NTV

İbrahim Kalın'dan Can Dündar ve Erdem Gül'ün tahliyelerine ilk yorum

Anadolu Ajansı

Türkiye

Can Dündar ve Erdem Gül'ün tahliyeleriyle ilgili Snowden ve Assange'dan örnekler veren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, ''Bu karar beraat kararı değil, tahliye kararı. Dava devam edecek, biz de yakından takip edeceğiz'' dedi.

İlişkili Haber

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Suriye'de bu gece itibarıyla Münih Anlaşması çerçevesinde yeni sürecin başlamasının hedeflendiğini anımsatan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Türkiye'nin de katıldığı ve desteklediği Cenevre Görüşmeleri bağlamında, Birleşmiş Milletlerin 2254 numaralı kararı çerçevesinde, çatışmaların durdurulması ve siyasi geçiş süreci kararının alındığını hatırlattı.

Fakat o tarihten bu yana, Esed rejimi ve destekçilerinin karadan ve havadan saldırıları nedeniyle ne 2254 numaralı kararın uygulandığını ne de insani yardımların ulaştırılabildiğini ne de ateşkesin sağlandığını vurgulayan Kalın, Münih'teki görüşmeler neticesinde kısmı denilebilecek bir ateşkeste mutabık kalındığını ve bu kapsamda ateşkesin 24.00'te yürürlüğe gireceğini belirti.

Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz prensip olarak bu ateşkesi destekliyoruz. Bu kararın alınmasında Türkiye de aktif bir rol oynadı. Fakat şu ana kadar yaşananları dikkate aldığımız zaman, Cenevre görüşmeleri ve sonrasında, hatta Münih Anlaşması'nın uygulanması tarihine giderken, yani bu gece itibarıyla dahi Rus uçaklarının bombardımanlarının, Esed güçlerinin karadan yaptığı saldırıların devam ediyor olması, ateşkesin geleceği konusunda bizi ciddi endişelere sevk etmektedir. Ziya Paşa'nın meşhur bir sözü vardır biliyorsunuz, 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz'. Biz somut olarak sahada ne yapıldığını görmek istiyoruz. Umarız bu gece başlayacak olan bu ateşkes hem çatışmaları durdurur, hem sivil ölümleri önler hem de Suriye, halkının Halep gibi İdlip gibi farklı bölgelerde acil ihtiyaç duyduğu insani yardımları ulaştırılmasına imkan sağlar. Maalesef şu an itibarıyla dahi Halep'in kuzeyinde, Azez'de, Tel Rufat'ta, İdlib'te, Türkmen Dağı bölgesinde saldırıların devam ettiği haberleri gelmektedir."

Şu ana kadar rejimin bu tür müzakereleri, Viyana ve Cenevre görüşmelerini, çok daha fazla zaman kazanmak için kullandığına dikkati çeken Kalın, bu sefer farklı bir neticenin ortaya çıkmasını umduklarını ifade etti.

"TÜRKİYE ULUSLARARASI HUKUKTAN KAYNAKLANAN HAKLARINI KULLANIR"

Sahadaki kötü gidişatın, bu konuda umutlu olunmasına imkan vermediğinin altını çizen Kalın, şunları kaydetti:

"Öte yandan özellikle Türkiye'nin ulusal güvenliğini açısından, PKK iltisaklı, PKK’nın Suriye kolu olan PYD-YPG gibi örgütlerinin sahadaki hareketliliği ve artık açıkça rejim tarafına geçmiş olması da bizim için ayrı bir endişe kaynağıdır. Bu noktada, Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden durumlar ortaya çıktığı müddetçe Suriye'nin neresinden gelirse gelsin, ister DAİŞ'ten gelsin ister YPG-PYD gibi örgütlerden gelsin, Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanır, angajman kurallarını uygular. Bu noktada şunun altını açıkça çizmek isterim. Biz müttefiklerimizle, dost ülkelerle her konuyu müzakere ederiz, istişare ederiz ama Türkiye'nin ulusal güvenliği asla bir müzakere ve pazarlık konusu değildir. PKK ile PYD-YPG arasında, öbür taraftan bu örgütlerle Esed rejimi arasında bulunan ilişkiyi görmek istemeyenler, aslında başka bir hesabın içerisindeler. Bu ilişkinin derinliği boyutları, aslında bu ülkelerin kendi istihbarat raporlarında da tescil edilmiştir. Fakat sahadaki birtakım fırsatları değerlendirmek adına DAİŞ ile mücadele bahanesiyle bu ilişkinin yok sayılması, bizim açımızdan yok hükmündedir."

