Arada 9 bin kilometre ve uçakla 11 saatlik bir yol var... Doğu Asya'da bir ada ülkesi olan, "güneş" ve "köken" anlamına gelen kelimelerden oluşan ve bu nedenle "Doğan Güneşin Ülkesi" diye adlandırılan Japonya'dan bahsediyoruz.

Ve binlerce kilometre uzaklıktan Türkiye'ye gelen bir isimden... Aynı zamanda Türkiye 2010 Japon Yılı'nın resmi "Dostluk Elçisi" olan Ayumi Takano'dan... Aslında biz onu daha çok ekranlardan tanıyoruz. İstanbul macerası bir film ile başladı. Bir arkadaşının önerisi ile "Herşey Çok Güzel Olacak"ın deneme çekimlerine katıldı, kabul edilince Japonya'dan kalkıp Türkiye'ye geldi. Aslında bu kadar uzun soluklu olacağını düşünmemişti ama filmin ardından başka teklifler de gelmeye başlayınca kariyerine burada devam etmeye karar verdi.

"Aşkım Aşkım", "Yeşil Işık", "Hayat Bilgisi", "G.O.R.A", "Japonyalı Gelin", "Ağa Kızı", "Hırsız Var!" ile ekranda görülmeye devam etti. Sadri Alışık ve İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda seyirci ile buluştu. Televizyon kanalları için yemek ve Türkiye programları yaptı. Son iki yıldır ise Türkiye ile Japonya'nın kaynaşması için çalışıyor.

İşte "TEFAL ile Lezzet Peşinde"nin bu ayki konuğu Ayumi...

Türkiye'ye geliş hikayen nasıl başladı?
"Herşey Çok Güzel Olacak" filmiyle başladı aslında. 1997 yılında Türkiye'ye geldim ve bir kız arkadaşımın yönlendirmesi ile deneme çekimine katıldım, seçildim ve Türkiye'ye o şekilde geldim.

Japonya'da da aynı işi yapıyor muydun?
Evet, okulluyum hatta. Ülkemde hem modellik hem oyunculuk yapıyordum. Japonya'da Nihon Üniversitesi Sanat Fakültesi Tiyatro Bölümü'nden ve sonra aynı okulun TV Bölümü’nden mezun oldum. 18 yaşındayken Oscar Promotion’a girdim ve oyunculuk eğitimine devam ettim. Öğrenciliğim sırasında da kamera karşısına geçtim.

2000-2002 döneminde de Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi gördüm.

Ne kadar süredir buradasın? Zor olmadı mı ülkenden ayrılman?
Hayır. Eğer kaliteli bir proje ise dünyanın neresine olursa olsun gidebilirim diye düşünüyorum. Tabii, Türkiye'de bu kadar uzun kalabileceğimi düşünmüyordum, farkında olmadan 13 sene geçti.

"BURADA OLMAYI BEN SEÇMEDİM, TÜRKİYE BENİ SEÇTİ"
Türkiye'ye seni ne çekti?
Burada olmayı ben seçmedim, Türkiye beni seçti diye düşünüyorum. Bu lafım kendini beğenmiş olarak algılanmasın... Bu bir kader, benim kaderim...

Yoksa ben okuldan mezun olduktan sonra zaten çaışıyordum. Bir süre Amerika'da da bulundum. Eğer bir insanın şansı varsa, dünyanın her yerinde çalışabilir. Ben bir tesadüf üzeri burada kaldım. Yoksa, "Türkiye'yi çok seviyorum, illa günün birinde buraya yerleşeceğim" gibi bir düşüncem yoktu.

"BEKLENTİLERİN ÇOĞALDIĞI ZAMAN ÇOK DAHA KOLAY SIKILIYORSUN"
Beklentilerin nelerdi peki?
Çok fazla beklentim yoktu. Çünkü beklentilerin çoğaldığı zaman çok daha kolay sıkılıyorsun. Bunu yurtdışında yaşayan veya yurtdışından gelenler daha iyi anlar. Çünkü bilmediğin bir ülkedesin; insanlarına, yaşam tarzlarına kısaca herşeye yabancısın... Burası da benim Japonya'daki yaşantımdan ve çevremden çok farklı ama şu da bir gerçek ki; eğer her seferinde özlüyorsan, zaten kalamazsın.

Çok fazla beklentilerimin olmaması ve çok fazla Türkiye'yi bilmiyor olmam bana yardımcı oldu.

22 yaşında okuldan mezun oldum, 2 sene orada çalıştım ve ardından İstanbul'a geldim.

