'Kendi üzerimizde denedik, oldu'

''Biz de derginin muhafazakar kitlesine dahiliz. O yüzden kendi üzerimizde denedik, bizce oldu...'' diyerek anlatıyorlar derginin yeni halini. Aylık sinema dergisi Altyazı'nın kapısını çaldık, yeni hallerini sorduk...

Haberler 20.02.2013 - 14:27

'Kendi üzerimizde denedik, oldu'

Yeni kıyafetleriyle okurla çoktan buluştular ama ilk sayılarını bile hala iştahla okuduğumuza göre bu röportaj çok da geç sayılmaz! Keza, standart bir dergiden bahsetmiyoruz. Altyazı, dergilerin kapandığı, sürekli ‘basılı yayın bitiyor’ muhabbetlerinin yapıldığı, bülten gazeteciliğinin bulaşıcı hastalığa dönüştüğü 12 yıl içerisinde her ay başında gazete bayisine gitmemizin belki de en güzel sebebi.


Yeni yüzüyle Altyazı’yı biz çok sevdik. ‘Yeni’ demeye de gerek yok aslında. Altyazı’yı Altyazı yapan her şey yerli yerinde duruyor. Filmleri yargılamadan okumak, düşünmek, enine boyuna tartışmak için duyduğumuz açlığı dindirmeye devam ediyorlar. Bir kılık kıyafet değişikliği demek daha doğru olur galiba. Sonuçta ''Aşk’ın 3 kopyayla girdiği bir vizyonu kendi evi olarak görmeyen' bir dergiden bahsediyoruz...

Bütün bu tanımlamaları boşverip derginin Genel Yayın Yönetmeni Fırat Yücel ve editörlerden Abbas Bozkurt’a sorduk; Altyazı’nın ‘yeni’ hallerini, dergiciliği ve elbette sinemayı...

’Artık yeter’ mi dediniz?
Fırat Yücel: 2-3 yıldır kafamızdaydı ama aylık tempoda zor bir şey. Özellikle bizim gibi çok kurumsal olmayan bir yapıda kolay değil. Bizim gibi bağımsız gruplarda daha fazla muhafazakarlaşma eğilimi oluyor. Çünkü kendi yaptığın işi seviyorsun. Biraz o muhafazakarlığı aşmak için yapmak istedik. Bir de biz başladığımızdan daha farklı bakıyoruz sinemaya. Eskiden belli konularda daha fanatik bakıyorduk, şimdi daha soğukkanlıyız. İlk başta daha bir sinefil hevesi vardı. Şimdi değişmişken kıyafet neden değişmesin dedik. İçerik olgunlaştıkça tasarım da olgunlaşsın dedik.

Abbas Bozkurt: Sadece tasarım değil zaten. Tasarım içerikle birlikte değişen bir şey. Hiçbir zaman yeni tasarım demedik. Kimliğimiz aynı ama belli bir rutini kırmak için bir değişiklik şarttı. Bir sürü yapmak istediğimiz şeye de alan açmış olduk. Eskiden kendimize set çekiyorduk, bir bağlam arıyorduk, şimdi o setleri kaldırdık, bazı içerikleri daha ferah sunabiliyoruz artık, bu bizi heyecanlandırıyor.

Yücel: Aslında 4-5 sene önce ‘’Biraz ferahlasın bu dergi’’ diyorduk. Biz okurken bile bir rahatsızlık duyuyorsak okur da böyle düşünmeli diyorduk. Önceki tasarımda çok sıkışıklık, çok fazlalık vardı. Bu daha dostane bir tasarım.

12 yıl Türkiye’de bağımsız bir dergi çıkarmak müthiş bir şey. Yine de sıkıldığınız, ‘artık bitirsek’ dediğiniz zamanlar oldu mu?
Yücel: Tabii ki, sürekli oluyor. Ben her gün kapatıyorum dergiyi. (Gülüyorlar)

Bozkurt: Artık bir espriye döndü zaten. Sayısız kez yabancılaşmışızdır.

O zaman sizi tutan nedir?
Yücel:
Yaptığımız şey sadece dergicilik değil çünkü. Bir grup var ve herkesin farklı farklı işleri var. Dergi bu grubu bir arada tutan omurga gibi. İsteyen film çekiyor, isteyen akedemik kariyerinde ilerliyor. Bu grubu bir arada tuatn şey Altyazı. O olmadan biz kendimizi bir arada hissetmeyeceğiz.

