İzmir'deki katil seri katil sıfatına girmez

Adli Tıp Profesörü Sevil Atasoy İzmir’de yakalanan katil zanlısının seri katil tanımına çok uymadığını, kendisi için daha ziyade seri avcı, seri nişancı denebileceğini söyledi.

Haberler 02.05.2010 - 11:01

İzmir'deki katil seri katil sıfatına girmez

Son dönemde İzmir’de üç gün üst üste işlenen cinayetler ve ’nin çeşitli yerlerinden gelen çocuklara yönelik cinsel istismar olayları ülkede her kesimden insanın tepkisini çekti.

Adli Tıp Profesörü olan aynı zamanda adli olayları bir yazar üslubu ile kaleme alan Sevil Atasoy yaşanan olayların dünyada da olduğunu belirtirken özellikle cinsal istismar olaylarının önüne geçmek için erken yaşta cinsel eğitim verilmesinin bir yol olabileceğini açıkladı.

Neden Sevil Atasoy?
Alman Lisesi ve İ.Ü. Kimya Fakültesi mezunu olan Atasoy, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde öğretim üyeliğinin yanı sıra 1980-1993 yılları arasında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi Başkanlığı’nı, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün 1988-2005 yılları arasında müdürlüğünü yürüttü. Konuyla ilgili Türkiye’nin ve dünya’nın en etkili isimlerinden biri.

Seri katil kime denir?
Suçla mücadelenin can damarı sınıflamadır. İzler, boyalar, çiçekler, böcekler, silahlar, yaralar sınıflara ayrılamasaydı, suç aydınlatılamazdı. Bu gerçeği iyi bilen birkaç polis, bundan 35 yıl önce Amerikan cezaevlerinde yatmakta olan ve birden fazla cana kıymış 38 mahkûmla yüz yüze görüşerek, önce seri cinayetleri sınıflara ayırdılar, sonra kriminal profillemeyi geliştirdiler. "Seri katil" kavramı, bu sınıflamanın bir ürünüdür. Federal Soruşturma Bürosu FBI'ın, efsanevi Davranış Bilimleri Birimi'nin kurucusu polisler, yıllara varan uzun bir zaman diliminde, üç kişiden fazlasını, farklı mekanlarda öldürenleri "seri katil" olarak adlandırdılar ve bu özellikleriyle onları, aynı zaman ve mekanda çok sayıda kişiyi öldürenlerden, ayrıca birkaç saat ile gün içinde farklı mekanlarda cinayet işleyenlerden ayırdılar. Günümüz kriminoloji kitapları, 30 günden daha uzun bir zaman diliminde ve arada soğuma dönemleri de olacak şekilde üç ya da daha fazla kişiyi öldürene seri katil der. Genellikle öldürme motifi cinsel içeriklidir.

Türkiye'de gerçekten seri katiller var mı?
Yıllar içinde Türkiye'de, her ülkede olduğu gibi, seri katiller çıkmıştır elbette. Ancak, meseleye suç önleme stratejileri açısından bakıldığında, önemli olan bunların bilimsel delillere dayalı olmaktan ziyade, hata yapınca yakalanmış olmalarıdır. 1986’da Antalya’da Başkomiser Nuri Keskin’i öldüren Süleyman Aktaş, 1994’te kafalarına çivi çaktığı kişilerin beşini de, Denizli’nin Çambaşı köyündeki komşuları arasından seçmeseydi; 1998 baharında üç mobilyacının kafasına, dükkanlarının bodrumunda kurşun sıkarak öldüren Seyit Ahmet Demirci, ilk kurbanı Ali Osman Beldek’in cep telefonunu satmasaydı; 1990’ların ilk yarısında, yaşları 60’ın üzerinde 5 erkekle, tecavüz ettiği 6 yaşlı kadını öldüren Adnan Çolak, ya da bilinen adıyla Artvin Canavarı’nın son saldırdığı Hediye İpek tanıklık edemeseydi; 2001 başlarında Fatih’te 5 kişiyi para ve eşyalarını gasp amacıyla boğan, cesetlerini kolilere yerleştirip değişik yerlere bırakan Orhan Aksoy, öldürdüğü Ali Rıza İdrisoğlu’nun cep telefonunu iki gün kapalı tuttuktan sonra açmasaydı; 7 kişinin ölümünden sorumlu tutulan Karahasan-Bekçe ikilisinin jandarmaya doğrulttukları pompalı tüfek tutukluk yapmasaydı, kimbilir ne zaman yakalanırdı. Son İzmir örneğinde de, zanlı mağdurlardan birinin cep telefonunu satmaya kalkıştığı için yakalanmıştır. Polis kayıtlarına göre 18 kişinin, ailesine ve görgü tanıklarına göre 43 kişinin katil zanlısı Yavuz Yapıcıoğlu’nun bir cinayet, bir de öldürmeye tam teşebbüsle yaralamak suçundan mahkum edilmesi, delillendirmede yaşadığımız sıkıntıların bir diğer göstergesidir. Bu örneklerde dikkati çeken, faillerden hiçbirinin olay yerlerinden ya da mağdurlar üzerinden toplanan bilimsel deliller ile yakalanmadığıdır. Üç yılda 6 kişiyi pompalı av tüfeğiyle öldüren, bazılarının cesedini bir su kanalı boyunca 10 kilometrelik çizgi üzerine atan, son saldırısında pompalının kartuşunu olay yerinde unutan (bunlara ek olarak biri polis 4 kişiyi de yaralayan) Hamdi Kayapınar’ı, Kayseri Emniyet teşkilatının 30’a yakın görevlisinin coğrafi profilleme tekniğinden de yararlanarak ele geçirmesi gibi ödüle layık soruşturmalar, ne yazık ki hala bir istisnadır.Yavuz Yapıcıoğlu, polise göre 18, görgü tanıklarına göre 43 kişiyi öldürdü. Türkiye'nin en çok cinayet işleyen seri katili olarak bilinir.

