'Keşke bütün üniversiteler bölümsüz olsa'

YÖK Başkanı Özcan'ın sözleriyle tartışmaya açılan Türkiye’nin ilk “bölümsüz üniversite”si Sabancı'nın öğrencileri sistemden çok hoşnut.

Haberler 02.06.2009 - 21:27

'Keşke bütün üniversiteler bölümsüz olsa'

Sabancı Üniversitesi, öğrencilere meslek seçimini ikinci sınıfın sonunda yapma olanağı sağlayan ’deki ilk “bölümsüz üniversite”. 10 yıldır "bölümsüz üniversite" sistemini uygulayan Sabancı, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın, "Ya herkese bu sistemi verelim ya da hiç kimseye vermeyelim” açıklamasından sonra tartışmanın odağı oldu. Öğrenciler, Özcan'ın "Ya hep, ya hiç" yaklaşımına karşı. Söyleşimizde "mutluluk" ve "başarı" kavramlarını sık sık yineleyen öğrenciler, "bölümsüz üniversite" sisteminin yaygınlaştırılmasını istiyor.

Sabancı Üniversitesi’nde öğrenim görmek isteyen öğrenciler, Üniversite Giriş Sınavı sonucuna göre tercihini yaparken bölüm değil, “program grupları” bazında seçim yapıyor. İlk iki yıllık süre zarfında, öğrencilerin tümü Temel Geliştirme Programı kapsamında aldıkları üniversite dersleri ile aralarındaki eğitim farklılıklarını giderip eşit düzeye geliyorlar.

Öğrenciler kendi yetenek ve ilgi alanlarını keşfederek, okumak istediği alanı seçebiliyorlar. Mühendislik ve Doğa Bilimleri, Sanat ve Sosyal Bilimler ile Yönetim Bilimleri olmak üzere tek kampus içinde üç fakültesi bulunan Sabancı Üniversitesi’nde, diploma programı seçimlerinin başladığı 2000-2001 Bahar yarıyılından bugüne kadar, öğrencilerin yaklaşık yüzde 50’si ilk bildirdikleri diploma programından farklı seçim yapmış.

BIRAKINIZ YAPSINLAR...
NTVMSNBC'ye konuşan Sabancı Üniversitesi Temel Geliştirme Direktörü Prof. Ali Alpar, "bölümsüz üniversite" sisteminin avantajlarını vurgulayarak, örneklerin artırılması gerektiğini söyledi: "Başta girdiği bölümden memnun olmayan öğrenciler -başka üniversitelerden biliyorum-, değiştirmek istiyorlar. Değiştirmeleri çok zor, belli kontejanlar var, çok yüksek puan almaları, belli dersleri yeniden almaları ve zaman kaybetmeleri, tekrar üniversite sınavlarına girmeleri lâzım. Bu hem öğrenciler açısından hem de toplum olarak bir kaynak israfı. Daha esnek, rasyonel şeyler yapacak olanlar, bırakınız yapsınlar. Bunu isteyen çocuklar, oraları tercih etsin. Keşke bu sistemin daha fazla örnekleri olsa".

MÜHENDİSLİKTEN HEYKEL'E...
Program değiştirenlerin oranının yaklaşık yüzde 50 olduğunu belirten Prof. Alpar, ilginç bir örnek de veriyor: "Bu okulda mühendislik diye girip sonradan görsel sanatlar bölümünden heykel üzerine çalışarak çıkan öğrenci de oldu".

YÖK BAŞKANI ÖZCAN NE DEMİŞTİ?
“Bizim ülkemizde hiçbir zaman kabiliyetlerimiz bakımından bir yere yönlendirilmedik. Üniversiteye gidiyoruz hasbel kader. Annemiz, babamız bize bir bölüm söylüyor, orayı yazıyoruz. Bu iyi bir şey değil. O üç üniversitede (Sabancı, Okan ve Işık üniversiteleri) yapılan şey bu. Mekanizmaya biraz da çözüm getiriyor. Yönlendirilmemiş çocuklara son bir şans veriyor. Bir sene ortak dersler alıyorlar. O derslerde seviyeleri yükseliyor. Hem de hangi alanlara ilgileri var onlar tespit ediliyor. Çocuk ikinci yılında istediği alana yönlendiriliyor bu iyi bir şey.

