IPCC Azaltım Raporu: Sıfır emisyon hedefi için hidrojenin hayati rolü

Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar ve İklim Değişikliği Uzmanı Dr. Bengü Özge Şerifoğlu, sıfır emisyona ulaşma hedefinde hidrojenin hayati rolünü kaleme aldı.

Haberler - ntv.com.tr 20.06.2022 - 09:26

IPCC Azaltım Raporu: Sıfır emisyon hedefi için hidrojenin hayati rolü

Birleşmiş Milletler’de 193 hükümetin tamamı tarafından imzalanan Hükümetlerarası Paneli'nin (IPCC) İklim Değişikliği 2022: Azaltım Raporu’na göre, dünya net sıfır emisyona ulaşmayı hedefliyorsa, hidrojenin bu süreçte hayati bir rolü olacak.

Dünyanın dört bir yanından 83 bilim insanı tarafından hazırlanan 2913 sayfalık muazzam belge esasen dünyanın karbondan nasıl arındırılabileceğine dair geniş bir yol haritası ortaya koyuyor.

IPCC raporu dünyanın temiz hidrojeni nasıl kullanması gerektiğini, binalar, taşımacılık, ağır sanayi ve enerji depolama alanlarındaki rolünü ve ayrıca hidrojenin üretimi ve kullanımıyla ilgili olarak da dikkat edilmesi gereken önemli hususları açıklıyor.

Bilindiği üzere, enerji sektörü için sera gazı azaltım seçeneklerinin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar, önümüzdeki on yıl ve 2030'un ötesi için daha da derin azaltımları hedefleyerek daha geniş tabanlı bir zeminde ilerlemeyi amaçlıyor. Bu bağlamda raporda elektrik üretimi de dahil olmak üzere emisyonları hızla azaltmak için uygun maliyetli alternatiflerin ve fırsatların varlığına dikkat çekiliyor. Ancak kısa vadeli sera gazı azaltım hedeflerinin küresel ısınmayı 1,5°C ya da 2°C ile sınırlama hususunda yeterli olmayacağı ve enerji sistemlerinden kaynaklı karbondioksit ve sera gazı emisyonlarının hızlı ve derin bir şekilde düşüş göstermemesi durumunda hedefe ulaşılamayacağı da öngörülüyor.

Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar

Isınmanın 2°C veya 1.5°C ile sınırlandırılması önümüzdeki 30 yılda enerji sistemindeki önemli değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Bu, azalan fosil yakıt tüketimini, düşük ve sıfır karbonlu enerji kaynaklarından artan üretimi ve elektrik kullanımının artışını ve hidrojen gibi alternatif enerji taşıyıcılarının da giderek artan kullanımını içeriyor.

Dikkat çeken noktalardan biri de net sıfır enerji sistemlerinin küresel düzlemde ortak özellikler taşıyacağı, ancak her ülkedeki yaklaşımın ise ulusal şartlara bağlı olacağı yönünde. Net-sıfır enerji sistemlerinin ortak özelliklerini yedi temel noktada gruplayan rapora göre; net karbondioksit üretmeyen veya karbondioksiti atmosferden uzaklaştıran elektrik sistemleri, hafif hizmet taşımacılığı, ısıtma ve yemek pişirme alanları dahil olmak üzere son kullanımların yaygın olarak elektrifikasyonu, günümüze kıyasla önemli ölçüde daha düşük fosil yakıt kullanımı, elektrifikasyona daha az uygun sektörlerde hidrojen, biyoenerji ve amonyak gibi alternatif enerji taşıyıcılarının kullanımı, enerjinin bugüne göre daha verimli kullanımı,  bölgeler genelinde  ve enerji sisteminin bileşenleri kapsamında şebekeye daha fazla enerji sistemi entegrasyonu ve son olarak bioenerji ile karbon yakalama, depolama ve doğrudan hava ile karbon yakalama, depolama yöntemleri ile karbondioksit uzaklaştırma ve artık emisyonları dengeleme konularına ait alt başlıklar hem dünya genelinde hem de ülkelerin kendi yol haritaları çerçevesinde önem arz ediyor.