Peki, şu anda vizyon yelpazesi bu kadar daralmışken, dergiler zar zor yaşarken Altyazı’yı nasıl konumlandırıyorsunuz? Vizyona ya da güncele bağlı bir dergi değilsiniz çünkü.
Yücel:
En başından beri yapmamız gereken bu. Bunu yapmazsak bizim varlık sebebimiz ortadan kalkar. Standart bir derginin yaptığı içerikleri yaparsak, vizyon dışı filmlere, belgesellere, kısa filmlere yer vermezsek Altyazı Altyazı olmaz zaten.

Böyle bir misyon var mı?
Yücel: Yok hiçbirimiz misyoner insanlar değiliz, Yamaç (Okur) dışında. (Gülüyorlar)

Bozkurt: Hizmet etme mantığında değiliz. ‘Bu işi seviyorsak, bize de birşeyler katıyorsa’ geleneğinden gelen insanlarız.

Yücel: Misyon gibi değil ama bunun dışında varolamayız biz. Zamanında izlediğimiz kısa film yönetmenleri bugün uzun metrajlarını yapabilmeye başladı. Onlarla birlikte Altyazı büyüdü. Biz bir yere geldiysek o üretim sayesinde. 2001 yılındaki gibi üretim aynı kalsaydı Altyazı da biterdi belki. Ya da daha elit bir dergi olurdu. Buradaki üretimle göbek bağımız var, bizi o ayakta tutuyor.

Bozkurt: Üreten insan-eleştiren insan ayrımı yok zaten Türkiye’de. Film yapanlarla yazan-eleştirenler bir arada.

‘AŞIRI SİNEMASEVER DEĞİLİZ’
Yücel:
Hiçbirimiz aşırı sinemasever de değiliz bu arada. Sinema dışında birçok şeyden besleniyoruz ve yazılarımıza da bütün bunları taşımaya çalışıyoruz. Sinema bizim işimiz. Ama bu illa ‘hayatımız sinema’ olmasını gerektirmiyor. Yaptığın işi dünyadaki en yüce şey diye konumlandırmaya gerek yok. Sinemayı kutsal bir şey olarak görmüyoruz. Asıl güzelliği zaten bütün bu şeyleri bir arada tutan, taşıyan bir sanat olması. Her şeyden beslenen bir sinema dergisi yapmak yani...

Bozkurt: Güzel bir slogan oldu; her şeyden beslenen sinema dergisi (gülüyorlar)

Logoyu çok tartıştınız mı?
Yücel: Logo çok tartışıldı, en son karara bağlanan şey oldu. Kendi adıma anlamıyorum, tamam duygusal bir bağın var şekillerle ama sen yaşayabiliyorsan şekillere bağlı yaşamazsın ki. O şekli değiştirdiğinde hala yaşayabiliyorsan kalıcı bir iş yapabiliyorsun demektir. O yüzden benim kesinlikle değiştirmeliyiz dediğim şeylerden biriydi.

Bozkurt: Bu alışkanlıkla alakalı. Zaten çok önemli bir tartışma değil. Önemli olan içerik. Sonuçta nedir ki...

Yenilenme de yeni teknolojik araçların, sosyal medyanın rolü var mı?
Bozkurt:
Elbette. İnterneti, Facebook ve Twitter’ı aktif olarak kullanmaya çalışıyoruz zaten. Derginin içeriğinden farklı olanı ya da güncel olan şeyleri paylaştığımız bir mecra internet. Dergi tanıtımı değil ektra bir şey söylemek istiyoruz. Web sitemiz de dergi gibi içerik ve tasarım olarak değişti. Kısa film daha önce de yayınlıyorduk ama şimdi Ayın Kısası başlığında dergide olan film sitede izlenebilecek. Böyle paslaşmalar olacak sitede. Dergide olmayan gündeme dair şeyler var.

‘ARŞİVİ İNTERNETE TAŞIMAK İSTİYORUZ’
Yücel:
Haber denen şey artık kısa sürede tüketilen bir şey oldu. Aylık dergide haber yayınlamanın pek bir anlamı olmuyor. Takipçisi zaten internetten görüyor. Dolayısıyla haber kanalını internet yapmak mantıklı geldi. Dergide bir şey yapacaksak bir şey söylemeliyiz. Sonuçta matbu sunuyorsan okuyucuya bunun bir özelliği olmalı, bir söz söylemeli. O yüzden haberler, güncel gelişmeler internette olacak.