Şimdi bunun sakıncası siz Eşit Ağırlıkla düşük puan gerektiren bir yere giriyorsunuz. Bir sene okuyorsunuz, sizden 30 puan daha yüksek veya sayısalla öğrenci alan bir bölüm gösteriliyor. İlginizin o bölüme olduğunu düşünüyorsunuz. Sizi o bölüme geçiriyorlar. Sonra ne oluyor? Siz 30 puan farkı bir anda kapatmış oluyorsunuz. Sınav türü değiştiriyorsunuz. Eşit ağırlıktan sayısala gidiyorsunuz bizim itiraz ettiğimiz kısım bu. Ya herkese bu sistemi verelim ya da hiç kimseye vermeyelim.”  

Sabancı Üniversitesi Temel Geliştirme Direktörü Prof. Ali Alpar, NTVMSNBC'nin "bölümsüz üniversite" ile ilgili sorularını şöyle yanıtladı:

TÜRKİYE İYİ BİR ÖRNEĞİ KAYBEDER
YÖK Başkanı’nın açıklamasından sonra, Sabancı’daki "bölümsüz üniversite" sistemine son verilirse üniversiteler ve öğrenciler ne kaybeder?
Türkiye iyi bir örneği kaybeder. Ve bu iyi örnek tam başkalarının biz de yapabilsek dedikleri örnek olmaya başlamışken, mezunlarımız akademik ve iş dünyasında çok başarılı olduklarını göstermişken, bundan vazgeçmek anlaşılır birşey değil. Bu kadar iyi bir örnekten vazgeçmek, bence toplumsal değerler bağlamında bir enayilik. Bu Türkiye’nin daha öncede yaptığı, mesela ODTÜ’nün ilk kurulduğu zaman kendine özgü sisteminden çok az şey kaldı, birçoğu YÖK sistemi ve tekdüzeleşme içinde kaybedildi. Boğaziçi ilk yıllarında özgündü, merkezileşme sonunda kaybedildi. Daha da eskiye gidersek, Köy Enstitüleri örneği var.

HAKİM ALIŞKANLIKLARIN DIŞINA ÇIKILMASI RAHATSIZLIK YARATTI
Böyle bir sorgulamanının 10 yıl sonra yapılmasının nedeni ne olabilir? Diğer üniversitelerin bu konuda bir rahatsızlığı mı var, yoksa sorun YÖK’le mi ilgili?
Diğer üniversitelerin kendi bulundukları noktadan bakarak bizimle ilgili olumlu–olumsuz algıları mutlaka vardır. Bu kararın, girişimin arkasındaki dinamiklerin ne olduğunu bilmiyorum. Bu mevzuatla ilgili bir sorun değil. Bu üniversite Türkiye’deki kanunlara göre ve YÖK’ün onayıyla kuruldu. Şimdi olan şey, aradan 10 sene geçtikten sonra, “Bunu niye böyle yapıyorsunuz” diye sonradan sorgulamak. Bunun için arkasında mevzuat, hukuki açıdan sağlam bir zemin olduğunu zannetmiyorum. Böyle bir örnekle kültürel açıdan Türkiye’de hakim bir takım alışkanlıkların dışına çıkılması, bir rahatsızlık, bir reaksiyon yarattı. Bence tartışma 10 sene sonra, şimdi bu yüzden ortaya çıktı.

Üniversite sınavlarına az bir zaman kala böyle bir tartışmanın yapılmış olması, öğrencilerin kafasını karıştırmayacak mı?
Bir negatif etkisi olacak. İnsanların kafası karışacak. Yazık. Açıklıkla bu üniversitede yapılmış bir yatırım, iyi bir örnek var. Öğrencileri dinlediniz, "Sosyal bilimler kötü, mühendislik iyidir" demiyorlar. Veya tam tersini. "Ben bunu denedim, beğenmedim" diyebiliyorlar. Bu bizi cazip kılan en önemli husus. Umarım şu andaki belirsizlik yine bizi düşünen çocukların kafasını karıştırmaz. Çünkü sistem devam ediyor. YÖK, bize yine 625 kontenjan tanıdı. Giriş sisteminde bu aşamadan sonra değişiklik yaparlarsa gereksiz bir kafa karışıklığı olur ama sistem devam ediyor. YÖK’ün seçme kitapçığına bunu nasıl yansıtacağını bilmiyoruz ama hukuki olarak da rasyonel olarak da ne olduğumuzu doğru dürüst tanıtmak, YÖK’e düşen bir görevdir.

