliyetleriyle çakışıyor. Ayrıca, İdlib'de de zaman zaman sıkıntılar yaşanıyor. Amacımız Rusya ile bu konularda makul ve herkes tarafından kabul edilebilir bir uzlaşmaya varmaktır. Bir tek şartımız, rejimin bulunduğu yerlerde PKK/YPG'nin tamamen temizlenmesidir. Maalesef Tel Rıfat'ta bu yapılmamıştır." diye konuştu.

Terör örgütü PKK/YPG'nin Münbiç'te rejim görüntüsü altında varlığını devam ettirme çabalarının olduğunu bildiklerini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aynı durumun Ayn el-Arab ve Kamışlı'da da yaşanması muhtemeldir. Buna rıza gösteremeyiz. Esasen PKK/YPG'nin tamamen temizlendiği yerlerin rejim tarafından kontrol edilmesi, bizim için rahatsızlık sebebi değildir, bunun altını çiziyorum. Sonuçta derdimiz bizim bu terör örgütlerinin güvenli bölgeden çıkartılmasıdır. Eğer bir Münbiç'te halen terör örgütleri varsa, 'Burası terör örgütünden temizlendi ve burası buranın gerçek sahipleri yüzde 85, yüzde 90 gibi Arap aşiretlere verildi.' diyemeyiz. Biz bunu Sayın Putin ile görüştük. Eğer terör örgütleri Münbiç'ten çıkartılırsa, terör örgütleri aynı şekilde Ayn el-Arab'tan yani diğer adıyla Kobani'den çıkartılırsa bizim için hiçbir mesele yok. Yeter ki terör örgütlerinden buralar temizlensin ve bizim buralarda da kalmak diye derdimiz yine yok. Tüm derdimiz, bizi tehdit eden, taciz eden bu terör örgütlerini buralardan çıkarmaktır."

"Yeni anayasa çalışmaları tamamlanıp Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği sağlandığında her yer bu ülkenin meşru hükümetinin yönetimine geçecektir. Yeter ki PYD, bunun yanında PKK/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine müsamaha gösterilmesin." diyen Erdoğan, terör örgütleri tamamen kazınıp atılmadan Suriye'nin arzu ettiği huzura, güvenliğe ve esenliğe kavuşamayacağını kaydetti.

Erdoğan, Türkiye'nin bölgede huzur ve güvenliğin sağlanması için çaba harcadığını sözlerine ekledi. Toplantıya, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Gülnur Aybet de katıldı.

Sayfa Yükleniyor...