Zaman zaman uluslararası basında, "Türkiye'nin Suriye'deki Kürtlerin kazanımlarından rahatsız olduğu, bunun için PYD ve YPG gibi örgütlere karşı tavır aldığı" şeklinde asılsız, hiçbir akıl mantık ölçüsüyle bağdaşmayan yorumların yapıldığını aktaran Kalın, Türkiye'nin Suriye Kürtleriyle bir sorununun olmadığını, terör örgütleriyle sorununun bulunduğunu söyledi.

"MÜCADELEMİZ PKK’NIN GÜDÜMÜNDE BİR DEVLET OLUŞUMUNA GİDEN SÜREÇLE İLGİLİ"

Türkiye'nin mücadelesinin ne Suriye ne Irak ne Türkiye ne İran ne de coğrafyadaki başka Kürtlerle olduğunun altını çizen Kalın, "Bizim mücadelemiz PKK’nın güdümünde bir devlet oluşumuna giden süreçle ilgilidir. Türkiye sınırının hemen güneyinde PKK güdümlü bir devlet yapılanması, devlete benzer bir yapı, otonom yapı, kanton türü şeylere elbette izin vermez" diye konuştu.

Dünyada hiç kimse Suriye Kürtlerinin adını ağzına almazken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2009-2011'de bu Kürtlerin haklarının tanıması için Suriye rejimine çağrıda bulunduğunu anımsatan Kalın, "Düne kadar Suriye Kürtlerinin adını dahi ağzına almayan çevrelerin, şimdi onların temsilcisiymiş gibi ortaya çıkan birtakım terör örgütlerini yanlarına çekerek kullanması ortada çok açık bir çıkar hesabının olduğunu göstermektedir" değerlendirmesinde bulundu. Hafız Esad’ın Suriye Kürtlerine yaptığı muameleyi hatırlatan Kalın, o dönemde buradaki Kürtlere Türkiye’nin sahip çıktığını söyledi. Kalın, buna rağmen 1980 ve 1990'lı yıllarda Türkiye aleyhine kullanmak için Suriye topraklarını PKK'ya açanın da yine Hafız Esad olduğunu ifade etti.

Oğlunun da şu anda farklı bir politika izlemediğine dikkati çeken Kalın, şunları kaydetti:

"Düne kadar Kürtleri adeta yok sayan ezen rejim, şimdi onları kendi kirli savaşında kullanmak için yanına çekmeye çalışıyor. Biz bu oyunun farkındayız. Elbette buna müsaade etmeyiz. Bu noktada, terörle mücadelede dost ve müttefik ülkeleri kendi yanında görmeyi talep etmek, Türkiye’nin en doğal hakkıdır. Bu konuda en ufak bir tereddüt söz konusu değildir. Bu konuda farklı düşünceleri olan ülkeler varsa bunlarla bizim farklı düşünmemiz de elbette kaçınılmaz ve doğaldır. Buradan Türkiye’nin ulusal çıkarları söz konusu olduğunda bizim geri adım atmamız hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bugün şu veya bu bahaneyle terör örgütlerine göz yumanlar ve onlarla iş tutanlar, yarın bu terör örgütlerinin kendilerine karşı silah doğrultacağından emin olabilirler."Bunun örneklerinin geçmişte Ortadoğu, Balkan, Afrika ve Asya coğrafyasında görüldüğünü anlatan Kalın, bu oyuna gelmemek gerektiğinin altını çizdi.