Enerji taleplerinin ve enerji sektör emisyonlarının artmaya devam ettiğini vurgulayan IPCC raporu özellikle güneş, rüzgar ve bataryalar gibi enerji sistemlerinden kaynaklı emisyonları azaltmaya yönelik alternatif seçeneklerin maliyetlerinin düştüğüne de dikkat çekiyor. Hatta, toplumsal baskı sebebiyle de fosil yakıt kullanımının sınırlandırılması ve dünya çapında politikaların yenilenebilir enerji yönünde yeniden belirlenmesi, düşük faiz oranları ve azalan maliyetler sayesinde rüzgar ve güneş gücü kapasitelerinin artışta olduğunu da ekliyor.

Bununla birlikte rapor, ağırlıklı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışan elektrik sistemlerinin önümüzdeki yıllarda dünya genelinde giderek daha fazla baskın hale geleceğini ve bu durumun da tüm enerji sisteminin yenilenebilir enerji kaynaklarından tedarik edilmesi sürecini de beraberinde getireceğini ifade ediyor. Değişken doğaya sahip güneş enerjisi ve rüzgar enerjisinin şebeke sistemlerine hidrojen gibi farklı yöntemlerle entegre edilebileceğine dair hususlara sonuçlar arasında yer veren rapor bu konunun hem mevzuat hem de teknik anlamda iyi araştırılması gerektiğinin de altını çiziyor.

Rapor hidrojen özelinde ise, dünyanın temiz hidrojeni nasıl kullanması gerektiğine ve hidrojenin elektrik üretimi, binalar, ulaştırma, ağır sanayi ve enerji depolama gibi alanlarda potansiyel rollerine değinirken temiz hidrojenin üretimi ve kullanımında karşılaşılabilecek bir takım muhtemel olumsuzluklara da ışık tutuyor.

Gelecekte tüm sektörlerde hidrojen kullanımının aynı yoğunlukta olamayacağı, daha çok elektrik alanında tamamlayıcı bir enerji taşıyıcısı olarak oldukça avantajlı bir konuma geleceği ifade ediliyor. 

Hidrojen, mevsimsel veya üretim kapasitesi farklılıklarının üstesinden gelmek için farklı bölgeler arasında elektrik ticaretine imkan sağlayarak, kesikli yani sürekli olmayan yenilenebilir kaynakların şebekeye yüksek derecede aktarımını desteklemek için uzun vadeli elektrik depolanmasını mümkün kılabilir. Ayrıca, pik üretimi için doğal gaz yerine kullanılabilir, endüstriyel ihtiyaçlar için proses ısısı sağlayabilir veya demir cevherinin doğrudan indirgenmesi yoluyla metal sektöründe kullanılabilir. Temiz hidrojen çeşitli kimyasalların ve sentetik hidrokarbonların üretiminde hammadde olarak kullanılabilir.

Tüm bunlara ilaveten, hidrojen bazlı yakıt hücreleri araçlara güç sağlayabilir. Batarya depolamadaki son gelişmeler elektrikli araçları hafif hizmet taşımacılığı (yani arabalar ve kamyonetler) için en çekici alternatif haline getiriyor. Bununla birlikte yakıt hücresi teknolojisi ağır hizmet taşımacılığı segmentlerinin (örneğin, kamyonlar, otobüsler, gemiler ve trenler) karbondan arındırılmasını tamamlayıcı unsur olarak destekleyebilir.

Rapor, aynı zamanda sentetik yakıtlar gibi temiz hidrojenden elde edilen ürünlere muhtemelen denizcilik ve havacılığın karbondan arındırılması için ihtiyaç duyulacağını da ekliyor.

BİNALAR

Mevcut trend dünya genelinde bazı doğal gaz şirketlerinin, özellikle de dağıtıcıların, hidrojenin mevcut gaz şebekeleri etrafına pompalanabileceği ve böylece ısınmada da kullanılabileceği yönünde. Fakat IPCC bu ihtimal için doğal gaz şirketleri kadar heyecanlı değil.

Rapor elektriğin ısınma ve yemek pişirme için giderek daha fazla kullanılması sebebiyle binalarda elektrifikasyonun baskın strateji olmasının beklendiğine vurgu yapıyor.

