Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK), Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde yürütülen Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin, "Suriye sahasının bütün terör unsurlarından temizlenmesi argümanına kim karşı çıkabilir? Karşı çıkan varsa o zaman başka bir hesap vardır. O zaman biz de otururuz, o hesap üzerinden tekrar yeni değerlendirmeler yaparız" ifadelerini kullandı.

Rusya'nın Zeytin Dalı Harekatı'na nasıl destek verdiği sorusu üzerine, gizli bir pazarlığın bulunmadığını, "Afrin'i alın, İdlib'i verin" şeklinde bir şeyin söz konusu olmadığını belirten Kalın, "Bizim İdlib'te 12 tane gözlem noktası kurma kararımız, yaklaşık bir buçuk ay önce Astana Toplantıları'nda alınmış bir karardır, Afrin operasyonundan bağımsız olarak. Şu anda bizim silahlı kuvvetlerimiz orada 3 tane gözlem noktasını kurdu zaten" ifadesini kullandı.

Kalın, Türkiye'nin amacının İdlib'te terör unsurlarının elimine edilmesi, sivillerin güvence altında bulunması, insani yardımların ulaştırılması olduğunu bildirdi.

"Türkiye bu tür konularda doğru görüşler ortaya koyup doğru tezleri gündeme getirip, ağırlığını koyup, istediğini alamaz. Herhalde mutlaka bir şeyin tavizini vermiştir" gibi bir düşünce alışkanlığının var olduğunu belirten İbrahim Kalın, şunları kaydetti:

"Suriye, Irak, diğer bölge meselelerinde biz hiçbir zaman kibire, tekebbüre, kapılmadan gayet de mütevazi bir şekilde, ülkemizin ve bölgenin çıkarları için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Aklımızı kullanıyoruz, zihnimizi harekete geçiriyoruz, etrafımıza bakıyoruz, verileri topluyoruz. Burada da Suriye sahasının bütün terör unsurlarından temizlenmesi argümanına kim karşı çıkabilir? Karşı çıkan varsa o zaman başka bir hesap vardır. O zaman biz de otururuz, o hesap üzerinden tekrar yeni değerlendirmeler yaparız. Mesela ABD'nin PYD ve YPG'ye verdiği askeri desteği düşünün. Sayın Cumhurbaşkanımız bunu Obama döneminde defalarca söyledi. Obama yönetimiyle bunu bir buçuk yıl tartıştık, kavga ettik. Dedik ki 'Bunu yapmayın. Sizin illa PKK gibi bir örgütle çalışma mecburiyetiniz yok. Orada Hür Suriye Ordusu, Arap aşiretler, PKK'lı olmayan Kürtler, Türkmenler var. Gelin bunlarla birlikte yapalım.' Onlar ısrarla bunu kulak arkası ettiler, çeşitli bahanelerle 'Biz PYD ve YPG'yle çalışacağız.' dediler. Bunu da meşrulaştırmak için olmadık argümanlar geliştirdiler. Bir devlet açısından küçük düşürücü bir hale kendilerini düşürdüler."

"DEAŞ TEHDİDİ ORTADAN KALKTI, BU İLİŞKİYİ NİYE BİTİRMİYORSUNUZ"

ABD'nin kendi resmi raporlarında PYD ve YPG'nin PKK'nın Suriye kolu olduğuna dair raporları kaldırdıklarını anımsatan Kalın, "PYD, YPG'nin PKK ile bir ilgisi yok" argümanını geliştirmeye çalıştıklarını ancak bununla kimseyi ikna edemediklerini, kendilerinin de ikna olmadıklarını aktardı. 

ABD Kongresi'nde "PKK, YPG, PKK mı değil mi, terör olaylarına karıştı mı, karışmadı mı?" şeklindeki konuların konuşulduğuna işaret eden Kalın, "Birileri hala DEAŞ ile mücadele bahanesiyle, 'Bu terör yapılanmasına destek veriyoruz' diyorsa, bizim şu soruyu sormamız gayet meşru hale geliyor; 'DEAŞ tehdidi ortadan kalktı. Bir altı ay öncesine göre DEAŞ yok sahada. Siz bize dediniz ki 'DEAŞ bittiği zaman bizim PYD YPG ile ilişkimiz bitecek'. Şimdi biz gayet meşru bir şekilde diyoruz ki 'DEAŞ tehdidi ortadan kalktı, bu ilişkiyi hala niye bitirmiyorsunuz.'" ifadelerini kullandı. 

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis'in, Zeytin Dalı Operasyonu'nun DAEŞ ile mücadeleyi kötü etkilediğine ilişkin açıklamalarının hatırlatılması üzerine Kalın, bunun sahadaki gerçekleri yansıtmadığını belirterek, "Bu Amerikan kamuoyunu, batı kamuoyunu ikna etmek üzere inşa edilmiş bir argümandır. Sahadaki gerçeklelerle uzaktan yakından ilgisi yoktur" dedi. 

"LEJYONER GÜÇ GİBİ Mİ KULLANMAK İSTİYORLAR"

 "Madem siz Suriye sahasında DEAŞ ile mücadelenin arzu edilen noktaya geldiğini söylüyorsunuz. Hala DEAŞ ile mücadeleyi nasıl zora sokuyor bu operasyon?" diye soran Kalın, şöyle devam etti:

"Demek ki başka bir şey var. Bu kadar yatırım yaptılar PYD ve YPG'ye. Çok kolay kendilerini bu işin içinden çıkartamayacaklar. Suriye Demokratik Güçleri adı altında bir isim icat ederek, bunu kamufle etmeye çalıştılar, sonra kendileri itiraf ettiler. Biz sahada olup biteni biliyoruz. Bunun böyle olmadığını biliyoruz. Orta, uzun vadede orada PKK/PYD/YPG yapılanmasını daha da derinleştirip, bunu lejyoner güç gibi mi kullanmak istiyorlar, bu soruyu sormak lazım."

Vekalet savaşları döneminde ülkelerin bu tür örgütleri kullandığını anlatan Kalın, batılı ülkelerin terörle mücadele konseptinde hata olduğunu, "Bana saldırmayan terör örgütü, terör örgütü değildir" dediğini kaydetti. 

Kalın, "PKK, sizin bir müttefikinize saldırıyor. Bir müttefikinizin, terör meselesiyle uğraşması, bundan dolayı can kaybına uğraması, birçok imkanını, kaynağını, milli servetini buna harcaması sizin için iyi bir şey mi?" sorusunu yöneltti. 

"BU YÖNDE BİR NİYETLERİ OLSA BU BİR GÜNLÜK İŞTİR"

 PYD ve YPG'nin terör örgütü olarak algılanmaması konusunda Türkiye'nin bir diplomatik eksikliği olup olmadığı yönünde bir soru üzerine Kalın, "Bu konuyu Avrupa ve ABD nezdinde sürekli gündeme getirdik ve getirmeye de devam ediyoruz. Bu yönde bir irade ortaya koymaları için bizim üzerimize düşen görevler var. Ama gerçekten bu yönde bir niyetleri olsa bu bir günlük iştir" yanıtını verdi.

Bunların hükümetlerin tasarrufunda olan şeyler olduğunu kaydeden Kalın, "Şu anda Ortadoğu'da bir vekaletler savaşı döneminden geçiyoruz. Batılı devletler, bu vekaletler savaşında 'Maksimum faydayı nasıl elde ederiz' diye... İran, Esed rejimini madem destekliyor. Şam ve Suriye'nin batı kısmında alan hakimiyeti sağlamış durumda. Buna karşı 'Biz dengeleyici bir güç olarak Fırat'ın doğusunda PYD YPG üzerinden var olmaya devam edelim' diyorlar" ifadelerini kullandı. 

"PYD VE YPG SURİYE KÜRTLERİNİ TEMSİL ETMEZ"

 Türklerin ve Kürtlerin kaderinin ortak, geçmişleri gibi geleceklerinin de ortak olduğunu vurgulayan Kalın, Suriye Kürtlerinin hakları meselesini ilk defa gündeme getiren kişinin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu hatırlattı. 

Irak Kürtlerinin değişmeyen dostunun Türkiye olduğunu vurgulayan İbrahim Kalın, referandum hatasına kadar Türkiye'nin her zaman Irak Kürtlerinin geleceği için elinden geleni yaptığını bildirdi.

Türkiye'nin İran Kürtleri'ne karşı hiçbir zaman olumsuz bir tavrının bulunmadığını anlatan Kalın, "Türkiye'ye gelelim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtler, kendilerini 20 yıl önce daha müreffeh, özgür, güvende hissediyorlar, yoksa bugün mü?" dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu meselenin çözümü için siyasi hayatını ortaya koyduğunu belirten Kalın, onun sayesinde bu ülkede Kürtçe konuşulabildiğini, Kürtçe yayın yapılabildiğini, Kürt kimliğiyle hayatın her alanında var olabildiğini kaydetti. 