Kalın, "Burada nasıl DAİŞ ile mücadele, meşru bir mücadele ise ve benzer terör örgütleriyle, Nusra'dır, El Kaide'dedir, vesaire meşru bir mücadele ise Türkiye'nin PKK ve onun Suriye uzantısı olan mücadelesi de meşrudur, haklıdır. Nitekim Türkiye'nin Suriye konusundaki uyarılarının ne kadar haklı olduğunu da son 3-4 yıllık süreçle yaşanan dram açık bir şekilde ortaya koymuştur" dedi.Mülteciler konusuna Türkiye'nin ağır yük ve güvenlik risklerine rağmen açık kapı politikasını devam ettirdiğini vurgulayan Kalın, bu politikanın sonucu olarak onbinlerce Suriyelinin hayatının kurtulması mükafatının, Türkiye'ye yeteceğini söyledi.

Ülkede 2,7 milyonu aşan mültecinin kamplarda ve şehirlerde kaldığını dile getiren Kalın, onların ihtiyacını karşılamak ve insani şartlara kavuşmaları için devlet, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çaba harcadığını belirtti. Kalın, "Suriye mültecilerine kapılarını aç ya da mülteci akımını engelle" diyen ülkelerin, Suriye'de hava bombardımanı ve Esed rejiminin karadan yaptığı saldırılar durdurulmadığı sürece krizin daha da derinleşeceğinden şüphe duymaması gerektiğinin altını çizdi.

Kalın, Avrupa Birliği ile yürütülen müzakereler neticesinde Suriyeli sığınmacılarla ilgili bir eylem planının hayata geçirileceğini dile getirerek, "Şu anda bunun detayları çalışılıyor. Projeler hazırlandı, AB tarafına iletildi. Bunlar da çok yakın bir zamanda hayata geçecek ve Suriyeli mültecilerin daha insani şartlara kavuşması noktasında sahada bir fark yaratır diye ümit ediyoruz" dedi.

Kalın, terörle mücadele konusunda, "Çözüm Süreci'ni kimin sabote ettiği ve silah bırakma çağrılarına rağmen, bırakınız silah bırakmayı terörü ve şiddeti daha fazla azdıran tarafın kim olduğu bellidir. PKK terör örgütü, Çözüm Süreci'ni de sabote ederek, suistimal ederek, istismar ederek, silah bırakmayacağını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti, buna karşı her demokratik hukuk devletinin yaptığı şeyi yapmaktadır. Kamu düzenini, vatandaşlarını korumak için terörle mücadele etmektedir. Operasyonlar bu bağlamda devam edecektir" değerlendirmesinde bulundu.

Ankara'da 17 Şubat'ta gerçekleştirilen terör saldırısından sonra olabilecek muhtemel saldırılara karşı ilave tedbirlerin alındığının altını çizen Kalın, konunun ilgili makamlar tarafından en üst düzeyde takip edildiğini dile getirdi.

Kalın, 17 Şubat Ankara saldırısının, terörün vahşi ve çirkin yüzünü bir kez daha gösterdiğine vurgu yaparak, şöyle devam etti:

"Fakat saldırıdan sonra bu terör eylemlerini savunanlar, onların taziyelerine gidenler, o teröristten bir kahraman çıkarmaya çalışanlar da aynı şekilde kendi alçak, hain, çirkin yüzlerini göstermişlerdir. Hele hele siyaseti buna alet ederek ya da benzer kavramların arkasına sığınarak terörü estetize, romantize etmek dünyanın hiçbir ülkesinde kabul edilebilir bir şey değildir. Ankara saldırısında 28, daha sonra bir vatandaşımız daha vefat etti, 60'ın üzerinde de yaralı insanımız var. Bu saldırıyı yapan terör örgütü mensubuyla, bu canlı bombayla, Suriye'de ya da Irak'ta veya dünyanın başka bir yerinde kafa kesen, toplu intihar saldırısı yapan, araçlı bombalı saldırılar yapanlar arasında ne fark var Siz, bunlar arasında böyle bir ayrım, hiyerarşi kurmaya çalıştığınız zaman bir kere dürüst, tutarlı davranmamış olursunuz. Siyaseti, medyayı ve benzer kavramları terörü meşrulaştırmak, şirin göstermek için kullananlar, ne demokrasiye ne bu millete ve vatana ne de evrensel değerlere bağlı olmadıklarını açık bir şekilde ifade etmektedirler."

Kalın, terörle mücadele noktasında Türkiye'ye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a saldıranların, ister siyasetçi ister gazete yorumcusu ister raportör ister gazete başyazarı olsun, açıkça terör örgütünün propagandasını yaptıklarını ifade etti.