Her ne kadar tamamen sıfır karbon olmasa da ısı pompalarının binalarda ve endüstride ısıtma ve soğutma için giderek daha fazla kullanılıyor olması elektriğe geçiş kolaylığı açısından hidrojenin binalarda şimdilik, en çok tercih edilen alternatif olmayacağını gösteriyor. Bu çerçevede ısıtma, soğutma ve diğer bina enerji talepleri için elektriği doğrudan kullanmak örneğin kazanlarda veya yakıt hücrelerinde yakıt olarak hidrojen kullanmaktan daha verimli olabilir. Rapor, mevcut altyapının, hidrojen altyapısına kıyasla birçok bölgede daha iyi gelişmiş olması durumunda ise odağı mevcut olanda tutmanın ve var olan ihtimallerin değerlendirilmesinin daha faydalı olabileceğini de ekliyor. Ancak, burda mevcut altyapının iyiliğinin doğru ve teknik yaklaşımlarla değerlendirilmesi gerektiğinin de altını çizmekte fayda var.

Raporun ilerleyen kısımlarında gaz şebekelerini hidrojene dönüştürmek elektrik şebekelerine ek stres getirmeden ısıyı karbondan arındırmak için çekici bir seçenek olsa da hidrojenden ısı elde edilmesinin maliyetinin aynı zamanda soğutma amaçlı da kullanılabilen ısı pompalarından ısı elde edilmesinin maliyetinden daha yüksek olabileceğine değiniliyor.

Saf hidrojen şebekeleri için gaz şebekelerinin yeniden kullanımının değerlendirilmesi noktasında, boruların değiştirilmesi ve gaz kazanlarının ve pişirme cihazlarının değiştirilmesi gibi kaspamlı sistem modifikasyonlarının gerekebileceği ve bu hususun binalar için hidrojen yol haritaları geliştirilirken dikkate alınması gereken bir faktör maliyeti olduğuna da dikkat çekiliyor.

Ev tipi hidrojen cihazlarıyla ilgili güvenlik ve performans endişelerine de değinen rapor 1990-2019 döneminde inşaat sektöründe hidrojenin kullanılmadığını ve 2050 yılına kadar binalarda hidrojenin mütevazı bir rolü olacağını belirtiyor.

KARA ULAŞIMI

IPCC "akülerin şu anda hafif ticari araçlar için hidrojen ve yakıt hücrelerinden daha çekici bir seçenek olduğunu" ve hidrojenin hafif hizmet araçları için en pahalı seçeneği temsil ettiğini ifade ediyor. Ancak araç fiyatlarındaki düşüş ile hidrojen ve yakıt hücreleri daha elverişli bir alternatif haline gelebilir.

Yakıt hücrelerinin önümüzdeki yıllarda otomobiller ve kamyonetler için uygun bir teknoloji haline gelebileceği ifade edilse de hidrojenin üretilmesi ile ilgili ekstra enerji ve yakıt ikmal alanlarına dağıtımıyla ilgili problemlerin devam ediyor olduğuna da not düşülmüş.

“Gigajul bazında seviyelendirilmiş hidrojen maliyeti, geleneksel fosil yakıtlardan daha düşük, ancak elektrikten daha yüksek” diyen rapor, maliyet ve üretim zorluklarına işaret ederken kamyon ve demiryolunda hidrojen kullanımı konusunda biraz daha istekli görünüyor.

Çalışma genel anlamda elektrifikasyonun kara ulaşımında kilit rol oynama eğiliminde olduğunu, fakat kara bazlı, uzun sürüş menzilli ağır yük taşıtlarının hidrojen ve biyoyakıt bazlı yakıtlarla tamamlanan elektrikli yol sistemlerinin kullanımını da dahil edecek şekilde (batarya - elektrikli nakliye) karbonsuzlaştırılabileceğini belirtiyor. Böylece bu tip teknolojiler elektrikli raylı sistemler ile demiryollarının da karbonsuzlaştırılmasına hizmet edebilecek.

Bununla beraber raporda düşük karbonlu hidrojen üretimi için artan kapasitenin hidrojen bazlı yakıtların bir emisyon azaltma stratejisi olarak hizmet etmesi için de gerekli olacağına değinilirken  bu teknolojilerin yine de sürüş menzili, sermaye ve işletme maliyetleri ve altyapı kullanılabilirliği ile ilgili zorluklarla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor. Özellikle yakıt hücresi dayanıklılığı yüksek enerji tüketimi ve maliyetler gibi parametrelerin hidrojen bazlı yakıt hücreli araçların ticarileştirilmesine meydan okumaya devam edeceğine dikkat çekiliyor. Düşük karbonlu hidrojen üretimi için artan kapasitenin hidrojen bazlı yakıtların bir emisyon azaltım stratejisi olarak hizmet etmesi için de gerekli olacağına değiniliyor.

