Bakan Taner Yıldız: Her Müslüman'ın vereceği cevabı verdim

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, NTV canlı yayınında "Amacım şehit olmak" sözlerine açıklık getirdi.

ntv.com.tr 27.08.2015 - 12:04

Bakan Taner Yıldız: Her Müslüman'ın vereceği cevabı verdim

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, NTV canlı yayınına konuk oldu.

Yıldız, geçici hükümeti kurma görevini alan Başbakan Davutoğlu'nun milletvekillerine sunduğu bakanlık teklifini değerlendirdi. 

Anayasal zorunluluk olarak CHP ve MHP'den isimlere bakanlık teklifinin götürülmesi gerektiğini ifade eden Yıldız, MHP'den aynı teklife 2 farklı reaksiyon gösterildiğini söyledi.

Yıldız, "Sayın Tanrıkulu partideki görevinden istifa etti ve kabul etmeyeceğini söyledi. Sayın Türkeş’te bunu kabul edeceğini söyledi. Biz milletvekillerinin buna sitem etmesini doğru bulmuyoruz. Bu bir zorunluluktur bir tercih değildir" diye konuştu.

Yıldız'a geçtiğimiz günlerde kamuoyunda yankı bulan "Amacım şehit olmak" sözleri de soruldu.

"Algı ile gerçeğin farklı noktalarda olduğu örneklerden birisidir bu" diyen Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

"Sorulan bir soru üzerine verilen bir cevaptır bu. Yoksa hadi bugün öğleden sonra şehit olalım tarzı söylenmiş bir söz değildi. Cumhuriyet gazetesi muhabiri bana şehit olmak istiyor musunuz diye sordu. Ben her müslamanın bir çırpıda cevap verebileceği cevabı verdim. Ben bu cevabımdan dönmem. Herkesin istemesiyle olan bir şey değildir. Tabii ki her Müslüman gibi bende şehit olmak isterim. Durup dururken ben şehit olmak istiyorum ve bununda bir siyasi ranta dönüştüğü üzerinden spekülasyon yapıldı."

Yıldız, 1 Kasım'da yapılacak seçimlerde de aynı sonucun çıkması durumunda "vatandaşın mesajını doğru alacaklarını" söyledi.

Bakan, "maliyet artışına rağmen" elektrik ve doğalgaz fiyatlarına eylül ayında zam yapılmayacağını söyledi. 

Canlı yayında Taner Yıldız'a yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar şu şekilde:

Öncelikle bakanlık tekliflerini nasıl buldunuz? Tuğrul Türkeş’in bu teklifi kabul etmesi, Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun da partisindeki görevinden bu teklife tepki olarak istifa etmesine yorumlarınız neler?

Sayın Başbakanımız böyle bir teklif hazırlarken birikimle, tecrübeler, Türkiye'de kamu adına yaptığı katkılar, gerek partisi ile alakalı son derece net partili oluşu ve aynı zamanda kendi dallarındaki birikimleri. Sayın Başbakanımızın hangi bakanlıklara hangi isimleri düşündüğü kendisinde. Ancak bununla alakalı çok birikimli çok tecrübeli isimler var. Bu bir koalisyon değil seçim hükümeti. Ancak Türkiye'de hiçbir hareket hiçbir hükümetin işlevleri hareketleri kesintiye uğramaz. Çark dönüyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra milli irade tek başına iktidar vermedi. Burada aynı teklife iki ayrı reaksiyon gördük. Sayın Tanrıkulu partideki görevinden istifa etti ve kabul etmeyeceğini söyledi. Sayın Türkeş’te bunu kabul edeceğini söyledi. Biz milletvekillerinin buna sitem etmesini doğru bulmuyoruz. Bu bir zorunluluktur bir tercih değildir. Sayın başbakanımız anayasa gereği ben bunu milletvekillerine götürmüyorum diyemez. O yüzden bize değil anayasaya sitem etmeleri lazım. İtirazlar varsa bununla ilgili meclis açıldıktan sonra gerekli düzenlemeler yapılır.


