Hasan Cemal bugünkü köşe yazısında Pazar akşamı Ali Sami Yen Stadyumunda oynanan ve Fenerbahçe’nin 1-0 kazandığı maçtan sonra hissettiklerini anlatan bir yazı yazdı.

Hasan Cemal, yazısında şunları ifade etti:

“Bu bir radikal Galatasaray taraftarının kendi evindeki Fenerbahçe yenilgisi sonrasında kendi kendisiyle bir dertleşme yazısıdır.

Veyahut bir hayal kırıklığının kağıda dökülmüş hali de sayılabilir.

Ne yazık, Fener’e yenilmek sanki bizim alın yazımız.

Mağlubiyetin acısı ve hüznü... Belki de pazar gecesinden itibaren içinde yaşadığım dünyayı yazımın başlığı daha iyi ele veriyor:

Evet, Fenerbahçe’ye üstelik Ali Sami Yen’de yenildikten sonra...

Söylenecek ne kalıyor ki?..

Bu maçı kaybettikten sonra sözün hükmü artık yok. Ne söylesen boş, evet aynen öyle, boş...

Hatta şu kadarını bile söylemek dilimin ucuna geliyor:

Bu yenilgiden sonra bana şampiyonluk kupasını getirsen dahi, şunu iyi bil, yine belki sevinirim ama kendini kolay affettiremezsin.

Yaşadığım düş kırıklığı o kadar derin çünkü...

Daha kötüsü, gidiş böyle devam ederse içimden Cim Bom’la ilgili yazı bile yazmak gelmeyecek.

Mustafa Hoca’nın Beşiktaş’ına bakıyorum. Aslanlar gibi mücadele edip Eskişehirspor karşısında 2-0’dan maçı çevirip 3-2 kazanıyorlar.

Şampiyon adayı Bursaspor’la İstanbul Büyükşehir arasındaki dişe diş maçı izliyorum, heyecan kasırgası halinde geçiyor.

Bir de bizim pazar akşamı Ali Sami Yen’deki ruhsuz halimize bak.

Ne büyük hayal kırıklığı...

Aylar boyu bu maçı bekliyorsun. Saracoğlu’ndaki yenilgiden sonra Ali Sami Yen’de, kendi evindeki rövanşı iple çekiyorsun.

Üstelik takım Fenerbahçe’den daha iyi bir görüntü veriyor.

İnişli çıkışlı olsa da, bir maçtan diğerine insanı şaşırtsa da, hatta aynı maçın içinde hem saçını başını yoldurup, hem aslanlar diye bizi bağırtsa da, takımdan bir türlü umudunu kesmiyorsun, kesemiyorsun.

Sonunda iyi bir şeyler olacak, sabırlı ol oğlum diye kendi kendine gaz vermeyi sürdürüyorsun.

Ama içinde de hep bir sıkıntı... Peşini hiç bırakmayan bir tedirginlik...

Bu takımda bir şeyler eksik, bu kadar pahalı yıldızımız var ama yine de olmayan bir şey var duygusu içini kemirmeye devam ediyor.

Her maçta biri büyük bir hata yapıyor, yıkılıyorsun. Kalecin, savunman güven vermiyor. Orta sahan takımı taşıyamıyor.

İleride yıldızların var ama çok istikrarsız, bir iyi oynuyorlar, bir kötü. Üstelik muhteşem goller kaçırabiliyorlar.

Trabzonspor maçında, iyi de oynayan Emre Güngör’ün büyük bir hatasıyla yıkılmıştık. Bir hafta sonra da, ‘Johnson ruhu’yla (Kanat Atkaya’nın deyişi) 30-35 metreden topa çakan Selçuk’un golü ve bunu yumurtlayan Leo Franco hatasıyla da Fener karşısında yıkıldık.

Neden, niçin?..

Erman Toroğlu, ‘gösteri takımı hüviyetinde’ diye tarif ediyor Cim Bom’u. Rıdvan Dilmen, “Rijkaard intihar etti!” derken, Mehmet Demirkol da Rijkaard’ı sorgulamaya başlamış:

“Galatasaray’da yetenek var. Ama bunun farkında değiller. Çünkü bunu kullanacak bir organizasyon sağlayamıyorlar.”

Bundan sorumlu olan kim?

Hocamız Frank Rijkaard!

Rijkaard devrim mi, yoksa Gökmen Özdemir’in deyişiyle masal mı?..

Bu takımın temeli mi yanlış atıldı?

Taşlar yerli yerinde değil mi?

Yol haritası mı iyi çizilmedi?

Elimizde iyi topçular var ama Hoca’nın taktiksel yanlışları mı Cim Bom’u çıkmaza sokuyor?

Hepsi haklı, yerinde sorular...

Benim içim yanıyor, Fenerbahçe’ye bir kez daha, üstelik kendi evimizde yenildik çünkü...

Gerisi boş!

Diyorum ki:

Çok daha iyi bir Galatasaray istiyoruz, hem Fenerbahçe’yi evire çevire yenebilecek, hem de yalnız Türkiye’de değil, Avrupa’da da bir zamanlar olduğu gibi sarı kırmızı bayrağımızı dalgalandıracak bir Galatasaray..."