"Nasıl Türkiye'de PKK, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtleri temsil etmiyorsa, Suriye'de de PYD ve YPG Suriye Kürtleri'ni temsil etmez" diyen Kalın, PKK'nın Marksist Leninist ideolojisine ve terör geçmişine onay vermeyen onbinlerce Kürt bulunduğunu ifade etti. 

"PKK YANLISI BATILILAR İÇİN PKK'LI OLMAYAN BİR KÜRT KÜRT DEĞİL"

 Suriye'deki Kürt örgütlerinin, derneklerinin, vakıflarının, medya kuruluşlarının PKK'nın zulmüne uğradığını anlatan Kalın, PKK'nın tipik örgüt içi infaz, muhalifleri ortadan kaldırma taktiklerinin aynısını Suriye'de de uyguladıklarını belirtti.

PKK'nın "Suriye Kürtleri'nin tek temsilcisi biziz"i dünyaya pazarlamaya çalıştıklarını kaydeden Kalın, "Benim anlamakta zorlandığım, aslında anladığım ama üzüntü duyduğum hadise şu. Belki söyleyeceğim biraz ağır olacak ama PKK yanlısı batılılar için PKK'lı olmayan bir Kürt Kürt değil. Suriye'de de PKK, PYD, YPG politikası dışında bir dünya tasavvur edemeyenler için de YPG'li, PYD'li olmayan bir Kürt Kürt değil." değerlendirmesinde bulundu. 

"BUNU PYD REDDETTİ"

 Suriye Kürt Ulusal Konseyi'nin, PYD/YPG zulmünden kurtulur kurtulmaz görünür hale geleceklerini bildiren Kalın, bunların bu toprakların insanı olduğunu aktardı. 

Barzani'nin peşmergelerini Kobani'ye geçirdiklerini, Özgür Suriye Ordusu'nu da güneyden oraya geçirmek suretiyle DAEŞ'ekarşı bir hat oluşturmak istediklerini anımsatan Kalın, "Bunu PYD reddetti. 'Biz sizden destek istemiyoruz. Bize sadece silah verin.' dediler. Kobani sembolizmi üzerinden bir siyaset dizayn edildi" diye konuştu.

Kobani kelimesinin "company" kelimesinden bozularak gelmiş bir kelime olduğuna işaret eden Kalın, asıl isminin Tel Abyad olduğunu vurguladı. 

Demografiyi ve siyasi güç dengelerini dönüştürerek, bir fiili durum oluşturuşmaya çalışıldığını kaydeden Kalın, DAEŞ'e karşı en etkili mücadeleyi vermiş bir örgüt olarak uluslararası meşruiyet kazandırıldığını bildirdi.

"BU TRUMP DÖNEMİNDE RESMİLEŞTİ"

ABD'de Barack Obama yönetiminin bu konuda çok görüş değiştirdiğini belirten Kalın, "Obama, bir türlü bir karar verip 'evet şunu yapacağız' diyemedi ta ki gidene kadar." dedi. 

ABD Başkanı Donald Trump'ın "Anti Obama" seçim kampanyasıyla işbaşına geldiğine değinen Kalın, "Tevarüs edip uyguladığı bir Obama politikası da PYD ve YPG'ye verilen destek. Bu Trump döneminde resmileşti" ifadelerini kullandı. 

"Amerikalıların, PYD ve YPG'ye verdiği askeri destek, eğitim ve propoganda desteği olmasaydı, PYD/YPG DEAŞ'a karşı en etkili mücadele veren örgüt olmazdı. Bu destek, bir başka gruba verilseydi, onlar DEAŞ'a karşı en etkili mücadele eden grup olurdu" diyen Kalın, bu desteği görmedikleri halde Özgür Suriye Ordusu'ndan, Türkmenler'den, Araplar'dan DAEŞ'e karşı mücadele etmiş ve hayatını kaybetmiş birçok insan bulunduğunu kaydetti. 

TEKLİF, TRUMP'TAN GELDİ

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün ABD Başkanı Donald Trump'la telefonda yapacağı görüşme için teklifin kimden geldiğinin sorulması üzerine Kalın, "Trump'tan geldi" yanıtını verdi. 

İki ülke yetkilileri arasındaki görüşme trafiğinin devam ettiğini aktaran Kalın, "Bizim düzeyimizde bunlar konuşulur, stratejik önemi olan konulardır. Ama nihai olarak liderlerin karara bağlayıp, bir talimat, strateji haline getireceği konular vardır. Oralarda liderler devreye girer" dedi. 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Amerikan yönetiminden bizim beklentimiz, YPG ve PYD'ye verdiği desteği tamamen sonlandırmasıdır. En somut garanti budur, sahada atılması gereken adım da budur" dedi.

ABD'nin, "Suriye'nin Kuzeydoğusundaki PYD-YPG'liler Afrin'e giderlerse desteğimizi kaybederler" açıklaması hatırlatılarak, "Bu acaba yarınki görüşmenin alt yapısı mıdır? Yarın Trump'ın size yeniden garanti vermesini bekliyor musunuz?" sorusu üzerine Kalın, garantinin sadece sözle olamayacağını söyledi.

Kalın, daha önce de Türkiye'ye "Münbiç civarından PYD ve YPG'nin çıkacağına" dair ve başka konularda da pek çok defa sözlerin verildiğini hatırlatarak, "Hiçbiri yapılmadı. Amerikan yönetiminden bizim beklentimiz, YPG ve PYD'ye verdiği desteği tamamen sonlandırmasıdır. En somut garanti budur, sahada atılması gereken adım da budur" ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, 24 Kasım 2017'de yaptığı telefon görüşmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a dile getirdiği, "DEAŞ tehdidi ortadan kalktığı zaman PYD ve YPG'ye vereceğimiz desteği bitireceğiz" sözlerini anımsatan Kalın, bunun üzerinden iki ayın geçtiğine ve sahada değişen bir şeyin bulunmadığına dikkati çekti.

Kalın, "Bizim beklentimiz aslında çok temel, basit, açık, net ve somut bir beklentidir. O da YPG ve PYD'ye verilen desteğin artık sona erdirilmesi. Bu sağlandığı zaman biz, 'O zaman bu bizim için bir güvencedir, garantidir. O zaman gelin Suriye'nin bu gününü, yarınını, Suriye halkının menfaatine olacak şekilde, konuşalım.' deriz" diye konuştu. 

"GÜVENLİĞİ KENDİ İMKANLARIMIZLA SAĞLAMAYA DEVAM EDERİZ"

 Trump'ın, Erdoğan ile yapacağı telefon görüşmesinde, "Sizi çok seviyorum ama maalesef bu desteği kaldıramayız. Bizim için tek geçerli güç onlardır. Çünkü ÖSO'ya güvenmiyoruz" demesi durumunda Türkiye'nin cevabının ne olacağına yönelik soruya Kalın, şu yanıtı verdi:

"Bunun cevabını Sayın Cumhurbaşkanımız aslında defalarca verdi. 'Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, kesmeye devam ederiz'. Zeytin Dalı Operasyonu'nda olduğu gibi Afrin bölgesi, diğer sınır bölgelerinde güvenliği kendimiz kendi imkanlarımızla sağlamaya devam ederiz. Yani bir PYD-YPG gibi terör yapılanması yüzünden siz, iki NATO müttefikini nasıl karşı karşıya getirirsiniz?"

Kalın, teröre bulaşmamış diğer gruplarla Suriye sahasının bütün terör unsurlarından temizlenmesi gerektiğinin altını çizerek, "Ama siz kalkıp bir Amerikan bayrağını çekip, altında YPG-PYD'lileri koruyacağınızı zannediyorsanız, bu bir yere kadar tolere edilebilir. Bizim kendi ulusal güvenliğimiz söz konusu olduğunda, Türkiye kendi imkan ve kabiliyetleriyle üzerindeki sorumluluğu yerine getirir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve sınırlarını korumak bizim sorumluluğumuzdur. Bunun için de biz kimseden icazet almayız" diye konuştu.

"UMARIZ SURİYE SAHASININ DİĞER ALANLARINDA DA UYGULARLAR"

 Kalın, "PYD ve YPG'liler Afrin'e giderlerse desteğimizi kaybederler" mesajının nasıl yorumladığının sorulması üzerine de "Bu kendi başına alındığında ve izole edildiğinde olumlu bir mesajdır. Bizim sahadaki operasyon sürecimizi doğrudan etkileyen bir mahiyette değil. Umarız bunu Suriye sahasının diğer alanlarında da uygularlar" dedi.