Başka yerlerde benzer saldırılar olduğunda, Türkiye'nin nasıl net bir tavır aldığını hatırlatan Kalın, "Terörü lanetlemiş ve bunu somut adımlarla göstermişse, aynı tavrı Türkiye'nin de müttefik, dost ülkelerden ve farklı çevrelerden beklemesi gayet doğaldır" dedi.

Terörle mücadelenin öncelikli amacının, "kamu düzenini kurmak, ülkenin birlik ve beraberliğini sağlamak" olduğunu vurgulayan Kalın, bunu "Kürtlerle mücadele, Kürtleri ortadan kaldırma, kazanımlarından rahatsız olma" gibi lanse etmeye çalışanların, terör örgütünün propagandasını yaptığının altını çizdi.

"Birileri Türk Hükümeti'ni, Cumhurbaşkanımızı beğenmeyebilir ama bu asla ve asla terör örgütlerini desteklemeyi, onlara arka çıkmayı meşrulaştırmaz" değerlendirmesinde bulunan Kalın, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu, terörle mücadelede özgürlük, demokrasi, hukuk ve güvenlik dengesini en iyi şekilde kurmaya gayret ettiğini söyledi. Kalın, bunun dışındaki teşebbüslere müsaade edilmeyeceğini vurguladı.

"BU KARAR BİR BERAAT KARARI DEĞİL TAHLİYE KARARI"

Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Dündar ve Ankara Temsilcisi Gül'e ilişkin kararının ardından Dündar ve Gül'ün tahliye edildiklerinin hatırlatılması üzerine Kalın, "Bu karar bir beraat kararı değil, tahliye kararı. Tutuksuz yargılanmayla ilgili bir karar, dava devam ediyor" dedi.

WIKILEAKS ÖRNEĞİ

Dünyanın başka ülkelerinde de casusluk ve devletin gizli belgelerini sızdırma davalarının açıldığını anımsatan Kalın, şöyle konuştu:

"WikiLeaks hadisesi olduktan sonra dünyanın farklı yerlerinde, Amerika'da, İngiltere'de ne tür tedbirlerin alındığını gördük. Julian Assange neden hala Ekvador'un Londra'daki büyükelçiliğine sığınmış bir şekilde bulunmaktadır, yaklaşık 3-3,5 yıldır Bunu düşünmek lazım. Aynı şekilde bu WikiLeaks belgelerini ilk defa sızdıran Bradley Manning 35 yıl hapse mahkum oldu ve şu anda hapiste cezasını çekiyor. Neden bu cezalar verildi Yine aynı şekilde Edward Snowden'ın şu anda Rusya'da bir yerde gizlendiğini biliyoruz. Amerikan yönetiminin de bu kişilere karşı davalar açtığını ve buldukları yerlerde yakalayıp derhal mahkemeye çıkaracaklarını, büyük ihtimalle çok büyük cezalar alacaklarını biliyoruz. Bu tür, benzer davalarda, batılı ülkeler bu tür tedbirler aldığında bu, hukukun üstünlüğü çerçevesinde, terörle mücadele ya da devletin güvenliği noktasında alınan tedbirler olarak tarif edilirken, Türkiye'de yapılan muamelenin başka yerlere çekilmesi elbette kabul edilemez. Devletin güvenliğine tehdit teşkil eden bu tür olaylarda hukuki sürecin, hukuka uygun bir şekilde devam etmesi esastır. Dava devam edecek. Biz de tabii hukuki bir süreç olduğu için yakından takip edeceğiz."

''KESİNLEŞMİŞ BİR YAPI SÖZ KONUSU DEĞİL''

Cumhurbaşkanlığı bünyesinde konseylerin oluşturulacağı yönündeki haberlere ilişkin soru üzerine Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı, hatta belediye başkanlığı döneminden istişareye önem veren bir lider olduğunu hatırlattı.

Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanı olduktan sonra da ekonomi, dış politika, enerji, eğitim, kültür, güvenlik gibi konularda toplumun farklı kesimleriyle, meslek kuruluşlarıyla, üniversitelerle yoğun istişareler yaptığını belirten Kalın, "Bahsettiğiniz konuyla ilgili henüz tam kararı verilmiş, kesinleşmiş bir yapı söz konusu değil. Bu yürütülen istişareler, değerlendirmeler çerçevesinde bir karar verildiği zaman bunu zaten sizlerle paylaşacağız. Öncelikli amacımız bu tür istişareleri devam ettirmek, bazen bunları daha yapılandırılmış, daha sistematik formatta yürütmek, bazen daha esnek bir formatta yürütmek olacaktır" diye konuştu.

"KARA OPERASYONU HAZIRLIĞIMIZ YOK"

Suriye'ye kara operasyonu iddialarına ilişkin bir soruya Kalın, "Biz Suriye'ye bir kara operasyonu konusunda, herhangi bir bağlayıcı açıklama da yapmadık, böyle bir hazırlığımız da söz konusu değil" yanıtını verdi.

Türkiye'nin üzerinde durduğu konunun, "uluslararası koalisyonla beraber hareket etme" noktasında olduğunu dile getiren Kalın, o nedenle ne tek taraflı ne de iddia edildiği gibi Suudi Arabistan'la böyle bir planlarının olmadığını söyledi. Kalın, şu ifadeleri kullandı:

"Bizim dediğimiz, DAİŞ'le mücadelede sadece havadan yapılan bombardımanların yeterli olmadığı, saha hakimiyetini sağlamak üzere hür Suriye ordusu gibi sahada bulunan muhaliflerin desteklenmesi gerektiği konusudur. Ne Türk askerinin ne Suud askerinin ne Amerikan askerinin bu manada Suriye topraklarına girmesini gerektiren bir durum yok. Ama oradaki muhaliflere destek verilmediği müddetçe bu hava operasyonlarından ki 1,5-2 yıldır devam ediyor, netice alınıp alınmadığını hep birlikte görüyoruz. Bunların neticeye götüren yeterli adımlar olmadığını ifade ettik, bu konudaki görüşümüz de değişmedi."

"KÜLLİYE'DE YENİ GÜVENLİK TEDBİRLERİ GÜNDEME GELMEDİ"

Ankara Garı'ndaki terör saldırısı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Devlet Denetleme Kurulunu (DDK) görevlendirdiği hatırlatılarak, araştırmanın ne aşamada olduğunun sorulması üzerine Kalın, DDK'nın çalışmasını devam ettirdiğini bildirdi.

Kalın, "Tabii hem Ankara Gar saldırısı hem 17 Şubat saldırısı hem de diğer İstanbul saldırıları bağlamında da güvenlik konseptimizle ilgili çok kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. Yeni ve ilave tedbirler gündeme getirildi. Bunların neticelerini de en kısa sürede göreceğimizi umut ediyoruz" diye konuştu.

Bu tür olaylar sonrası herhangi bir zaaf olup olmadığının tekrar gözden geçirildiğine dikkat çeken Kalın, bununla ilgili İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin de çalışmalar yürüttüğünü hatırlattı.

Bunun yanında önlenen birçok saldırı hazırlığının olduğuna işaret eden Kalın, güvenlik güçleri ve ilgili birimlerin bu konuda yoğun bir çalışma yürüttüğünü kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ek güvenlik tedbiri alınıp alınmadığı yönündeki soru üzerine de İbrahim Kalın, yeni güvenlik tedbirlerinin gündeme gelmediğini söyledi.

Külliye ile ilgili zaten uygulanan son derece etkili bir güvenlik protokolü olduğunun altını çizen Kalın, bu güvenlik tedbirlerinin uygulanmaya devam edeceğini bildirdi.

Terörün küresel bir sorun olduğunu ve küresel mücadele gerektirdiğini vurgulayan Kalın, "Dünyanın hiçbir ülkesi, hangi ölçekte olursa olsun, 'ben terörden tamamen masumum, beni etkilemez, terör saldırıları bize ulaşmaz' diyemez. Bunun örneklerini gördük. Dolayısıyla burada terörle mücadelede bölgesel ve küresel işbirliği çok büyük önem arz ediyor" şeklinde konuştu.

