PARK: bir ihtimal

Nişantaşı Cumhuriyet Parkı'nda bir sergi... Adı PARK: bir ihtimal...

"Parkların ne olduğu ve ne olabileceği üzerine farklı sanatçıların yapıtlarını birararaya getiren bu sergi, gündelik hayatımızda içinden geçip gittiğimiz mekanların barındırdıkları öyküler ve potansiyellerle ilgileniyor."...

Küratörlüğünü Can Altay'ın yaptığı PARK: bir ihtimalin yaratıcıları amaçlarını işte bu sözlerle anlatıyor...

Mayıs 2010'da başlayan sergi Ocak 2011'e dek sürecek... Sergideki tüm çalışmalar birbirinden ilginç ama bugün size "Kent Bostanı" çalışmasını anlatacağız.

Sergi kitapçığında küratör Can Altay Kent Bostanı çalışması için şunları söylüyor: "Kentin ortasında, açık alanda, hele de bu park'ta katiyen durmaz, büyümez, yapamazsınız, sözlerine inatla çalışmaya başladılar. Park'ın tahayülünde pek yer almayan 'tarımsal üretim'leriyle; geçmişten çok öğrenen ama bugünün ve geleceğin gereksinim ve anlayışına uygun, kendi kendine yeten ve 'su'dan başka bir bakım gerektirmeyen ilaçsız, desteksiz bir küçük bostan kurdular."...

Şimdi bir de Kent Bostanı'nın mimarlarına kulak verelim. Kent Bostanı'nı kuran Sinek Sekiz Yayınevi'nin üyelerinin kaleminden: "Sinek Sekiz olarak 'PARK: bir ihtimal' projesinde, belirlenen bir alanda domates, patlıcan, biber, salatalık, mısır, fasulye, bamya, marul, dereotu yetiştiriyoruz.

Bu projedeki amaçlarımız,

(a) yerel tohumlarla tarım yapan çiftçilerden gelen tohum ve fidelerle kent içinde sebze üretmek, (b) parkın kendi atıklarının bu gibi üretimler için değerlendirileceği sistemler oluşturmak, X
(c) bu süreçte doğal yetiştirme yöntemlerini kullanmak,
(d) kent içi tarım fikriyle parklar ve benzeri kamusal alanlardaki üretim olasılıkları üzerine yeni sorular önermektir.

Bu amaçlarımızı gerçekleştirmek için ilk olarak yükseltilmiş sebze yatakları oluşturduk ve yatakların içini topraktan ve organik madde çürüntüsü olan komposttan oluşan bir karışımla doldurdur.

Fidelerimizi bu yataklara diktik.

Sebzelerin gelişim süreçlerini aksatacak veya engelleyecek zararlılara karşı kadife çiçekleri, dereotları ve fesleğenleri de yataklara ekledik.

Bu bitkiler hem kök sistemlerinden salgıladıkları özlerle sebzelerin hastalıklara karşı direncini arttıracak hem de kokuları sayesinde ürün zararlılarıyla beslenen böcekleri cezbederek bu mücadelede kimyasal madde kullanılmasına gerek bırakmayacak.

Sebze yataklarının hemen yanında ise parkta kesilen çimenler, dökülen yapraklar, yenen yemeklerin artıkları gibi organik maddelerin biriktirilerek, aylar sonra humuslu ve verimli bir toprağa, yani komposta dönüşeceği alanlar oluşturduk...

Mayıs’tan itibaren gün be gün büyüyüp geliştiler.

Ve Temmuz ayının ortasına geldiğimizde baktık ki neredeyse küçük bir orman yaratmışız!

Yükseltilmiş yatakların içinden serpilen mısırların boyu neredeyse 2,5 metre..."