ÇOK İDDİALI VE ÖZGÜN BİRŞEY YAPIYORUZ
Sabancı Üniversitesi’nin yaptığı özgün bir model mi?
Bu çok önemli bir nokta. Fen de yaptığımızın benzerini sosyal bilimlerde de yapıyoruz. İnsan ve Toplum dersimiz var; o da burada tasarlanmış bir derstir. Bütün öğrencilerin alacağı ortak müfredat fikri, bize özgü değil. Özellikle Amerika’da Harward, Colombia gibi üniversitelerde var. Fakat bizde özgün olan taraf şu: Oralarda bütün öğrenciler şu kadar fen, bu kadar edebiyat dersi almak zorundadırlar ama bunları kendilerini uygun düzeylerde alırlar. Örneğin, bir edebiyat öğrencisi zor bir fizik dersini almak zorunda değildir. Biz o bakımdan çok iddialı ve özgün birşey yapıyoruz. Çünkü herkese diğer disiplinlerden birşey veriyoruz ama yüksek standartta ve zor versiyonuyla herkese veriyoruz. Bu bakımdan çok iddialı ve çok özgün.

Yahtığımız, Türkiye’de çoğu zaman yapıldığı gibi filan yerde yapılanın aynısını almak değil. Türkiye’ye ve kendimize bir güven faktörü var bunun arkasında. Emek var. Biz oturup okul açılmadan senelerce önce çalıştık. İlk öğrencilerimiz geldiğinde bu derslerimiz hazırdı.

TIP VE HUKUK FAKÜLTELERİNDE UYGULANSIN DİYE BİR SİSTEM GELİŞTİRMİŞ DEĞİLİZ
"Bölümsüz üniversite" sistemi nasıl uygulanıyor?
Biz ne açıdan farklıyız onu anlatırsam reaksiyonun nedenleri de anlaşılır.
“Bölümsüz” demek, idari bir kavram. Öğretim üyelerin ait olduğu bölümler yok. Öğretim üyeleri doğrudan doğruya bir fakülteye bağlılar. BU üniversitenin bürokratik yapısında belli bir verimlilik sağlıyor. Ama her birimizin çalıştığımız, araştırma yaptığımız disiplinlerimiz var. Öğrenciler açısından ise herkesin ihtisaslaşıp, diploma aldığı bir program var. Üniversitede idari bir yapıya tekabül etmediği için biz ona bölüm demiyoruz. Öğrenci belli bir programdan mezun oluyor. Burası küçük bir üniversite. Bu önemli bir nokta. Biz her konuda diploma vermiyoruz. Belli alanlarda seçilmiş programlar var, biz bunlara yatırım yapıyoruz. Bu alanlar içerisinde böyle bir esnekliğe öğrencilere seçme imkanı tanıyoruz. Bizim önümüze getirilen, tamamen ters bir örneği söyliyeyim: “Efendim, bu sistem hukuk ve tıp fakültelerrinde uygulanamaz”, deniyor. Zaten bizde Hukuk Fakültesi, Tıp Fakültesi yok. Tıp ve hukuk fakültelerinde uygulansın diye bir sistem geliştirmiş değiliz. Yani her fakülte her üniversite kendi ihtiyaçlarına göre uygun bir şekilde esneklik gösterse tabii ki iyi olur, bizim sistemimizi herkes uygulasın demiyoruz. Buna gerek de yok.

Temel Geliştirme Programı dediğimiz sistem, ağırlıklı olarak birinci sınıfla ilgili. Benim buradaki işim de Temel Geliştirme Programı’nı yönetmek. Bu program, birinci sınıfta hangi fakülteye girmiş olursa olsun bütün öğrenciler birinci sınıfta aynı altı dersi görüyorlar.

Niye aynı dersleri görüyorlar? Bunun iki amacı var. Bir tanesi, pratik amaçlı. Biz bu öğrencilere üniversiteye girdikten sonra nefes alıp, bir birey olarak ayakta durup daha önce duyduklarını, ailelerin tercihlerini kısmen bir tarafa bırakıp kendi yetenek ve arzularına göre seçme imkanı vermeyi amaçlıyoruz. Pratikte bunun mümkün olabilmesi için, ikinci sınıfta bunu yapabilmek için, hangi dala giderlerse gitsinler devamlarına yeterli olacak bir temel lazım. Bu ne demek? Sonunda mühendislik seçebilecekse çocuk, Mühendislik ikinci sınıftan itibaren derslerini anlayabilmek için gereken fen ve matematik temelini alması lazım. Kimin mühendisliğe gideceği prensip olarak belli değil. O yüzden hepsinin alması gerekiyor.