Dokunulmazlıkların kaldırılması konusuna ilişkinbir soru üzerine Kalın, siyaset çatısı altında ve siyasetçi kimliği kisvesi altında teröre verilen destek konusunun daha önce de gündeme geldiğini söyledi. Hiçbir demokratik ülkede böyle bir şeyin kabul edilmesi hatta düşünülmesinin dahi mümkün olmadığını aktaran Kalın, İspanya, Amerika ve Fransa'dan bu konuda örnekleri hatırlattı.

"Burada açıkça Meclis çatısı altında sorunların çözümü konuşulurken orada siyasetin alanını değil, terör örgütünün alanını yaymaya çalışan bir yaklaşım var" diyen Kalın, "Bunun kabul edilmesi elbette mümkün değil, tabii nihai karar, takdir Meclisindir. Bu konuda, bununla ilgili de zaten Mecliste yürütülen çalışma var, müzakere var. Bu, son günlerde de biraz hızlandı, biz de onların neticesini görmek isteriz" ifadelerini kullandı.

"BURASI CUMHURUN BAŞIDIR, CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMIDIR"

Kalın, Kılıçdaroğlu'na yönelik hazırlanan fezleke hakkında görüşlerinin sorulması üzerine "Bu tabii yine Meclisin takdirinde olan bir konudur. Bir kere yalan, iftira, hakareti siyaset yapmak ya da basın özgürlüğü diye takdim etmeye çalışmak kabul edilebilir bir şey değildir" dedi.

Eleştiriye her zaman açık olduklarını ve eleştiriden kaçmadıklarını belirten Kalın, şöyle devam etti:

"Siz kalkıp her gün Cumhurbaşkanına hakareti siyaset yapmak diye takdim ederseniz, cumhurbaşkanını izam etmeyi, yalan, yanlış, sahte, hayal haberlerle küçük düşürmeye kalkmayı gazetecilik, basın özgürlüğü, vesaire diye takdim etmeye kalkarsanız bunun tabii ki bir karşılığı olur. Bunu kabullenmemiz mümkün olmaz. Buna elbette biz itiraz ederiz. Burası cumhurun başıdır, cumhurbaşkanlığı makamıdır, karşılıklı saygı içerisinde her konuyu müzakere ederiz ama iş yalan, iftira ve hakarete döndüğü zaman bununla ilgili de net tavrımızı alırız."

Bir gazetecinin, Kılıçdaroğlu'nun "PYD'nin terör örgütü olduğunu düşünüyor musunuz " sorusuna verdiği, "Biz terör örgütü değiliz diye net ve somut bir açıklama yapıyorsa elbette biz bu açıklamaya önem veririz" açıklamasına ilişkin değerlendirmesini sorması üzerine Kalın, "Şimdi eğer terör konusunda terör örgütlerinin beyanlarını esas alacaksak bu bizi çok absürt bir noktaya götürür" ifadesini kullandı.

Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O zaman El Kaide'ye soralım 'Siz terör örgüt müsünüz' diye, onlar da desinler ki 'Hayır, biz terör örgütü değiliz.' O zaman biz 'Evet El Kaide terör örgütü değilmiş mi' diyeceğiz. Ya da DAİŞ'e soralım, 'Siz terör örgütü müsünüz'. Onlar da 'Yok biz terör örgütü değiliz' deseler, biz bu sefer 'DAİŞ terör örgütü değilmiş' mi diyeceğiz. Aynı mantıkla PKK'ya da soralım o zaman. PKK hem Avrupa hem de Amerika Birleşik Devletleri'nin terör örgütleri listesinde bulunan, bizim 30 küsur yıldır mücadele ettiğimiz bir terör örgütüdür. PYD ve YPG'nin 2003 yılında doğrudan PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın talimatıyla kurulduğunu herkes bilmektedir. PYD ve YPG'nin tüzüğüne, organizasyon yapısına, eylem biçimlerine baktığınız zaman PKK tarafından, şu anda da Kandil üzerinden koordine edildiğini herkes bilmektedir. Daha ilerisi Türkiye tarafına geçince PKK kimliğini taşıyan, Suriye tarafına geçince YPG kimliğini taşıyan militanların olduğunu da herkes bilmektedir. Şimdi bütün bunlar ortadayken hala 'YPG bir terör örgütü mü, değil mi bir de onlara soralım, onların beyanatını esas alalım' derseniz, burada terörle mücadelede kendinizi zaafa düşürürsünüz."

