İlker Başbuğ: Türkiye bu haldeyken ben neden mahkemedeyim?

Yargıtay’daki Ergenekon davasında savunma yapan Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, “Türkiye bu durumdayen ben neden Yargıtay’dayım?” dedi.

ilker-başbuğ.jpg

Ergenekon davasının temyiz incelemesinin ardından görülmesine Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde devam edildi.

Yargıtay konferans salonundaki duruşmaya İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, Sinan Aygün'ün aralarında bulunduğu bazı sanıklar, sanık yakınları ve avukatlar katıldı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgenaral İlker Başbuğ, şöyle konuştu:

"Şehit haberlerini takip bile edemiyoruz. Güneydoğu'daki bazı yerleşim yerlerine ilişkin medyaya yansıyan görüntüler vahim ve endişe verici. Türk ve Rus uçakları burun buruna geliyor. Türkiye bu haldeyken ben kendime şu soruyu sordum, (bugün ben neden Yargıtay'dayım, bizler enerjimizi yanlış yerlerde mi harcıyoruz, burada ne yapacağım, ne konuşacağım?

Bu sürece olağan bir süreç olarak bakabilir miyiz Rutin bir yargılama içinde olduğumuzu kabul edebilir miyiz, elbette hayır. Neden? Bu davaların iddianamelerini hazırlayan savcılar kim, görevlerinden uzaklaştırılan, suç örgütleriyle ilişkili oldukları ileri sürülen, kimi tutuklu, kimi yurtdışına kaçan savcılar bu iddianameleri hazırladılar.

Bu davalar sürecince özellikle Beşiktaş Adliyesi’nde ifade verenler, ki hepimiz oradan geçtik, kendimizi kendi topraklarımızda, yani Türk topraklarında yabancı bir ordunun askeri gibi hissettik. Bu acıyı yaşadık hepimiz. Bu acıyı bize kim unutturabilir 11 Şubat 2011 günü Silivri'de Balyoz duruşması olduğu facia günü hatırlayın. Kapılar tutuldu, duruşma salonunda yaşatılan acıyı kimse hafızalarımızdan sildiremez. Kararı veren hakimlerin kendi aralarında neler konuştuğunu da duyduk. Kim sildirecek bunları hafızamızdan? Cezasız mı kalacak bunları yapanlar?

PKK'nın Türkiye'den isteklerinin başında anayasal reform ile Kürt kimliğinin anayasal tanımlanması gelmektedir. Başlangıçta basit gibi görünen isteğin altında esasen Türkiye'nin iki milletli bir devlete dönüştürülmesi yatmaktadır. Unutulmamalıdır ki ayrı bir millet olması iddiasını ayrı bir siyasal egemenliğe sahip olma iddiası takip eder. Başımızı kuma gömmeyelim. Cumhuriyetin kurucusu Ulu Önder Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletini şöyle tanımlayarak çözümü göstermiştir, (Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir)

İçimizdeki hain subaylar olmasaydı bu komploların bu kadar başarılı olması mümkün değildi. İçimizde hala hainler var.

Ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısından rahatsız olanlar, 1 Mart tezkeresinin bedelini TSK'ya ödetmek isteyenler, PKK sorununa siyasi çözüm arayanlar için engel TSK idi. O halde TSK, halkının gözünde itibarsızlaştırılmalı ve sesi kesilmeliydi, karşıt kadrolar tasfiye edilmeliydi.

Cemaatin işlenen hukuk cinayetlerinin faili olduğu anlaşılmaktadır. Bu cinayeti yargı ve emniyet içine yerleştirdikleri kadroları vasıtasıyla işlemiştir.

Derin devlet için kastedilen Ergenekon davasında olduğu gibi gizli bir yapıysa. Ben TSK'da 50 yıl fiili hizmet yaptım, samimi söylüyorum bu esnada böyle bir yapılanmanın varlığını ne duydum, ne şahit oldum. Her ülkenin Anayasa ve yasalarla çizilmiş yasal yapılanmaları mevcut. Devletin güvenliği konusundaki ana yapılanma Genelkurmay, MİT ve Dışişleridir. Ortak aklın sonucu olarak Başbakana teklif sunar. Bunlar devletin temel taşları. Burada önemli husus güvenliği ilgilendiren konularda ortak aklın, Genelkurmayın, MİT'in, Dışişlerinin görüşlerinin ne kadar dinlendiği noktasıdır.

Balyoz davası TSK'ya vurulan en büyük darbedir. Bu darbe ile pek çok değerli Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin TSK'dan ilişiği kesilmiştir. Tarih, bu davayı bir ülkenin, kendi ordusuna yapabileceği en büyük ihanet olarak yazacaktır. En büyük ihanettir. Bundan, hiç şüphem yok.

(2010 yılında Balyoz davasında 102 kişi hakkında çıkarılan yakalama kararı) Cumhurbaşkanı'na gittim. 'Haberiniz var mı, hepsi general, orduyu yıkarız. Böyle bir orduyu komuta edemem, ya bırakacağım ya da onları vermeyeceğim' dedim. Arkadaşlara emir verdik, dedik ki 'Polis gelirse sokmayın içeriye. Zorlarlarsa çatışın.' Siyasilere de söyledik, bir şey söylemediler.

Elbette Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı en önemli ve en tehlikeli sorun cemaatin illegal yapılanmasıdır. Bu düşünceyi ilk defa bugün dile getirmiyorum. Genelkurmay Başkanlığı dönemimde açıkça bu tehdide işaret ettim, 'Bugün bize, yarın size' dedim ama dinlemediler.

Her şey bütün çıplaklığı ile ortadadır. Adeta 'düşman hukuku' uygulanarak suçlananlar, cezaevlerinde yıllarca tutulanlar, çoktan Türk milletinin gözünde suçsuz oldular, çoktan beraat ettiler.

Cemaat deyince, başı bellidir ama sonu belli değildir. Görmüyorsunuz. Hele bu cemaat devleti ele geçirmeyi hedeflemiş ise bu tehdidi görmezlikten gelmek gaflettir, ihanettir."

Sayfa Yükleniyor...