"Amerika geri adım atmazsa TSK Münbiç'te Amerikan askerleriyle karşı karşıya gelme riskini almaya hazır mı?" sorusuna Kalın, "İşin o noktaya gelmemesi için elimizden gelen gayreti şu ana kadar gösterdik, göstermeye de devam edeceğiz. Bizim böyle bir niyetimiz yok. Ama Türkiye'nin ulusal güvenliği, Suriye'nin toprak bütünlüğü söz konusu olduğunda atılması gereken adımlar da atılır" cevabını verdi.

Kalın, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, "Irak hükümeti ile Sincar'a bir operasyon düzenleyebilir miyiz, bunun şartlarını konuşuyoruz" açıklamasının hatırlatılması üzerine de Irak'ta DAEŞ'in nasıl ortaya çıktığını anlattı.

DAEŞ tehdidinin Irak topraklarında bertaraf edilmiş göründüğüne işaret eden Kalın, şunları söyledi:

"Nasıl Irak sahasında DEAŞ terör örgütü sökülüp atılabildiyse, bunun mümkün olduğu bütün dünyaya gösterildiyse, biz diyoruz ki 'Aynı şekilde PKK terör örgütünü de Irak topraklarından söküp atalım'. Bunun için biz hazırız, Irak hükümeti ve Erbil yönetimi de hazırsa gelin bunun gereğini yapalım. Bu ne sağlar? Bir kere Irak topraklarını Türkiye'ye karşı bir terör örgütü tarafından kullanılması ihtimalini ortadan kaldırır. Bu Türkiye ile Irak'ı birbirine daha da fazla kenetler."

"TERÖR ÖRGÜTÜ, KÜRTLERİN KADERİNİ BELİRLEYEBİLECEK KONUMA GELEMEZ"

Kalın, "Kandil ya da Sincar'a yönelik bir operasyona girerseniz, daha farklı ne yapılabilir ki örgüt tamamıyla yok olsun?" sorusuna, örgüte karşı son derece kararlı bir mücadele verildiğini vurguladı.

Sınır ötesi operasyonlarda da bu kararlılık devam ettiği müddetçe, bölge konjonktürüyle beraber bu neticenin alınabileceğine inandıklarını belirten Kalın, "Bizim beklentimiz komşularımızın, müttefiklerimizin bu meselenin aciliyetini kavrayarak gerekli adımları atmalarıdır" diye konuştu.

Kalın, "Bu operasyonlar biter, YPG silah bırakır ya da Kürtler bu operasyondan sonra silahsızlanırsa yeniden bir diyalog süreci başlar' anlamını çıkarabilir miyiz?" sorusuna ise şu cevabı verdi:

"Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtlerle ilgili yazılan senaryoların neredeyse tamamı bu toprakların dışında yazılıyor. PKK veya bir başka terör örgütü gelip, Kürtlerin kaderini belirleyebilecek bir konuma asla gelemez bu coğrafyada. Buna ne Kürtler, ne Türkler, ne bu Anadolu topraklarının irfanı, tarihi, vicdanı izin verir. Birilerinin gelip, 'Türkiye, Kürtlerin haklarını tanımıyor, Kürtlerin kazanımlarından rahatsız' propagandasına kusura bakmasınlar prim vermemizi kimse beklemesin."

"KARTOPU ÇAĞINDA DEĞİL, KELEBEK ETKİSİ ÇAĞINDA YAŞIYORUZ"

 "Rusya'nın bize verdiği desteğin samimi olduğundan ne kadar eminsiniz? Bu konuda İran ve Rusya ile uzun vadeli bir stratejik ortaklık içinde misiniz?" sorusuna Kalın, Türkiye'nin 360 derece dış politika perspektifiyle bütün bölgedeki konulara, kendi ulusal çıkarları çerçevesinde ilgi göstermeye çalıştığını dile getirdi.

Kalın, dünyanın küresel bir dönüşüm sürecinden geçtiğini ve Türkiye'nin de bunun dışında kalması gerektiğinin beklenildiğini belirtti.

Türkiye'nin hem kendi çıkarlarına, hem bölge meselelerini ilgilendiren konulara kulak kabarttığında hemen birilerinin "Siz batı ekseninden uzaklaşıyorsunuz" ifadesini kullandığını anımsatan Kalın, şunları kaydetti:

"Mesele, küreselleşmenin faydalarından kendileri istifade etmek, diğer eksen olarak gördükleri ülkeleri de bundan mahrum etmek istiyorlar. Biz, kartopu çağında değil, kelebek etkisi çağında yaşıyoruz.

Aynı anda Rusya, İran, Avrupa, Amerika... mümkün değil. Yani böyle bir ittifak sistemi sürdürülebilir olmaz gibi argümanlar dile getirildi. Bizim dediğimiz şu, bakın biz dünyaya Türkiye'den bakıyoruz. Bunu yaparken de kendimizi dünyaya kapatmıyoruz."

 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Esad rejimiyle herhangi bir temasın söz konusu olmadığını belirtti.

"Türkiye, Esad'lı bir geçiş dönemine 'tamam' diyecek mi? Hatta önümüzdeki günlerde doğrudan bir temas sağlanması mümkün olabilir mi?" sorusu üzerine Kalın, şunları ifade etti:

"Esed rejimiyle herhangi bir temas söz konusu değil. Esed'in geleceği meselesi, 'siyasi geçiş süreci' dediğimiz zaman nihai olarak bunun sonucunda Esed'in bu tablonun dışında kalması da var. Cumhurbaşkanımız da bunu pek çok defa ifade etti. Bu konuda biz Rusya ve İran ile anlaşamıyoruz ama burada anlaşamıyoruz diye 'Buraya kadar yürüteceğimiz süreçleri hiçbir şekilde yapamayız, birlikte yürütemeyiz' şeklinde bir sonuç da çıkartmak da zorunda değiliz. Halep'tir, çatışmasızlık bölgeleridir, İdlib'dir ve diğer konularda çalışmak zorundayız. Şu anda Esed rejimi üzerinde etkisi olan iki tane ülke var; biri İran, diğeri Rusya. Biz sahada netice alacaksak bunu bir şekilde onlar dolayımında yapmak durumundayız."

Kalın, İran'ın Türkiye'nin önemli bir komşusu olduğunu ancak bu ülkeyle her konuda anlaşılacağının söz konusu olmadığını dile getirdi.

Rusya'nın da Türkiye'nin önemli bir deniz komşusu, önemli bir ticaret, enerji partneri olduğuna değinen Kalın, "Bu her konuda anlaşacağımız anlamına gelmiyor ama bu, iş yapmayacağımız anlamına da gelmiyor. Biz gene kendi ulusal çıkarlarımız, bölgenin menfaatleri çerçevesinde bu ilişkileri dinamik bir şekilde yönetiriz, gözden geçiririz, revize ederiz" dedi.

Suriye'nin geleceğiyle ilgili nihai kararın bu ülke insanı tarafından verileceğini vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:

"Suriye halkının iradesi de 6-7 yıllık savaştan sonra az çok belli. Bize göre kendi halkına karşı bu kadar zulmetmiş, yüz binlerce insanın kanına girmiş, onlara karşı kimyasal silahlar kullanmış bir kişinin Suriye'nin geleceğini inşa etme şansı artık ortadan kalkmıştır.

Bizim dediğimiz, siyasi geçiş sürecinin bir noktasında, bağımsız ve adil seçimler yapıldığında Suriye halkının vereceği karar nihai olarak belirleyici olacaktır. Sadece Suriye'dekiler değil, mülteci haline gelmiş, yerlerinden, yurtlarından edilmiş insanların da oy kullanabildiği, bağımsız, özgür, adil bir seçimde Suriye'nin halkının vereceği karar belirleyici olacaktır ama şimdiden 'Bu sonuçta gider mi, gitmez mi? O zaman biz bu işe girelim ya da girmeyelim' demek yerine biz şu anda bunu devam ettirip takip etmek zorundayız. Esed'in geleceği konusunda bizim tavrımız net. Bu kadar zulmetmiş, kan dökmüş birinin Suriye'nin geleceğini inşa etmesi mümkün değildir."

"SURİYE ESED DEMEK DEĞİL"

 İbrahim Kalın, "Suriye yönetiminden Türkiye'ye zeytin dalı uzatan mesajların geldiği" ifade edilerek, "Orta vadede Esad'ın olduğu bir Suriye ile yola devam edilecek diyor musunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Suriye Esed demek değil. Suriye toplumu, Suriye rejimi, Esed rejimi demek değil. Bunu bir süreç olarak görmek lazım. Ben şimdiden bir öndeyide, kehanette bulunup 'Şu gün, şu tarihte gider' gibi bir şey içine girmem. Bu, izlenecek sürecin, o süreçte ortaya çıkacak dinamiklerin nasıl şekil alacağına da bağlı. Nihai olarak bizim Suriye halkının kahir ekseriyetiyle birlikte anlamlı, sürdürülebilir bulduğumuz gelecekte Esed'in olmaması gerekir. Onun öyle bir yeri yoktur."