Ayrıca, internet üzerinden de dergiye ulaşım sağlamak isitiyoruz. Arşiv çalışmamız var, bütün dergi arşivini internete taşımak gibi bir planımız var. Bunu çok istiyoruz.

Altyazı bir gün pes eder mi? Matbudan vazgeçip İnternete döner mi?
Yücel:
Derginin matbu kalması şu anda daha acil bir konu. Bugün matbu daha özel, kişilikli, albenili, ferah, insanın içini açan bir şey olmalı. Bunu içeriğinden taviz vermeden yapabilmekti bizim amacımız. Çünkü, kağıt üzerinde gördüğün şey özel olmadıkça internete kolaylıkla yenik düşebilirsin. 10 yıl önceden farkı bu.

Bozkurt: ‘İleride ne olur?’ gibi bir şeye çok kafa yormuyoruz açıkçası. Bizi bir arada tutan şeyler devam ederse internet mecrasına kayabiliriz fakat bunu düşünmüyoruz, ileriye yönük planlar yapan bir ekip değiliz.

Yücel: Aslında biz ilk çıktığımızda interneti daha çok düşünüyorduk. ‘İnternet varken matbu dergi yapılır mı’ diyorduk. Bugün daha az konuşuyoruz. Güvenimiz daha yerinde dergi yapmak konusunda.

Bozkurt: Olanaklarını kullanıyoruz ama internet bizi bitirir gibi bir düşünce yok aklımızda.

‘KENDİ ÜZERİMİZDE DENEDİK, OLDU’
Yeni bölümlerden bahsedelim biraz, derginin özellikle muhafazakar kitlesi nasıl buldu yeni halini?

Yücel: Biz de muhafazakar kitleye dahiliz. Biz de yadırgadık. Sonra bakığımız şeylere alıştık. Okurda da böyle olacağını, o kitlenin de şans vereceğini düşünüyoruz. Kendi üzerimizde denedik, en azından bir kısmı oldu, bir kısmı hakkında hala şüphelerimiz var (gülüyorlar) Ama okurların da seveceğini düşünüyoruz.

Bozkurt: ‘Yeni tasarımla sıcakkalnlılığını kaybetmiş’ gibi yorumlara üzüldüm biraz. İlk başta o sıcakkanlı havasını yitirmiş gelebilir ama kısa sürede alışılacak diye düşünüyoruz. Profesyonel bir tasarım olmasının öyle bir etkisi olabilir.

Yücel: Şu an her türlü yazı fikir yazısı. Her yazının kendi içinde fikir tarafı yoğun olsun isityoruz. Yazıları belli köşelere sıkıştırmak istemedik. Köşeden anladığımız şey daha çok Bir An’da olduğu gibi aklımızdaki bir film anına kısa bir şey yazmaktı , köşeden aldığımız bu. Onun dışında dergide zaten var olan ama yeri belli olmayan şeyleri köşeleştirdik. Örneğin, festivalleri zaten yazıyorduk. Onlara şimdi Seyir Defteri dedik. Zaten varolan şeyleri yapılandırmak olarak gördük. Öte Beri’de kendi içimizde oradan buradan alıntılar, nelerden etkilendik gibi bizim pratiğimizde varolan şeyler var. Olanı toparladık gibi yani.

Bozkurt: Eski yapıda blok bloktu ve bu daha zordu. Vizyon –vizyon ötesi gibi bir ayrım vardı ama artık öyle bir ayrım zor. Vizyona zaten bir şey gelmiyor, her filme kolayca ulaşılabiliyor. Holy Motors sadece !f’te var örenğin ama bizim kapağımızda. Çünkü film izleme akışı çok değişti.

Yücel: Ve hiç kimse ‘Holy Motors vizyona mı girdi?’ diye sormadı. Eskiden vizyon ötesi filmi kapak yaptığımızda ‘Vizyona mı girdi?’ diyorlardı.

Bozkurt: Bizim kitlemizin ana seyir kanalı vizyon değil zaten.

Yücel: Vizyon olamaz zaten, Aşk’ın 3 kopyayla girdiği bir vizyonu biz kendi evimiz olarak bilemeyiz ki. İmkanı yok. O bizi de öldürür. Bu filmlere birçok yerden ulaşılabiliyor. İnternet, toplu gösterimler, festivaller...

Bozkurt: Bizim için tek kriter bizi heyecanlandıran filmler üzerine düşünmek, yazmak. Bunun için de yeni kimlik daha uygun oldu. Sevdiğimiz bir filme istediğimiz kadar sayfa açabiliyoruz.

Sayfa Yükleniyor...