Değişik geldi tabii ki. Hoşuma da gitti... Üniversiteyi Tokyo'da okudum, yaşadığım şehri hiç değiştirmedim. Bunu ilk kez Türkiye'de yaşadım. O yüzden herşeyi kabul edebilir gibi bir durumum vardı.

"EĞER MESLEĞİNİ YAPABİLİYORSAN VE MUTLUYSAN, İSTEDİĞİN YERDE OLABİLİRSİN"
Ailen nerede yaşıyor? Türkiye fikrini onlar nasıl karşıladı?
Onlar Tokyo'da yaşıyorlar. Benim buraya gelmemi gayet normal karşıladılar. Eğer mesleğini yapabiliyorsan ve mutluysan, istediğin yerde olabilirsin dediler. Bizim ailelerimiz, o konuda oldukça rahat.

İKİ ÜLKENİN DOSTLUK ELÇİSİ
Şimdi neler yapıyorsun? Bildiğim kadar ile iki ülke arasında "Dostluk Elçisi" seçildin...
Evet, 2010 senesinde Türkiye'de Japonya gecesi düzenlendi ve o gecede "Dostluk Elçisi" olarak görevlendirildim. Bu unvanla bir tane de kendim bir etkinlik düzenlemek istedim. Japonya'daki hocamı buraya getirdim ve beraber birkaç gösteri yaptık. Ülkemin özelliklerini, Türkiye'de tanıttım. Ama artık Türkiye'nin özelliklerini Japonya'ya tanıtmak istiyorum. Şimdi bunun üzerinde çalışıyorum.

Ekran çalışman var mı peki?
Şu an için yok ama olursa ne de güzel olur! Uzun süre ülkelerarası işlere odaklandığım için bazı insanlar benim artık Türkiye'de olmadığımı düşünüyorlar.

"TÜRKLERE VEFA BORCUMUZ VAR"
İki ülke arasındaki dostluktan bahsedelim biraz daha... Japonlar, Türkleri nasıl görüyor?
Aradaki mesafede uzaklığından dolayı iki ülke birbirini çok iyi tanımıyor. Yoksa aramızda öyle kötü bir durum yok, hatta tam aksi uzun süreye dayanan bir dostluğumuz var. İran-Irak savaşı nedeniyle Tahran'da mahsur kalan 215 vatandaşımız Türk Hava Yolları'nın uçağı ile İstanbul'a getirilmişti. Bu bizim için büyük bir vefa borcudur.

Ben burada yaşarken şunu düşündüm; aslında iki ülkenin insanlarında karakter özellikleri bakımında çok benzerlikler var. Örneğin; iki tarafın insanları da duygusal ve onura çok önem veriyorlar...

"ARAPÇA MI KONUŞULUYOR YOKSA FES Mİ TAKILIYOR?"
Biz de bu iletişimi daha çok güçlendirmek, bilgi eksikliklerini biraz daha doldurmak istiyoruz. Japonya'yı halen samurayların gezdiği veya geyşaların olduğu bir ülke sanıyorlar. Aynı şekilde Türkiye'deki insanlar için acaba Arapça mı konuşuyor ya da fes mi takıyorlar yönünde sorular geliyor. Bu önyargılardan uzaklaşmak lazım. Geçen sene düzenlenen etkinlik, bu anlamda büyük katkı sağladı. İnanıyorum ki; önümüzdeki yıllarda aradaki bu bağ daha da güçlenecek.

"TÜRK ÇALIŞANLARDAN ÇOK MEMNUNLAR"
Türkiye'den Japonya'ya gidenler nasıl karşılanıyor? Türkler için nasıl bir algı var?
Türkiye'deki Japon firmaları, Türk eleman çalıştırıyorlar. Onlarla zaman zaman konuşuyorum ve Türk çalışanlardan çok memnun olduklarını, onların çok istekli ve öğrenmeye açık olduklarını söylüyorlar. Japonya'da ise çok fazla yerleşik Türk yok, daha çok akademisyenler ya da kendi işini yapanları görebilirsiniz. Çok iyi bilmemelerine rağmen, Türklere karşı kötü bir algıları söz konusu değil. Ama çok da iyi bir algı da yok. İşte o iyi algıyı artırmak gerek diye düşünüyorum.