Bu noktada raporun yuvarlak içine aldığı kilit fikir hidrojen bazlı taşımacılığı ekonomik olarak uygulanabilir kılmak için yakıt hücresi teknolojilerindeki iyileştirmelere ihtiyaç duyulacağı yönündedir.

DENİZCİLİK VE HAVACILIK

Resmi olarak Değerlendirme Raporu-6 (AR6) olarak bilinen İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli'nin, İklim Değişikliği 2022: İklim Değişikliğinin Azaltılması raporunda elektrifikasyonun uzun mesafeli denizcilik veya havacılığın karbondan arındırılması için uygun bir çözüm olmadığına ve bunun yerine henüz ticari ölçeğe ulaşmamış “yüksek enerji yoğunluğu, düşük karbonlu yakıtlar” gerektiren bir alan olduğuna işaret ediliyor.

Rapor denizcilik ve havacılık için karbonsuzlaştırma seçenekleri arasında gelişmiş biyoyakıtlar, amonyak ve metanol, metan ve petrol gibi hidrojenden türetilen sentetik yakıtların uygun seçenekler olarak ortaya çıkmasına ragmen, bu konuların hala kapsamlı ar-ge gerektirdiğinin altını çiziyor. Elektrifikasyonun ise sadece kısa yolculuklar için havacılık ve denizcilikte niş bir rol oynayabileceğine dikkat çekiyor.

Ulusal ve uluslararası yönetim yapılarında gerçekleştirilecek iyileştirmelerin denizcilik ve havacılığın karbondan arındırılmasına daha fazla katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Bu tür iyileştirmeler örneğin sektörler için daha katı verimlilik ve karbon yoğunluğu standartlarının uygulanmasını da beraberinde getirebilir. Bu bağlamda rapora göre daha temiz denizcilik ve havacılık yakıtlarının maliyeti hakkında önemli soru işaretleri var. Buna göre gerekli hammaddeleri elde etmenin ve bu yakıtları fosil girdileri olmadan üretmenin birleşik maliyetlerinin ne olacağı henüz belli değil.

AĞIR SANAYİ

Ağır sanayiye gerekli olan yüksek sıcaklıktaki ısının hidrojen tarafından sağlanabileceği düşünülmesine rağmen IPCC daha farklı bir bakış açısı sunuyor. Endüstriyel proseslerin ısı ihtiyacı 100 derecenin altından 1000 derecenin üstüne kadar değişebiliyor. Bu ısı yakıt kullanmak yerine çok çeşitli elektrikle çalışan teknolojilerle karşılanabiliyor. Gelecekte hidrojen talebi (örneğin azotlu gübre ya da çelik üretiminde indirgeme maddesi olarak kullanımı düşünüldüğünde) hidrojen depolama ve esnek üretim döngüleri aracılığı ile elektroliz için elektrik talebi esnekliği sunacaktır. Böylece sanayideki hidrojen ve hidrojen taşıyıcılarının enerji amaçlı kullanılmasından ziyade amonyak ya da organik kimyasallar gibi hammadde olarak kullanılmasının beklendiği ifade ediliyor.

Fakat çalışmanın devamında endüstriyel ısı seçenekleri arasında hidrojen, biyoyakıtlar ve karbon tutma ve yakalama seçeneklerinin de yer aldığı ve elektrifikasyonun endüstri için önemli bir azaltım seçeneği olarak ortaya çıktığı vurgulanıyor. Yüksek sıcaklık ve kimyasal hammadde gereksinimleri için elektrolizden elde edilen hidrojen yoluyla doğrudan veya dolaylı olarak elektriğin kullanılması emisyonları azaltmak için birçok seçenek sunuyor. Aynı zamanda örneğin kimyasal proses kullanımı veya talebe karşılık verebilmek için hidrojenin elektrolizi ve depolanması yoluyla önemli şebeke dengeleme hizmetleri sağlayabileceğine de işaret ediliyor. Rapordaki kilit önerilerden biri ise aslında tahmin de edileceği üzere endüstriyel üretimin güçlü güneş ve rüzgar kaynaklarına sahip yerlere taşınabileceği yönünde oluyor ve yenilenebilir kaynakların coğrafi dağılımının endüstri üzerindeki etkilerine değiniliyor. Çünkü, güneş ve rüzgarla çalışan elektrolizden kaynaklanan sıfır emisyonlu elektrik ve düşük maliyetli hidrojen veya diğer çok düşük emisyonlu kaynaklardan gelen hidrojen potansiyeli halihazırda enerji ve emisyon yoğun temel malzeme üretiminin bulunduğu yeri, değer zincirlerinin nasıl organize edildiğini, ticaret modellerini ve uluslararası nakliyede nelerin taşınacağını yeniden şekillendirebilir.

