Doha, Katar Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 18. Taraflar Toplantısı’nın ikinci haftasına girildi. Taraflar, Kyoto Protokolü’nün 2. yükümlülük dönemi için müzakerelere devam ediyor. İklim değişikliğiyle ilgili olarak gerçekleştirilen bu en önemli uluslararası toplantıda 200’e yakın ülkenin delegesi ile toplam 17 bine yakın katılımcı müzakerelere katılıyor.

Şu anda Doha’da müzakereleri takip eden Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan, görüşmelerin gidişatını değerlendirdi:

“Bu toplantı iklimin geleceği için önemli bir rol oynayacak. Uzun dönemli işbirliğini belirleyecek çalışma grubunun bu yıl son yılı. Bu çalışma grubunun önümüzdeki süreçte nasıl devam edeceğine karar verilmesi ve bir yol haritasının çizilmesi gerekiyor. Bu metin onaylandıktan sonra güçlendirilmiş bir eylem platformu için müzakereler daha kuvvetli bir biçimde devam edebilir ve karbon salımlarının azaltılması konusunda istek artırılabilir. Aynı zamanda, bu yılın sonunda, Kyoto Protokolünün ilk yükümlülük döneminin sonuna geliyoruz. Bu sebeple, ikinci yükümlülük dönemi ile ilgili tartışmalar da gündemde büyük yer tutuyor. Avrupa Birliği, Amerika, Kanada, Avustralya ve Çin’in ikinci yükümlülük dönemi ile ilgili tutumları iklimin geleceğini belirleyecek. Bu Taraflar Toplantısı’ndan en büyük beklentimiz, Kyoto Protokolü 2. Yükümlülük dönemine tüm ülkelerin imza atması ve sonrasında 2 derecelik artışı engelleyebilecek azaltım hedef ve politikaları belirlemeleri.”

Greenpeace Akdeniz üyeleri Türkiye'nin durumunu ise şöyle değerlendiriyorlar:
“Sözleşmenin EK 1’nde yer alan ancak herhangi bir yükümlüğe sahip olmayan Türkiye, 2008 yılında Kyoto Protokolü’ne taraf olmuştu. Bu taraf olma durumu, Türkiye üzerine 2012 yılında kadar herhangi bir ek yükümlülük getirmedi.

Bugün gelinen noktada, küresel kömür yatırımlarında dünyada 4. Olan ve fosil yakıtlara bağımlılığını giderek artıran Türkiye, Kyoto protokolü ikinci yükümlülük döneminde de salım azaltım hedefi belirlemiyor. Enerji Bakanlığı 2012’yi kömür yılı ilan etmişti. Türkiye’nin 1990 yılında kişi başına 3,3 ton olan salımları, 2010 yılında 5,5 tona çıktı. Türkiye’nin 2023 enerji vizyonu stratejisi ile bu rakam 2 katına çıkabilir.

Türkiye, rüzgar kapasitesinin sadece %10’unu kullanıyor. Güneş enerjisinde ise durum daha da olumsuz. Güneş yatırımları 600 MW ile sınırlanıyor. Oysa Türkiye’nin rüzgar ve güneş potansiyeli, fosil yakıtlara olan bağımlılığı sona erdirmeye yetecek seviyede. Buna eklenecek enerji verimliliği politikaları ile Türkiye temiz enerjiye dayalı ve enerjide bağımsız bir ülke haline gelebilir. Aksi halde, hem iklim değişikliğinden etkilenecek hem de iklim değişikliğine sebep olmaya devam edeceğiz.

Türkiye bugün enerji teknolojisini yurtdışından sağlıyor. Buna yakıt maliyetleri de eklendiğinde, enerji politikalarının sürdürülemez olduğu açıkça görülüyor. Bu politikaların çevre ve insan sağlığına olan maliyetleri ise söz konusu bile olmuyor. Türkiye yenilenebilir enerji teknolojilerine yatırım yaparak istihdam, bilim insanları ve AR-GE kapasitesini geliştirmeli. Bu aşamada akademi ve sivil toplum kuruluşları gerekli desteği vermeye hazırlar.”

Peki Türkiye bu aşamada neler yapabilir?

-Kyoto Protokolü ikinci yükümlülük döneminde azaltım hedefi ya da sınırlama belirlemeli.

-Azaltım hedefini, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği hedefleri ile desteklemeli.

-2023 enerji ve ulaşım stratejileri , Türkiye’nin alacağı sera gazı azaltım hedeflerine göre revize edilmeli ve fosil yakıta bağımlı olan stratejiler, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini temel alacak şekilde yenilenmelidir.

-İklim değişikliği hedeflerine bağlı olarak, ÇED raporlarındaki CO2 emisyonları ile maddelerde düzenlemeler yapılmalı.