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, "Biz Esed'e nikahlı değiliz ama oradaki devlet yapılarının tamamen çökmemesi için bir şekilde rejimin belli unsurlarının korunması gerekiyor" sözünü hatırlattı.

Bunun bir yere kadar makul bir argüman olduğunu, değerlendirilebileceğini kaydeden Kalın, şöyle dedi:

"Nihai olarak tabii ki Suriye muhalefetinin de sürecin içine katıldığı, şeffaf ve meşru bir şekilde Suriye'nin geleceğinin inşasında söz sahibi olduğu bir noktaya gelmemiz lazım önce. Şu anda bizim enerjimizi teksif ettiğimiz yer burası. Bu ay sonunda Soçi'de yapılacak toplantının da nihai amacı bu olacak. Çok kolay olmayacak. Onu söyleyeyim. Yani '29-30 Ocak'ta bu iş tamamen çözülecek' demek biraz fazla iyimserlik olur. Sürecin bugüne kadar nasıl karmaşık geldiyse bundan sonra da zor, karmaşık olacağını akılda tutmamız lazım ama bu bizi yıldırmaz. Biz bunun üzerinde Rusya ile de İran ile de konuşarak çalışmaya devam edeceğiz. Aynı zamanda tabii ki Amerika ile de Avrupa ile de konuşarak bunu belli bir noktaya getirmeye çalışacağız çünkü zaten gereğinden fazla kan aktı. Suriye halkı modern dönemde herhalde bir tek Filistinlilerle kıyaslanabilir. Ortadoğu'da bu kadar yoğun ve uzun süreli haksızlığa, zulme uğramış bir başka millet yok."

"SÜRECİ ESED KONUSUNA İNDİRGERSEK TABLOYU EKSİK OKURUZ"

Kalın, "Esad bir süre kalabilir ama yanına Suriye'nin muhalefetini de katacağı yeni bir yapı, yeni bir yönetim ve ondan sonra da seçimlerden yanayız mı diyorsunuz?" sorusunu da cevapladı.

Suriye'nin, Esed'den ibaret olmadığına dikkati çeken Kalın, "Sadece Esed konusuna indirgersek bu süreci, bence tabloyu eksik okuruz. Birçok unsur var; muhalefetin bir araya getirilmesi, rejimle diyalog meselesi, Suriye'de terör örgütlerinin ortadan kaldırılması, insani yardımlar konusu, uluslararası aktörlerin takındığı tavırlar, devam eden vekalet savaşları, güç mücadelesi var. Burada birçok denklem var. Bunların hepsini dikkate alarak bir süreç izlemek zorundasınız. 'Türkiye Esed'i artık kabul ediyor, beraber yürüyelim diyor' sonucunu çıkartmak bana göre doğru değil. Böyle bir sonuç çıkmaz buradan. Önümüzde çok katmanlı bir problemler ağı var. Esed de bunlardan bir tanesi. Nihai olarak bizim görüşümüz belli. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız da Sayın Putin ile Sayın Ruhani ile yaptığı görüşmelerde de açıkça dile getiriyor, getirmeye de devam edecek" değerlendirmesini yaptı.

"AFRİN İÇİN DE BİZİM ÖNERDİĞİMİZ BU"

 "Güvenlikli bölgede kim olacak? TSK mı yoksa ÖSO mu olacak? ÖSO olacaksa ÖSO'ya nasıl güveniyorsunuz? Çünkü ÖSO denilen yapı içinde radikal örgütleri barındırıyor. Bu konuda endişelerini dile getirenlere ne diyeceksiniz?" sorusuna yanıt veren Kalın, şunları söyledi:

"Güvenli bölge, uçuşa yasak bölge konusunu Cumhurbaşkanımız yaklaşık 3-3,5 yıl önce dile getirmeye başladı. O zaman kapsam alanı olarak düşündüğümüz yer tabii ki bu Cerablus, Aziz yani Fırat'ın hem doğusu hem de batısı, o bölgeydi. Uluslararası toplum buna destek vermedi, bunun önemini kavramadı. Neticede binlerce insan hayatını kaybetti. Biz o zaman da çok söyledik. O bölgede bu dediğimiz hat üzerinde güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge kurulsaydı belki binlerce insanın hayatı kurtulacaktı. Bu olmadı. Biz o zaman dedik ki 'Biz kendimiz Fırat Kalkanı Harekatı ile bu operasyonu yapalım.' Yaptık. Orayı bir güvenlikli bölge haline getirdik. 'Güvenli bölge' demiyorum çünkü teknik, hukuki manada güvenli bölge ilan edilebilmesi için bir BMGK kararı gerekiyor. Oranın havadan korunması gerekiyor ama biz fiilen orayı bir güvenlikli bölge haline getirdik. Yani orada yaşayan insanlar için emniyette oldukları bir yer haline getirdik. Afrin için de bizim önerdiğimiz bu.

Teknik manada, hukuki anlamda BM kararı gerektirecek, 'no fly zone' vesaire kurulmasını gerektirecek bir bölgeden ziyade hem oranın halkının hem de bizim sınırda Hatay, Kilis vesaire hattındaki vatandaşlarımızın kendilerini güvende, emniyette hissedeceği bir bölgeden, bir alandan bahsediyoruz. Şimdi Sayın Tillerson'ın bugün yaptığı açıklama bu yönde verilmiş olumlu bir mesaj olarak görülebilir ama detaylarını görmemiz lazım. Kastettiği tam olarak nedir? 'Türkiye ile birlikte çalışabiliriz' diyor. Tamam, buna da bir itirazımız yok. Bu çalışmanın parametreleri ne olacak? Bunları bir görmemiz lazım."

Kalın, "Sizin talebiniz nedir? Ne olması gerekir?" sorusuna, "Daha önce de söyledik, PYD/YPG'ye verdikleri desteği sona erdirmeleri ve bu örgüte verdikleri silahları geri almaları gerekir ama eş zamanlı olarak bu müzakereler devam ederken Zeytin Dalı Operasyonu da planlandığı şekilde, kararlılıkla devam edecek" yanıtını verdi.

"KENDİ VATANLARINDA ÖZGÜRLÜK VE ONUR MÜCADELESİ VERDİLER"

 "ÖSO'nun içinde radikal örgütleri barındırmasının, Türkiye'nin eleştirildiği noktalardan biri" olduğunun dile getirilmesi üzerine Kalın, "ÖSO'nun da 4-5 yıllık inişli çıkışlı bir tarihi oldu. Farklı gruplar girdi, çıktı. Destek verildi, destekler çekildi. Başarılı oldular, başarısız oldular ama bunlar son tahlilde Suriyeliler. Suriyeli insanlar bunlar. Kendi vatanlarında özgürlük ve onur mücadelesi verdiler. Çatışmalarda bir sürü insan hayatını kaybetti. Özgür Suriye Ordusu'nda, Suriye toplumunun değişik unsurları var fakat ne zamanki Özgür Suriye Ordusu kuvvetli ve etkili bir aktör haline gelmeye başladı hemen onlara DEAŞ, El Kaide bağlantısı gibi birtakım yaftalar yapıştırılmak istendi" diye konuştu.

Meşru, teröre bulaşmamış, şeffaf ve tehdit oluşturmayacak unsurların tespit edildiğini vurgulayan Kalın, "Bunlar böyle 'Hadi sokaktan bunları bulduk, alalım. Bunları ÖSO mensubu yapalım' diyerek yapılacak işler değil. Bunlar ciddiyet gerektiren işler. Bu çalışmalar yapıldı ama dediğim gibi ne oldu, ne zamanki ÖSO belli bölgelerde etkili hale gelmeye başladı. Mesela biraz PYD'nin, YPG'nin kontrolündeki alanlara yaklaştı hemen o propaganda mekanizması hayata geçirildi. 'Hayır, işte Batının gerçek müttefikleri buradaki PYD'liler. Bunun karşısında ise işte bu radikal dinci adamlar var. ÖSO bile olsalar bunlar, bunlara daha yakın.' Şimdi bu konuda bizim biraz teyakkuz içinde olmamız gerekir diye düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.