Hatırlarsanız bir önceki yazımızda yeşil hidrojenin yenilenebilir enerjiye dayalı elektroliz ile yapılan hidrojeni ifade ettiğini, mavi hidrojenin ise karbon yakalama ve depolama teknolojilerine sahip doğal gazdan elde edildiğini belirtmiştik.

Doğal gazdan üretilen hidrojen sadece doğal gazı doğrudan yakmaya kıyasla daha fazla kaçak emisyona - doğal gazın çıkarılması ve işlenmesi sırasında çevreye sızan metana - yol açıyor. Bu sürece  karbon yakalama ve depolamayı dahil etmek, süreci beslemek için daha fazla doğal gaz gerektirdiğinden kaçak emisyonların daha da artmasına sebebiyet veriyor ki kaçak emisyonlar ikinci en büyük metan kirliliği kaynağıdır. İşte bu sebeple bol güneş ve rüzgar kaynaklarına sahip veya düşük metan kaçağı ile karbon tutma ve yakalama teknolojisine uygun jeolojinin ortak olduğu bölgeler, gelecek yıllarda hidrojen, metanol ya da amonyak gibi hidrojen taşıyıcılarının veya demir-çelik, organik platform kimyasalları ya da diğer enerji yoğun temel malzemelerinin ihracatçısı konumuna gelebilir.

ENERJİ DEPOLAMA

IPCC raporuna göre hidrojen ve türevleri mevsimsel elektrik depolaması için faydalı olabilir - yani hidrojen yazın üretilebilir, aylarca depolanabilir ve daha sonra soğuk kış aylarında kullanılmak üzere tekrar elektriğe dönüştürülebilir.

Hidrojen değişken yenilenebilir elektriğin yüksek geçişe sahip elektrik sistemlerinin direncini artırmak için değerli olabilir. Çünkü yenilenebilir enerji kaynaklarından gelen elektriğin şebekeye aktarımındaki en büyük problem yüklerdeki düzensizlik, ani dalgalanma halidir ki bu da şebekeye çok ciddi zarar verebilir. Dolayısıyla raporda esnek hidrojen elektrolizinin, hidrojen enerji santrallerinin ve uzun süreli hidrojen depolamanın, dayanıklılığı artırabileceğinin altı çiziliyor.

Çalışma "Elektrikten hidrojene ve elektriğe gidiş-dönüş verimliliklerinin 2030 yılına kadar yüzde 50'ye ulaşacağı tahmin ediliyor" diyor.

MUHTEMEL ZORLUKLAR

Rapor hidrojenin geniş kapsamlı uygulamalarına yer verirken gelecekte enerji sistemlerindeki rolünün önemine de dikkatleri çekiyor.

Ancak tabii ki bir çok konuda olduğu gibi bu alanda da karşılaşılabilecek en azından daha öngörülü davranarak ders alınabilecek teorik ve pratik uygulamalar mevcut. Hidrojen ile ilgili temel problemler şu şekilde özetleniyor: (a) düşük maliyetli düşük/sıfır karbon üretimi, (b) dağıtım altyapısı maliyeti, (c) hidrojen boru hatlarının, kompresör istasyonlarının ve diğer altyapının arazi alanı (yani 'ayak izi') gereksinimleri, (ç) mevcut boru hattı altyapısının kullanılmasındaki zorluklar, (d) hidrojen saflığının korunması, (e) hidrojen sızıntısının en aza indirilmesi ve (f) son kullanımların maliyeti ve performansı.

Ayrıca, hidrojen teknolojilerinin kamuoyu algısını ve toplumsal kabulünü ve bunlarla ilgili altyapı gereksinimlerini de dikkate almanın önemi vurgulanıyor.