"DAİŞ'LE MÜCADELE KAPSAMINDA İNCİRLİK ÜSSÜ'NÜ KOALİSYON UÇAKLARINA AÇTIK"

Kalın, "DAEŞ'le mücadele kapsamında Suudi Arabistan uçaklarının bugün geleceği söylenmişti, koalisyonla iş birliği konusunda son durum nedir " sorusuna şu yanıtı verdi:

"DAİŞ'le mücadele bağlamında uluslararası koalisyonun bir üyesi olarak Türkiye, yoğun bir mücadele veriyor. Daha önce Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi aslında DAİŞ'le mücadele konusunda sahada Türkiye kadar mücadele eden bir başka ülke bulmak hakikaten zor. Türkiye şu ana kadar DAİŞ'le mücadele bağlamında 105 ülkeden yaklaşık 37 bin kişiye ülkeye giriş yasağı koydu. Yaklaşık 3 bin 700-3 bin 800 kişi sınır dışı edildi. Yaklaşık bin 500- bin 600 kişi de bizzat tutuklandı. Bunlara karşı son derece etkin bir mücadele yürütüyoruz. İkinci olarak DAİŞ'le mücadele kapsamında İncirlik Üssü'nü koalisyon uçaklarına açtık. Bu mücadelenin bir aşaması olarak da Suudi Arabistan uçakları da İncirlik Üssünden kalkarak, DAİŞ hedeflerini vurmak üzere dün itibarıyla, birkaç gün içerisinde de diğerleri tamamlanacak, İncirlik Üssü'ne gelmeye başladılar. Bu bizim DAİŞ'le mücadelede uluslararası ortak koalisyona verdiğimiz desteğin, oradaki konumumuzun somut ifadelerinden biridir. Dolayısıyla hala kalkıp birilerinin 'Türkiye DAİŞ'e karşı yeterince mücadele etmiyor, sınırlarını kapatmıyor' gibi ifadelerinin ne kadar anlamsız, boş olduğunu da somut bir şekilde gösteren örneklerden birisidir."

ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu'nun "Müslüman Kardeşler"i terör örgütü olarak tanımlayan yasa tasarısını kabul etmesine ilişkin bir soru üzerine Kalın, yasa tasarısının yasalaşması için daha 3-4 kademeden geçmesi gerektiğini hatırlattı.

Alt komisyonda kabul ediliyor olmasının bile "oldukça düşündürücü" olduğunu aktaran Kalın, şunları kaydetti:

"Böyle bir dönemde Müslüman Kardeşler örgütünün en azından son 30-40 yılda hiçbir terör eylemine karışmadığını bildiğimiz halde böyle bir tasarının gündeme getirilmesi, demek ki başka gündemlerin izlendiğini ispat ediyor. Siz bu tür örgütleri yani terörle, şiddetle ilişkisini koparmış, arasına mesafe koymuş, hatta Mısır'da seçimlere katılıp, Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmış bir örgütü terör örgütü ilan ederseniz, bu sadece DAİŞ gibi, El Kaide gibi radikal şiddet yanlısı örgütleri sevindirir. Çünkü onlar dönüp derler ki 'Bakın sizin izlediğiniz demokratik, barışçıl yol, yol değil.' Dolayısıyla onlara bir malzeme verilmiş olur.

Bizim açımızdan süreci takip edeceğiz. Daha henüz birkaç aşamadan daha geçmesi gerekiyor ama belki bu vesileyle İslam ülkelerinde, özellikle Arap dünyasında demokratikleşme süreciyle ilgili olarak batılı ülkelerin verdiği son derece kötü sınavı tekrar tartışma imkanı doğar diye düşünüyorum. Mısır'da darbeye darbe diyemeyenler, şimdi o darbenin devamı olan rejimle her türlü işi yapanlar bir tarafta da demokrasiden, insan haklarından, basın özgürlüğünden bahsediyorlar, bu çelişkiler öyle kolay izah edilebilir çelişkiler değil."

ETİKETLER