"İDEAL OLAN TABİİ Kİ BU TÜR KOVUŞTURMALARIN OLMAMASI"

 "Türkiye'de olağanüstü hal (OHAL) kapsamında yaşanan gözaltıların Batılı ülkelerce eleştiri konusu yapıldığının" hatırlatılması üzerine ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa'dan OHAL uygulamalarına ilişkin örnekler veren Kalın, şunları kaydetti:

"Türkiye'ye geldiğimizde de şöyle bir şey var, Batılı ülkeler uyguladığı zaman bunlar genellikle kamu düzeni için gerekli olan tedbirler olarak görülüyor. Türkiye aynı tedbirleri uyguladığında otoriterlikle polis devleti olmakla diktatörlükle vesaireyle suçlanır. Türkiye aynı anda üç terör örgütüne karşı mücadele eden dünyadaki nadir ülkelerden biri. Biz aynı anda PKK'ya, DEAŞ'a, FETÖ'ye karşı artı diğer örgütlerini de sayabiliriz, DHKP-C'ye karşı mücadele eden bir ülke. Aynı anda saldırıyorlar bir de. Biri duruyor, diğeri saldırıyor da değil. Böyle bir konjonktür. Yanı başınızda savaş var. İdeal olan tabii ki bu tür kovuşturmaların olmamasıdır fakat şimdi Zeytin Dalı Operasyonu başladığında hemen 'Savaş hayır', 'Savaşa karşıyız', 'Katil devlet' söylemlerini kullananlar, DEAŞ'a karşı Musul, Rakka yerle bir edilirken veya başka yerlerde savaş verilirken 'Savaşa hayır', 'Savaşa karşıyız', 'Kahrolsun falanca devleti' gibi kampanyalar yaptılar mı? Yapmadılar. 'DEAŞ bunu hak ediyor, bunlar terörist, bunlar barbar' vesaire denildi ve o savaşı desteklediler. Doğru bir şey yaptılar. Şimdi soralım; PKK terörü farklı bir şey mi? Nasıl oluyor da işin ucu PKK/PYD/YPG'ye dokunduğu zaman bazıları savaş karşıtı oluyor, bazıları bir anda liberal hümanizmi hatırlıyor. Bir anda barış, diyalog diyor. DEAŞ'a, El Kaide'ye karşı niye aynı söylemi ya da tavrı takınmıyorsunuz? Bu soruyu sormak da bizim en doğal hakkımız."

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamasında kullandığı "Kızıl Elma" sözüne ilişkin, "Bugün, 2018 yılında 'Kızıl Elma'; Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarıyla beraber barış, huzur içerisinde, refah içerisinde ve bağımsız bir şekilde yaşaması hedefidir. Bunun bir sürü alt başlığı vardır; teknolojiden savunma sanayisine, kültürden eğitime, bilimden teknolojiye kadar. Birileri kalkıp bunu emperyal bir rüya olarak tanımlamaya ya da karalamaya çalışabilir. Biz bunun defalarca böyle olmadığını bütün dünyaya gösterdik" dedi.

Zeytin Dalı Harekatı'na yönelik eleştirilere değinen Kalın, Türkiye'nin zor bir dönemden geçtiğini, makul ve ölçülü eleştiriye kimsenin bir itirazının olmayacağını belirtti.

Bir süredir toplumun duygularının yoğun olduğu bir dönemde, toplumun duygusunu, vicdanını, hassasiyetlerini dikkate almayan yaklaşımların tepki görmesinin normal olduğunu dile getiren Kalın, "Birileri kalkıp 'katil devlet' diyorsa, hele ki birileri bunu siyasi kimliğiyle diyorsa ve savunmaya devam ediyorsa, buna toplumun tepki göstermesi gayet normal. Yöneticiler de buna kulak kabartmak zorunda" ifadelerini kullandı.

Ülkenin beka meselelerinin konuşulduğu dönemlerde eleştiri yapanların belli hassasiyetleri gözetmesi gerektiğini vurgulayan Kalın, "Zaman zaman bakıyorsunuz öyle şeyler söyleniyor ki... Orada fedai can ederek mücadele eden askerimizi, polisimizi, haşa ağzıma bile almak istemem belli sıfatlarla isimlendirmeye çalışmaları, devletin başındakileri zemmetmeye yönelik yaklaşımları ne toplumun kabul etmesi ne yönetimin kabul etmesi mümkün değil. Bunu daha makul bir şeyde tartışabiliriz biz." değerlendirmesini yaptı.

İtirazın ya da eleştirinin niteliği kadar şeklinin de önemli olduğunu belirten Kalın, "Usul esasa mukaddemdir" sözünü anımsattı.

Eleştiri yaparken uç noktalardan kaçınılması gerektiğini anlatan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, birlik ve beraberlik duygusunu zedelemeyecek biçimde insanların görüşlerini dile getirmesinin önemine dikkati çekti.

"Sizin için 'makul'luk dışına çıkan eleştirileri de dinlemek iktidar için önemli değil midir?" sorusu üzerine Kalın, şunları kaydetti:

"Bunda ilkesel olarak bir sorun yok. Eflatun'un söylediği çok önemli bir söz var: 'Hiçbir eleştiri bir alternatif koymuyor ise amacına ulaşamaz' diyor. Eleştirmek adına eleştiriyorsanız, tahrik etmek amacıyla eleştiriyorsanız bunun aslında ne size ne kamusal tartışmalara ne eleştirdiğiniz politikaların düzeltilmesine bir katkısı olmaz. Sunduğunuz alternatifin de altı dolu, ciddi, çalışılmış, hakikaten temellendirilmiş bir politika olması gerekir. Bu benim alternatifi kabul edeceğim anlamına da gelmez."

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN "KIZIL ELMA" SÖZÜ

 Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Kızıl Elma" sözü anımsatılarak "Neyi kastetti?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:

"Bugün, 2018 yılında 'Kızıl Elma'; Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarıyla beraber barış, huzur içerisinde, refah içerisinde ve bağımsız bir şekilde yaşaması hedefidir. Bunun bir sürü alt başlığı vardır; teknolojiden savunma sanayisine, kültürden eğitime, bilimden teknolojiye kadar. Birileri kalkıp bunu emperyal bir rüya olarak tanımlamaya ya da karalamaya çalışabilir. Biz bunun defalarca böyle olmadığını bütün dünyaya gösterdik. Kimsenin toprağında gözümüzün olmadığını, ne Suriye'de ne Irak'ta ne Yunanistan'da ne Bulgaristan'da ne de başka yerlerde... Yaptığımız yardımları, hakikaten diğergam bir duyguyla yaptığımızı defalarca biz test ettik, ispat ettik. Bunu Somali'de, Filistin'de, Balkanlar'da, Orta Asya'da, Myanmar'da yaptık. Bu kadar şeyden sonra hala kalkıp birilerinin, Türkiye'nin tam bağımsız bir ülke olarak kendi ayakları üzerinde durma mücadelesini birtakım emperyal hayallere, hülyalara bağlamaya çalışması ya bilgi eksikliğidir, cehalettir ya da kötü niyettir, art niyettir."

Zaman zaman "Türkiye yeni Osmanlıcılık yapıyor" eleştirilerinin geldiğini aktaran Kalın, bunun gerçeği yansıtmadığını, gerçekliğe bakılması gerektiğini, Türkiye karşıtlığı yaratılmaya çalışıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "Kızıl Elma dediniz, 'AK Parti ve MHP tabanında karşılık buluyor.' CHP'li birisinin zihninde bir 'Kızıl Elma' ideali olamaz mı? Onun tanımıyla ilgili görüş ayrılıkları olabilir ama sembolün kendisi 'Kızıl Elma'nın bir ideal olarak, ulaşmaya çalışmamız gereken bir hedef olarak diyelim ki CHP tabanında bir karşılığı olmadığını söyleyebilir misiniz?" değerlendirmesinde bulundu.

- Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili CHP'nin tavrı

"Zeytin Dalı Harekatı'yla ilgili CHP'nin sergilediği tavır takdire şayandır. Yürütülen diyalog da son derece memnuniyet vericidir" diyen Kalın, Başbakan Binali Yıldırım'ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü, şehit cenazesine de hep birlikte katıldıklarını anımsattı.

Kalın, "Buradan hemen bir erken seçim havası, işte bu rüzgarı alır arkasına götürür... Bu tür memleketin bekasını ilgilendiren konularda, bu tür siyasi hesaplarla karar verilmez" yorumunu yaptı.

"Türkiye'de ulusal bir iç barışın sağlanması, çok kutuplaştığı herkes tarafından kabul edilen toplumsal durumun yumuşatılması, diyalogların tekrardan sağlanabilmesi için OHAL'in kaldırılması gündeme gelir mi?" sorusuna Kalın, "OHAL kutuplaşma ile gelmedi, OHAL 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra geldi ve OHAL teröre karşı mücadele için devletin daha etkin çalışabilmesi amacıyla çıktı. Teröre, FETÖ'ye, PKK'ya bulaşmamış vatandaşın bundan korku duyacağı, endişe duyacağı bir durum yok ki." karşılığını verdi.

OHAL'le ilgili bir komisyon kurulduğunu hatırlatan Kalın, mağdur olduğunu düşünen insanların bu komisyona müracaat ettiğini, başvuruların belli işlemlerden geçtikten sonra karara bağlandığını belirtti.