Tuğrul Türkeş partisinin başlattığı işlemler var. Bundan sonraki siyasi hayatı tartışılan bir konu. AK Parti’nin kapılarının açılması gibi bir durum olur mu?

Bizde bir kişiyi ayrıştırma gibi bir fikirle yola çıkılmış değil. AK Parti duruşunu hiç değiştirmedi. Hatırlarsanız TBMM başkanlık seçimlerinde de son derece şeffaf, açık ve partilerin kendi içindeki tercihleri ile beraber devam etti. Biz sayın Tuğrul Türkeş’in veya başka bir ismin bırakın AK Parti’ye geçmesini böyle bir şey ne tartışılır ne konuşulur söz konusu değil. Ama bu Milliyetçi Hareket Partisi’nin kendi içindeki bir konudur. Parti disiplinine verilmesi ihraç edilmesi bizimle alakalı bir husus değildir. AK Parti seçimden önce hiçbir partinin etik değerleri ile alakalı olumsuz bir duruş sergilemez. Bu bizim önceden çok fazla benzetilen Güneş Motel gibi benzetmelerin siyaset tarihimizde yeri kalmamıştır.

Partilerin iç işlerini karıştırmak gibi sonucu olabilecek isimler seçilmiş olarak tartışılıyor. Bu yorumlara ne dersiniz?

Koalisyon görüşmelerinde ve aralarda yapılan görüşmelerde bir üslup yumuşaması olmuştu. Ama seçimlere yaklaşıyoruz diye bu üslubu bozmamak lazım. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizde karaktersiz aramayın dedi. Bizim böyle bir arayışımız yok biz anayasanın gereklerini yerine getirmek durumundayız. Birisi anayasanın gereklerini yerine getirmeyin desin. Bundan sonra bütün partilerin yapacakları işler tercihlerden ziyade zorunluluklar üzerine kurguludur. Gerek sayın Deniz Baykal gerek sayın Meral Akşener’e yapılan teklifler tamamen liyakate dönük bir yapı içindedir. Deniz Baykal’ın devlet tecrübesi ortadadır, sayın Akşener içişleri bakanlığı yapmıştır 90’lı yıllarda. O yüzden böyle bir niyet okuyuculuğuna girmek doğru değildir.

HDP’den seçilen isimlerin üç isimde Kürt kökenli olmaması, batı illerinden seçilmiş olması bunun özel bir nedeni var mı?

Batı illerinden seçilmiş olması Kürt kökenli olmadığı anlamına gelmiyor. Bendeki bilgiler iki milletvekilinin Kürt kökenli olduğuna dairdir. Kaldı ki milletvekili seçilmişse birisinin böyle bir teklife açık olması son derece tabidir.

Bu isimler belirlendikten sonra konuşulan konulardan birisi hangi bakanlıklar hangi isimlerde olacak. Özellikle Enerji Bakanlığı AK Parti’de kalacak mı ve siz teklif edilen isimler arasından enerji bakanlığına olursa nasıl karşılarsınız? Örneğin sayın Baykal’ın geçmişte bir enerji bakanlığı deneyimi var.

Bu bir koalisyonla belirlenen partilerin kendi içindeki paylaşımından kaynaklanan bir konu değildir. Bir seçim hükümetidir. Hele bir kasım seçimlerinin her sektör açısından sağlıklı şekilde seçime sokulması önemlidir. Hangi partiden hangi arkadaşımız geliyor olursa olsun biz görevimizi kendisine devredeceğiz. İstenmesi halinde kendilerine destek olacağız. İster Cumhuriyet Halk Partisi’nden olsun ister Milliyetçi Hareket Partisi’nden olsun. Hele hele seçimin partilerden ziyade ülkenin içinde bulunduğu durumu ön planda tutmamız lazım. Bizler birikimlerimizi enerji sektörü ile alakalı hangi partiden olursa olsun hazır tutacağız.