İzmir'de üç kişiyi öldüren katil seri katil olarak tanımlanabilir mi?
Daha önce de belirttiğim gibi, seri katilden ziyade, seri avcı, seri atıcı, seri nişancı gibi nitelendirilenler arasına girer. Ancak kavramlara takılıp kalmanın önemli olmadığını düşünüyorum. Süratle yakalanmış olması ve mağdurlara bir dördüncünün eklenmemiş olması, polisimizin çok önemli bir başarısıdır.

İzmir olayında polisin bilerek yanlış robot resim vermesi doğru mu?
Esasen robot resim, aranan kişiye çok benziyor. Ben, yanlış resim verildiği kanaatinde değilim. Robot resim oluşturulmasında kullanılan yazılımın yabancı kaynaklı olması, ya da görgü tanıklarının yanlış hatırlamaları yüzünden özellikle çene yapısında aslından farklılık gözlenmesi dışında, oldukça benzediği görüşündeyim.

Ancak yetkililerin açıklamalarında robot resmi yanlış verdiklerini ve kendilerinin değiştirdiğini kabul ettiler. Bu açıklama doğru değil mi o zaman?
Robot resimler, görgü tanıklarının ifadelerine, kapalı devre televiyon kayıt görüntülerine, tanınmaz haldeki bir cesedin yüzüne, bulunan bir kafatsına, kimi zaman aranan kişinin geçmişte kalmış bir fotoğrafına dayanarak çizilir. Bu nedenle her zaman aslına tam olarak uyamaz. Bu örnekte de kısmen benzeyen bir robot resim var. Kasten yanlış çizildiğine pek ihtimal vermiyorum. Öte yandan, robot resim medyaya verilmeden daha önce zanlının kimliğinin belirlendiğini, dolayısıyla ona ulaşmada pek önem taşımadığı kanaatindeyim.

İzmir'deki katil topluluk içinden kurbanlarını seçtiğini ve güzel kokmalarının kendisini etkilediğini söyledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Seri katillerin küçük bir bölümü anne, baba, kardeş, yakın akrabalarını öldürerek başlar, yabancılarla sürdürür. Genelde av, tanımadığı biridir. Kurban seçimindeki kriter, kimi zaman kolay farkedilir. Erkek çocuk, eşcinsel, sarışın genç kadın gibi. Örneğin Jeffrey Dahmer'in 17 genç erkek kurbanından çoğu Afrika ya da Asya kökenliydi. Tam olarak kaç kişiyi öldürdüğü bilinmeyen ( 25 - 100 arasında olduğu tahmin ediliyor) Ted Bundy'nin kurbanlarının hemen tamamı beyaz, yaşları 15 - 25 arası değişen, lise ya da üniversite öğrencisi, 1973'de nişanlandığı Stephanie Brooks'a benzer şekilde uzun ortadan ayrık saçlı genç kadınlardı. Kimi zaman tetikleyen nedeni farketmek zordur. Yürüyüş biçimi, ses tonu ya da İzmir örneğinde, zanlının ileri sürdüğü gibi koku. Seçim kriterinin çabuk anlaşılması, bir sonraki kurbanı koruyabilmek açısından büyük önem taşır. Ne yazık ki bu her zaman mümkün olamıyor.