Komisyonun çalışmalarının önemli neticeler verdiğini dile getiren Kalın, komisyondakilerin büyük bir özveri ile önlerine gelen bütün verileri, delilleri, karşı argümanları ön yargısız bir şekilde inceleyerek konuları karara bağladığını, hukuk içinde olması gerekenin de bu olduğunu anlattı.

"İHTİYAÇ DUYULDUĞU SÜRECE BU OPERASYON DEVAM EDER" 

 Zeytin Dalı Harekatı'nın ne kadar süreceğine ilişkin bir soru üzerine Kalın, "İhtiyaç duyulduğu sürece bu operasyon devam eder" ifadesini kullandı.

Başka ülkelerin yaptığı operasyonları hatırlatan Kalın, "Bırakın birkaç haftayı, birkaç ayı, birkaç yılı, yıllarca devam eden operasyonlardan bahsediyoruz. Bizim böyle bir niyetimiz yok. Bu süre içerisinde binlerce sivil kayıplarından bahsediyoruz. Bizim böyle bir niyetimiz asla yok. Bizim böyle bir pratiğimiz, geçmişimiz yok. Bu konuda Türkiye çok daha sağlam bir yerde duruyor; siyasi olarak da askeri olarak da ahlaki olarak da" diye konuştu. 

İkinci bir etap olarak Afrin'in merkezine girildiği takdirde TSK ile YPG karşı karşıya geldiklerinde bir şehir savaşı çıkıp çıkmayacağıyla ilgili görüşleri sorulan Kalın, Fırat Kalkanı Harekatı'nda da aynı konunun gündeme geldiğine değindi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, bu konuda askeri planlamanın en temel unsuru olarak, bunların hepsinin ihtimaliyet hesaplarının yapıldığını, sürekli bilgi akışının olduğunu aktararak, şu bilgileri paylaştı:

"Bunun olmaması ya da askeri düzeyde olması için gerekli adımlar atılır, atılmaya da devam ediyor şu anda zaten. Önümüzdeki günlerde göreceğiz biz bunu. YPG/PYD teröristleri şehir merkezinden şu anda güney ve doğuya doğru bir hareketlenme içerisindeler. Bunun tabii ki detaylarını günbegün izlemek zorundayız. Şu anda kestirme bir şey söyleyemeyiz. Şimdiden 'Evet, olur' ya da 'Hayır, olmaz' diye bir şey söyleyemeyiz. Çok daha hızlı, kolay da olabilir. Bunlar tamamen çekilebilir, uzayabilir de. Çatışmalar olabilir, olmayabilir. Bu dediğim gibi sahadaki hareketliliğin dinamiklerin nasıl şekilleneceğine bağlıdır."

"ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜNÜN RAPORU SÜMEN ALTI EDİLDİ"

 Afrin'e girilip, oradaki köylerin boşalmasından sonra sivil Kürtlerin göçüne ilişkin beklenti olup olmayacağına ilişkin bir soruya karşılık ise Kalın, şu anda öyle bir hareketliliğin bulunmadığını dile getirdi.

İlk hava harekatı başladığında güneye, Halep'e doğru bir hareketliliğin başladığını bildiren Kalın, bunu da YPG'lilerin önlemeye çalıştığını anlattı.

YPG'nin, sivilleri "canlı kalkan" gibi kullanmak isteyebileceğine dikkati çeken Kalın, bu konuda çok dikkatli olunduğunu da vurguladı. 

Türkiye'ye yönelik bir göç hareketi olmaması temennisinde bulunan Kalın, "Biz oraya ne daimi olarak kalmaya ne başka bir niyetle gidiyoruz. Tam tersine orası Afrinliler için YPG/PYD'den kurtulduktan sonra çok daha güvenli bir meskun mahal haline gelecek ama biz sınırda da her türlü tedbiri almış durumdayız. Şu anda AFAD ve Kızılay ekiplerimiz sınırda Afrin tarafına insani yardım ulaştırmak için gerekli tedbirleri almış durumda" dedi. 

"Türkiye ÖSO üzerinden ve buradaki Afrin ve devam edecek operasyonlarla o bölgedeki nüfus dağılımını değiştirme planında mıdır?" sorusunu ise Kalın, "Hayır, bizim böyle bir niyetimiz hiç olmadı. Demografik müdahalelerle bir coğrafyanın, bir bölgenin doğal dokusunu dönüştürmeye, değiştirmeye çalışırsanız bunun çok ciddi maliyetleri olur fakat bunu PYD yaptı ve yapıyor" ifadeleriyle cevapladı.

Uluslararası Af Örgütünün geçen yıl PYD/YPG'nin Tel Abyad ve civarında yaptıklarıyla ilgili bir rapor yayımladığını anımsatan Kalın, bu raporda YPG'nin bölgede alan hakimiyeti sağlamak için "zorla göç ettirme, köyleri yerle bir etme, çocukları silah altına alma, zorla nüfus kayıtlarını değiştirme" faaliyetlerinin sıralandığını aktardı.

Raporda, "YPG'nin bu bölgede yaptıkları savaş suçudur" sonucunun çıktığını dile getiren Kalın, şöyle konuştu:

"Bakın bu adeta sümen altı edildi, niye? Çünkü Amerika'nın PYD/YPG'ye verdiği politikayı gölgeleyen, ona yönelik ciddi bir eleştiriydi bu. Başka bir konjonktür de olsaydı ya da böyle bir rapor bize karşı yazılsaydı vesaire, bu günlerce Amerikan basınında, orada, burada tartışılırdı. Bu yapılmadı. Tam tersine şu anda Suriye'nin Türkiye hattında, kuzey bölgesinde ve biraz daha aşağıya doğru asıl demografik müdahaleyi, tahrifi yapmaya çalışan PYD/YPG'dir. Şimdi kalkıp onu bize eleştiri olarak getiriyorlarsa bu trajikomik bir durum. Biz bunu Cerablus'ta yapmadık, El Bab'da, Dabık'da başka bir yerde yapmadık, Afrin'de niye yapalım."

"BU SENARYOYU KÜLLİYEN REDDEDİYORUZ"

 Suriye'nin geleceğini "üç ayrı bölümden oluşan Suriye" olarak görüp görmediklerine ilişkin soru üzerine ise Kalın, "Bu senaryoyu biz külliyen reddediyoruz. Birileri daha önce Irak için yazdı bu senaryoları, Suriye için yazanlar var. Bunlar ne Suriye'nin gerçekleriyle bağdaşıktır ne şu anda Astana ve Cenevre siyasi süreçleriyle uyumludur ne de Suriye'nin geleceğine ilişkin ümitvar bir tablo arz eder" değerlendirmesini yaptı. 

Türkiye'nin ısrarla üzerinde durduğu konunun "Suriye'nin toprak bütünlüğü" olduğuna işaret eden Kalın, şunları anlattı:

"Bu ne demek? Bütün Suriyelilerin eşit vatandaş olarak muamele gördüğü, Suriye'nin bir bütün halinde kaldığı bir yapıdan bahsediyoruz biz. Dolayısıyla yine bu YPG/PYD yapılan yatırım meselesine geliyor. Bunların amacının, niyetinin ne olduğu belli. Son tahlilde orada alabildikleri kadar toprağı alıp, gasbedip, buralarda kendilerince devletçiğimsi bir yapı kurmaya çalışacaklar. Suriye'nin toprak bütünlüğünü baltalayan bir şeydir bu. O yüzden PYD'ye, YPG'ye hala bu şekilde destek veren ülkeler, 'Biz Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanayız' dedikleri zaman büyük bir tutarsızlık içerisindeler."

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "HDP oluşturduğu havayı heba etti. Niye, çünkü örgüte karşı bir tavır alamadı, mesafe koyamadı. Demek ki bu baştan beri bir kurmacaydı. Vatandaşın karşısına 'Biz sizin meşru temsilciniz olarak geliyoruz' diye gelenlerin iki adım sonra ya da seçildikten sonra talimatları Kandil'den, örgütten aldıklarını açıkça herkes gördü" dedi.

"YPG/PYD'ye verilen destek kesilse, bitse yapılan operasyonlarla örgüt yok olsa ya da bu yapı yok olsa, parti yok olsa ama yine de farklı Kürt gruplardan oluşan bir yönetimin altında Suriye'nin içinde bir Kürt özerk bölgesi oluşsa buna Türkiye 'evet' mi der 'hayır' mı der?" sorusu üzerine Kalın, şunları kaydetti:

"Buna nihai olarak karar verecek olan Suriye halkıdır. Şu anda olan, oldu bittiyle, baskıyla, zorla fiili bir durum yaratılmaktadır. Biz buna şiddetle karşıyız. Dediğim gibi bu Suriye halkı için de böyledir, bizim için de onların güvenliği için de bizim güvenliğimiz için de. Dediğiniz türde ideal bir tablodan bahsetmiyoruz. Şu anda fiili bir durum yaratılıyor. Yani şimdi rakamlara girecek olursak, yani Suriye Kürtlerinin nüfusu ne kadar? O 'özerk bölge' dediğiniz şey neye göre oluşur vesaire bunlar çok farklı unsurlar, dikkate alınarak konuşulabilecek meseleler ama şu anda yapılan fiili bir durum yaratmak suretiyle YPG'ye, PYD'ye alan açmak. Bizim bunu elbette ki kabul etmemiz mümkün değil.

