Ankara 8. İş Mahkemesi, Ankara Valiliği’nin ''üreticilerin sendika kuramayacağı'' gerekçesiyle açtığı kapatma davasında Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Çiftçi-Sen) kapatılmasına karar verdi. 2008 yılında kurulan, yedi sendika ve 22 bin üyesi bulunan Çiftçi-Sen şimdi kararı temyize gidiyor.

Konfederasyon’un avukatı Emre Altınok, “Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde üreticilere de sendika hakkı veriliyor. Türkiye, Sendikalar Kanunu’nda üreticilerin sendika kurmalarına yönelik düzenleme yapmadığı için konfederasyon mağdur durumda” derken, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Abdullah Aysu da “Sadece Türkiye’de değil dünya üzerinde de çiftçiliği ortadan kaldırmaya, tarımı şirketleşmeye doğru bir gidişat var. Türkiye’de 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor. Çiftçinin söz ve karar sahibi olmasını istemiyorlar” diyor.

Emre Baturay Altınok (Çiftçi-Sen Avukatı)
FRANSA’DA 1884 YILINDA VERİLEN HAK BİZDE YOK

Ankara Valiliği, Sendikalar Kanunu’nda üreticilerin sendika kurmasına yönelik yasal düzenleme olmadığı için Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Çiftçi-Sen) usülsuz olduğuna karar verdi ve bununla ilgili kapatma kararı için 14 Temmuz 2008’de dava açtı. Sendika ve konfederasyonlar başvuru anında kurulmuş sayılıyor, kapatılması ise ancak yargı kararıyla mümkün olabiliyor. Bizim kuruluştaki gerekçelerimiz 1995 yılında memur sendikalarının kuruluş gerekçeleriyle aynıydı. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre üreticilere de sendika hakkı veriliyor. Fakat Meclis, Sendikalar Kanunu’nda üreticilerin sendika kurmalarına yönelik yasal düzenleme yapmadığı için konfederasyon mağdur durumda. Biz şunu da iddia ediyoruz: Anayasa’nın sendikaları düzenleyen maddesinde işçiler, işverenler ve diğer çalışanlar ifadesi yer alıyor. Diğer çalışanlar ibaresiyle üreticilere de sendika kurma hakkı veriyor. Dolayısıyla, Türkiye uluslararası sözleşmeler ve anayasa pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedi, meclis yasal düzenlemeleri yapmadı. Mahkeme de pozitif hukuk yönünden düşündü ve kapatma yönünde karar verdi.

Biz, kararın ertesi günü 6 Mart’ta davayı temyiz ettik. Kararın gerekçesi yazılacak, bu gerekçeli karar üzerine biz de gerekçeli temyiz yapacağız. Temyiz neticesinde Yargıtay’ın vereceği kararı bekleyeceğiz. Temyizde bir sonuç alamazsak iç hukuk yolları tükendiği takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidebiliriz ama o zamana kalacağını sanmıyorum. Böyle bir yasal ihtiyaç olduğu için yasal düzenleme yapılacağını düşünüyorum. Bu süre içerisinde de Çiftçi-Sen, Avrupa Çiftçi Sendikalarının kurucu, Dünya Çiftçi Konfederasyonlarının da üyesi. Dolaylı olarak onlar hakkında da böyle bir karar verilmiş oluyor. Bu örgütlerin de hükümet nezninde girişimleri olacaktır. Fransa’da çiftçilere sendika hakkı 1884 yılında verilen bir hak. Türkiye’de Fransa’daki kuruluş tüzüğünü aynen aldı. Türkiye’de, Avrupa Birliği’nde şu anda örgütlenmesini yapan üreticilerle aynı haklara sahip olması gerekirken yasal düzenleme yapılmadığı için bu konuda eksiklik var.

ÖRGÜTLENME İSTENMİYOR
Şimdiye kadar düzenleme yapılmamasının nedeni, memur sendikalarıyla ilgili de ciddi protestolar olmadan önce toplumsal bir ihtiyaç olmadığı düşünülüyordu. Çiftçi sendikalarının üretici bazlı örgütlenmesinin önünü açmak demek avukatlar, öğrenciler gibi birçok meslek alanında sendikalaşmanın da önünü açacak. Aynı zamanda ürün bazlı kendi topraklarında üretim yapan üreticiler, sözleşme yapanlar aslında sözleşmeli tarım işçileri, küçük çiftçiler diye geçiyor. Küçük çiftçilerinde bu anlamda kendi özlük haklarını, toplumsal alandaki mücadele etmeleri, örgütlenmeleri istenmiyor temel gaye bu. Ama Türkiye, Avrupa doğrultusunda bunu yapmak zorunda kalacaktır.

KARAR SENDİKALARI ETKİLEMEZ
Konferderasyonun kurulma aşamasında da her türlü evrak tamamlanmasına rağmen uzun süre başvurusu alınmak istenmedi. Ankara Barosu, Ziraat Mühendisleri Odası gibi örgütlerle beraber gidildi ve Uluslararası sözleşmelerde böyle bir hak olduğu belirtilerek dilekçe verildi ve konfederasyonun kurulması sağlandı. Konfederasyonun kapatılmasına ilişkin verilen karar konfederasyonu oluşturan 7 sendikayı etkilemiyor. Onlar için ayrıca kapatma davası açılması gerekiyor. Halihazırda bazı sendikalar için davalar devam ediyor. Üzüm Üreticileri Sendikası gibi bazı sendikalara hiç dokunmadılar.