Koalisyon neden kurulamadı ve sayın Cumhurbaşkanı'na yöneltilen eleştiriler var. Başından beri seçim istediği ve koalisyon görüşmelerinin de aslında koalisyon kurmak amacıyla yapılmadığı eleştirileri var.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve AK Parti arasındaki bir makasın olduğu ve bu makasın açılmaya çalışıldığı ile alakalı itham başından beri yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız milletin oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı. Sayın Cumhurbaşkanımız AK Parti’nin kurucu genel başkanı. Yani bu bütün fikirlerinden arınmış, soyunmuş ve askıya almış birisi değil. Tabii ki kendisi de oy kullandı bu seçimde. Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu seçilseydi bir parti kimliği parti zihni ile gelmiş olmayacak mıydı? Bu süreçte hem partisizmiş gibi ithamda bulunup hem de AK Partiliymiş gibi AK Parti ile yarı noktalarda kaldığının ithamı AK Parti’ye oynanmak istenen bir oyundur. Bu süreç içinde AK Parti koalisyon kuruyormuş gibi yapmadı. Samimi çalışmalarını bütün yapılarını ortaya koydu. Hedefimiz bizim tek başına iktidar olmaktı. Ve hiçbir şeyin arkasına sığınmadan AK Parti bu seçimin sonuçlarına saygı göstermiştir. Bundan öndeki seçimlerde sandığın, ağacın, çimenin arkasına sığınanların yok yağmur, kar, fırtına arkasına sığınanlar gibi AK Parti yapmamıştır. Koalisyonlar ideallerin uygulandığı bir ortam değildir. O zaman ülke yararına ortak paydaya konabilecek konulardan bahsedeceksiniz. Biz öyle yaptık. Ama kalkıp eğitim gibi, Türkiye'nin dış politikaları gibi temel konularda biz aynı şeyleri söyleyemiyoruz dendiğinde bu hem AK Parti hem Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi içinde geçerli bir uzlaşı noktası bulunamadı. Ama samimi bir şekilde AK Parti bütün niyetlerini ortaya koymuştur. Kamuoyuyla bütün olanları bire bir paylaşmıştır. Bir takım bu konuştuklarımız burada kalsın adına yapılan ki sayın Ömer Çelik ve Faruk Çelik’in yaptığı görüşmelerde bunlara itina gösterilmiştir ve siyasi nezaket içinde bunlar götürülmüştür. O açıdan ben AK Parti’nin bu sınavı doğru verdiğini söyleyebilirim.

Peki 1 Kasım’da oy açısından aynı sonuçla karşılaşılırsa ne olacak? Cumhuriyet Halk Partisi ile olan görüşmeler işleri kolaylaştırır mı?

Bizim öncelikli hedefimiz tek başına iktidar olmak için bu seçimi kazanmaktır. Ama ihtimal dışı değildir dediğiniz. Öyle olması halinde tabii ki kurumsal hafızalar değerlendirilecektir. Eğer milli irade bize o görevi verecekse biz vatandaşımızın verdiği mesajı doğru alıp yerine getiririz.

12 Eylül’de AK Parti kongresi var. 3 dönem kuralı ile ilgili değişiklikler söz konusu. Yeniden aday olarak görecek miyiz sizi?

3 dönemi bitirdik 7 Haziran’da olmadık. Ama bundan sonra biz işlerimiz hakkında, ülke hakkında, ülkenin geleceği ile alakalı son derece prensipli planlıyız ama şahıslarımızla alakalı konuda bunları pek konuşmuyoruz. Bir talebimiz olmaz ihtiyaç hissedilmesi anında ülkemiz adına hazır olduğumuzu söylemem lazım. Başbakanımızın, genel başkanımızın tercihleri önemlidir. Bizler koltuk masa sandalye davası olmadan ne gerekiyorsa onu yaparız.

Geçtiğimiz günlerde terör olaylarının arttığı bir dönemde bir açıklamanız oldu “şehit olmak istiyorum” açıklamanız. Hangi ruh haliyle ya da ne düşünerek böyle bir açıklama yaptınız?