Tekrar şunu da söyleyim yani bunu işte 'Türkiye Kürtlere karşı, Kürtlerin kazanımlarından rahatsız' vesaire gibi PKK propagandası haline gelmiş klişe cümleler duyduğumuz zaman da buna hiç itibar etmediğimizi bilmenizi isterim. Bakın, Irak'tan, Suriye'den Türkiye'ye göçmen hareketleri olduğu zaman biz hiç kimseye kapıda 'Sen Kürt müsün, Arap mısın, Türkmen misin?' diye sormadık. Saddam Hüseyin, Kürtleri bombaladığında, gaz bombalarıyla Halepçe'de, daha sonra Birinci Körfez Savaşı'nda vesairede katlettiğinde hunharca, biz hiçbir Iraklı Kürt'e, 'Sen niye geliyorsun, şu bu' demedik. Bu insanlar geldiler, 500 binden fazla Irak Kürt'ü o zaman hatırlayın Türkiye'ye geldi. Bir kısmı döndü, bir kısmı hala bu ülkede yaşıyor. Biz hiçbir zaman bunu bir sorun olarak görmedik. Suriye'den gelen Kürtlere de 'Sen Kürt müsün, niye geliyorsun?' falan filan diye asla demedik, demeyiz de."

"HDP ELİNE GEÇEN ALTIN FIRSATLARI HEBA ETTİ"

 "HDP ile de görüşülemez miydi, görüşülmeli miydi? HDP'nin içinden bu harekata kesinlikle muhalefet eden sesler çıktı ama sonuçta Türkiye'de yaşayan Kürt vatandaşları HDP temsil ediyor yani oylarıyla legal seçilmiş bir parti olarak" sorusu üzerine Kalın, "Buna itiraz ederim. Bakın, başta konuştuğumuz şey. 'Kürtleri HDP temsil eder' dediğinizde bu büyük bir hata olur" açıklamasında bulundu.

İbrahim Kalın, "Türkiye'deki Kürt vatandaşlara ne söylemek isterdiniz?" denilmesi üzerine, HDP'nin siyaseten elindeki birçok fırsatı heba ettiğini, bunu Kürt vatandaşlara mal etmenin doğru olmadığını, "HDP, Kürtleri temsil ediyor" tanımını kabul etmediğini, Kürt vatandaşlar arasında HDP'ye de AK Parti'ye de CHP'ye de oy verenlerin olabileceğini dile getirdi.

Kürt vatandaşların çoğunluğunun halen AK Parti'ye oy verdiğini belirten Kalın, "Maalesef kötü bir algı var yani 'Bir Kürt, PKK'lı değilse Kürt değildir.' Batıdaki, Avrupa'daki belli örgüt çevreleri bunu belli Avrupalılara da kabul ettirmek suretiyle zaman zaman işte parlamentolarından şuradan buradan, bu tür söylemlerin geldiğini görüyoruz. Bir kere bizim bunu reddetmemiz lazım, böyle bir şey söz konusu değil" değerlendirmesini yaptı.

HDP'nin siyaset bakımından son 2-3 yılda karşısına altın fırsatlar çıktığını ve bunların heba olduğunu ifade eden Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş aday oldu. Yüzde 10 civarında oy aldı, ne denildi orada? İşte, 'Türkiye partisi olacağız, büyük insanlık ideali' gibi sloganlarla çıktılar, 'Herkesi kucaklayacağız' vesaire. Ne oldu sonra? 'PKK ağırlığını koydu, sen aktör filan değilsin' dedi. 'Bir şey söyleyeceksen benden talimat alacaksın' dedi. Ne oldu? HDP oluşturduğu havayı heba etti. Niye, çünkü örgüte karşı bir tavır alamadı, mesafe koyamadı. Demek ki bu baştan beri bir kurmacaydı. Vatandaşın karşısına 'Biz sizin meşru temsilciniz olarak geliyoruz' diye gelenlerin, iki adım sonra ya da seçildikten sonra talimatları Kandil'den, örgütten aldıklarını açıkça herkes gördü. En büyük kaybı buradadır."

ÇÖZÜM SÜRECİ

 Bölgeye yönelik, "Gönül köprülerini tekrardan kurmak, böyle bir stratejiniz olacak mı yeni dönemde? Bunlar Külliye'nin gündemi, Cumhurbaşkanı'nın gündeminde midir?" sorusu üzerine Kalın, terör örgütü PKK ile Kürtlerin net bir şekilde birbirinden ayrıştırılması gerektiğini söyledi.

PKK ile mücadelenin yönteminin belli olduğunu ve bugüne kadar farklı yöntemlerin de denendiğini vurgulayan Kalın, "Ne oldu? Neticede Çözüm Sürecini kim sabote etti? Herhalde durup dururken, bu süreci başlatan aktörler bundan vazgeçmediler değil mi? 2014, 2015 ve 2016 nevruz, Diyarbakır, hatırlayın yani ne adımlar atıldı, tarihi adımlar atıldı. Bir tarihi fırsatı onlar heba ettiler" ifadelerini kullandı.

Gönül köprülerinin çok güçlü bir şekilde kurulduğunu anlatan Kalın, şu değerlendirmelerde bulundu:

"O köprüler durmasaydı, bugün Türkiye çok daha farklı bir noktada olurdu. O köprüler sapasağlam orada duruyor. Birileri köprünün başına gelip haydutluk yapmaya çalışıyor, benimle Kürt'ün arasına girmeye çalışıyor. Ne yapıyor PKK, ısrarla kendi örgüt gündemini, Kürtlerin gündemi diye bana dayatmaya çalışıyor. Ben de buna itiraz ediyorum. Hayır diyorum, bu Kürtlerin gündemi değil. Bu senin örgütünün gündemi, bu terörün gündemi. Bana terör örgütünün gündemini, Kürtlerin gündemi diye getirme. Kürtlerin meselelerini, ben otururum Kürtlerle konuşurum.

Bunu da en iyi yapabilen siyasi lider, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'dır. Bakın, Türk siyasi tarihinde bunu en iyi yapabilen ve hala yapan siyasi lider Recep Tayyip Erdoğan'dır. Aksini iddia edebilir misiniz bilmiyorum. Onlarla o dili konuşan, aynı sofraya oturan, yeri geldiğinde ihtilaf eden görüşlerini açıkça söyleyen, yeri geldiğinde kucaklayan, beraber ağlayan, aynı ekmeği paylaşan ve hizmet götürdüğü zaman 'benim vatandaşım' dediği zaman Kürt'müş, Türk'müş, Diyarbakırlıymış, Muşluymuş, Hakkariliymiş diye ayrım yapmayan bir liderden bahsediyoruz."

Kalın, bunları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı övmek için söylemediğini, yapılanları daha iyi görmek bakımından hatırlamakta fayda bulunduğunu belirtti.

Terör örgütünün bunlar karşısındaki tutumuna değinen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "Örgüt ne yapıyor? Israrla, tutar tarafı olmayan, bu kardeşlik ortamını, bu köprüleri dinamitlemeyi hedefleyen gündemlerle gelip, sadece gündemle de değil, terör eylemleriyle karşımıza çıkıp, arkasına da kendince birtakım uluslararası güçleri alıp Türkiye'ye bir şeyler dayatmaya çalışıyor. O yüzden diyorum, örgütü net bir şekilde bir kenara koyup anladığı dilden mücadele devam edecek" diye konuştu.

 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Kendimizi elbette doğru bir şekilde herkese anlatalım ama Avrupa'ya yaranmak gibi bir derdimiz yok bizim. O psikolojiden biz çoktan çıktık. Avrupalılardan biraz amiyane tabir olacak ama bir 'aferin' almak için 'şunu yapalım, bunu yapalım' gibi bir tavır, tarz bizim tavrımız değildir, bu ülkeye yakışmaz, bu ülkenin büyüklüğü ile bağdaşmaz. Biz eşit muamele istiyoruz, eşitlik ve adalet temelinde bir ilişki istiyoruz. Avrupalılarla da biz bunu istiyoruz, Araplarla da bunu istiyoruz, Amerikalılarla da herkesle de" dedi.

Kürt vatandaşların Türkiye topraklarına, devletine, millete ve ortak tarihe olan bağlılıklarının en az diğer vatandaşlar kadar güçlü ve sağlam olduğunu belirten Kalın, bu nedenle bin yıldır birlikte olunduğunu ve bundan sonra da beraber olmaya devam edileceğini söyledi.