Raporun ilerleyen bölümlerinde hidrojenin gelecekteki enerji sistemlerindeki potansiyel rolünün sadece üretim yöntemlerinden ve maliyetlerden daha da fazlasına bağlı olduğu, bazı uygulamalar için hidrojenin rekabet gücünün, onu ilgili ölçeklerde taşımak ve teslim etmek için gerekli altyapının mevcudiyeti ile doğrudan ilgili olduğu da belirtiliyor. 

“Hidrojenin mevcut gaz boru hatları aracılığıyla taşınması altyapının kendinde değişiklik yapılmadan genellikle mümkün değildir. Çeliğin gevrekleşmesi ve contaların bozulması kompresör istasyonlarındaki takviyeler ve valfler gibi mevcut fiziksel engeller hidrojen dağıtımına dönüşüm veya inşa edilecek yeni hidrojen özel boru hatları sırasında güçlendirme gerektirir. Ayrıca doğal gazla aynı miktarda enerji sağlamak için hacimce yaklaşık üç kat daha fazla sıkıştırılmış hidrojen gerekir. Bu sebeple hidrojen şebekelerinde arz güvenliği doğal gaz şebekelerine göre daha zordur. Dolayısıyla hidrojenin yanıcılığı ve depolanmasıyla ilgili güvenlik endişelerinin muhakkak dikkate alınması gerekir.”

Fakat rapor mevcut gaz altyapısından yararlanma ve hidrojeni taşımak için dönüştürme kapasitesinin bölgesel olarak değişecek olması ihtimalinde bile çoğu durumda ekonomik olarak en uygun yolun bu olabileceğine işaret ediyor.

DAHA VERİMLİ BİR ELEKTRİK

Rapor net sıfır enerji sistemlerinin ortak özelliklerini şu şekilde özetlemiş, yukarda bahsetmiştik hatırlayalım: (1) net karbondioksit üretmeyen veya karbondioksiti atmosferden uzaklaştıran elektrik sistemleri; (2) hafif hizmet taşımacılığı, alan ısıtma ve yemek pişirme gibi bileşenler de dahil olmak üzere son kullanımların yaygın olarak elektrifikasyonu; (3) günümüze kıyasla önemli ölçüde daha düşük fosil yakıt kullanımı (4) elektrifikasyona daha az uygun sektörlerde fosil yakıtların yerini almak için hidrojen, biyoenerji ve amonyak gibi alternatif enerji taşıyıcılarının kullanımı; (5) enerjinin bugüne göre daha verimli kullanımı; (6) bölgeler arasında ve enerji sisteminin bileşenleri arasında daha fazla enerji sistemi entegrasyonu ve (7) herhangi bir artık emisyonu dengelemek için karbondioksit uzaklaştırma.

Net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda hidrojen kullanımına ilişkin görüşleri ise aşağıdaki şekilde toparlayabiliriz : 

  • Genel kural olarak tüm sektörlerde elektriği doğrudan kullanmak ve hidrojen, amonyak gibi düşük sera gazı emisyonlu hidrokarbonların üretiminden kaynaklanan büyük dönüşüm kayıplarından kaçınmak her zaman daha verimlidir. Burda önemli olan nokta elektriğin yenilenebilir kaynaklardan elde edilebilirliği.
  • Hidrojenin başarısı bir yakıt hücresi veya türbin aracılığıyla gelecekte depolanan elektrik olarak veya endüstriyel bir hammadde olarak kullanılmak üzere çeşitli temiz kaynaklar kullanılarak üretilen elektriğe zaman ve mekan seçeneği eklemektir ki tahminen insanlığın ihtiyacı olan şey de tam olarak bu.
  • Dünya genelinde net sıfır enerji sistemleri ortak özellikleri paylaşacak, ancak her ülkedeki yaklaşım o ülkenin şartlarına bağlı olacaktır ki istesek de istemesek de kaçınılmaz olarak insanlık kendi coğrafi şartlarını en iyi şekilde değerlendirmek çabasındadır.

Dünyada, hem teknolojik hem araştırma anlamında hidrojen patlaması yaşanırken, Türkiye olarak bizler coğrafi şartlarımızın ve iklim döngümüzün çeşitliliği düşünüldüğünde neyse ki, özellikle yenilenebilir enerji açısından çok büyük bir şansa sahibiz.

Net sıfır 2053’e doğru, içinde bulunduğumuz dönem bu potansiyelimizi harakete geçirmek için bize çok büyük bir fırsat sunuyor.

Sayfa Yükleniyor...