Algı ile gerçeğin farklı noktalarda olduğu örneklerden birisidir bu. Son derece açık net anlaşılabilir cümlelerimi tekrar edeceğim. Diplomasi muhabirleri derneğinin bizden olan talebi yaklaşık 35’e yakın gazeteci muhabir arkadaşımızla birlikte bir kahvaltı düzenlendi. Buradaki bir soru üzerine verilen bir cevaptır bu. Yoksa oturup çayımızı kahvemizi içerken hadi bugün öğleden sonra şehit olalım diye söylenen bir cümle değildir bu. Soru şu: Şehit olmak istiyor musunuz? Cumhuriyet gazetesinden bir arkadaşımız bu soruyu sordu. Soru çok açık. Ben her müslamanın bir çırpıda cevap verebileceği cevabı verdim. Ben bu cevabımdan dönmem. Herkesin istemesiyle olan bir şey değildir. Tabii ki her Müslüman gibi bende şehit olmak isterim. Durup dururken ben şehit olmak istiyorum ve bununda bir siyasi ranta dönüştüğü üzerinden spekülasyon yapıldı. Bu bir haksızlık. Ben sözümden herhangi bir adım geri atmıyorum. Sokağa çıkın halkımıza sorun bakalım. Bu insanların gönlünde kalbinde inandığı Allah’a olan sorumluluğu ile alakalı olan bir konu. Ben nasıl AK Parti hükümetleri zamanında AK Parti beğenir diye namaza başlıyorum demesi ne kadar seviyesiz bir hareketse, benim lise zamanlarımda idealime koyduğum bir hareketi milletvekili bakan oldum diye bırakmamda o kadar seviyesiz bir hareket olur. Bunlar bakanlıklardan, milletvekillerinden ve aldığımız görevlerden daha önemli konulardır. Durup dururken ben bunu istedim diye yansıtmak. Ben size sorsam ve evet bende olmak isterim deseniz, ben dışarıda Ahmet beyde şehit olmak istiyor diye pr yaptığınızı mı söylemem lazım? 13 yıllık milletvekilliği hayatımda, AK Parti çatısı altında hiçbir soruyu cevapsız bırakmadım. Ne varsa onu anlattım. Bu konuda da bir kaçamak yapmadım. Bu sorunun 3-4 ayrı şekilde cevaplanma imkanı var ama dürüst ve açık şekilde söyledim. Bu bizlerin istemesiyle olacak bir şey eğil o yüzden Allah nasip etsin dedim. Bu inanışımızın getirdiği bir şey. Bunu nasıl bir siyasi ranta çevirebilirim ben. Her şey üzerinden siyaset yapılabilir ama şehitler üzerinden yapılamaz. Bir soru üzerine verdiğim cevabın farklı yansıtılmasıdır.

Arap basınında son günlerde yoğu olarak işlenen ve Türk basınına yansıyan Kuzey Irak’tan Ceyhan’a gelen petrol İsrail’e satılıyor, İsrail’in aldığı petrolün yüzde 77’si Kürt tarafından geliyor. Sonrasında da AK Parti hükümetinin İsrail’le ilişkilerine dikkat çekilerek bu satışı irdeleyen yorumlar var. Bundan bizim bir dahilimiz veya müdahale gücümüz var mı Türkiye olarak? İsrail doğalgazının yine Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitmesine yönelik haberlerde var böyle bir girişim var mı? 