Siyasi tercihi büyük ideolojik uçurumlar haline getirmenin yapılacak en büyük haksızlıklardan olduğunu dile getiren Kalın, "Örgüt tam da bunu yapmaya çalışıyor. HDP siyasetine gelince, işte bütün bu dinamikleri gözardı ederek ya da bilerek veya bilmeyerek heba eden bir siyasi partiden bahsediyoruz. HDP, PKK ile arasına net tavır koyabilseydi, mesafe koyabilseydi yani bu çukur eylemlerinde, öncesinde, saldırılarda ve diğer birçok olayda daha farklı bir yerde olabilirdi" diye konuştu.

Mevcut konjonktürde HDP içinden kiminle konuşulabileceğini soran Kalın, "Bunun zemini olsa siz Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın bu imkanı değerlendirmeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Birçok konuda ayrı düşündüğümüz halde Sayın Başbakanımız, Sayın Kılıçdaroğlu ile oturuyor, konuşuyor, 'Bu bir milli meseledir' diyor" ifadelerini kullandı.

Başbakan Binali Yıldırım ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili gayet güzel ve verimli bir görüşme yaptıklarını ifade eden Kalın, "Bu zeminde buluşabiliyorsak bu imkanlar değerlendirilir. Birileri bu makul, meşru zeminde durmayıp başka yerde durup oradan bizi suçluyorsa onun suçu da bize ait değil, onlar yanlış yerde duruyorlar" değerlendirmesini yaptı.

"O PSİKOLOJİDEN ÇOKTAN ÇIKTIK"

Kalın, "Gazeteci tutuklamalarının tutuksuz yargılama şekline dönüştürülmesi bu kadar kritik bir dönemde Türkiye'nin kendini dünyaya anlatabilmesi yönünde önemli bir adım olmaz mı? Dünya demeyelim ama Batı kamuoyuna, Avrupa Birliğine (AB), özellikle de Amerikan kamuoyuna anlatmamız açısından bir iki tane stratejik girişiminiz olacak mı?" sorusu üzerine, bunun yargı konusu olduğunu, detaylı değerlendirme yapmasının doğru olmayacağını belirtti.

Anayasa Mahkemesinin bir karar verdiğini ve ilgili mahkemeyle arasındaki müzakerenin devam ettiğini, neticelerinin görüleceğini dile getiren Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kendimizi elbette doğru bir şekilde herkese anlatalım ama Avrupa'ya yaranmak gibi bir derdimiz yok bizim. O psikolojiden biz çoktan çıktık. Avrupalılardan biraz amiyane tabir olacak ama bir 'aferin' almak için 'şunu yapalım, bunu yapalım' gibi bir tavır, tarz bizim tavrımız değildir, bu ülkeye yakışmaz, bu ülkenin büyüklüğü ile bağdaşmaz. Biz eşit muamele istiyoruz, eşitlik ve adalet temelinde bir ilişki istiyoruz. Avrupalılarla da biz bunu istiyoruz, Araplarla da bunu istiyoruz, Amerikalılarla da herkesle de. Yani biz Araplara da gidip onlara tepeden bakıp 'Efendiniz geldi, hadi sıraya geçin' demiyoruz, Afrika'da bunu yapmıyoruz ama aynı muameleyi de biz Avrupalılardan, Amerikalılardan görmek istiyoruz."

Avrupalıların Türkiye'ye, "Şunları yaparsanız şöyle olur, yapmazsanız böyle olur" dediğini söyleyen Kalın, "Biz de diyoruz ki bakın, bir, siz Türkiye'nin gerçeklerinden haberdar değilsiniz, iki, gelip Türkiye'de taraf tutuyorsunuz. Çukur eylemleri sırasında gelen Avrupalı parlamenterlerin hatta komisyon üyelerinin takındığı tavırları biz gördük. Evet-hayır kampanyasında 16 Nisan'da açıkça bir siyasi taraf olarak ne tür kampanyaların içinde olduklarını gördük. Bu onların kişisel tercihidir, ben katılmam, çok da üzerinde durmam, geçer giderim ama siz bunu siyasi kimliğinizle, resmi kimliğinizle yaptığınız zaman ona itiraz ederim çünkü bu hakkaniyet ve adalet ilkesine aykırıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Daha büyük fotoğrafta temel problemin Türkiye'nin bu eşitlik ve adalet taleplerini kabullenmekte zorlanmaları olduğunu anlatan Kalın, Nilüfer Göle'nin söylediği "Modern Batı açısından temel problem İslam'ın Batının çağdaşı haline gelmesi, bu gerçeği kabullenemiyor" ifadesini aktardı. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Avrupa ülkelerinden birine Türkiye-AB göç anlaşması müzakereleri sırasında gerçekleştirdikleri ziyaretteki toplantıda yaşananları anlatan Kalın, toplantıdaki yetkililerden birinin, "Hala dünyadaki bütün mültecilerin gitmek istediği en birinci ülkeler bizim ülkeler" dediğini söyledi. Bu cümleler üzerine söz aldığını ve "Sayın Başkan, bakın bu insanlar piknik yapmaya gitmiyorlar, bu insanlar savaştan kaçıyorlar" dediğini dile getiren Kalın, bu insanların en çok gitmek istedikleri yerin kendi ülkeleri olduğunu, bunu bile anlamakta zorlandıklarını ifade ettiğini belirtti.

Dünyadaki mülteci hareketine bakıldığında eşit bir dağılımın olduğunu kaydeden Kalın, "Bu kibir, bu müstağni tavır kültürel kodlarını analiz ettiğinizde bugün küresel siyaseti de zehirleyen bir boyuta sahip, biz buna itiraz ediyoruz. Biz buna itiraz edince gerici, radikal, bağnaz olmakla suçlanıyoruz. Az çok Batı düşüncesini anlamaya çalışan birisi olarak ben de diyorum ki aydınlanmadan beri bu komplekslerinizden kurtulamadınız, aydınlanma aklıyla 'Dünyaya bir nizam vereceğiz' diye yola çıktınız, tarihin en büyük katliamlarına yol açtınız" diye konuştu.

TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE YAŞANAN SORUNLAR

Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine ilişkin bir soru üzerine ise Kalın, iki ülke arasında, PYD/YPG'ye desteğin devam etmesi ile FETÖ meselesinin bulunduğunu anımsattı.

Bu iki konuda adım atılmasını beklediklerini ve hukuk dışı bir iş yapılmasını istemediklerini anlatan Kalın, FETÖ konusunu eski ABD Başkanı Barack Obama döneminden bu yana defalarca gündeme getirdiklerini ve bunun darbe girişiminden önce olduğunu dile getirdi.

Darbe girişimi sonrasında ABD'nin bir adım atmasını beklediklerini, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in iadesi meselesini gündeme getirdiklerinde yargı süreçlerinin tamamlanması gerektiği yönünde telkinler aldıklarını söyleyen Kalın, Türkiye'den dava dosyası ve delillerin de gönderildiğini ancak şu ana kadar yanıt alamadıklarını ifade etti.

ABD'de başkanın yetkisinde olan belli konuların bulunduğunu ve bunlar için mahkeme kararı ya da Kongreden onay alınması gerekmediğini vurgulayan Kalın, "Mesela Amerika'daki FETÖ yapılanmasıyla ilgili bir soruşturma talebinde bulunabilir başkan ve ilgili birimleri soruşturma yapabilir. Biz bunu beklerken New York'taki davada gördük, oraya tanık diye getirilen kişiyi FBI Türkiye'den kaçırıyor, 50 bin dolar veriyor ve o adam uydurulmuş, çalıntı delillerle kendince Türkiye'yi orada mahkum etmeye çalışıyor. Buna kamuoyunun tepki duymaması, tepki vermemesi elbette mümkün değil. Biz bunu anlattığımız zaman hiçbir ikna edici cevap alamıyoruz Amerikan tarafından" dedi.

İbrahim Kalın, Türkiye'nin ulusal çıkarları ve önceliklerini dikkate almayan, eşitlikçi olmayan bir ilişkiyi kabullenmelerinin asla mümkün olmadığına dikkati çekti.

Zeytin Dalı Harekatı'nın ismine ilişkin, "O bölgede çok zeytin ağacı olduğu için mi koydunuz, yoksa bir zeytin dalı mı uzatıyorsunuz?" sorusunu, "Zeytin dalı uzatmak için" diyerek yanıtlayan Kalın, "Kime uzatıyorsunuz?" sorusu üzerine ise "Tabii ki Afrin halkına, Suriye halkına" karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Zeytin Dalı Harekatı ve terörle mücadelenin diğer cephelerinde yer alan asker, polis, istihbarat ve güvenlik birimlerine Allah'tan yardım diledi.