Aynı şekilde sanat, sosyal bilimler veya yönetim bilimleri fakültesine yönelecekse öğrenci, bu temel yoksa, orada devam edebilmesi için temel bir sosyal bilimler, tarih eğitiminden geçmesi lazım.

İkinci amaç da; kültürel. İnsanların kendi ihtisas kazanacakları, meslek olarak seçecekleri alanların dışında dünyada neler olup bitiyor, kulaklarına bu konularda birşeyler çalınması.

BU ÜNİVERSİTE KOLAY YOLDAN DİPLOMA DAĞITMIYOR
Üniverseteye girişteki puan neden bu kadar belirleyici kabul ediliyor?
Hem nicelik üzerinde duruluyor, hem çok mekanik bir sistem. Herşey üç saatte biten bir sınava endeksleniyor. Bu yüzden orta öğretimi de mahvetmiş vaziyette; bunu herkes söylüyor. Bunun sakıncalarını gidermeye çalışan bir sistem için de “Ama herkes yapamıyorsa, yapmayalım” deniyor. Burada iki yanılgı var: Birincisi şu: Bizim yaptığımız işi sanki eşit ağırlıklı -tırnak içinde, kolay puanla giren- öğrencilere üçkağıtla kaçış yolu, yani kolaydan bunlara hak etmedikleri bir diplomayı, mühendislik diplomasını bizim üniversite veriyor gibi yanlış bir algı var.

Bu üniversite kolay yoldan diploma dağıtıyor falan değil. Birinci yanlış bu. İkinci yanlış şu: Sanki iki türlü beyin var; bir sözel, bir sayısal. “Bunlar birbirinden farklı yaratıklar, birbirinin söylediklerinden bir şey anlamazlar”, "Sözel ve eşit ağırlıklı denen düşük düzeyde bir yaratıktır, değer verilen yerlere geçebilmesine izin verilmemelidir” diye çok katı, kategorize eden bir şey. Toplumların, sosyal bilimlerin çok önemli sosyal sorunları var. Çalışkan ve yetenekli insanların bu alanlara eğilmesi lâzım. Yapılmak istenen, bütün meslekleri, disiplinlerin değerlerini ÖSS’deki puanların şu anda moda olan toplumsal değerlere endekslemek, başka birşey değil. Etrafta bizim bir haksızlık yaptığımız kurgusu sunuluyor. Bu doğru değil.

VASATLIKTA EŞİTLİĞE GÖTÜRÜR
Tek tip anlayışı üniversiteler düzeyinde de bu kadar etkili mi?
Bu yanlız üniversetelerle ilgili bir husus değil, genel zaafiyetimiz. Bu, Türkiye’nin modernleşmesi gerçekleşecekse mutlaka yapmamız gereken bir şey. Modern bir toplum, uzmanlaşma ve diyalog üzerine, esneklik üzerine çalışır. Böyle tek düzelik üzerine çalışan toplumlar totaliter toplumlardır veya vasat, kendi içine kapalı toplumlardır.

Genel sistemin bu tür girişimleri desteklemesi lazım. Hele iyi olduğu söylenen, “Ama bunu herkes uygulayamıyorsa hiç kimse uygulamasın” demek, vasatlıkta eşitliğe götürür.



HERKESE UYGULAMAK YERİNE YOK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR
Işıl Demir: (Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği Programı -4. Sınıf) Bu mantık hatasına gerçekten inanamıyorum. Ben buraya eşit ağırlık puanıyla girdim. Şu an Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği Bilimi son sınıf öğrencisiyim. Hepimiz aynı zorluktaki dersleri gördük. Mühendislik okuyabildiysem, o derslerde gösterdiğim başarıyla mühendisliği seçip okuyabiliyorum. Dolayısıyla bir haksızlık sözkonusu değil. Ben eşit ağırlıkla, Sanat-Sosyal Bilimler girişliyim. Seçimimi değiştirdim. Sözel ve sayısal beyinlerin ayrılması, hiç kabul edemediğim bir şey.