Abdullah Aysu (Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı)
ANAYASA SENDİKA HAKKI VERİYOR 

2002 yılından itibaren ürün bazında sendikalar kurmaya başladık. İlk sendikamızı 2002 yılının mart ayında Üzüm Üreticileri Sendikası’nı, Tütün Yasası’nın çıkarılmaya çalışıldığı dönemde de Tütün Üreticileri Sendikası’nı kurduk. Ardından da çay, fındık, hububat, ayçiçeği, hayvan yetiştiriciliğiyle ilgili sendikalar kurduk. 21 Mayıs 2008’de de çatı örgütü olarak yedi sendikamızla birlikte Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) kuruluşunu tamamladık. Kuruluşun ardından da Avrupa çiftçilerinin örgütlenmesi olan La Via Campesina Avrupa Koordinasyonu’nun 25 kurucu örgütünden birisi olduk. Dünya çatı örgütü olan 102 ülkeden 148 üyesi bulunan La Via Campesina’nında üyesiyiz.

Ankara Valiliği hakkımızda dava açtı ve kapatma kararı verildi. Meclis'in yapmadığı bir düzenlemenin faturası bize çıkartılıyor.

Çiftçi sendikaları uluslararası anlaşmalara göre kuruldu. Anayasanın 90. Maddesi “uluslararası anlaşmalarla ilgili iç hukukta düzenlenmemiş olsa bile uluslararası anlaşmaların kendisi geçerlidir” der. Biz bu maddeye dayanarak ayrıca sendikalar yasasına göre çalışanlar ibaresinin kapsamı Anayasa Mahkemesi'ne soruluyor. Anayasa Mahkemesi içtihat kararında en son “topraklı ve topraksız çiftçiler, çalışanlar sınıfındandır” diyor. Hükümetin sendikalar yasasında bir düzenleme yapıp çiftçiler kelimesini eklemediği ve iç hukuk düzenlemesi yapmadığı için bizi kapatma yoluna gidiyorlar. Toplam 22 bin üyemiz var. Yargıtay’dan sonuç alamazsak AİHM’de tüm üyelerimiz adına tazminat isteyeceğiz.

TÜRKİYE’DE 50 SANİYEDE BİR ÇİFTÇİ İFLAS EDİYOR
Bu düzenlemenin yapılmamasının nedeni de gayet açık. Türkiye’de uygulanan IMF, Dünya Bankası temelli yapısal uyum programları nedeniyle bugün her 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor. Böyle bir durumda Çiftçi Sendikaları haklarını koruyabilecek mücadele vermeye başladı. İkincisi kamunun bütün sektörleri devre dışı bırakıldı. Özelleştirme yoluyla tarıma dayanak olan Tekel, Et-Balık, SEK’e kadar bütün kuruluşlar ortadan kaldırıldı. Türkiyeli çiftçiler ürettiği ürünü satabilmeleri için bir şirket bulmaları ve onunla sözleşme yapmaları lazım. Onunla sözleşme yapabildiği sürece artık üretecek çiftçiler bu noktada madem sözleşme yapılacak biz de “tek tek sözleşme yapılmasın hakkımızı arayalım birlikte sözleşme yapalım” dedik. Şirketler tek taraflı bir sözleşme getirip çiftçilere dayatıyorlar. Burada çiftçinin söz ve karar sahibi olması mümkün değil. Biz sendika olarak haklarımızı birlikte koruyalım diye örgütlendik ama şirketler bunu engellemek için yaptıkları çalışmalar sonucunda sendikalarımız kapatıldı. Hükümetler uzun süredir şirketlerin önünü açan ama emekçilerin, emeğiyle çalışan insanların hakkını koruyabilmesinin önünde engel oluşturuyorlar.

TARIM ŞİRKETLEŞTİRİLİYOR
Sadece Türkiye’de değil dünya üzerinde de çiftçiliği ortadan kaldırmaya, tarımı şirketleşmeye doğru bir gidişat var. Avrupa’da da 2 dakikada bir çiftçi iflas ediyor. Tarım şirketleşince hangi ürünün ne şekilde üretildiği, hangi ilaçların kullanıldığı, kim tarafından üretildiği, ne kadar kimyasal gübre kullanıldığı ve hasattan önce en son ne zaman ilaç yapıldığı hiçbiri çiftçinin denetiminde olmuyor. Dolayısıyla; kentlilerde ne tükettiğini, tükettiğinin sağlıklı olup olmadığını sadece şirketler biliyor. İkili bir biçimde kontrolden çıkan bir durum var. Birincisi üreticilerin sendikasının kapatılarak haklarını gasp edilmesi, ikincisi de tüketicilerin ne tükettiğini bilmemesi gibi bir durum var. Şimdi bölge bölge dolaşıp bizi neler bekliyor anlatacağız.