'Hepimiz Ağca’yız'

Can Dündar bugünkü yazısında Milliyet Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi'nin cinayetinin çözülememesine değindi.

Haberler 18.01.2010 - 11:58

Can Dündan bugün Milliyet gazetesindeki "Hepimiz Ağca'yız" başlıklı yazısında Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ve Başyazarı Abdi İpekçi'nin cinayetinin hala aydınlatılamamasına değindi.


Can Dündar yazısında şunları yazdı;

"1 Şubat 1979 akşamı... Milliyet’in Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi, Ankara’da Başbakan Ecevit’le görüşmüş, İstanbul’a dönüyordu.

16.40 uçağında işadamı Sakıp Sabancı ile karşılaştı. Yan yana oturdular. Yol boyu ülkenin ve ekonominin durumu üzerine sohbet ettiler.

Bir ara Sabancı, 'Milliyet satılıyormuş, öyle mi?' diye sordu.

'Aslı yok' diye geçiştirdi Abdi İpekçi...

'Yok, yok... Satılıyormuş' diye üsteledi Sabancı...

'Parası olan alır' diye kapattı İpekçi...

Bu konu, yüreğini burkuyordu.

4 saat sonra, bugün kendi adını taşıyan caddenin köşesinde vahşice kurşunlanacaktı.

Onu kurşunlayan adam, serbest kalacak bugün...

İpekçi’yi vurduğunda 20 yaşındaydı. Bütün ömrü hapiste geçti; ama cinayetiyle bizim ömrümüzü de hapsetti.

Sıktığı kurşun, sadece sağduyunun simgesi bir gazeteciyi değil, sağduyuyu da vurdu.

'Amaçları hükümeti devirmek, toplumda panik ve umutsuzluk yaratmaktır. (..) Olağanüstü yönetim biçimlerine yönelmek, teröristlerin oyununa gelmek demek olacaktır' diye yazmıştı İpekçi...

Bunu yazdıktan 6 ay sonra öldürüldü.

19 ay sonra da hükümet devrildi. Toplum umutsuzluğa düştü, panikledi. Türkiye teröristlerin oyununa gelip olağanüstü yönetim biçimine yöneldi.

Bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Ağca yattı çıkıyor.

Oysa işlenen, bireysel görünümlü kolektif bir suçtu.

Birileri ona 'İpekçi’yi öldür' emrini vermişti.

Bazıları silah ve para temin etmişti.

Azmettirenler vardı; cinayet sırasında köşede bekleyenler, kaçtığında evinde saklayanlar vardı.

Sorguda gereken soruları sormayanlar, sorgu süresini uzatmayanlar, onu yargılayan hâkimin evinin önüne bomba koyanlar...

Ağca’yı istediği cezaevine nakledenler, cezaevinde ona tabanca ile er üniforması temin edenler, askeri bir hapishaneden firarına yardım edenler...

Ona pasaport verenler; emniyetteki pasaport kayıtlarını ateşe verenler...

Cinayet sırasında yalnız olmadığını gören şahitler... Gördüğünü anlatmasın diye tanıkları tehdit edenler... Buna rağmen tanığı kaderine terk edenler...

Yurtdışında onu misafir edenler...

Bütün bunları bilip hiç ses etmeyenler, olayın üzerine gitmeyenler...

Susup bekleyerek suça iştirak edenler...

Böyle bakınca 'Hepimiz Ağca’yız!'

Bir koca orduyuz, suç ortaklarından...

Aktif işbirlikçilerin kimi kahraman oldu sonradan, kimi genel müdür, kimi bakan...

Pasif suç ortakları ise, izlediler sessizce... Ve mağduru oldular, hesabını sormadıkları sürecin...

Hesap soranlar mı?

Onlar da Ağca ve ortaklarının kurşunuyla kendine mazeret yaratan 'olağanüstü yönetim biçimi'nden sonra ya vuruldular ya susturuldular.

İki hafta sonra hem Abdi İpekçi’yi anacağız, hem de lüks otelde kalan katilinin anılarını okuyacağız.

30 yıl geçti aradan:

Katilleri kahraman yaptık.

İpekçi’nin hesabını soramadık, mirasını koruyamadık.

Utanıyoruz. Yüreğimiz burkuluyor bizim de..."

Sayfa Yükleniyor...