Üniverseteye giriş sistemi, hepimizin nefret ettiği, iyi işlemeyen bir sistem. Bu sistemden sonra öğrenciyi rahatlatan, öğrenciye güven veren tek örnek Sabancı Üniversitesi. Bu kadar güzel bir örneği neden herkese uygulamak yerine yok etmeye çalışıyorlar? Bürokratik tembellik mi bilmiyorum.

Ben fakültemi değiştirip Mühendislik okumaya karar verdim, şimdi Bilgisayar Mühendisliğini bitiriyorum. Bu kararı verdikten sonra ben ne kadar büyük bir zevk aldığımı gördüm. Aldığım bir derste yazdığım makaleyi Amerika’da bir Kongreye gönderdim ve seminerde sunmaya gittim. Orada Türkiye’ye ve lisans öğrencilerini temsil ettim. O koca kongrede bırakın 25 yaşın altında insanı, kadın yoktu. İnsanların eşitliği mi, özgürlükçü ortam mı, demeliyim, ben o Kongreye gitmeyi başarabildiysem eğer, bu ortamın Türkiye’deki diğer üniversitelerde de yaşanmasını istiyorum. Bu sisteme bir zarar gelirse çok büyük bir şey kaybolacak. Buradaki herkes çok mutlu ve bu mutluluğun kaybolmasını istemiyorum.

MUTLU OLDUĞUM İÇİN ÜRETKEN OLDUĞUMA İNANIYORUM
Selen Başol: (Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği Programı- 3. Sınıf))  Eşit ağırlık girişliyim. Ekonomi okuyacaktım; çünkü rol modellerim olan annem ve babam ekonomist. Buraya gelirken kesin ekonomi okuyacağım dedim. Ben şu anda Bilgiisayar Mühendisliği Bölümü 3. sınıfta okuyorum. Ekonomi okuyup mezun olsaydım, mutlu olacağıma inanmıyorum. Çünkü dersleri görerek tanıdıktan sonra bize seçme hakkı tanınıyor. Her dersin içeriğini tanıdıktan sonra seçimimi yaptım. Çok mutluyum. Ve mutlu olduğum için de üretken olduğuma inanıyorum. Bu sene ilk kez Türkiye’ye verilen Anita Borg bursunu, ödülünü kazandım. Bilgisayar Bilimi’nde okuyan bir öğrencinin eşit ağırlıktan giriyor olması eğitimin kalitesinden birşey kaybetmeden yetiştirildiğine güzel bir örnek olmalı.

YÜZÜM GÜLEREK DERSE GİRİYORUM
Ezgi Tekin (Yönetim Bilimleri Programı- 3. Sınıf): Ben de Ben de Mühendislik ve Doğa Bilimleri Program Grubu’ndan geliyorum. Mekatronik ve Bilgisayar Mühendisliği okuyacağımı düşünüyordum ama okudukça gördüm ki, nefret ediyorum. İpten döndüm. Ya hiçbirşeyi yapamadan okulu bırakacaktım, ya başka bir şey seçecektim. Daha sonra ekonomi ve yönetim bilimleri dersleri alırken yönetime çok yatkın olduğumu farkettim. Yönetim Bilimleri Programı’nı tercih ettim. Şimdi orada gayet mutluyum, yüzüm gülerek derse giriyorum.

BEYNİN İKİ LOBUNUN DAHA AZ ÇALIŞANI GİBİ ALGILADILAR
Çağdaş Özbakan: (Toplumsal ve Siyasal Bilimler, 4. Sınıf) İkinci sınıfta Üretim Sistemleri Mühendisliği’ne başladım. Fakat, ÖSS’ye girdiğimde 18 yaşındaydım. 2.sınıfı bitirdiğimde şunu farkettim: Bir insanın 18 yaşında vereceği kararla 20 yaşında vereceği karar arasındaki fark, toplumun gözünde 15 yaşında verilecek kararla 30 yaşanda verilecek karar kadar büyük. Ben 2. sınıfın sonunda gidip, aileme birşey danışmadan kendi gördüklerimden yola çıkarak, bölüm değiştirdiğimi bildirdim. "Ne iş yapacaksın?" dediklerinde, bir mühendis kadar net tanımlamalar yapamıyorsun. Öyle bir cevap veremediğim için onlar, Ali hocamızın dediği gibi, beynin iki lobunun daha az çalışanı gibi algıladılar. Zaten Türkiye’de en büyük sıkıntı sosyal bilimleri, sosyal bilimci olmayanların yapıyor olması. Böyle bir karar verdim. Çalışmıyorsun diyorlardı, şimdi bir oturuşta 8 saat çalışabiliyorum. Ama şu anda derslerde aldığım şeyler dışında birşeyler üretebiliyorum. Devlet üniversitesinde okuyan bir arkadaşım vardı. Şimdi başka bir devlet üniversitesinde okuyor çünkü Bilgisayar mühendisliği okuduktan sonra 3. sınıfta yaptığı şeyin kendine uygun olmadığını farketti ve o saatten sonra istediği bölüme dönüşü ancak ÖSS’ye yeniden girmekle oldu.