"JAPONYA'DA TÜRKİYE'Yİ TANITTIM"
Aslında iki ülkenin tanıtımı için önemli bir misyon üstleniyorsun. Türkiye'de yapmak istediğin projelerin var mı? Nasıl tanıtmak isterdin bizi?
Japonya'da, geçen sene 2 tane televizyon programı çektim. Birinde Türk yemeklerini, diğerinde de genel olarak Türkiye'yi tanıttım. Japonya'daki yapımcılar, Türkiye ile ilgili araştırma yapmak isteyince bana danışıyorlar ve beraber çalışıyoruz. Sonuçta da çok güzel ve keyifli programlar ortaya çıkıyor.

Japonya'da bu tür programlar için geniş bir araştırma yapıyoruz ve çekimler için de Türkiye'ye nazaran daha fazla vakit ayırıyoruz.

Türkiye'yi tanıtmaktan çok mutluyum, iyi de iş çıkardığıma inanıyorum. Şu sıralar bir tane projemiz var ama daha henüz netleşmedi. Türkiye - Japonya ortak yapımı olacak.

"BURADA YAŞADIKÇA JAPON OLDUĞUMU FARK EDİYORUM"
13 yıldır buradasın... Bu uzun süre sana Türkleştiğini hissettirdi mi?
Hayır, tam tersi, burada yaşadıkça Japon olduğumun daha çok farkına varıyorum. Eğer Avrupalı bir insan olsaydım, dediğiniz gibi olabilirdi belki ama ben Japon olduğum için sokakta gören insanların dikkatini çekiyorum. Bu durum, kendi kimliğimi tekrar tekrar hatırlatıyor.

Türk gibi olmak yerine; kendi kimliğimi koruyarak Türkiye'yi sevmenin ve benimsemenin, Türk insanlarını, kültürlerini tanımanın ve anlamanın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

"JAPONLAR ZEYTİN-PEYNİR PEK YEMEZLER"
Damak tadımız çok ayrı... Yemeklerle aran nasıl? Bize kendi mutfağınızdan biraz bahseder misin?
Yemek yapmayı çok seviyorum. Hatta bir zamanlar da yemek programı yapmıştım. Babam aşçı ve annem de beslenme uzmanı, dolayısıyla yemeklerle çok fazla ilgiliyim. Böyle bir aileden geldiğim için şanslıyım, çok fazla yemek seçmiyorum. Mesela, Japonlar çok fazla zeytin yemezler ama ben çok seviyorum.

Neden?
Yetişmiyor. Güneyde bir ada var ve sadece oradan gönderiliyor. Çok fazla olmadığı için pek de bilinmiyor. Öte yandan ekmek tüketimi çok olmadığından, peyniri de pek yemezler. Sabah kahvaltılarında peynir-zeytin kültürümüz yok mesela.

"İKİ ÜLKENİN YEMEK KÜLTÜRÜNÜ ANLATAN KİTAP ÇIKARACAĞIM"
Bir de yemek kitabı projen vardı sanırım...
Türkiye'de Japon mutfağını, Japonya'da da Türk mutfağını anlatan bir kitap çıkarmak istedim ancak geçen seneki yoğunluktan dolayı projeyi biraz ertelemek zorunda kaldım. Ama bu sene tekrar gündeme getirmek istiyorum.

Ayrıca, Türkiye'nin yöresel yemekleri çok güzel. Onları bölge bölge gezip, toplayarak Japonya'ya sunmak istiyorum.

TÜRK MUTFAĞI DENİLİNCE "DÖNER" AKLA GELİYOR
Japonya'da Türk mutfağı denilince akla ilk ne geliyor?
Türk yemeklerinin sadece dönerden ibaret olduğu zannediliyor. Aynı şekilde siz de sadece suşiyi tanıyorsunuz. Nasıl siz evde döner döndürmüyorsanız, biz de evde sürekli suşi yapmıyoruz. Aslında iki tarafın da çok zengin mutfağı var.

Kendi yemeklerinizi yapıyor musunuz? Malzemeleri nasıl buluyorsun?
Burada tabii ki Japon yemekleri yapmak için uygun malzeme bulmak çok zor. O yüzden özel baharatları ülkemden getirtiyorum. Ama sebzeler konusunda bir hayli çeşit var, en uygun olanlarını ya da en çok yakışanı ile hazırlıyorum.

İlk geldiğim zaman çok zorlanmıştım ama artık Türkiye'deki pazar genişledi ve bu beni çok sevindiriyor.