Üniversiteler Adli Tıp Kurumu'nun yükünü azaltabilir mi? Bunun için neler yapılması gerekiyor?
Elbette Üniversiteler, Adli Tıp Kurumu'nun yükünü azaltır. Üstelik yasalarımıza göre üniversiteler, resmi bilirkişidir. Bilirkişi seçimi, savcı ve yargıçın elindedir. Esasen, dünyanın hemen hiçbir ülkesinde bizdeki gibi merkezi bir bilirkişi kurumu yok. Bilirkişiler, mümkün olduğunca, olayın geçtiği yere yakın bir yerde çalışanlar arasından seçiliyor. Bilirkişiler gibi, delilleri toplayan ve inceleyen polis ya da jandarmalar da duruşma sırasında bulgularını açıklıyor, çapraz sorguya tabii tutuluyor. Bu nedenle, yargılamanın yapıldığı yer ile, delilleri inceleyen yerin coğrafi yakınlığı büyük önem taşıyor.

Siirt'te yaşanan iki olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benzeri olaylar, bir çok ülkede yaşanıyor. Bunlarla ilgili olarak elimizde güvenilir araştırma bulguları olan Amerika Birleşik Devletleri'nden, bundan birkaç ay önce yayınlanmış istatistiksel veriler sunmak isterim. 18 yaşından küçüklere yönelik cinsel içerikli saldırıların % 36'sında, faillerin de 18 yaşından küçük olduğu saptanmıştır. New Hampshire Üniversitesi Çocuğa Yönelik Suçlar Merkezi'nce yürütülen araştırmada, faillerin % 93'ünün erkek olduğu ve her 8'inden birinin 12 yaşından küçük olduğu saptanmıştır. Cinsel suç işleyen küçüklerin davranışlarının, erişkinlerden farklı olduğu, genellikle bireysel değil, toplu halde suç işledikleri, bunların sadece % 10'unun evvelce cinsel bir deneyimi olduğu ve önemli bir bölümünün pedofil olarak nitelendirilemeyeceği bildirilmiştir. Küçüklere yönelik cinsel saldırıda bulunan 18 yaşından küçüklerce işlenen suçlar konusunda çok sayıda araştırması bulunan Prof. David Finkelhor, bu suçların erken cinsel eğitim ile önlenebileceğini ve bu tür deneylere başvurunun caydırılacağını ileri sürer.

Türkiye'de CSI gibi bir kurum var mı?
Böylesi bir kurum, dizilerin kaynaklandığı Amerika Birleşik Devletleri'nde dahi yok. Bildiğiniz gibi CSI, Crime Scene Investigation, yani Olay Yeri İnceleme sözüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Ancak bu ekipler, dizilerdeki gibi her olayda delil toplama, bunları inceleme, sorguya katılma hatta zanlıyı tutuklama gibi bir yetkileri yoktur.

Adli Tıp Uzmanı, olay yeri inceleme, CSI dizilerinde gördüğümüz polisler gibi olmak için nasıl bir eğitim alınmalıdır? Bu eğitimler Türkiye'de veriliyor mu?
Adli Tıp Uzmanı olmak için Tıp Fakültesi'ni bitirdikten sonra Tıpta Uzmanlık eğitimi almak gerekir, olay yeri inceleme uzmanları, polis teşkilatları içinde öğretilir, dizilerde gördüğünüz polisler, hayal ürünüdür.

Yaşadığınız kimi vakalarda hiç uykunuzu kaçıran, sizi çok etkileyen bir olay oldu mu?
Uykumu kaçıran bir olay olmaz, olay üzerinde çalışabilmek için bilerek ve isteyerek uyumamayı tercih ederim (!)

Karşılaştığınız ve sizce çok ilginç olan bir olayı anlatır mısınız?
Hindistan'da, Yeni Delhi yakınlarında gerçekleşen ve su kanallarında onlarca çocuğun kemik kalıntılarının bulunduğu Noida cinayetlerinin araştırılmasında bulunmuştum. DNA analizleri Haydarabad'daki Teknoloji Bakanlığı'na bağlı bir merkezde yürütüldü. Karşılaştığım, çözümü en zor olaylardan biriydi. Belçikalı seri katil Marc Dutroux'ya ait ev ve araçlardan 6 bin adet saç ve kıl toplanmış, müdürlüğünü üstlendiğim İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, Belçika başsavcısı tarafından bilirkişi olarak tayin edilmişti. Saç ve kılların 650'sinin bizim laboratuvarlarımızda incelenmiş olması, unutamadığım olaylardandır.

Sayfa Yükleniyor...