MALZEME BİLİMİ MÜHENDİSLİĞİ OKUMAK... 
Gözde Tütüncüoğlu: (Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Programı) Ben, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden girmiştim. Ama hangi program okuyacağım konusunda kesin bir fikrim yoktu. Çünkü diğer tercihlerimin hepsi Tıp’tı. Ben istediğim için değil, ailem istediği için Tıp’tı. Sabancı Üniversitesi’nde seçme şansım olacak, inşallah puanım tutar da girerim diye düşünmüştüm. Okula girdikten sonra bölümleri tanımaya çalıştım. Yazın okulda kalıp Malzeme Bilimi ile ilgili bir proje yaptım. Bölümü çok sevdim ve sonra Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Programı’na geçtim. Mutluyum. Sabancı Üniversitesi’ne gelmeseydim Malzeme Bilimi Mühendisliği okumak herhalde aklıma hiç gelmezdi.

HAYATIM ŞU ANDAKİ GİBİ OLMAZDI
Ahmet Onur Önder: (Üretim Sistemleri Mühendisliği) Ne istediğimi çok bilmiyordum. Lise döneminde de "eşit ağırlık mı okusam, fen mi" ikilemi olan bir öğrenciydim. Öyle olunca ailemle Sabancı için hep birlikte karar verdik. Buraya girdikten sonra birinci sınıf derslerini aldım. Fizik, kimya dersleri aldım ama bunları sevmediğimi, daha ziyade matematiğe ve ekonomiye meğilli olduğumu gördüm ve ikisinin karması olan Endüstri Mühendisliğini seçtim. Başka bir üniversitede Bilgisayar veya Elektroniğe gitseydim, hayatım şu andaki gibi olmazdı gibi geliyor. Burs aldım, yazın Berkeley’e gideceğıim. Seneye Dünya Bankası’nda staj yapacağım. Elektronikte olsaydım aynı şekilde başarılı olabilirmiydim, hiç sanmıyorum.

MUTSUZ MÜHENDİS OLACAKTIM
Mahmut Tosun: (Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Programı- 3.Sınıf) Tercihi ailemle yapmıştım. Okula geldiğimde ya Elektronik ya Mekatronik okurum diyordum. 1. Sınıfta proje yaptıktan sonra Mekatronik’in bana çok uygun olmadığını gördüm. Yurtdışında değişim programlarına katıldım. Orada gördüm ki, malzeme geleeceğin bilimi olacak. 10 sene sonra kendimi nerede görmek istiyorum diye baktım. Malzeme Bilimleri mühendisliğini seçtim. Her bölümü hocalarla yaptığımız projelerle ve ikinci sınıfın başında aldığımız derslerle spesifik olarak tanıyabiliyoruz. Çok mutluyum, bu bölümü seçmeseydim mutsuz mühendis olacaktım.

SOSYAL ALTYAPIM YOKTU, HATTA EKSİDEYDİ
Selcan Tuncay: (Biyoloji Bilimleri ve Biyomühendislik 4. Sınıf) Ben ilkokuldan beri ne okumak istediğimi biliyorum. İlkokuldan sonra Fen Lisesi’ne gittim. Buraya geldiğimde Biyoloji okuyacağımı biliyordum. Bana bu okulun ne faydası oldu? Fen Lisesi mezunu olduğum için hiç bir sosyal altyapım yoktu, hatta eksideydi. Doğru düzgün ne felsefe ne mantık gördük. Hobbes dedikleri zaman neden bahsettiklerini anlamadığım için, öyle bakıyordum. Bir üniversite mezununun sahip olması gereken altyapıyı kazanmış oldum. Biyoloji okuyorum ama buranın interdisipliner yapısı sayesinde matematik yan dal yapabiliyorum. Bunun faydası da, ileride istediğim araştırmaya yönelebilecek olmam.

Sayfa Yükleniyor...