Bizim yemeklerimizle aran nasıl? Sever misin misafir ağırlamayı?
Türk yemekleri de yapıyorum, arkadaşlarıma evde ziyafet de veriyorum. Ancak gelenler, doğal olarak Japon tarzı yemekler hazırlamamı istiyorlar. Ama ben bu konuda da biraz Türk lezzetleri ile karıştırıyorum, Japon görünümlü Türk tatları oluşturuyorum. Çünkü tamı tamına yapılan bir Japon yemeği, sizin damak zevkinize uymaz.

Hangi yörenin tatları, senin damak zevkine daha çok uyuyor?
Balığı çok seviyorum, o nedenle Karadeniz mutfağına yakınım. Öte yandan sebzelere çok meraklıyım, Ege ve Akdeniz mutfağını beğeniyorum. Doğu yemekleri ise fena değil ama bir Japon olduğum için daha çok dolma tarzı yemekleri seviyorum. Ayrıca mezeler de çeşit çeşit ve çok lezzetli.

"KÖRİ, HİNDSTAN'A ÖZGÜ BİR BAHARAT AMA..."
Sizin mutfağınızda, bizim damak tadımıza daha yakın olanları neler?
Kızartmalar ya da salatalar olabilir mesela. Bizim yemeklerimiz o kadar ilginç ki; geleneksel yemeklerin dışında bulunan bir tarifi de kendi lezzetimize dönüştürebiliyoruz. Köri; Hindistan'ın bir baharatı mesela ama Japonya'da bambaşka bir lezzetle, çok sevilerek yeniliyor.

"ERKEKLER, KADINLARIN CİLDİ GÜZEL Mİ DİYE BAKIYOR"
Peki Ayumi cildine, saçına nasıl bakar?
Cildim, benim için çok önemli. Japonya'da "cildin beyazlığı yedi kusuru kapatır" diye bir deyim var. Cilde çok önem veriliyor. Açık ve pamuk gibi olmalı... Erkekler de, kadınlara "Cildi güzel mi?" diye bakıyorlar.

Onun haricinde saçların sağlıklı olması da çok önemli. Genelde kadınların saçı uzun ve siyahtır. bakıma çok önem verirler. Türkiye'ye baktığımda ise daha çok süslenmenin ön plana çıktığını görüyorum ama temel bakım olmadan süslenme neye yarar ki?

Bir de makyajı çıkarmadan asla uyumam. Hayatımda sadece bir kere makyajlı bir şekilde uyudum ve ertesi sabah kalktığımda kendimi çok kötü hissettim.

ACIBADEM SÜTÜ, KİL VE KAYISI YAĞI
Bakım için özel formüllerin var mı?
Türkiye'de çok güzel ürünler var. Ben, makyaj çıkartırken acıbadem sütünden faydalanıyorum. Sonra cildime uygun bir sabunla yıkıyorum, ardından tonik ve nemlendirici sürüyorum.

Ayrıca bir arkadaşım Kahramanmaraş'tan kil getirmişti bana ve onunla cildime bakım yaptım. Gerçi ben kil maskemi hazırlarken su yerine daha çok gül suyu kullanıyorum. Kısa sürede, çok güzel sonuçlar aldım. Hatta kendi ülkemdeki arkadaşlarıma da yolladım. Şimdi benim çevremde kil maskesi çok popüler.

Bir de avakado yiyorum. Bir hafta yediğiniz zaman, cildinizdeki nem oranına nasıl etki ettiğini göreceksiniz.

Saçların için peki?
Saçlarımda hiç boya yok. Mümkün olduğunca elletmemeye çalışıyorum. Uçlarına kayısı yağı sürüyorum, ayda bir de onunla masaj yapıyorum.

"JAPONLAR İÇİN BANYO ÇOK ÖNEMLİ"
Sanırım evde kendinle uğraşmayı seviyorsun...
Evet, seviyorum hatta Japon tarzı bir banyo yaptırdım.

Japon tarzı banyo derken?
Japonya'da her gün bir saat banyo yapılıyor. Kaynar suyu sürekli aynı sıcaklıkta tutan küvet ve yıkanma yeri ayrı oluyor. Evde ise sıcak suyu dolduruyorum, 20 dakika kadar duruyorum. İyice terledikten sonra çıkıp duşumu alıyorum. Sonra bir kez daha tekrarlıyorum. Bu, vücudun nem oranını düzenliyor ve stresi atıyor. Kendimi daha iyi hissetmeme yardımcı oluyor.

"GECE HAYATI DEMEK; BANGIR BANGIR MÜZİK DEMEK DEĞİL"
Peki İstanbul'da nerelerde olmayı seviyorsun? Nereleri gezersin?
Genelde Anadolu yakasında vakit geçiriyorum. Arkadaşlarımla rahat rahat sohbet edebileceğim mekanları seçiyorum. Çok gürültülü, bangır bangır müziğin olduğu yerleri sevmiyorum. Gece hayatımda yoktur...