Bu haberlere baktığınız bunun hangi gaye ile Türkiye’nin dış dünyadaki itibarsızlaştırılmasıyla alakalı konulara eklene bir başlık olarak görürsünüz. Paralel yapının da bu konuyu tahrik ettiğini ve körüklediğini çok net olarak biliyoruz. Kuzey Irak petrolleri Kerkük-Yumurtalık ham petrol boru hattından Ceyhan’a ve oradan dünyaya sevk ediliyor. Onlarca ülkeye ama. Bu petrol Türkiye'nin değil Irak’ın petrolü. Türkiye bu petrolü Ceyhan’dan sevk ettiğinde gelirleri Türkiye'nin değil. Şimdi Kuzey Irak Ceyhan’dan kendi ihale yoluyla pazarladığı ister asıl şirketler olsun isterse alt taşeronlar olsun petrol piyasasında bu vardır. Biz kim sattığını bilmeyiz. Kime sattığıyla alakalı da bizim irademiz söz konusu değil. Bize sorulması gereken siz kendi petrollerinizde İsrail’e petrol sattınız mı? Gelen bir İsrail uçağının kendi deposuna yaptığı sevkiyatı bir satış olarak gösterdi bazı arkadaşlar. Biz İsrail’le olan mesafemizi çok net olarak koymuşuz ortaya. İsrail’le Mavi Marmara’dan sonra çok farklı bir iklime girilmiştir ve bu siyasi iklim birçok olayın önüne geçmiştir. Ama bizim Irak’ın kendi petrolüne şerh koyup sen şu ülkelere satmayacaksın demek gibi bir yetkimiz yoktur. Türkiye'ye İsrail’e böyle bir petrol satmamıştır. Doğalgaz konusunda özel sektörümüzün böyle girişimlerinin olduğunu biliyoruz. İsrail tarafından özel sektör temsilcilerinin de Türkiye'deki bir kısım özel sektörle görüştüklerini biliyoruz. Ama biz kurumsal yapı olarak hükümetimiz olarak İsrail’le doğalgaz konusunu bir müzakereye açmadık. Fizibilitesi Türkiye'den geçmeye uygun olsa da siyasi iklimin düzelmesi söz konusu olduğunda ancak bunlar yapılabilir. Şu anda iklim şartları müsait değildir.

Çin kaynaklı bir kriz diyebileceğimiz bir durum söz konusu piyasalarda. Bunun enerji sektörüne etkilerini soracağım. Özellikle elektrik fiyatları konusunda dolar bazında son 3 yılda yarı yarıya indiğine yönelik tespit ve dağıtım şirketlerinden şikayetler var. Hem maliyetlerin hem kredilerin dolar cinsinden olduğu bu süreçte etkisi ne olur?

2008 yılından sonra malum dünya çok global bir kriz yaşadı 2008’de. Bu krizin etkisiyle mesela önceki gün 7 trilyon dolar dünyada para eridi. Dünyadaki iklim şartları bu kadar olumsuzken Türkiye'deki güçlü bir hükümet olan ihtiyacın her zamankinden fazla olduğunu söylemem lazım. O yüzden 1 Kasım önemlidir. O yüzden bu seçim hükümetinin 2 ayda yapacakları önemlidir. Ham petrol varil fiyatları 43 dolarlara inmiştir. Hala Türkiye'den 2008 Kasım ayının fiyatlarıyla doğalgaz satılıyor. TL bazından aynı fiyatlarla satılıyor. Biz bunu yerli kaynaklarımıza dengeleyerek karşılıyoruz, çok iyi bir enerji yönetimiyle karşılıyoruz. 28 Avrupa Birliği üyesi ülke arasında Türkiye şu anda en ucuz doğalgaz satan ülkedir üstelik kaynağı olmamasına rağmen. Türkiye özellikle son dolar ve euro paritesiyle alakalı değişimlerden sonra elektrikte en ucuz satan ülke Türkiye’dir. Elektrik dağıtım hizmetlerinden dolarla kredilendirilip 13 milyar dolarlık bir hisse devri yaptık. 13 milyar doları dolar alıp TL karşılığıyla beraber işlem yapıyor. Şirketlerin bu manada sıkıntıları olduğunu biliyorum. Bunlara kayıtsız kalmayız. Türkiye'de elektrik üreticilerinin fiyatları düşük bulması kendi maliyetleri açısından normal bir şey. Ama biz bunu vatandaşımıza, sanayicimizi, tüccarımıza, en uygun şartlarda vermek için gayret ediyoruz. Kimse kaygılanmasın bu manada çok daha iyi şeyler yaparız.

Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına Eylül ayında zam yok diye biliyorum.

Evet eylül ayında zam düşünmüyoruz. Bizler şahıs olarak, partiler olarak ve ülkemizde yaşayan insanlarımız olarak bundan daha zor günler geçirdik. Ümitsizliğe kapılmasın vatandaşlarımız. Allah’ın izniyle biz bunları çözeriz. Gerek PKK belasından mutlaka kurtulacağız. Daha büyük zorluklar geçirmiş olan bizler bu zorlukları da mutlaka aşacağız.

Sayfa Yükleniyor...