Japonya'nın gece hayatı nasıl?
Orasının gece hayatı çok renkli ve çok fazla seçenek var. Türkiye'de gece hayatı denilince kulüp ve barlar akla geliyor. Sanki 35 yaşından sonrası için bir gece hayatı yokmuş gibi izlenim veriliyor. Japonya'da ise her yaştan insanın eğlenebileceği mekanlar var; gece hayatı demek bangır bangır müzik demek değil. Ayrıca kadınlar rahat rahat gezebiliyor. Hava karardıktan sonra yanında bir erkek olması şartı yok. Türkiye'ye göre çok rahatız.

"MİNİ ETEK GİYİNCE HERKES FARKLI GÖZLE BAKIYORDU"
Size başka bir örnek vereyim; buraya ilk geldiğimde mini etek giyiyordum ve herkes dönüp bakıyordu. O zaman tabii Türkçe de bilmiyordum, herkese ve herşeye yabancıydım. Ama insanların nasıl bir gözle baktıklarını anlayabiliyordum. Bir anlam veremiyordum ve elbiselerimi ağlayarak geri gönderdim. Şimdi nerede, ne giymem gerektiğini öğrendim.

"MAALESEF TÜRKİYE'DE HERKES BELLİ MARKALARDAN GİYİNİYOR"
Şimdi giyim tarzın nasıl peki? Nerelerden alışveriş yaparsın?
Genellikle spor giyiniyorum. Günlük kıyafetlerimi buradan alıyorum ama özel günler için ise halen Japonya'dan giyiniyorum. Maalesef, Türkiye'de herkes belli markalardan giyiniyor. Bunu sevmiyorum, biriyle aynı şeyi giydiğimi görünce kendimi kötü hissediyorum. 

Renk konusunda bir seçimin var mı? Tek bir ton mu seversin mesela?
Hayır, tam tersi renkli kıyafetleri seviyorum. Mesela beyaz, sarı, turuncu... En büyük şikayetim, Türkiye'de kış koleksiyonu denilince akla hep kahverenginin ya da siyahın gelmesi... Açık renk bir bluz bulabilmek biraz zor. Keşke daha fazla seçenek olsa...

"ACİL KİLO VERME İSTEĞİ ÇOK TEHLİKELİ"
Hiç kilo sıkıntısı yaşadın mı peki?
Lise 3. sınıftaydım ve bu işe yeni başlamıştım. O zaman ki menejarim acil kilo vermem gerektiğini söylemişti. Panik yapmıştım ve acaba kilomda bir değişiklik oldu mu diye sürekli tartılıyordum. Aslında bu çok tehlikeli! Hem psikolojiniz hem de sağlığınız bozuluyor.

Bununla nasıl başa çıktın?
O dönemden sonra tartıyı attım ve bir daha hiç almadım.

Şu anda kaç kilosun?
Şu an 50 kiloyum.

"FORMUMU KENDİMİ SIKMAMAMA BAĞLIYORUM"
Formda kalmak için ne yapıyorsun?
Formda kalmamım en büyük nedeni ise rahat olmam. Çünkü kilo işi, psikolojik bir durum. Eğer yemeyeceğim dediğiniz zaman, bir süre sonra daha çok yeme ihtiyacı duyuyorsunuz. Kilolu ya da zayıf olmak farklı, fit olmak farklı... Tartılmıyorum ama evde bir boy aynam var ve karşısına geçip vücudumu kontrol ediyorum. Tatlı da, kırmızı et de, alkol de... Hepsini tüketiyorum ama kararında! Eğer çok zararlı bir şey ise, tadıp bırakıyorum. Bir de sabah kalkınca sıcak su içiyorum. 

Sporla aran nasıl?
Uzun süre dansa gittim ama daha sonra vakit bulamadığımdan bırakmak zorunda kaldım. Şimdi evde kendi kendime antreman ya da yoga yapıyorum. Bir de en iyisi, strese girmemek. Çünkü şunu yediğimde kilo alırım düşüncesiyle kendinizi sıktığınız zaman, engel olamıyorsunuz ve çok daha fazla yiyorsunuz.

"ARABA YERİNE YÜRÜYÜŞÜ TERCİH EDİYORLAR VE MERDİVEN KULLANIYORLAR"
Japon kadınları genellikle zayıf... Bunun nedeni ne?
Yemeklerimiz çok yağlı değil. Bir de banyo alışkanlığımız fit olmamızı sağlıyor. Çünkü çok ter attırıyor, kan dolaşımını ve metobolizmayı hızlandırıyor. Bir de Japonya'da kadınlar, buradaki kadar çok araba kullanmıyor. Merdiven inip çıkıyor, gideceği yere yürüyor ve sürekli hareket ediyor.

Sosu için:
2 çorba kaşığı mayonez
1 çorba kaşığı sirke
1/2 çay kaşığı wasabi
Tuz
Karabiber

Hazırlanışı: Somonu ince şerit halinde kesin. Kalan tüm malzemeleri aynı büyüklükte küp şekilde doğrayın. Sos malzemelerini başka bir kapta karıştırın. Sebzelerle sosu karıştırın, maydonoz ile süsleyin.

DANA ETLİ NOODLE
Malzemeler (2 kişilik)
2 tane noodle
100 gram bifteklik dana eti
5 yaprak Çin lahanası
1 taze sarımsak
2 tane yeşil soğan
1 çorba kaşığı ayçiçek yağı (varsa susam yağı)
Tuz
Karabiber
Kırımız pul biber

Hazırlanışı: Dana eti, taze sarımsak ve lahanayı ince şerit halinde kesin.

Büyük bir tavada (varsa wok) ayçiçek yağı ile eti kavurup, tabağa alın.

Aynı tavada lahana, taze sarımsak ve yeşil soğanı kavurun. Tuz ve karabiber ilave edin. (Biraz tuzlu yapın)

Noodle'ı bol su ile haşlayın ve süzün.

Et ve sebzeleri kavurduğunuz tavaya noddle'ı da ekleyip 2 dakika karıştırarak pişirin.

Servis ederken pul biberle süsleyin.

JAPON MUTFAĞI
Japon Mutfağı, diğer Doğu Asya ülkelerinin mutfaklarını andırıyor aslında. Ancak tek farkları; baharat ve yağ oranlarını minimumda kullanmaları. Ülkede deniz ürünleri ve pirinç çok önemli. Geleneksel yiyecekleri ise pirinç... Her öğün yiyorlar ve hatta kahvaltılarda bile...

Peki ülkenin diğer özel yemekleri neler? japonya.org internet sitesinden sizin için derledik...

SUKİYAKİ
İnce kesilmiş et, çeşitli sebzeler, tofu ve pirinç şehriyesi ile pişiriliyor. Servis masasının üzerinde hazırlanıyor.

TEMPURA
Büyük karides, mevsim balıkları ve sebzeler; yumurta, su ve una bulandıktan sonra kızartılıyor.

SUSHİ
Çiğ deniz ürünü, sirkeli pilavın üzerine yerleştirilmesiyle hazırlanıyor. Başlıca malzemeleri ton balığı, mürekkep balığı ve karides.

Salatalık, tuzlanmış turp, ve şekerli yumurta omleti ile de servis yapılabilir.

SASHİMİ
Soya sosuyla yenilen dilimlenmiş çiğ balık.

KAİSEKİ RYORİ
Yemekler genellikle sebze ve balık ile yapılır, çeşnilerin temelini deniz yosunu ve mantarlar oluşturur.

YAKİTORİ
Küçük parçalardaki tavuk eti, karaciğer ve sebze bambu şişine dizildikten sonra sıcak kömür ateşinde pişiriliyor.

TONKATSU
Ekmek kırıntılarına bandırılarak derin yağda kızartılan domuz pirzolası. Shabu-shabu, önce yemek çubuklarıyla tutup kaynar suya ve daha sonra da sosa batırılarak yenen yumuşak ve ince kesilmiş sığır eti.

SOBA VE UDON
Japon eriştesinin iki çeşidi. Soba, kara buğday unundan, Udon ise buğday unundan yapılıyor. Genellikle çorba içinde ya da sosa batırılmış olarak servisi yapılan soba ve udonun bunların dışında yüzlerce sunum şekli mevcut.

JAPON SAKESİ YA DA PİRİNÇ ŞARABI
Pirinç ve su ile mayalanan sake, eski zamanlardan beri Japonların alkollü içeceği oldu. Sıcak içiliyor. Soğuk içildiğinde ise iyi bir sakenin tadı, iyi kalitede bir şarabınkine çok benziyor.

Sakelerin tatları, pirinç ve suyun kalitesi ile mayalama yöntemlerine göre değişiyor.